KİTAP ÖZETİ: ROBERTH DAHL’DAN “DEMOKRASİ ÜZERİNE”

upa-admin 19 Şubat 2013 19.895 Okunma 1
KİTAP ÖZETİ: ROBERTH DAHL’DAN “DEMOKRASİ ÜZERİNE”

Robert A. Dahl

Dahl, modern siyaset biliminin ve düşüncesinin önde gelen teorisyenlerinden birisidir. Dahl, uluslararası akademik dünyada, özellikle demokrasi üzerine yaptığı çalışmalarla bilinmektedir. Başlıca kitapları şunlardır: A Preface to Democratic Theory (University of Chicago Press, 1956), Polyarchy: Participation and Opposition (Yale University Press, 1971), Dilemmas of Pluralist Democracy: Autonomy versus Control (Yale University Press, 1982), A Preface to Economic Democracy (University of California Press, 1985), Democracy and Its Critics (Yale University Press, 1989).

Dahl’a göre, demokrasinin nihayetinde bütün dünya üzerindeki insanların desteğini kazanmıştır. Dahl, ayrıca burada fanatik milliyetçilikle ve kökten dincilikle ilgisi bulunan antidemokratik inançların ve hareketlerin sürdüğünü belirtmektedir. Yazar bu bölümde,  sayıları neredeyse iki yüze ulaşan dünya ülkelerini demokratik olmayan, yeni demokratikleşmiş ve eski ve göreceli olarak köklü bir demokrasiye sahip olan hükümetleri bulunanlar olarak sınıflandırdığımız zaman her grubun çeşitli sorunlarla karşı karşıya olduğunu söylemektedir. Demokratik olmayan ülkeler için zorluk demokrasiye geçip geçemeyecekleri veya nasıl geçecekleridir. Yeni demokrasiler için zorluğu, yeni demokratik yöntemlerin ve kurumların zaman, politik fikir ayrılıkları ve krizlerle mücadele etmek için hangi biçimde güçlendirileceği veya bazı siyaset bilimcilerinin ifade ettiği gibi nasıl pekiştirileceği oluşturmaktadır. Eski demokrasilerin durumunda ise zorluk, demokrasilerini mükemmel bir hale getirmek ve derinleşmeyi sağlamaktır. Dahl, bu bölümde son olarak şunu söylemektedir; demokrasi en genel anlamıyla antik dönemden miras kalmış olmasına rağmen, kendisinin bu kitapta bahsedeceği demokrasi türünün yirminci yüzyılın bir ürünü olduğudur.

Yazara göre demokrasi 2500 yıldan beri bir tartışma konusudur. Dahl, demokrasi tarihini, dümdüz ve neredeyse sonsuz, sonunda onu bugünkü yüksekliğine getirecek olan uzun tırmanışa geçinceye kadar yalnızca birkaç tepe olan bir çölü aşan gezginin yoluna benzetmektedir. Demokrasi de ateş gibi, resim çizmek ya da yazı yazmak gibi birden çok defa ve birden fazla yerde icat edilmiş gibi görünmektedir. Dahl’a göre ilkel demokrasi daha gelişmiş bir halde, yeniden icat edilmiştir. Bununla ilgili en kayda değer gelişmeler, üçü Akdeniz’de ( Yunan, Roma ve İtalya) geri kalanı Kuzey Avrupa’da olmak üzere, Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Yunanca demos (insanlar) ve kratos (yönetmek) sözcüklerini bir araya getirerek demokrasi veya demokratia kavramını ilk kullananlar Yunanlılar, büyük ihtimalle Atinalılar olmuştur. Demos kelimesinin Atina’da genellikle tüm Atinalılar, bazen de halk, hatta kimi zaman yalnızca fakir insanlar manasına gelmesi de ilginç bir durumdur.

Yazara göre, 18. yüzyılın ilk zamanlarında Avrupa’da gün yüzüne çıkan politik fikirlerin ve uygulamaların, daha sonraki demokratik inançların ve kurumların önemli unsurlarını oluşturmasıdır. Dahl, bir ülkede, ulusta veya ulus devlette, özgür vatandaşların rızasını garanti altına almak için birçok seviyede- yerel, ulusal hatta belki eyaletler, bölgeler ve diğer ara düzeylerde-seçilmiş temsilci yasama kurullarının veya parlamentoların var olması gerektiğine değinmektedir. Dahl’a göre o zaman için bile bazı şeyler hâlâ eksikti. Bunlardan ilki, en iyi başlangıçları yapan ülkelerde bile demokrasiye engel olan çok büyük eşitsizliklerin varlığıydı. İkincisi ise, meclisler ve parlamentolar mevcut olsalar bile en temel demokratik standartlara uyum göstermiyorlardı. Parlamentolar çoğu zaman kralla denk tutulamazdı. Üçüncüsüyse, “halk”ın temsilcileri halkın tamamını temsil etmiyorlardı. Her şeyden önce özgür insanlar sadece erkeklerdi. Son olarak 18. yüzyıl ve sonrasına kadar demokratik düşünceler çok yaygın olarak paylaşılmıyor ve hatta tam olarak da anlaşılmıyordu. Bütün ülkelerde eşitlik mantığı ancak çok ayrıcalıklı bir grup arasında geçerli durumdaydı.

