YRD. DOÇ. DR. BARIŞ METİN’LE RUSYA’DA PUTİN’Lİ YENİ DÖNEM ÜZERİNE MÜLAKAT

upa-admin 12 Nisan 2012 4.404 Okunma 0
YRD. DOÇ. DR. BARIŞ METİN’LE RUSYA’DA PUTİN’Lİ YENİ DÖNEM ÜZERİNE MÜLAKAT

Uluslararası Politika Akademisi kurucuları Ahmet Ceylan ve İsa Uslu geçtiğimiz günlerde Politik Psikoloji Derneği adına Uşak Üniversitesi öğretim üyesi ve UPA yazarı Yrd. Doç. Dr. Barış Metin’le “Rusya Federasyonu’nda Vladimir Putin’li Yeni Dönem” temalı bir mülakat gerçekleştirdiler. Bu mülakatı aşağıda bulabilirsiniz.

YRD. DOÇ. DR. BARIŞ METİN’LE RUSYA’DA PUTİN’Lİ YENİ DÖNEM ÜZERİNE MÜLAKAT

Rusya’da geçtiğimiz ay yapılan seçimlerde Putin’in Birleşik Rusya Partisi çok yüksek bir oy oranıyla büyük bir başarı kazandı. Putin ve Medvedev’in ikili değişikliğinin Rusya’nın dış politikasına, İran ve Suriye ile olan ilişkilerine etkisini bölgeyi yakından tanıyan Yrd. Doç. Dr. Barış Metin’e sorduk.

PPD: Rusya’daki son parlamento seçimlerini ana hatlarıyla nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yrd. Doç. Dr. Barış Metin: Aslında Rusya’da yaşayanlar bu sonucu biliyor ve bunu bekliyorlardı. Biliyorsunuz Putin Devlet Başkanı iken Medvedev de onun Başbakanlığını yapıyordu. Bu ikili değişikliğe “tandem” deniyor. Bu sonucu ben de orada yaşamış birisi olarak bekliyordum ama oy oranının bu denli (% 63,67) yükseleceğini beklemiyordum. Zaten bize yani Türkiye medyasına aktarılan resim Putin’in iktidar olacağı ama ilk turda değil de ikinci turda seçilebileceği şeklindeydi. Ama düşünülenin aksine Putin çok yüksek bir oy oranı yakaladı. Bir de biliyorsunuz arkadaşlar bu seçimler Mart ayında yapıldı ama Aralık ayında bir parlamento seçimleri yapıldı ve bu seçimin sonucunda asıl kıyamet burada koptu. Seçim sonucunda Putin’in partisi (Birleşik Rusya Partisi) % 49,39 oy aldı. Böylelikle Putin ve partisi parlamentoda çoğunluğu eline geçirmiş oldu. En yakın takipçisi ise Rusya Komünist Partisi lideri Zyuganov -ki önemli bir siyasetçidir kendisi-. Konuşmalarını dinlerseniz etkili konuşmalar yapabilen birisidir. Ben de ilk gittiğimde Vladimir Jironovski’yi dinlemiştim biraz böyle çocukça konuşuyordu ve daha komik bir tarzı vardı. Liberal Parti’nin başında o vardır Rusya’da. Putin, Medvedev ve Zyuganov’a bakıldığında üçü arasında en etkili konuşan Zyuganov’dur. Ama Aralık ayında gerçekleşen parlamento seçimlerinden düşük oy aldı. Zyuganov ve partisi o seçimlerde % 19,19 oy almıştı. Şimdi ise Devlet Başkanlığı seçiminde Rusya Komünist Partisi % 17,7 oy aldı. Yaklaşık olarak oylarında 2-3 puanlık azalma var. Buradan Komünist Parti’ye oy veren bazı kesimin Devlet Başkanlığı seçimlerinde Putin’e oy verdiği sonucu çıkarılabilir. Ondan daha ilginç olanı ise oy oranlarına bakıldığında Putin’in en yakın rakibiyle arasında büyük bir uçurum olduğudur ki, bu da Rusların istediği temiz bir seçim sloganını yansıtıyor. Kendi şahsımca bir usulsüzlük olabileceğini düşünmedim. Aralık ayında yapılan seçimlerden sonra çıkan spekülasyonları gidermek adına Putin her seçim bölgesine kamera yerleştirmek suretiyle bu duruma açıklık getirdi. Çünkü özellikle Batı kamuoyunda seçimlerde şaibe olacağı ile ilgili çıkan sesleri kısmak istedi ve nihayetinde bunu da başararak büyük bir oy patlamasıyla dünya kamuoyunda da kabul görerek yeniden Devlet Başkanı oldu.

