ÇİN’İ ANLAMAK VE MAKROEKONOMİK ÇERÇEVEDE ŞEKİLLENEN TÜRK-ÇİN DIŞ POLİTİK İLİŞKİLERİ

upa-admin 14 Mayıs 2013 3.737 Okunma 0
ÇİN’İ ANLAMAK VE MAKROEKONOMİK ÇERÇEVEDE ŞEKİLLENEN TÜRK-ÇİN DIŞ POLİTİK İLİŞKİLERİ

GELİŞEN ÇİN VE YAKIN DÖNEM TÜRK ÇİN İLİŞKİLERİ

Türkiye ile Çin her ne kadar coğrafi olarak birbirinden uzak olsalar da, kültürler arasında binlerce yıl öncesine dayanan tanışıklığa sahiptirler. Bilindiği üzere Türklerin Anadolu’ya bugünkü Çin sınırları içerisindeki Sincan Özerk Bölgesinde bulunan Ural-Altay bölgesinden geldiği bilinmekle birlikte, dünyanın yedi harikasından bir tanesi olan Çin Seddi’nin de Hunlara karşı savunma için yapıldığı söylenmektedir.

İpek Yolu ticaretiyle yüzyıllar önce gelişmiş ilişkiler Çin’in dünyaya kapanmasıyla sekteye uğramış olsa da 1980’ler sonrası farklı yöntemler ile dünyaya açılan bu iki ülke tekrardan yakın ilişkiler kurup, bugün hükümetlerin imzaladığı anlaşma ile stratejik ortaklık seviyesine geçmişlerdir.

Bu makale boyunca bu ilişkilerin dünü, bugünü ve yarınını politika ekonomisi penceresinden günümüzden gelişmeler ve örnekler içeren farklı bakış açıları ile ele almaya çalışacağız. Çin ile Türkiye arasındaki ilişkilerin boyutlarını anlamak için ilk olarak özellikle son on yıla damgasını vuran Çin ekonomisini ve hem dünya hem Türkiye üzerindeki yarattığı algıyı iyi anlamak gerekmekte.

Dünyanın yeni küresel gücü, en büyük ikinci ekonomisi Çin hakkında son yıllarda hemen hemen her gün yazılı ve görsel medyada özellikle ekonomik gelişim ile ilgili haberler gözümüze çarpıyor. 2000’li yılların başında “Eyvah, Çinliler geliyor!” ile başlayan medyamızdaki Çin hakkındaki haberler, günümüzde bambaşka bir boyut kazandı. Dünyanın sadece ucuz iş gücü gerektiren değil ileri teknoloji içeren ürünlerde de yeni üretim merkezi konumuna gelen Çin, aynı zamanda ağızları sulandıran bir pazar büyüklüğüne sahip. Bugün resmi verilere göre 1,37 milyarlık nüfusa sahip olan Çin’de 100 milyondan fazla ortalama Avrupalı düzeyinde alım gücüne sahip, yeniliklere ve batı markalarına meraklı büyük bir müşteri grubu bulunuyor. Dolayısıyla özellikle güçlü markalara sahip ülkeler için Çin denilince akıllara artık tehdit değil, fırsat kelimesi geliyor.

Bu sunduğum bilgileri ekonomik veriler de doğruluyor. Şubat 2012’de Çin, son 10 yılın en büyük dış ticaret açığını vererek (31,5 milyar USD), yavaşlayan Avrupa ve dünya ekonomisine daha az mal satmasına rağmen, alım gücünün ne derece arttığını tekrardan gözler önüne serdi. Bir örnek üzerinden gidersek, dünya krizin yaralarını sarmaya çalışırken, İtalyan beyaz eşya devi Indesit Çin’de 2011’de 132 yeni mağaza açtığını duyurdu. Çin artık birçok sektörde dünyanın yalnız en büyük üretim değil, tüketim merkezi haline de gelmiş durumda. Ekonomistler ve Pazar Araştırmacıları Çin’in önümüzdeki yıllarda ABD’yi geçerek dünyanın en büyük tüketim merkezi olmasını bekliyorlar.