Yazara göre demokrasiyi tartışırken en fazla kafaları karıştıran konunun “demokrasi” kelimesinin hem bir ideali hem de bir gerçeği anlatmasıdır. Dahl, demokratik ideallerin, hedeflerin ve demokratik gerçeklerin birbiriyle nasıl bir ilişkide oldukları anlamanın gerekli olduğunun altını çizmektedir. Yazar, demokrasi nedir, demokrasi ne anlama gelir, bir başka deyişle bir hükümetin demokratik olup olmadığını anlamak için ne gibi standartlarımız olmalı sorularını ortaya koyduktan sonra bir Tablo oluşturarak burada Temel Unsurları belirtmektedir. Bunları İdeal ve Gerçek diye ikiye ayırmaktadır.

Yazar, birtakım kurumların varlığının elzem olması, onların kusursuz demokrasiye ulaşmak için yeterli oldukları anlamına gelmediğini vurgulamaktadır. Dahl’a göre her demokratik ülkede, varolan demokrasi ve ideal demokrasi arasında kayda değer bir boşluk mevcuttur. Yazarın düşüncesine göre bu boşluk bizi önemli bir sorunla baş başa bırakır; “demokratik” ülkeleri daha demokratik hale getirmenin bir yolunu bulabilir miyiz?

Dahl’a göre demokratik sürecin beş temel standardı; etkin katılım, oy kullanma eşitliği, bilgi edinebilme, gündemin kontrolü ve yetişkinlerin dâhil olmasıdır. Yazara göre demokrasi yukarıda belirtilen beş imkânı sağlamaktadır. Dahl, devletin üstün zorlayıcı araçlarıyla, üstünde yönetme hakkına sahip olduğunu iddia ettiği bütün herkesin güvenliğini onun kurallarına itaat ettikleri ölçüde garanti altına alabilmesiyle farklı olan çok özel bir birlik olduğunu düşünmektedir. İnsanlar ise hükümetten bahsederken normal şartlarda kendilerini yargılama hakkı olan devletin hükümetinden bahsederler. Dahl’ın bu bölümde vurguladığı bir husus, uzun zamandan beri demokratik fikirlerin merkez noktasının devlet olduğudur. Yazara göre Antik Yunan ve Roma’daki başlangıcından itibaren, çoğunlukla demokrasinin temel özellikleri olarak görülen politik kurumlar esasen devletlerin yönetimlerini demokratikleştirmek amacıyla geliştirilmiştir.

Yazar demokrasi terimini, ideal hükümetlerle değil, daha önceki bölümde ortaya konan ölçütlere tam olmasa da belirli bir noktaya kadar uyan mevcut hükümetler için kullanacağını belirterek giriş kısmında aşağıdaki şu soruları sormuştur. Bunlar;

  1. Neden demokrasiyi desteklemeliyiz?
  2. Daha belirli olarak, neden devleti yönetmek için demokrasi desteklemeliyiz?
  3. Bir devleti yönetmenin daha iyi yolları yok mu?
  4. Demokratik olmayan bir hükümet daha mı iyi olurdu?

Dahl’a göre demokrasinin uygulanabilir herhangi bir alternatifine göre en az on avantajı bulunmaktadır. Bunlar aşağıda yer almaktadır;

  1. Demokrasi, zalim ve kötü otokratların yönetime geçmesini engellemeye yardımcı olur.
  2. Demokrasi, vatandaşlarına demokratik olmayan sistemlerin sağlamadığı ve sağlayamayacağı pek çok temel hakkı sağlamayı garanti eder.
  3. Demokrasi, vatandaşlarına mümkün olan alternatiflerinden daha geniş bir kişisel özgürlük alanı sağlar.
  4. Demokrasi, insanların kendi temel çıkarlarını korumalarına yardımcı olur.
  5. Sadece demokratik bir hükümet insanların kendi kaderini tayin etme özgürlüklerini yaşayabilmeleri, yani kendi seçtikleri kanunlar uyarınca yaşayabilmeleri için azami fırsatı tanıyabilir.
  6. Sadece demokratik bir hükümet ahlaki sorumlulukların yerine getirilebilmesi için azami fırsatı tanıyabilir.
  7. Demokrasi, insani gelişimi, mümkün olan herhangi bir alternatifinden daha çok destekler.
  8. Sadece demokratik bir yönetim göreceli olarak daha çok siyasal eşitlik sağlar.
  9. Modern temsili demokrasiler birbirleriyle savaşmazlar.
  10. Demokratik bir yönetime sahip olan ülkeler demokratik olmayanlardan daha zengindir.