İfade etmek istediğim asıl başka bir nokta ise Putin’in kimden ve nerden oy aldığı konusudur ki en önemli noktadır bence. Bakıldığında şu an Rusya yönetimindeki üç kişi de St. Petersburg’dan. Putin, St.Petersburg Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Medvedev yine St. Petersburg Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Daha sonra ise Putin’in çok güvendiği ve Birleşik Rusya Partisi’nde her geçen gün yıldızı parlayan Valentina Matviyenko ise Meclis Başkanı oldu. Üç ismin ortak noktası St. Petersburg’lu olmaları. Matviyenko daha önce St. Petersburg valisiydi. Ama bu şehirdeki idari egemenlik Putin’in oylarına yansımıyor. Bakarsanız oy dağılımına Birleşik Rusya Partisi istediği sonucu elde edemedi. Mesela en düşük oy oranlarından birisi Petersburg’dan çıktı. Gerçi Petersburg’un her zaman aynı şeyi yaptığını görüyoruz. Genellikle muhalif bir şehir. Ben bizim İzmir’e benzetiyorum biraz. Sadece Putin’e değil, Gorbaçov’a da, Yeltsin’e de muhalifti. Putin en çok oyu taşradan ve Kafkaslar’dan alıyor. Altı çizilmesi gereken nokta Putin’in en yumuşak karnı olarak gördüğü Kafkasya’yı Rusya’ya bağlamasıdır. Rusya veya Putin için en büyük başarı da budur. Rusya 180 farklı etnik grubu bünyesinde barındırmasına rağmen Putin döneminde artık bir Rus üst kimliği, çatısı oluşturdu. Dini ve etnik açıdan çeşitliliğin çok olmasına rağmen bir Rusya kimliği oluşturdu ve bu kimliğin içinde kendi sistemini oturtmayı başardı. Bunu özellikle Kafkaslarda yaptı. Kafkaslarda Dağıstan bölgesi de dâhil en fazla oy Putin’e gidiyor. Bu bir paradoks aslında, Batı Kafkaslardan Rusya’yı köşeye sıkıştırmaya çalışıyor, yumuşak karnı olarak orayı görüyor ama Putin kendisinin ve tabii ki Rusya’nın o bölgedeki egemenliğini her geçen gün pekiştiriyor. Bunu Çeçenistan meselesine baktığınızda daha net görebilirsiniz. Fakat Putin’e yöneltilen suçlamalardan bir tanesi Rus kimliğinden olmayanlara çok ayrıcalık tanıdığı şeklindeydi. Medvedev ister beğenin ister beğenmeyin Rus Devleti ve hükümeti Rus olmayanların haklarını koruyacak ve onlara sahip çıkacaktır şeklinde açıklama yaptı. Mesela Rusya böyle sıkıntılı olduğu bölgelerle merkezi yönetimi futbol gibi aktüel faaliyetlerle bağlamaya çalışıyor. O bölgede zengin, güçlü insanlar seviliyor. Yani Anzhi Kulübü’nün tanınmış futbolcuları yüksek ücretlerle transfer etmeye çalışması da bu yüzdendir. Bir diğer örnek de Putin’in  iki milyon Müslüman’ın yaşadığı Moskova’da bizzat gidip cami açmasıdır. Ayrıca Rusya’da oy dağılımlarını yaş gruplarına göre incelersek Komünist Parti’nin 65 yaş ve üstünden genellikle oy aldığını görüyoruz. Bunun dışında Komünist Partisi’nin oy alabildiği genç nüfus çok az oranda. O bakımdan Zyuganov Sovyetlerden kalan politikalarla devam edemeyeceğini anladı ve liberalleşme eğilimi içerisine girdi. Buna mukabil Putin’de en fazla oyu 20-40 yaş grubu arasından alıyor. Orada kaldığım dönem Medvedev’in seçildiği döneme denk gelmişti. Seçimi gözlemleme imkânım oldu ve gördüm ki genç insanlar şaşmaz bir şekilde oylarını Birleşik Rusya Partisi’nden yana kullanıyorlar. Bizdeki gibi üniversiteye giriş sınavının yeni yeni yapılmaya başlaması ve rektörlerin öğrencileri okula alırken rüşvet almalarının sonlandırılması gençleri Putin’e ve partisine yönlendiriyor. Bunun yanında milliyetçi söylemleri de var Putin’in. Bunu Slav milliyetçiliği üzerinden değil Rusya milliyetçiliği üzerinden yapıyor. Bu söylemler gençlerin hoşuna gidiyor ve mesela Sovyet dönemindeki gibi ABD ile başa çıkabilecek bir Rusya hayal ediyorlar. Rusya ekonomisinin toparlanması ve dünyaya açılmasını istiyorlar.