Son yıllardaki Türkiye-Çin arasındaki ekonomik ve politik gelişmeleri mercek altına alacak olursak da Çin’in ekonomik gelişimine paralel, oldukça hızlı bir  gelişme dönemine girdiğimizi söyleyebiliriz. 2009’da Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ziyareti akabinde hız kazanan ilişkiler, 2010’da Çin’in o dönemki Başbakanı Wen Jiabao’nun Türkiye ziyareti sırasında imzalanan “Stratejik Ortaklık” anlaşması ile yepyeni bir boyuta taşındı. Enerjiden kültüre, turizmden ulaşıma ve üçüncü ülkelerdeki ortak altyapı – inşaat çalışmalarına kadar farklı konularda 12 başlık için atılan imzalar ilişkileri bambaşka bir aşamaya sürükledi. Bu anlaşmanın sonucunda, o dönemki Başbakan Wen Jiabao’nun da son derece önem verdiğini defalarca belirttiği kültürel işbirliği kapsamında, 2012’de Türkiye’de Çin Yılı kutlanmış olup, 2013 de Çin’de Türkiye Yılı kutlamaları resmen başlamıştır. Bu iki ülke kültürlerinin birbirine daha yakınlaşması için büyük bir fırsat doğurmaktadır.

Stratejik Ortaklık anlaşmasındaki başlıklar arasındaki en göze çarpan madde kuşkusuz Çin ve Türkiye arasındaki ticaretin TL ve Yuan ile yapılmasına imkan verecek olan maddeydi. 2013 itibariyle henüz bu anlaşmanın sonuçları alınmamış olsa da, Bank of China Türkiye’de ilk Çin bankası olma özelliğini kazanmış bulunuyor.

Mart 2013 itibariyle Çin’in Yeni Başkanı sıfatını almış ve Çin’deki ekonomik ve sosyolojik sorunlar için halkın umudu haline gelmiş olan Xi Jinping’in, Şubat 2012’de Başkan Yardımcısı sıfatı ile ABD sonrası ziyaret ettiği ikinci ülkenin Türkiye olması, ilişkilere Çin tarafının ne kadar önem verdiğinin en büyük göstergesidir.

Başkan Xi’nin ziyareti sırasında Türkiye ile Çin arasında 3 milyar USD’lık SWAP anlaşması başta olmak üzere toplam 4.3 milyar USD tutarında toplam 28 anlaşma imzalandı. Bu anlaşmalar ile Çin’in yatırım yaptığı tahviller arasına Türk tahvilleri de ekleniyor olacak. Bu ziyarette ön plana çıkan konu ise Çin heyetinin Üçüncü Köprü gibi ihalelere özel ilgisi olmuştu. Her ne kadar İstanbul’a yapılan Üçüncü Köprü ya da İkinci Nükleer Santral için Çinliler başarılı olamasa da, Türkiye’nin 2023 hedefleri paralelinde açıkladığı mega projeler için Çin tarafı yakın takibini ve hükümetler arası görüşmeleri sürdürmektedir.

Hızla görünen geliş gidişler sonrası Çin ile gelecekteki ilişkilerimizi ve yol haritamızı şekillendiren en önemli ziyaret ise Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 300 işadamı / akademisyen / STK temsilcisi ve gazeteci ile Nisan 2012’de yaptığı Çin çıkartması idi. Çin basınına göre bu ziyaret ile birlikte Türkiye’nin bugüne kadar dış politikada sessiz kalmayı tercih eden Çin’in Ortadoğu’daki en güvenilir ve yakın partneri olması ve Avrupa’ya açılan kapısı haline gelmesi yönünde önemli adımların atılması bekleniyordu. Türkiye açısından ise Çin denilince ilk akla gelen ve Türkiye için kanayan bir yara haline gelmiş olan iki ülke arasındaki dış ticaret açığı ile ilgili de kısa, orta ve uzun vade çözümlerin masaya yatırılacak olması önemliydi. 2011 sonunda Çin ile Türkiye arasında yaklaşık 21,7 milyar USD ithalat, 2,5 milyar USD ihracat olmak üzere toplamdaki 24.2 milyar USD dolayındaki ticari hacminin 19.2 milyar USD’a yakın dış ticaret açığı verdiği görülmektedir. Türkiye’nin 2011 yılı sonundaki dış ticaret açığının 105 milyar USD olduğunu düşünürsek, Çin bu açıkta yaklaşık % 18’lik önemli bir role  sahip idi.

Dış ekonomik gelişmelerin paralelinde 2012’de Türkiye’nin Çin’den yaptığı ithalat uzun yıllar sonrası düşüp 21.3 milyar USD olmuş, Çin’e yaptığı ihracat ise biraz artarak 2,8 milyar USD’a çıkmış, dış ticaret hacmimiz 24,1 milyar USD civarında kalmıştır. Dış ticaret açığı 18,5 milyar USD olarak kaydedilmiş olup Türkiye’nin 2012’deki 83,9 milyar USD’lık toplam dış ticaret açığındaki payı ise yüzdesel olarak artmış % 22’ye ulaşmıştır. Bir sonraki bölümde Recep Tayyip Erdoğan’ın Çin ziyaretine detaylı eğilmekte ilişkilerin geleceğine projeksiyon yapma adına fayda görüyorum.