Yazara göre demokrasi vatandaşların mutlu, zengin, sağlıklı, akıllı, barışçı veya adil olacakları konusunda teminat veremez. Bu hedeflere varmak demokratik hükümetler dâhilinde, hiçbir hükümetin gerçekleştirebileceği bir durum değildir. Buna ilaveten, demokrasi her zaman ideallerden daha azının gerçekleşmesini sağlamıştır. Dahl, bu bölümde şu sonuca varmıştır: yukarıda sayılan bütün bu avantajlarıyla demokrasi, çoğumuz için herhangi bir alternatiften çok daha iyi bir seçimdir.

1776’da Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin yazarları metinde şu ifadeleri kullanmışlardır: “ahlaki bir yargı olarak, bir insanın hayatının, özgürlüğünün ve mutluluğunun başka bir insanın hayatından, özgürlüğünden ve mutluluğundan özsel olarak daha değerli ya da az değerli olmadığı konusunda ısrarcıyız. Bunun sonucu olarak, her insana, hayat, özgürlük, mutluluk ve diğer temel faydalar ve çıkarlar konusunda eşit talepte bulunuyorlarmışçasına davranmamız gerektiğini söylüyoruz.” Yazar bu ahlaki yargıyı özsel eşitlik olarak adlandırmaktadır. Dahl’a göre hükümet bir karar verirken, bu kararın etkileyebileceği bütün insanların iyiliğine ve çıkarlarına aynı derecede özen göstermelidir. Dahl bu bölümde, bu ilkenin neden benimsenmesi gerektiğini ahlaki ve dini nedenlere, alternatif ilkelerin zayıflığına, basiret ve kabul edilebilirlik gibi faktörler çerçevesinde açıklamaya çalışmaktadır.

Yazara göre bir devlet yönetimi yalnızca büyük yararlar sağlamadığı, aynı zamanda büyük zararlara da yol açabildiği için, basiret, hükümetin olağanüstü kapasitesinin ne yönde kullanılacağına dair dikkatli bir tedbir sağlamaktadır. Herkesin eşit derecede gözetileceği bir sürecin, hedeflerinize varmak için işbirliğine gereksinim duyacağınız diğer insanların da rızasını güvence altına almasının daha büyük bir ihtimal olduğu gibi kabul edilebilir bir sonuca varabilirsiniz. Dahl, özsel eşitliğin ahlak, basiret ve kabul edilebilirlik temelinde haklı çıkan bir yönetim ilkesi olarak yorumlandığı zaman alternatiflerinin hepsinden daha anlamlı göründüğünü düşünmektedir.

Dahl’ın düşüncesine göre, yönetimin, kendini genelin iyiliği için yönetmeye adamış ve buna varmak için gereken bilgi bakımından diğerlerinden daha üstün olanlara – Platon’un Koruyucular olarak isimlendirdiği kişilere-verilmesi gerektiği savı öteden beri demokratik fikirlerin en önemli rakibi olmuştur. Yönetme konusunda uzman olanların, bir başka deyişle Koruyucuların, genel olarak neyin iyi olduğu ve onu elde etmenin en iyi yollarının neler olduğu konusundaki bilgileriyle daha üstün oldukları iddia edilmektedir. Yazara göre aksi çok güçlü bir biçimde ortaya konmuş çok nadir durumlar haricinde bir devletin kanunlarına tabi olan her yetişkinin, devletin demokratik yönetimi sürecine katkıda bulunmak için yeterince nitelikli olduğunun düşünülmesi zaruridir.

Dahl, tecrübelerimizin bize hiçbir yetişkin topluluğunun kendilerini yönetme görevini diğerlerine güvenle veremeyeceğini gösterdiğini ifade etmektedir. Ona göre bu durum bizi çok önemli bir sonuca ulaştırır: Yetişkinlerin dâhil olması yani bir başka deyişle tam dâhil olma. Demokratik olarak idare edilen bir devlette, vatandaşlar, geçici olarak orada bulunanlar ve kendilerine bakmaktan aciz oldukları kanıtlanmış kişiler dışında, kanunlara tabi olan bütün insanlardan meydana gelmelidir.

Kamu politikaları, çoğunlukla, hiçbir hükümetin bu konuda çok bilgili uzmanların yardımına başvurmadan tatmin edici kararlar alamayacağı ölçüde karmaşık bir konudur.  Dahl, kamusal sorunlar hakkında açık bir kavrayış edinmeye yönelik fırsatların, yalnızca demokrasinin bir parçasını olmadığını ve bunun aynı zamanda demokrasi için bir zorunluluk olduğunu düşüncesini savunmaktadır. Yazar ayrıca, vatandaşlık bilgisi eğitimi veren kurumların yetersiz olması durumunda bu kurumların güçlendirilmesi gerektiğini düşünmektedir. Buna ilaveten demokratik hedeflere inanan insanların, vatandaşların ihtiyaç duydukları yeterliğe varabilmelerinin yollarını aramakla yükümlü olduklarını söylemektedir.

