BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE BİRLEŞMİŞ ÇIKARLAR

upa-admin 01 Ocak 2013 2.257 Okunma 0
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE BİRLEŞMİŞ ÇIKARLAR

Birleşmiş Milletler Örgütü 24 Ekim 1945’te kurulmuş dünya barışını, güvenliğini korumak ve uluslar arasında ekonomik, toplumsal ve kültürel bir iş birliği oluşturmak için kurulan uluslararası bir örgüttür. Birleşmiş Milletler kendini “adalet ve güvenliği,ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş küresel bir kuruluş” olarak tanımlamaktadır. Uluslararası İlişkilerde, kuvvet kullanılmasını evrensel düzeyde yasaklayan ilk antlaşma Birleşmiş Milletler Antlaşması’dır. Birleşmiş Milletler (United Nations) tabiri ilk olarak Franklin D. Roosevelt tarafından 2. Dünya Savaşı sırasında müttefik ülkeler için kullanılmıştır. İlk resmi kullanımı ise 1 Ocak 1942 yılında Birleşmiş Milletler’in beyannamesinde ve Atlantik Bildirisi’ndedir. Bu tarihten sonra müttefik devletleri kendilerini “United Nations Fighting Forces” olarak adlandırmışlardır.[1]

2. Dünya Savaşı’nın galip devletleri yeni bir dünya düzeni kurabilmek ve yeni bir felaketin önüne geçebilmek için yeni bir uluslararası örgütün kurulmasını zaruri olarak görmüşlerdir. İlk deneyimleri olan Milletler Cemiyeti, bu düşünceyi gerçekleştirmede tam anlamıyla yetersiz kalmıştır. Çünkü 1. Dünya Savaşı’nın galip devletleri dünyanın barışı için değil, kendi çıkarları için bu örgütü kullanmışlardır ve bunun sonucunda ağır sözleşmeler yapan yenilen devletler (özellikle Almanya) bu durumdan kurtulabilmek için 2. Dünya Savaşı’na zemin hazırlamışlardır. Savaşın sonucunda Nazi Almanyası’nın başını çektiği Mihver Devletler Müttefik Devletlere yenilmiştir. Savaşın sonunda ise Müttefik Devletler Milleler Cemiyeti’nin devamı ve aynı misyonda olan yeni bir örgüt kurmuşlardır: Birleşmiş Milletler Örgütü… Galip ülkeler Milletler Cemiyeti’ndeki gibi yenilen devletlere kötü davranılmamış ve aynı hataları yapmamışlardır. Aksine bu devletleri tekrar uluslararası sisteme entegre etmeye çalışmışlardır.

Savaş bittikten sonra Orta Avrupa kadar yayılan sosyalizm, Avrupa ve ABD için tehdit oluşturmuş ve Winston Churchill’in deyimiyle Avrupa’ya “Demir Perde (iron curtain)” çökmüştür. Ve çok geçmeden Soğuk Savaş da başlamıştır. Çin’in üyeliğindeki vetoyu kaldıran ABD, örgütte söz sahibi konumda 2 sosyalist devlet olmasını sağlamıştır. Örgüt içerisinde o dönemlerde 5 daimi üyenin 3’ü kapitalist düzenin savunucusu, 2’si ise sosyalist düzenin savunucularıdır. Soğuk Savaş örgüt içerisinde ise hissedilir bir derecededir. Örgütün çalışmalarında bundan dolayı bazen aksamalar olmuştur. Yani çıkarlar dünya barışından hep daha önce gelmiştir.

Soğuk Savaş’ın bitmesi ve Sovyetler Birliği’nin çökmesi dünyada yeni bir düzenin inşasını gerektirmiştir. Ve örgüt için de bu gereklidir. Yeni dünya sisteminin gerektirdiği gibi yeni adıyla Rusya Federasyonu serbest piyasa ekonomisine geçmiş ve BM’de Sovyetler Birliği’nin yerini almıştır. Böylece örgüt içerisinde kapitalist devlet sayısı 4’e çıkmıştır. Çin ise kapitalizmi sosyalist düzene entegre etmiştir ve Komünist Parti iktidarına karşın artık yarı-kapitalist devlet düzeyindedir. Bu durumdan sonra artık örgüt içerisinde devletler arası çatışmadan çok, bu üyelerin birlikte olan çıkarları söz konusudur. Örgüt içerisinde veya uluslararası sistemde bir bloklaşma ve bu blokların çıkarları söz konusu değildir. Tamamen bu ülkelerin dünya üzerindeki hâkimiyetlerinin çıkarları söz konusudur ve bu çıkarlar ortaktır.