ÇİN AÇILIMI: TÜRK ÇİN POLİTİK VE EKONOMİK İLİŞKİLERİNDE YENİ BOYUT

2011 yılının en hızlı büyüyen ekonomisi Çin, 7 – 11 Nisan 2012 tarihleri arasında bu ziyaret sırasında dünyanın en hızlı büyüyen ikinci ekonomisi olan Türkiye’nin Başbakanı ve beraberindeki 300 civarı işadamı ile STK ve basın temsilcilerini ağırladı. 27 yıl sonra ilk kez bir Türk Başbakanı Çin’i ziyaret edecekti; dolayısıyla ertelenmiş olan bu ziyaretten hem iş dünyası, hem de bürokrasinin beklentisi büyüktü. Bununla birlikte, Suriye sorunu başta olmak üzere Ortadoğu’daki sıcak gelişmeler ve yeni açıklanan teşvik paketi bu ziyaretin önemini zamanlamaya baktığımızda daha da arttırmıştı. Türk hükümeti geziye Başbakan’ın yanı sıra beş Bakan ve bir Başbakan Yardımcısı ile katılarak bu geziye verdiği önemi göstermiş oldu.

Ziyarete hızlıca bakacak olursak ilk durak Türk soyunun ve dilinin kökenlerinin dayandığı Ural-Altay dağlarına sahiplik yapan, hala Türk asıllı büyük bir nüfusu olan yaşadığı eski adı ile Doğu Türkistan yeni adı ile Sincan (Xinjiang) Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi idi.

Çin’in Rusya’nın Batısı ile Orta Asya’ya açılan kapısı ve Çin’in en yoğun petrol olan bölgesi olan Sincan Bölgesi aynı zamanda önemli bir tarım merkezi. Türkiye’nin yaklaşık üç katı coğrafi büyüklüğe sahip olan bölge, Rusya ve Orta Asya ile yakınlığıyla da önemli bir jeopolitik konuma sahip. Urumçi hala büyük bir şantiye, ancak 10 sene sonra şehrin 2012’ye göre tanınmayacak kadar gelişmiş olması bekleniyor.

Başbakan’ın Urumçi’de yapımı devam eden Türk Sanayi Bölgesi ziyareti ve Urumçi Merkez’deki Büyük Çarşı’daki Uygurlu soydaşlar ile buluşma ziyaretin bu kısmının öne çıkan iki noktası. Uygur halkının misafirperverliğine Başbakan Erdoğan ve beraberindeki heyet büyük sevgi ile karşılık verirken; yıllarca beklemiş de olsalar sonunda Uygur’da bir Türk Başbakanı görmek Uygurlular açısından çok şey ifade ediyordu.

İkinci gün Pekin’de Başbakan ve beraberindeki heyet Çin hükümeti ile görüşüp önemli anlaşmalara imza attı. Bu anlaşmalar arasında nükleerin iyi yönde kullanımı ve bu alanda işbirliği anlaşmaları ön plana çıkarken, TRT ve CCTV arasındaki anlaşma ile kültürel işbirliği ve demiryolu başta olmak üzere ulaşım alanındaki diğer atılan imzalar da son derece önemli gelişmelerdi. Nükleer konusuna bir başlık atılırsa Financial Times’da da değinildiği üzere, Çin Pakistan’dan sonraki ilk yurtdışı nükleer plantasyon deneyimini Türkiye’de gerçekleştirecek gibi görünüyor. 2013 itibariyle görüşmeler hala sürmekte olup Enerji Bakanlığı temsilcileri sık ziyaretler ve görüşmeler sürdürüyor.

Pekin ziyaretinin üçüncü günündeyse iki ülke işadamları Türk Çin İş Forumunda iki ülkenin önde gelen firma temsilcileri ve patronları ile görüşme imkanı bulurken; aynı gün başta enerji olmak üzere önemli konularda işbirliği anlaşmaları imzalandı. Bu anlaşmalar paralelinde toplam 2,3 milyar USD’lık yatırım için düğmeye basıldı. Türk-Çin İş Forumunda DEİK Türk-Çin İş Konseyi Başkanı Hüsnü Özyeğin, Çinli firmaları Türkiye’de maden ve yenilenebilir enerji yatırımlarına davet ederken, DEİK Başkanı Rona Yırcalı İzmir’in EXPO adaylığı için Çin’den destek istedi ve turizm alanındaki potansiyellere değindi. Dünyanın 7. turizm destinasyonu Türkiye’yi 2011’de 100.000’den az Çinli turist ziyaret etmişken bu ziyaret paralelinde 2012’de bu rakam % 16 artarak 108.000 kişiye ulaştı(1). 2013’de Çin’de kutlanmakta olan Türkiye Yılı sonrası bu rakamın hızla yukarı çıkacağını söylemek mümkün olur.