Dahl’a göre bir ülkenin demokratik olarak idare edilmesi için en azından ideal demokrasinin standartlarına tamamen olmasa da çoğunlukla uyacak belirli politik düzenlemelere, uygulamalara veya kurumlara sahip olması gereklidir. Yazara göre geniş ölçekli demokrasi şunlara gereksinim duyar;

  1. Seçimle belirlenmiş memurlar
  2. Özgür, adil ve sık sık yapılan seçimler
  3. İfade özgürlüğü
  4. Alternatif bilgilenme kaynakları
  5. Kurumsal özerklik
  6. Vatandaşların dâhil edilmesi

Dahl, bunları demokratik bir ülke için gerçekleşmesi gereken asgari şartlar olarak kabul etmektedir. Yazarın düşüncesine göre 20. yüzyıla kadar genel oy kullanma hakkı demokratik ve cumhuriyetçi idareler tarafından hem teoride hem de pratikte reddedilmişti. Genel oy kullanma hakkı, modern demokrasiyi ilk demokrasilerden ayıran en belirgin özelliktir. Dahl bu bölümde “Poliarşi” kelimesini kullanmaktadır. Modern temsili demokratik yönetim kurumları bir bütün olarak ele alındığında tarihsel açıdan eşsiz olduğu için bunlara yeni bir ad vermek gerekti. Bu yüzden, bu modern geniş ölçekli demokratik hükümete kimi zaman poliarşik demokrasi denir. Poliarşi kelimesi Yunanca “çok” ve “yönetmek” anlamına gelen kelimelerden meydana gelmiş olup, tek kişinin yönetiminden, yani monarşiden ya da bir azınlığın yönetmesinden, yani oligarşi veya aristokrasiden farklı olarak, “çok kişinin yönetmesi” demektir.

Daha açık olarak söylemek gerekirse, poliarşik demokrasi yukarıda bahsedilen altı demokratik kuruma sahip olan bir politik sistemdir. Bu sistem, yalnızca sınırlı oy kullanma hakkına sahip olan değil, aynı zamanda siyasi partilerin varlığı, mevcut hükümeti etkilemek veya ona muhalefet etmek amacıyla politik örgütler, düzenli çıkar grupları kurma hakkı vs. gibi poliarşik demokrasinin en temel özelliklerinden de mahrum olan eski demokrasilerden ve cumhuriyetlerden de farklıdır. Dahl, bugün genel olarak demokratik olduğu ifade edilen ülkelerde bunların altısının da bulunduğunu belirtmektedir. Yazara göre demokratik bir yönetim için mutlaka ihtiyaç duyulan siyasi kurumlar, birimin büyüklüğüne bağlıdır. Yukarıda bahsedilen altı kurum, ülkeleri idare ederken gerekli oldukları için ortaya çıkmışlardır, yoksa daha küçük birimler için değil. Poliarşik demokrasi, bir ulus devletin veya ülkenin büyük ölçeğinde demokratik idaredir.

Dahl, eğer hükümetin en tepedeki yetkilileri gündemi belirleme ve izlenecek politikaları kabul etme işini vatandaşların isteklerinden bağımsız olarak yaparlarsa bu ihtiyaçların karşılanamayacağını savunmaktadır. Tek kabul edilebilir çözüm, ne kadar kusurlu olsa da, vatandaşların en tepedeki memurları seçmeleri ve gelecek seçimlerde onları görevden uzaklaştırarak, yaptıklarından sorumlu tutmalarıdır.

Yazar, her vatandaşın oy vermek için eşit ve etkin şansı olması gerektiğini ve her oyun eşit sayılmasının zaruri olduğunu vurgulamaktadır. Eğer oy vermede eşitlik sağlanacaksa seçimlerin özgür ve adil olarak yapılması gerekmektedir. İfade özgürlüğü, vatandaşların siyasi hayata etkin olarak katılması için gerekli bir husustur. Vatandaşların, hükümetin kontrolü altında bulunmayan veya başka bir grup ya da görüş tarafından yönetilmeyen alternatif bilgi kaynaklarına erişebilmeleri gereklidir. Siyasi partiler gibi bağımsız kurumlar vatandaşlık eğitiminin ve aynı zamanda aydınlanmanın kaynağıdır. Vatandaşlara yalnızca bilgi değil, tartışma, görüşme ve siyasi yetenek kazanma olanakları da sağlarlar. Dahl’a göre pek çok ülkede hedef poliarşik demokrasi seviyesine erişecek kadar demokratikleşmektir. Fakat daha eski demokrasilerde yaşayanları bekleyen sorun, poliarşik demokrasinin de ötesinde bir demokrasiyi nasıl gerçekleştirecekleridir.