Birleşik Rusya Partisi on yıldır Rusya’yı yönetiyor ve petrol varil fiyatlarının 150-160 dolar olması Rusların kasasını doldurmasına olanak sağladı. Bu paralar gereksiz yere harcanmıyor. Çünkü Rusya’da aslolan insan değildir, aslolan devlettir. Peki, ne yapıyorlar parayı? Fabrika açmıyorlar, sanayi kurmuyorlar. Putin kol gücüne dayanan (atıl) sanayiye para yatırmıyor. Asıl yatırımı bizim de örnek alabileceğimiz şekilde ‘yeni dünya teknolojisine’ yapıyorlar. Yani bunlar hizmet sektörü, yazılım sektörü ve uzay sektörü şeklinde sıralanabilir. Ayrıca silah sektörüne çok büyük paralar harcıyorlar. Bunun yanında Rusya’nın coğrafi konumu itibariyle diğer önemli görülen sektör enerji sektörü. Putin enerji sektörünün tekelleşmesine çok büyük önem veriyor. Bu dönemde Putin’in önem verdiği bir diğer bölge de Sibirya bölgesi. Çünkü bu bölge en bakir petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip. Ana ekonomik hedefleri, planları, atılımları bu yönde. En büyük silahı ise gaz. Hatta gaz kaynaklarının ötesinde gaz politikasına sahipler. Mesela gaz üzerinden Ukrayna’yı köşeye sıkıştırdılar ve turuncu devrim gaz politikası nedeniyle sona erdi.

PPD: Vladimir Putin’in ezici bir sonuç ile tekrar iktidara gelmesinin, yeni dönemde Rus dış politikasına ve Türk-Rus ilişkilerine ne gibi etkileri olabilir?

Yrd. Doç. Dr. Barış Metin: Bu konuya Avrasya Birliği’nden başlamakta fayda var. Hatta bazı kesimler buna ‘Av-Rusya’ Birliği de diyor. Avrupa Birliği projesi tuttu birlik projeleri arka arkaya gelmeye başladı. Fransa’nın oluşturmaya çalıştığı Afrika ve Akdeniz Birliği gibi. Şimdi Putin işi biraz daha ileri götürdü ve Avrasya Birliği’nin 1 Ocak 2015 tarihinde faaliyetlerine başlayacağını ifade etti. Zaten “Şanghay Altılısı” diye bilinen oluşuma bir iki ülkenin ilave edilmesiyle bunu yapabilir. Bu ülkeleri  birliğe katma konusunda Putin’in en çok sıkıntı yaşayacağı bölge Azerbaycan bölgesidir. 1991-2011 yılları arasındaki 20 yıllık süreçte öyle ya da böyle Azerbaycan Batı ile entegre olma sürecine girmiştir. Bence bugünlerde Eurovision Şarkı Yarışması’nın Bakü’de ve Euro 2012 Futbol Şampiyonası’nın Ukrayna-Polonya’da yapılması tesadüf değildir. Bunlar mutlaka Batı ile entegre olacak bölgelerin teşvik edilmesi içindir.

Bana göre arzular bizim algılamalarımızı etkiliyor. Bence Medvedev’in dış politika anlayışı ile Putin’in dış politikası arasında çok keskin bir kırılma olmaz. Ama Avrupa Medvedev’i istiyor daha çok. Belki de bu Medvedev’in tavrından dolayı. Yani onun daha ılımlı olmasından kaynaklanıyor. Ancak Putin daha çok Doğu ile ilgileneceğini deklare etti. Osmanlı Devleti döneminde Yavuz Sultan Selim’in Doğu ile, Fatih Sultan Mehmet’in ise Batı ile ilgilenmesine benziyor. Mesela Medvedev Avrupa Birliği ile koşullu ortaklığı kabul edebileceği imajı veriyordu. Yani Avrupa Birliği ile Rusya’nın bazı alanlarda ortak işbirliği yapabileceği gibi yumuşak söylemleri vardı. Sanırım Putin bunları ifade etmeyecek. Eğer bu Avrasya modeli gerçekleşirse Putin Doğu ile ilgilenecek. Zaten dünyanın merkezi de artık Doğu’da. Mesela Akdeniz Havzası bütün Anglosakson emperyalizminin arka bahçesi oldu. 18. yüzyıldan sonra ve Süveyş Kanalı açıldıktan itibaren İngilizlerin eline geçti. Şimdi ise Suriye daha sonra İran, zaten Afganistan ve Irak bu işe giriş kapısıydı. Muhtemel ki geçmişte bu Akdeniz havzasını bozup yeniden planlayanlar Türk Dünyası’na doğru yöneleceklerdir. Nihai hedefin Rusya’dan algılanma şekli de bu yöndeydi. Rusya ile Çin arasına Türk Dünyası ve Moğolistan bölgesine girmekti ki zaten ABD bunu yapamazsa bölgede yok olur. Bu bölgeyi elinde tutamayan dünyayı elinde tutamaz.