Bu örgütün amacı dünya barışını sağlamak ve dünya güvenliğini korumaktır. Lakin görünen başkadır. Dünya barışını sağlamak için yapılması gereken iş silahsızlanmayı daha geniş kapsamda ele almalarıdır. Ama silah ticareti silah tacirleri tarafından Ortadoğu ve Afrika’daki çatışma bölgelerine yoğun olarak yapılmaktadır. Her ne kadar silah ticareti bu tacirler tarafından yapılsa da, dünya silah ticaretinde Birleşik Krallık, ABD, Fransa, Rusya ve Çin ilk sıradadırlar. Özellikle bu ülkeler silahlarını Ortadoğu, Güneydoğu Asya ve Afrika ülkelerine satmaktadırlar. Bu ülkeler dünya barışını sağlamak için Birleşmiş Milletler’in daimi üyesidirler yani örgüt içerisinde söz sahibidirler. Demek ki çıkarlar yine barıştan önce gelmektedir. Aslında bunun örneğini bu devletler Milletler Cemiyeti’ndeki faaliyetlerinde de göstermişlerdi. Biz ise bunu Soğuk Savaş bittikten sonra görebildik.

ABD dünya silah üretiminin en büyük merkezi. Ardından ise İngiltere ve Rusya geliyor. Ortadoğu dünyanın en büyük silah müşterisi. Silah satışı, tabii kaynaklar mukabilinde oluyor. ABD’deki silah ticaretini Dick Cheney ve eşi yapıyor. Rusya’da Devlet Başkanı Vladimir Putin de silah ticareti alanında kurulan özel komitenin başında.[2] ABD’nin yıllık silah ticaret hacmi 66,3 milyar dolar, Rusya, Çin ve AB ülkelerinin ise 4,8 milyar dolar.[3] Moskova bölgesindeki Jukovskiy kentinde yapılan “Makina sanayiinde uygulanan teknolojiler” konulu uluslararası forumda “BraMos” şirketi genel müdürü Şivatanu Pillay şunları söylemiştir. “Geçen yıl ihracatımızın tutarı 13 milyar 500 milyon dolardı. 70 ülkenin kuruluşlarıyla askeri-teknolojik işbirliği yapıyoruz. Hindistan, Çin, Vietnam, diğer Asya Pasifik bölgesi ülkeleri ve Ortadoğu ülkelerinin işletmeleri başlıca ortaklarımızdır. Venezüella, Brezilya, Peru dahil Latin Amerika ülkelerinin işletmeleriyle de işbirliği yapıyoruz. Son yıllarda Arjantin, Bruney, Butan’la işbirliği yapmaya başladık. Myanmar ile askeri- teknolojik ilişkilerimizi güçlendiriyoruz.”[4]

Birleşik Krallığın “300 bin kişiye istihdam sağlayan büyük bir silah sanayisi ülkesi” olduğuna temas eden Başbakan David Cameron ise, Otokratik rejimlerle yönetilen ülkeler de kendilerini savunma hakkına sahiptirler ve bizim de bu ülkelere silah satma hakkımız son derece meşrudur demiştir.[5] Eğer gerçekten amaç barış sağlamaksa, bu ülkelerin silah ticaretini kısıtlamaları, silahsızlanmayı teşvik etmeleri gerekmektedir. Bunun olması ise pek mümkün görünmüyor. Çünkü dünyada çatışma bitmeyecektir. Mutlaka bu çatışmaların kaynağını sağlayabilmek için taraflar silah ticaretinde bulunacaklardır. Bu ticaret birbirlerini üstün konuma getirmek için olacaktır ve öyle bir hal alacaktır ki silah teknolojisi inanılmaz düzeye çıkacaktır. Bu da insanlar için iç acıcı bir durum olmayacaktır. “Ateşi ancak ateş söndürür” sözü belki bu durum için geçerli olacaktır. Militarizmi belki de ancak savaşlar durduracaktır…

“3. Dünya Savaşı’nda hangi silahların kullanılacağını bilmiyorum ama 4. Dünya Savaşı’nda taş ve sopalar olacağını biliyorum.” – Albert Einstein

Murat ÇİÇEK/UPA Eskişehir Anadolu Üniversitesi Temsilcisi

KAYNAKLAR

[1] “Birleşmiş Milletler” başlıklı yazı, Vikipedi, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Birle%C5%9Fmi%C5%9F_milletler.

[2] “Dünya Silah Ticareti” başlıklı yazı, akreportal.net, Erişim Adresi: http://akreportal.net/derin-konular/dunya-silah-ticareti-t24058.html.

[3] Mesut KARİP, Milliyet Blog, 01.09.2012, Dünya Silah Ticaretinden En Fazla Kim Yararlanıyor? En Fazla Silah Alan Ülke Neresi?, Erişim Adresi: http://blog.milliyet.com.tr/dunya-silah-ticaretinden-en-fazla-kim-yararlaniyor–en-fazla-silah-alan-ulke-neresi-/Blog/?BlogNo=377141.

[4] “Rusya Dünya Silah Piyasasındaki Liderliğini Koruyor” başlıklı haber, 26.06.2012, Rusya’nın Sesi, Erişim Adresi: http://turkish.ruvr.ru/2012_06_28/Rusya-silah-piyasa/.

[5] “Silah ihracatımız meşrudur!” başlıklı haber, 05.11.2012, İnternet Haber, Erişim Adresi: http://www.internethaber.com/silah-askeri-sozlesme-arap-savunma-basbakan-korfez-ingiltere-sanayi-adet-nato-ca-474135h.htm.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.