Dahl, poliarşik demokrasinin kurumlarının büyük ölçekli bir sistemde, özellikle bir ülkede, devlet yönetimini demokratikleştirmek için kaçınılmaz olduğunu düşünmektedir. Yazar, demokrasi kelimesini ortaya çıkaran ve ilk kullananların Yunanlılar olduğunu söylemekte ve Atina’nın demokrasiyle yönetildiğini reddetmenin, Wright kardeşlerin keşfettiği şeyin, bugünkü uçaklara pek benzemediği için bir uçak olmadığını söylemeye benzediğini düşünmektedir.

Yazar bu bölümde “Zaman ve Sayılar Kuralı” adlandırdığı bir formül ortaya koymaktadır. Bu formüle göre; demokratik bir birimde ne kadar çok vatandaş varsa, hükümet kararlarına direkt olarak katılabilecek vatandaşların sayısı da o kadar az olur ve o kadar çok kişinin başkalarına yetki vermesi gerekir. Poliarşik demokraside, vatandaşların hükümetlerinin hareketleri ve kararları üzerinde etkili olabilmelerine yardımcı olan kurumların yanında demokratik olmayan bir durum da vardır: politik ve bürokratik seçkinlerin pazarlığı.  Seçkinlerin pazarlığı, demokratik kurumlar ve süreçler tarafından belirlenen sınırlar arasında gerçekleşmektedir. Bu sınırlar genellikle çok serbest olup, halkın katılımı ve kontrolü çok güçlü değildir. Burada, politik ve bürokratik seçkinlerin karar verme yetkileri çok geniştir. Seçkinler tarafından yapılan pazarlığın kendi karşılıklı hesapları ve dengeler sistemi bulunmaktadır. Seçilmiş temsilciler anlaşma sürecine ne kadar dâhil olurlarsa, halkın istekleri, hedefleri ve değerleri de hükümet kararlarına o kadar katılımda bulunur. Yazara göre demokratik ülkelerde siyasi ve bürokratik seçkinler güçlüdür, sıradan vatandaşların olabileceğinden çok daha güçlüdür, ama despot değillerdir.

Dahl’a göre demokrasinin farklı büyüklerde olması gibi, demokratik anayasalar da farklı stillerde ve türlerdedir. Yazar, bu bölümde demokratik anayasalardaki ana çeşitlemelerin neler olduğuna yer vermektedir.  Bunlar;

  • Yazılı mı Sözlü mü?
  • Haklar beyannamesi?
  • Sosyal ve Ekonomik haklar?
  • Federal mi üniter mi?
  • Tek meclis mi iki meclis mi?
  • Hukuki denetim?
  • Yargıçların hizmet süresi yaşam boyu mu sınırlı bir dönem için mi?
  • Halk oylamaları?
  • Başkanlık sistemi mi parlamenter sistem mi?
  • Seçim sistemi?

Anayasalar, bir ülkenin demokrasisi için istikrar, temel haklar, tarafsızlık, sorumluluk, adil temsil, bilgiye dayalı mutabakat, etkin hükümet, yetkili kararlar, şeffaflık ve anlaşılırlık, elastikiyet ve meşruiyet açılardan önem taşımaktadır. Eğer bir ülkede temel oluşturan şartlar karışıksa, bazıları uygun bazıları değilse, iyi tasarlanmış bir anayasa demokratik kurumların varlıklarını idame ettirmelerine yardım edebilir, oysa yanlış bir anayasa demokratik kurumların çökmesine yol açabilir.

Yazar, herhalde hiçbir siyasi kurum bir ülkenin politik manzarasını o ülkedeki seçim sistemi ve siyasal partiler kadar etkilemediğini savunmaktadır. Seçim sistemlerinin birçok çeşidi bulunmaktadır. Bunun bir nedeni hiçbir seçim sisteminin onu değerlendirmek isteyeceğiniz kıstasların tamamını karşılamayacak olmasıdır. Bunlardan ilki Nispi Temsil Sistemidir. Bu sistem eski demokrasiler arasında en yaygın seçim sistemi olup, seçimlerde bir partiye verilmiş olan oyların oranıyla partinin yasama meclisinde kazanacağı sandalyelerin oranının birbirine uygun olması için özellikle tasarlanmış bir sistemdir. Mesela, oyların % 53’ünü alan bir parti sandalyelerin de % 53’ünü kazanmış olacaktır. Bazı ülkeler bunun yerine en çok oy alan partinin sandalye oranını büyük miktarda artıran seçim düzenlemelerini tercih etmişlerdir. Mesela, oyların % 53’ünü alan bir parti sandalyelerin % 60’ına sahip olabilmektedir. Bu sistemin Büyük Britanya’da ve Amerika’da uygulanan türlerinde her seçim bölgesinden bir aday seçilmekte ve en çok oyu alan aday kazanmaktadır. At yarışıyla olan benzerliğinden dolayı buna First-Past-The-Post sistemi de denmektedir (kısaca FPTP).