Türk-Çin İş Forumunda Türkiye Cumhuriyeti Ekonomi Bakanı Sayın Zafer Çağlayan Shanghai Serbest Bölge’de kurulabilecek Lojistik Merkez projesine değinirken, Çin Başbakan Yardımcısı Çin’den Türkiye’ye gelen turist sayısının 2011’de % 28 arttığını söyleyip, ulaştırma-enerji-nükleer konularındaki işbirliği anlaşmalarına dikkat çekerek, üçüncü ülkelerdeki müteahhitlik projelerini, turizm ve finans sektörlerini de yeni işbirliği alanları olarak işaret etti. Son olarak söz alan Recep Tayyip Erdoğan ise 2011 yılında Çin’in yurtdışı doğrudan yatırımlarının 320 milyar USD olmasına rağmen Türkiye’nin bu pastadan neredeyse pay alamamasına sitem etti – bugüne kadar Çin’den ülkemize gelen doğrudan direk yatırım sadece birkaç milyon USD – ve teşvik paketinin getirdiği yeni avantajlardan bahsetti.

Shanghai’da da Çin’in önde gelen firmaların CEO’ları ile görüşen Başbakan Erdoğan tüm önde gelen firmalara Türkiye’yi Çin’in Avrupa’ya açılan kapısı şeklinde görmelerini belirterek, yeni teşvik paketinin fırsatlarını tekrardan anlattı. Çin ile Türkiye arasındaki 1 ihracata karşılık 9 ithalat makasının sürdürülebilir olmadığı açık. Bu nedenle Çin’den Türkiye’ye gelecek turistlerin bırakacağı dövizler ile doğrudan direk yatırımlar bu açığın kapanması için tek çare olarak gösterilebilir zira sadece ihracatı arttırarak bu makasın kapatılması gerçekçi bir hedef olarak görünmüyor.

Bu ziyaretin ekonomik yorumu; iki ülke siyasetçi, iş adamları ve kamuoylarının heyecanı paralelinde Çin eski Başbakanı Wen Jiabao’nun Türkiye ziyareti sırasında açıklanan iki ülke arasındaki 2015’deki 50 milyar USD, 2020’deki 100 milyar USD ticari hacim hedeflerinin iki ülke arasındaki ekonomik heyecan paralelinde hiç de uzak olmadığını gösteriyor.

Bu ziyaret sırasında Suriye’deki sıcak gelişmeler paralelinde Dış İşleri Bakanı Davutoğlu ziyareti yarıda bırakmak zorunda kalıp Türkiye’ye dönerken, bugün hala devam eden Suriye konusunda Çin’in o günkü görüşlerinin değişmediği gözlenmektedir. Başbakan’ın ziyareti Çin’in Türkiye’yi Ortadoğu’daki uzun dönemli ortağı olarak görüp göremeyeceğine dair önemli görüşmeler içermiş olsa da bugünkü koşullarda iki ülkenin izlediği dış politikalar arasındaki birçok konudaki farklı bakış açıları ekonomik işbirliğinin politik işbirliğine taşınması ihtimalini düşük kılıyor.

ÇİN 2012 DEĞERLENDİRMESİ VE 2013 BEKLENTİLERİ

Çin geleneksel Lunar takvimine göre Ejderha yılını bitirip Yılan yılına başladı ve Çinliler için böylece tatil rehaveti bitti ve 2013 tam olarak başlamış oldu. 2012 Çin’de hem ekonomik, hem de politik anlamda köklü gelişmelerin sahne aldığı bir yıl olarak tarihin tozlu sayfalarına karıştı. Dünyadaki ekonomik yavaşlama akabinde ekonomik bozulmanın Çin’e yansımaları ve Çin Komünist Parti kongresinin yapılması ile Çin’i önümüzdeki 10 yıl yönetecek olan tepe kadronun belirlenmesi 2012’yi önemli bir yıl olarak kayda geçirirken, yeni tepe yönetiminden hem ekonomik, hem de sosyal reform bağlamında büyük beklentiler bulunmaktadır. Makalenin bu kısımlarında 2012’nin geleceğe yön veren gelişmelerini ele alıyor ve 2013 için bazı tahminler üzerinde ilerliyor olacağım. Ekonomik gelişmeleri anlamadan politik ve sosyal gelişmeleri yorumlamak biraz zordur, dolayısıyla geniş bir 2012 ekonomik portresi ile başlıyorum.

DÜNYADAKİ KARA BULUTLARIN GÖLGESİ ÇİN SEMALARINDA DOLAŞIYOR MU?