Soğuk Savaş’ı kazanan ABD’nin 21. yüzyılda da üstünlüğünü sürdürebilmesi için Akdeniz havzası ve Avrasya denilen bölgeyi Çin ve Rusya’ya bırakmaması lazım. ABD de bu durumun farkında çünkü burası enerji koridorlarının geçiş noktası ve enerji kaynaklarının merkezi. Bu nedenle Putin de bu bölgeye fazlasıyla yoğunlaşacaktır. Zaten son zamanlarda Rusya’nın sesi Libya ve sonrasında Suriye meselesinde eskisinden çok çıkmaya başladı. Suriye konusunda Birleşmiş Milletler’deki Çin ile birlikte kullandığı veto hakkı bunun en iyi örneğidir. Putin döneminde Rus dış politikasının iki ülke üzerinde yoğunlaşacağını düşünüyorum. Bunlar Gürcistan ki orada yakında seçimler var. Daha sonra Ukrayna üzerine yoğunlaşacak. Buradan da Avrasya Birliği meselesini gerçekleştirmeye çalışacaktır.

PPD: Rusya’nın Suriye ve İran politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeni dönemde Rusya Putin liderliğinde Suriye’de olası bir rejim değişikliğine ve İran’ın nükleer programına devam etmesine nasıl bakacaktır?

Yrd. Doç. Dr. Barış Metin: İran meselesinden başlamak istiyorum. Kanımca İran’ın bölgedeki en önemli partneri Rusya değil. Galiba İran’ın en önemli partneri Çin. Türkiye’de medya bunu çok fazla dillendirmiyor. Ama Ortadoğu’da da Rusya’nın en önemli partneri Suriye. Bunun tarihsel temelleri 1950’lere dayanıyor. Suriye’de II. Dünya Savaşı sonrası artan anti-emperyalist söylemler ve düşünceler Sovyetlerin hoşuna gidiyor. Sovyetler buraya yöneliyor ve iki ülke arasında birbiri ardına dostluk anlaşmaları, saldırmazlık anlaşmaları imzalanıyor. Gorbaçov döneminde bile böyle. Hatta Gorbaçov döneminde Hafız Esad’ın Sovyetlerin en yakın müttefiki olduğu bilinen bir gerçek. Sonra Gorbaçov dağılma dönemine girdiğinde açıklık ve yeniden yapılanma politikaları uyguluyor ve bu İsrail ile yakınlaşmaya neden oluyor. Bunun sonucunda Rusya-Suriye ilişkileri kısmen soğudu, ta ki 1995 yılına kadar. 1995’de Yeltsin döneminde tekrar saldırmazlık ve silah satış anlaşması var. Çünkü o dönemde Suriye Fransa’ya kaymak üzere ve Suriye’yi Batı’ya kaptırmamak için Rusya düşük fiyattan Suriye’ye silah satışı yapıyor. Hatta Sovyetler döneminden kalan borçlarına rağmen. 13,4 milyar dolar borcun % 73’ü 2005 yılında Rusya tarafından silindi. Geri kalan kısmını Rusya taksitlere bağladı. Bunun karşılığında da bugün tartıştığımız Tartus Limanı’nı Suriye Akdeniz’de bir üs olarak Rusya’ya verdi. Dediğim gibi Ortadoğu’da Rusya’nın en yakın müttefiki Suriye’dir. Esad yönetiminin değişmesi Rusların Akdeniz’de var olma politika ve imkânlarının sonu olabilir. Bundan dolayı Rusya Suriye’deki rejimin yıkılmasını istemiyor. Rusya Suriye’de görünürde reformlar yapılarak bu sürecin geçiştirilebileceğini düşünüyor.

İran’ın nükleer programında Rusya’nın büyük desteği var. Bilimsel destek düzeyinde önemli katkılar söz konusu. Bu alanda çalışan bilim insanları bizzat gidip Rusya’da eğitim alıyor ve kendi ülkesi adına çalışıyor. Bir defa uranyum zenginleştiren ülkeler ne oluyor ona bakmak lazım. Dokunulmaz oluyor ve ABD’nin manipülasyonundan muaf kalıyor. Şimdi Rusya’nın İran’ı yüzde yüz bağımsız kılacak politikalara gireceğini zannetmiyorum. Çünkü tarihe baktığımızda Kafkasya’da egemenlik yarışına giren üç millet vardır. Bunlar Türkler, Ruslar ve Acemlerdir. Diğer yandan ABD de Rusya’nın İran’ı bu denli şekillendirmesini istemiyor ve bunu önlemek için gözdağı veriyor.