Dahl burada, beş olası seçim sistemi ve yönetim şekli bileşiminden de söz etmektedir. Kıta Avrupası seçeneğinde Nispi Temsil seçim sistemi ve parlamenter hükümet söz konusudur. İngiltere ya da Westminster seçeneği olarak adlandırılan ikinci seçenekte ise Tek Turlu Dar Bölge (TTDP) seçim sistemleri ve parlamenter hükümet bulunmaktadır. Üçüncü seçenek ABD seçeneğidir. Burada TTDP seçimleri ve başkanlık sisteminden oluşan bir birleşim bulunmaktadır. Latin Amerika seçeneğinde ise NT sistemleri ve başkanlık sisteminin oluşturduğu bir birleşim mevcuttur. Karışık seçenekler yani diğer birleşimlere örnek olarak Fransa, Almanya ve İsviçre verilebilir. Fransa’daki Beşinci Cumhuriyet Anayasası’nda hem önemli güce sahip, seçimle gelen bir başkan, hem de parlamentoya bağımlı bir başbakan vardır. Almanya’da ise Bundestag üyelerinin yarısı FPTP seçimleriyle diğer yarısı da NT ile seçilmektedir.

Yazara göre bir ülkenin temel sorunlarının çoğu anayasal düzenlemeyle çözülemez. Demokratik istikrarı muhafaza etmek, iyi bir anayasanın en önemli ölçütü değildir. Diğerlerine ilaveten, temsil adaleti, şeffaflık, anlaşılırlık, duyarlılık ve etkin hükümet de gereklidir. Demokratik bir bakış açısından bakıldığı zaman kusursuz bir anayasa yoktur.

Yazar, dünyanın bu kadar çok yerinde bu kadar çok ülkede demokratik kurumların kurulmasının ve çökmesinin nasıl açıklanabileceği sorusunu sormaktadır. Yazara göre burada iki grup sebep öneme haizdir. Bunlardan ilki alternatiflerin başarısız olmasıdır. Burada yazar, askerin ve polisin seçimle gelmiş memur/yetkililer tarafından denetimini, demokratik inançları ve siyasi kültürü ve de demokrasiye düşmanca yaklaşan dış kontrolün olmamasını demokrasi için gerekli koşullar olarak görürken, modern bir piyasa ekonomisi ve modern bir toplum altkültür çoğulculuğunun güçlü olmamasını ise demokrasi için yararlı koşullar olarak saymaktadır. Bunlardan asker ve polis üzerindeki denetimi örnek verecek olursak Dahl’a göre askerler ve polis güçleri, demokratik yollarla seçilmiş resmi görevlilerin tam kontrolü altında olmadığı sürece demokratik kurumların gelişmesi ve mevcudiyetini devam ettirmesi mümkün değildir.

Dahl, demokratik siyasi kurumların, kültürel açıdan yeterli seviyede homojen olan bir ülkede gelişmesinin ve varlığını devam ettirmesinin, keskin farklılıklar gösteren ve çatışan altkültürlerin olduğu bir ülkede olduğundan daha büyük bir ihtimale sahip olduğunu düşünmektedir. Bir ülkede istikrarlı bir demokrasinin olması olasılığı, eğer vatandaşlar ve liderler demokratik düşünceyi, değerleri ve uygulamaları destekledikleri ölçüde artış gösterir. En güvenilir destek, bu inançlar ve eğilimler bir ülkenin kültürüne yerleşirse ve çoğunlukla bir nesilden diğerine geçerse var olur. Başka bir ifadeyle ülkede demokratik siyasi kültür var olursa vuku bulur. Dahl, demokratik kurumlar için çok uygun olan bir ortamın, ekonomik teşebbüslere genellikle kamu sektörünün değil, özel sektörün sahip olduğu yani sosyalist veya devletçi ekonomidense kapitalist olan bir piyasa ekonomisi olduğunu ileri sürmektedir.

Dahl’a göre poliarşik demokrasi yalnızca egemen piyasa ekonomisine sahip ülkelerde varlığını sürdürmüştür; piyasa ekonomisinin olmadığı bir ekonominin egemen olduğu ülkelerde ise ayakta kalamamıştır. Yazar, bu katı ilişkinin, piyasa kapitalizminin birtakım temel özelliklerinden dolayı demokratik kurumlar için uygun olduğundan ötürü var olduğunu düşünmektedir. Bunun aksine piyasa ekonomisi olmayan bir ekonominin bazı ana karakteristikleri onu demokrasi için zararlı kılmaktadır.