Pek tabii ki dünyanın en büyük ikinci ekonomisinin 2012’deki ekonomik resmini burada birkaç paragrafa sığdırmak mümkün değil. Ancak rakamlara geçmeden önce büyük resime bakacak olursak, ABD ve Avrupa ekonomilerindeki talep daralmasına, Çin’deki iç talebin de daralması eklenince, Çin ekonomisinin büyüme hızı 2012 ilk üç çeyrekte yavaşlamaya devam etti. Büyüme hızı üstüste dokuz çeyrek yavaşlayarak 2012 3. çeyrekte % 7,4 olarak kaydedilmesine (2009 başından itibaren en düşük oran) ve bazı sektörlerde işlerin kötü gitmesine rağmen, 4. çeyrekteki hareketlenme ile Çin’in 2012’deki büyümesi % 7,8 oldu.(2) Bu rakam son 13 yılın en düşük büyüme hızına işaret etse de hükümetin 2012 büyüme hedefi olan %7,5’in üzerinde olduğunu vurgulamakta fayda var. Çin artık yüksek teknolojik ürünler ile kaliteli büyümeyi hedeflemektedir. Ancak, büyümeyi tetikleyen en önemli kalemlerin tüketiciler değil, metro ve yol projeleri gibi altyapı yatırımları olduğu göz önüne alındığında kaliteli büyüme konusunda soru işaretleri ortaya çıkmaktadır. Çin Sosyal Bilimler Akademisi Başkan Yardımcısı Li Yang’a göre Çin’in doğaya verdiği zararın masrafları hesaba katılırsa Çin’in gerçek büyümesinin % 5 olduğu görülmektedir.(3)

Türkiye’de ve dünyada katıldığım konferans, okuduğum makalelerde hemfikir olunduğu üzere Çin’de birçok sektörde arz fazlası bulunmaktadır. Bunun başlıca nedeni yıldızı parlayan sektörlerde ana iş kolu olmamasına rağmen birçok farklı şirketin yatırım yapmış olmasıdır. Bu arz fazlasına karşın düşen talep ile 2012 bilançolarında belli başlı firmaların iflas istemesi ve 2013’de belli başlı sektörlerde birleşme/satınalmaların gerçekleşmesi kaçınılmaz görünüyor. Örnek vermek gerekirse solar enerji bu sektörlerin bir tanesidir. Her ne kadar ABD’den gelen ek vergiler ve AB’de düşen talep sektörün dinamiklerini alt üst etse de bir çok firmanın solar panel yatırımı yapmış olması bu işte dünyanın en büyüğü Suntech’i bile zora sokmuştur.(4)

Çin ekonomisinin 2012’de hız kesmesinin nedenini sadece yurtdışı talep darlığına bağlamak gerçekçi olmaz. RMB’nin değerlenmeye devam etmesi, artan işçi maliyetleri ve enflasyon iç piyasa ile ilgili üç önemli etken olarak sıralanabilir. 2013’de de bu trendin korunup şu günlerde 6,35 oranında olan RMB/USD paritesinin 6,10’lara kadar yükselmesi beklenmektedir. 2013 büyüme beklentisi ise Tsinghua Üniversitesi Çin Ekonomisinin Dünyadaki Yeri Araştırma Merkezi Başkanı Li Daokui’nun açıkladığı üzere % 8,1’dir.(5)

Öte yandan, HSBC’nin altını çizdiği 2000-2011 arasında Çin’de işçi maliyetleri dört kat artarken bu oranın Meksika’da % 40 olduğu gerçeği, Çin’in ucuz iş gücü cazibesini nasıl kaybettiğini gözler önüne sermektedir. 2012’de ise şaşırtıcı şekilde maaşlardaki artış hızının neredeyse durduğu (2011 % 23 – 2012 % 1,7) gözlemlenmiştir.(6) Maaşlardaki artış hızının bir anda kesilmesi de Çin’deki ekonomik bozulmanın bir başka göstergesi olarak yorumlanabilir.

Enflasyona bakacak olursak, Ocak-Kasım 2012 arasında Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) % 2,7 artarken (7), Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) Mart ayından itibaren bir önceki yıla göre hep artarak düşerek Eylül’deki düşüş % 3,6 olarak kaydedilmiştir. ÜFE rakamlarının Ekim’de % 2,8, Kasım’da % 2,2 düşüş olarak kaydedilmesi de ekonomik toparlamanın zayıf olduğunu gözler önüne sergilemektedir.(8)

Çin’in 2012 dış ticaret karnesine bakacak olursak, Ocak-Kasım döneminde dış ticaret hacmi bir önceki yılın aynı dönemine göre % 5,8 artmış ve 3,5 trilyon USD’a ulaşmıştır. İhracat % 7,3 artarak 1,85 trilyon USD’a ulaşırken, ithalat % 4,1 artarak 1,65 trilyon USD olarak kaydedildi. Ticaret fazlası ise 200 milyar USD’a yaklaşarak (199,51 milyar USD) bir önceki yılın aynı dönemine göre % 44,1 artmıştır. Çin’in özellikle ABD ve Güney Afrika, Rusya gibi gelişmekte olan ülkeler ile ticaretindeki ortalamanın üzerindeki artış oranları, bu rakama katkı sağlamaktadır.