PPD: Enerji politikaları rekabeti bağlamında Mavi Akım ve Nabucco projelerinin geldikleri son noktayı ve siyasete etkilerini değerlendirir misiniz?

Yrd. Doç. Dr. Barış Metin: Çok iyi bildiğim bir konu değil ama gazetelere yansıyan hususları kaynak alarak söyleyeyim. Bence Rusya’nın en önemli silahı özellikle doğalgazın Avrupa’ya ulaştırılma yolları. Belarus ve Ukrayna’yı bu konu üzerinden köşeye sıkıştırabiliyor. Çeşitli alternatif gaz ulaştırma vasıtaları ve coğrafyaları geliştiriyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta Avrupa ülkelerinin Gazprom şirketine kota uygulamaları. Ama geçmişte Rusya bu sorunu İtalya ve Berlusconi üzerinden çözüyordu. Avrupa’da kurulan paravan şirketler üzerinden Avrupa’ya gaz satıyordu. Avrupa’nın da bu gaza ihtiyacı vardı. Aslında bu iki taraflı çıkarların korunması anlamına geliyordu. Ancak bunu Almanya biraz alenileştirdi. AB’den ayrı olarak Merkel ve Medvedev özellikle Polonya üzerinden gelecek bir hatla Almanya’ya gaz satılması konusunda anlaştılar. Sanırım iki yıl içerisinde Baltık Denizi üzerinden Almanya’ya gaz ulaştıracak boru hattı inşa edilecek. Böylelikle AB’nin Rus gazına uygulamaya çalıştığı kota da bizatihi AB’nin en önemli ülkesi olan Almanya tarafından delinecek. Rusya’nın bu gaz kartı daha da güçlü politikalar belirleyecek düzeyde Rusya tarafından kullanılacaktır. Türkiye, Ukrayna ve AB’ne dair bu kartı kullandı ve kullanmaya devam edecektir.

PPD: Bu keyifli sohbet için size çok teşekkür ediyoruz.

Yrd. Doç. Dr. Barış Metin: Ben de size teşekkür ederim.

Röportaj: Ahmet CEYLAN – İsa USLU, 26 Mart 2012, Uşak Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Barış Metin: Yrd. Doç. Dr. Barış Metin 06.04.1978 Uşak doğumludur. Dumlupınar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünden 2000 yılında mezun oldu. 2001 yılında Afyon Kocatepe Üniversitesi Uşak Eğitim Fakültesi, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği bölümünde Araştırma Görevlisi oldu. 2003 yılında Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlköğretim Anabilim dalında “Afyon Basınında Harf İnkılâbının Yansımaları” başlıklı tezle yüksek lisansını tamamladı. 2004 Yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih bölümü, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Anabilim dalında doktora eğitimine başladı. 2007 yılında “Birinci Dünya Savaşı’nda İran Coğrafyasında Etnik, Dini ve Siyasi Nüfuz Mücadeleleri” başlıklı tezle doktorayı tamamladı. Doktora tezi araştırma esnasında Ankara Genel Kurmay Başkanlığı ATASE arşivinde çalıştı. 2008 yılında Uşak Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bölümü’ne Yardımcı Doçent olarak atandı. 2008 yılı Eylül ayında Rusya Hükümeti Bursu ile St. Petersburg Herzen Devlet Pedagoji Üniversitesi’nde Rusça öğrenimine başladı. İki yıl Rusya’da kaldı. Rusya’da çeşitli Rus arşivlerinde ve milli kütüphanesinde Türk-Rus ilişkilerine dair araştırma yaptı. 2009 yılında 5 yıllığına Türk Askeri Tarih Kurulu üyeliğine seçildi. Türkiye Cumhuriyeti tarihi ve Birinci Dünya Savaşı, Kafkasya, Türk-Rus ilişkileri konuları uzmanlık alanıdır. Önemli sayıda ulusal ve uluslararası yayını mevcuttur. Halen Uşak Üniversitesi’nde Öğretim Üyesi (Yardımcı Doçent) olarak çalışmaktadır. İngilizce ve iyi derecede Rusça bilmektedir.

Kaynak: http://www.ppd.org.tr/mulakat/68-rusyadaputinliyenidonemuzerine

 

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.