Yazara göre uzun vadede piyasa kapitalizmi ekonomik büyümeye yol açmıştır; ekonomik büyüme ise demokrasi için uygundur. Aynı zamanda büyüme, bireylerin, grupların ve hükümetlerin eğitimi, dolayısıyla okuryazarlık oranı artmış, daha eğitimli bir halk oluşmasını sağlayacak kaynakları fazlasıyla sağlamaktadır. Piyasa kapitalizmi geniş bir orta sınıf yaratır. Bu orta sınıflar, Aristo’nun dediği gibi, demokratik düşüncenin ve kurumların doğal müttefikidirler. Pek çok ekonomik kararı göreceli olarak bağımsız olan bireylere ve firmalara dağıtmakla kapitalist piyasa ekonomisi güçlü, hatta otoriter bir merkezi yönetim ihtiyacının da önüne geçmiş olur.

Merkezi olarak planlanan bir ekonomi, bütün kaynaklarını hükümet liderlerinin kullanımına bırakmaktadır. Bunu şu şekilde ifade etmek mümkündür; “Güç yozlaşma eğilimindedir; mutlak güç ise mutlak biçimde yozlaşır.” Aynı zamanda, merkezi ekonomi, hükümet liderlerine şu olanağı da verir; “ Kendi gücünüzü sağlamlaştırmak ve sürdürmek için bütün bu ekonomik kaynakları kullanmakta özgürsünüz.” Yazarın düşüncesine göre hangi koşullar altında olursa olsun, merkezi ekonomi daima otoriter rejimlerle ilişkilendirilmiştir.

Yazara göre demokrasi yalnızca kapitalist piyasa ekonomilerinde mevcut bulunmuş olmasına rağmen, piyasa kapitalizmi demokratik olmayan ülkelerde de mevcut olmuşlardır. Bu ülkelere, Tayvan ve Güney Kore örnek olarak verilebilir. Bu ve bunlara benzer ülkelerde ekonomik büyüme ve piyasa ekonomisiyle birlikte bulunma eğiliminde olan unsurlar, karşılıklı olarak demokratikleşmeye yardımcı olmuşlardır. Egemen olan aktivite ne olursa olsun, bağımsız vatandaşlardan oluşan bir ulus yaratmaya yardımcı olan merkezden yönetilmeyen bir ekonomi, demokratik kurumların gelişmesi ve sürdürülmesi açısından çok faydalıdır.

Dahl, piyasa kapitalizmine demokratik bir bakımdan yaklaşacak olursak, yakından bakıldığında iki değişik yüzünün görüldüğünü vurgulamaktadır. Bu yüzler Yunan tanrısı Janus’un simgesindeki gibi zıt yönlere bakmaktadırlar. Birisi, dostça bir yüz, demokrasiye bakmaktadır. Diğeri, düşmanca bir yüz de diğer tarafa. Yazarın bakış açısına göre demokrasi ve piyasa kapitalizmi birbirlerini değiştirdikleri ve sınırladıkları sürekli bir çatışma içinde sıkışıp kalmışlardır.

Hiçbir demokratik ülkede, kapitalist piyasa ekonomisinin negatif etkilerini tersine çevirmek için yaygın hükümet kontrolü ve müdahalesi olmadan kapitalist piyasa ekonomisi de varlığını sürdüremez ( varlığını sürdürse bile bu uzun soluklu olamaz). Dahl’a göre piyasa kapitalizmi ister istemez eşitsizliklere neden olduğu için siyasi kaynakların dağılımında eşitsizlikler yaratarak poliarşik demokrasinin potansiyelini sınırlamaktadır. Ayrıca piyasa kapitalizmi demokrasiyi, poliarşik demokrasi seviyesine ulaşana kadar desteklemektedir. Fakat siyasal eşitlik bakımından negatif sonuçlara sahip olmasından dolayı demokrasinin poliarşik seviyesinden sonra gelişmesi için uygun değildir. Yazar, pazar kapitalizmini otoriter yönetimler için güçlü bir çözücü olduğu düşüncesine sahiptir.

Robert Dahl’a göre demokratik ülkelerde piyasa kapitalizminin yerine başka bir sistemin geçmesi mümkün değildir. Piyasa ekonomisinin ağırlıklı olduğu bir duruma üstünlüğü kanıtlanabilen herhangi bir alternatif görünürde bulunmamaktadır. Egemen bir piyasa ekonomisinin, eksiklikleri ne olursa olsun, yeni yüzyılda demokratik ülkeler için tek seçenek olduğu görülmektedir. Yazara göre demokratik kurumlar bir ülkede bir defa sağlam olarak kurulduktan sonra kayda değecek kadar güçlü ve esnektirler. Demokrasiler karşılaşmış oldukları problemlerin üstesinden gelme konusunda umulmadık bir yetenek göstermişlerdir; zarif ya da kusursuzca olmadığı bir gerçektir fakat tatmin edici bir biçimde başa çıkmayı başarmışlardır. Eğer, daha eskiden beri mevcut olan demokrasiler 21. asırda zorluklarla karşılaşıp onlarla baş edebilirlerse kendilerini sonuçta gerçekten gelişmiş demokrasiler haline getirebilirler. İşte o vakit gelişmiş demokrasilerin kazandığı başarılar bütün dünyada demokrasiye inananlar için bir işaret hüviyetine sahip olur.