Ocak-Kasım 2012 arasındaki Çin’de kurulan yabancı şirketlerin sayısı da % 10 azalarak 22,503 olarak kaydedilmiştir, Çin’e yapılan Doğrudan Direk Yatırım (FDI) % 3,6 düşerek 100 milyar USD olmuştur. Buna rağmen, Çin 2012 ilk yarısında ABD’yi geçerek dünyanın en favori Doğrudan Direk Yatırım destinasyonu konumuna gelmiştir.(9) Çin’in dünyadaki yatırım ve satınalmaları ise hız kesmeden artmaktadır. Çin Ticaret Bakanlığı verilerine göre yılın ilk 11 ayında 3598 Çinli firma 130 ülkede bir önceki yıla göre % 25 artışla 62,5 milyar USD’a ulaşmıştır.

Bir başka başlık, Çin Halk Cumhuriyeti resmi para birimi Çin Yuan’ının USD karşısındaki yükselişi hız kesmeden devam ettiğini vurgulamakta fayda var. Temmuz sonundan itibaren USD karşısında % 2,4 değer kazanan RMB için Çin Endüstri Bankası Başekonomisti Lu Zhengwei yeni Komünist Parti yönetimi ile birlikte bir değişiklik bekliyor. Lu’ya göre yeni yönetimin günlük % 1 olan dalgalanma limitini % 2,5’a çıkarması söz konusu. Bunun sonuçlarını ise hep beraber izleyeceğiz. Hong Kong, Vietnam ve Moğolistan harici içlerinde Güney Kore, Endonezya, Singapur ve Tayland’da bulunan 7 Güneydoğu Asya ülkesinin RMB’yi USD’dan daha yakın takibe alması ve Çin’in RMB ile yaptığı ticareti 3 yılda 3’e katlayarak 1,03 trilyon USD’a ulaştırma hedefi, Çin Yuan’ının global bir para birimi olma konusunda da büyük adımlar atmaya başladığını gösteriyor. Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication (SWIFT)’in Temmuz ve Ağustos aylarında RMB ile yapılan global para transferlerinin % 15,6 artması ve diğer kurların ortalama % 0,9 azalması da bu hedeflerin son derece gerçekçi olduğunu gösteriyor.

Ekonomiye küresel düzeyde, bardağın dolu tarafından bakarsak Çin’in kötü döneminde bile rekorları kırmaya devam ettiğini de söylemek mümkün. Çin 2003’den beri ilk kez 2012’nin ilk yarısında “Dünyanın en çok Doğrudan Direk Yatırım (FDI) alan ülkesi” ünvanını 59 milyar USD ile ABD’den almayı başardı. Her ne kadar bu rakam 2011 ilk yarısındaki 61 milyar USD’dan % 3 düşük olsa da, ABD’deki büyük düşüş Çin’in artan işçi maliyetlerine ve artık 5400 USD kişi başına düşen milli gelir ile orta halli vatandaşların yaşadığı bir ülke haline gelmesine rağmen hala büyük bir yatırım cazibesi taşıdığını göstermekte. Ancak bu yatırımın artık ucuz işçi gücü için değil, büyük alım gücü olan büyük bir pazar arayışında olan firmalar tarafından yapıldığını vurgulamam gerekiyor. Ekonomisi yavaşlamaya devam etse de, Çin dünyadaki yatırımlarına hız kesmiyor. 2012 ilk 3 çeyrekte Çin yine bir rekora imza atarak ABD’ye yaptığı yatırımlarda 6,3 milyar USD ile rekor kırdı. Her ne kadar enerji ve gelişmiş üretim başı çekse de, Çin’in eğlence, sağlık, finans ve bilişim sistemleri servisleri sağlayan firmalara ilgisinin artması da ilgi çekiyor.

Çin’in en ünlü iş makinesi firmalarından SANY’nin Almanya’nın dünyaca ünlü beton pompa üreticisi Putzmeister’i satın alması ses getiren işlemlerden bir tanesi olurken, Çin’in Amerikan şirketlerine yatırımı bir önceki rekor olan 2010’a göre % 12 artarak 6,5 milyar USD ile rekor kırdı. 2013’e ise Çin Yatırım Kuruluşu’nun (China Investment Corporation) Daimler ile Mercedes’e % 4-% 10 arası ortaklık için görüşmeleri sona yaklaştırdığı haberleri dünya gündemine bomba gibi düştü.(10) 2013’de de Çinli firmaların ve fonların dünyada bir çok yeni ses getirecek ortaklığa imza atması şaşırtıcı olmayacaktır.

İşsizlik, enflasyon artıyor olmasına rağmen sosyal bir sorun olan zengin – fakir arasındaki uçurumun arttığını da yine söylemek mümkün. Örneğin, Pekin ve Guangzhou ofis kirasında dünyada en hızlı artışı yaşayan iki şehir konumuna geldi ve Pekin New York’u bile geçmiş durumda.(11) Öte yandan, Çin’den Amerika’ya son 9 ayda yapılan vize başvurusu 1 milyon’u geçerek bir rekor olara kaydedildi.(12) 2012 içerisinde Pekin’de tanesi 47,5 milyon USD’a rekor fiyat ile 12 villanın satışa çıktığını göz önüne alırsak işsizlikle ve enflasyonla boğuşan büyük kesime karşın Çin’in dünyaya “Biz hala roketiz” diye haykırdığını yorumlamak güç değil.(13)

2013 Çin ekonomisinin yani yeni Çin’in gücünün en büyük indikatörünün dikkat ile takip edildiği bir yıl olacaktır. 2012 sonundaki düzelme işaretleri 2013 ilk yarısında olumlu verilere dönüşürse sadece Çin değil kriz döneminde birçok ülkeyi finanse ettiğini düşünürsek tüm dünya rahatlayacaktır.

2013 bizlere 2012’nin Çin Eximbank Baş Ekonomisti Wang Jianye’nin dediği gibi “sert iniş”in abartıldığı bir yıl mı yoksa kırılım noktası mı olduğunu gösterecektir. Dünya Bankası eski Baş Ekonomisti Justin Lin’in belirttiği gibi bardağın hem dolu, hem boş tarafı görülmelidir ve yeni yönetimin atacağı adımlar Çin’in 2013 ekonomik gidişatında son derece etkili olacaktır.(14)

YENİ YÖNETİM İLE GELEN DEĞİŞİM RÜZGARI VE ÇÖZÜLMEYİ BEKLEYEN KRİTİK SORUNLAR

Tüm dünyanın yakinen takip ettiği Çin Halk Cumhuriyeti 18. Parti Kongresi 2012 Kasım ayı içerisinde yapıldı ve Çin’in önümüzdeki 10 yılını yönetecek yedi kişilik Politbüro Merkezi Komitesi açıklandı. Çin’in dünyaya açılımını gerçekleştiren Deng Xiaoping ekolüne yakınlığı ile bilinen Xi Jinping Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri olarak Kasım 2012’de halka seslendi. 13 Mart 2013’de görevi resmen devralarak Çin’in Yedinci Başkanı olan Xi Jinping’in ilk dış gezisini de dünya politikasında çok yakın hareket ettikleri stratejik ortağı Rusya’ya yapması bekleniyor.

Bu sene içerisinde ABD ziyareti akabinde Türkiye’ye de uğrayan Xi Jinping gerek sanatçı eşi ve Harvard’da eğitim gören kızı, gerek sempatik kişiliği ile alışagelmiş Çinli lider profilinin dışına çıkıyor. Genel Sekreter seçilmesi sonrasında ilk resmi ziyaretini 1992’de Deng’in dünyaya açılım politikasını halka açıkladığı ünlü Güney Turu’nu başlattığı Shenzhen’e yaparak izleyeceği politikalar yönünde de işaret verdi. Dış politika uzmanlarına göre yeni Politbüro’daki seçimler parti içerisinde son dönemde kıpırdanmaya başlayan Mao Zedong politikalarına dönüş isteyen kanata da gözdağı vermiş oldu.

Genel Sekreter seçildikten hemen sonra Çin’de milyonlarca kişinin izlediği zafer konuşmasında Xi Jinping, yeni dönemde Çin’in en önemli sorunları olan yolsuzluklar, gelir dağılımındaki eşitsizlik, oldukça eleştirilen sosyal sistem (eğitim ve sağlık başta olmak üzere) üzerine giderken Komünist Parti’nin halktan kopuk fazla resmi ve bürokratik yapısını değiştirme sözü verdi. Bu sorunları çözmek için yeni yönetim ise musluğu sonuna kadar açmış görünüyor. Bütçe açığının Gayrisafi Milli Hasıla’ya oranın 2013’de,  2012’deki hedef  % 1,5’a  -ki gerçek rakamın bundan yüksek olması bekleniyor- göre artarak % 2’ye çıkması öngörülüyor.(15)