Kitabın sonunda 3 adet ek bölümü bulunmaktadır. Bunlardan ilki, Seçim Sistemleri Üzerine konusu ele alınmaktadır. İkinci ek bölümde, Kültürel ve Etnik Olarak Bölünmüş Ülkelerde Siyasi Uyum Süreci konusuna yer verilmektedir. Yazar burada Ortaklaşmacı Demokrasiler olarak tanımladığı İsviçre, Belçika ve Hollanda’daki sistemlerden söz etmiştir. Yazara göre burada şu sonuca ulaşmak mümkündür: kültürel olarak bölünmüş ülkelerin problemleri için genel çözümler yoktur. Her ülkenin kendi özellikleri çerçevesinde bir çözüm bulunmalıdır. Son ek bölümü ise Demokratik Ülkeleri Saymak Üzerine başlığını taşımaktadır. Yazar burada kaç demokratik ülke bulunmaktadır ve belirli bir ülke, örneğin sizin ülkeniz, “demokrasi” ve “otokrasi” arasında sıralamada nerededir sorularını ortaya koyarak bunlarla ilgili kullanılabilecek araştırmalara yer vermektedir. Ayrıca kitabın sonunda bir Ek Okuma Listesi de yer almaktadır.

Yüksek lisansta “Democratization Literature” konusunda bir çalışma hazırladıktan sonra, demokrasi hakkındaki çalışmalar giderek ilgimi çekmeye başlamıştır. O yüzden Dahl’ın demokrasi üzerine yazdığı bu kitabı okumak benim açımdan gerçekten ilginç bir deneyim oldu. Demokrasinin ortaya çıkışı, ideal demokrasinin temel özellikleri, mevcut demokrasinin ana nitelikleri (geniş ölçekli demokrasinin hangi politik kurumlara ihtiyacının olması, anayasalar, partiler ve seçim sistemleri, hangi temel koşulların demokrasi için uygun olması, piyasa kapitalizminin demokrasinin neden yararına veya zararına olması), demokrasinin karşılaşmakta olduğu sorunlar bu kitapta kanımca ayrıntılı ve çok açık bir biçimde anlatılmaktadır. Özellikle İdeal Demokrasi ve Mevcut Demokrasi ayrımı yapması kitabı, okunmak için daha çekici bir hale getirmiştir. Yazarın bu kitapta kullanmış olduğu örnekler kitabı daha anlaşılır kılmaktadır.

Benim düşünceme göre yazarın, demokrasiyi “Tamamlanmamış Yolculuk” olarak tanımlaması çok ilginçtir. Yazarın şu tespiti çok önemlidir: “eski, yeni veya geçiş sürecinde olan demokratik ülkeler karşılaşacakları kesin olan zorluklarla başa çıkamazlarsa demokratik idealler ve demokratik gerçekler arasındaki zaten büyük olan uçurum daha da büyümüş olacak ve demokratik zafer dönemini demokratik kötüleşme ve sapma dönemi izleyecek.” Çünkü bu kategorilerde yer alan ülkelerde demokrasinin temel niteliklerinin sağlamlaştırılması ve belki de en önemlisi o ülkelerde yaşayan insanlar tarafından özümsenmesi, demokrasinin bu ülkelerde yaşayabilmesi bakımından elzemdir. Yazarın Mevcut Demokrasi konusunda yapmış olduğu tespitler önemli noktalara işaret etmektedir.

Günümüzde demokrasi konusunda temel bilgilere sahip olmak isteyen insanlar ve demokratikleşme çabalarında bulunan ülkelerdeki insanlar ve yöneticiler için bu kitap bir ders kitabıdır. Kanımca bu kitap, demokrasi üzerine okunabilecek en temel kitaplardan birisidir. Çağımızda, demokrasinin gelişimini anlamak, onun karşılaşmakta olduğu problemleri bilmek, bu problemlere çözümler getirmek ve demokrasi için hangi şartların gerekli olduğunun farkına varmak çok önemlidir. Bu kitapta, bunlar açık ve özlü bir biçimde okuyucuya sunulmaktadır. Bana göre demokrasiye inanan ve onun daha ileri standartlara sahip olmasını hedefleyenlerin yanında bulunması gereken bir kitaptır. Şahsen ben bu kitabı okurken demokrasiyle ilgili birçok yeni şey öğrenmenin yanı sıra demokrasi konusunda bildiklerimi de tazelemiş ve sağlamlaştırmış oldum.

Sina KISACIK

One Comment »

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.