Bugünlerde ise Çin’in en önemli iletişim platformu haline gelen -Twitter’a benzerliği ile dikkat çeken- Weibo’da Başkan Xi’den sadece verdiği sözler değil, bunun ötesinde daha fazla özgürlük için talepler başlamış durumda. Son iki aydaki resmi ziyaretleri boyunca yemeklerde aşırıdan kaçınan Xi Jinping’e Weibo’da “4 çeşit yemek ve bir kase çorba değil, basın özgürlüğü gerçek reformdur” şeklindeki sesleniş Çin’de oldukça konuşuldu.(16) İlk reform sinyali ise geçtiğimiz günlerde “Re-education through Labour System” diye bilinen, Sovyet Rusya’dan kalan muhalif sesleri polis zoruyla işçi kamplarına gönderme uygulamasına son verilmesinin gündem oluşturması ile geldi.(17)

Şu bir gerçek ki Xi Jinping yönetimini sadece ekonomik açıdan değil politik açıdan da özellikle iyi eğitimli gençlerin başını çektiği Çin halkının taleplerinin daha yüksek sesle dile geldiği bir dönem bekliyor ve 2013 yeni Başkan ve ekibinin kredibilitesi açısından son derece yakın izlendiği bir yıl olacak.

ÇİN-JAPONYA İLİŞKİLERİNDE ÇATLAK: DİAOYU ADALARI

2012 içerisinde en çok tartışılan ve 2013 başlarında hala hemen her gün gazetelerde yer alan ve Çin’de hem ekonomik boykota, hem de protestolara neden olan Japonya ile Çin arasındaki Diaoyu Adaları meselesine değinmeden geçemeyeceğim. Gerilimin üst seviyede olduğu günlerde iş gezisi için Diaoyu Adaları’na en yakın şehirlerden bir tanesi olan Fuzhou’da bulunduğumda dakikada bir üstümüzden geçen jetler ile Çin’in bu konuda ne kadar kararlı olduğunu bizzat gözlemleme imkanı buldum. Eylül başlarında Endonezya’yı takiben Çin’e gelen ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Endonezya’da Güneydoğu Asya ülkelerine yapmış olduğu “Güney Çin Denizi’nde Çin’in sınır ihlalleri karşısında birlikte olun” ve her ne kadar biz karışmıyoruz dese de Diaoyu Adaları konusunda Japonya’yı destekler açıklamaları Çin basınında büyük tepki gördü. Ancak ABD’nin sonraki açıklamaları ile ilişkiler normal düzeyde seyrediyor. Afrika kıtasındaki ekonomik yatırımlar ve hükümetler ile ilişkiler paralelinde Çin’in açık ara üstünlüğü ABD için Güneydoğu Asya’yı dünyadaki gücünü sürdürmesi açısından stratejik kılıyor. Ancak, Dışişleri Bakanı Clinton’ın bu bölgeyi yoğun gündeminde tutması bile Çin’in bu bölgedeki aktifliğini gölgelemeye yetmeyecek gibi gözüküyor.

Bu konuda diğer bir vurgu yapmak istediğim konu işin ekonomik boyutu. Boykotun etkisini gösteren en etkileyici manşeti 23 Ekim’de China Daily attı. Habere göre Japonya’nın Çin’e yaptığı ihracat Eylül’de bir önceki yıla göre % 14,1 düştü ve Japon ekonomisinin açığı 7 milyar USD olarak kaydedildi. Japonya’nın % 10,28 olarak kaydedilen Eylül ihracat düşüşü, 2011 depreminden sonraki en büyük düşüşe işaret ediyor.

ÇİN-GÜNEYDOĞU ASYA İLİŞKİLERİ

Japonya ile başlayan deniz sularında anlaşmazlıklar tartışmaları sadece Japonya ile limitli kalmayıp farklı Güneydoğu Asya ülkelerine de sıçramış bulundu. Hillary Clinton, ABD Dışişleri Bakanı sıfatıyla çıktığı son Asya seyahatinde bölgedeki azı ülkeleri ziyaret ederek Çin’e karşı sınırlarını korumaları konusunda birlik olmaları gerektiğini öğütlerken, Çin’den gelen tepkiler üzerine Pekin’e uğrayıp yanlış anlaşıldığını belirtmek zorunda kaldı.

Son dönemde Laos ve Kamboçya’nın da içlerine katıldığı birçok Asya ülkesinin ABD’ye Çin’in kendileri üzerindeki etkisini dengelemek adına yaklaşmasına rağmen yepyeni bir arkadaş edinmiş görünüyor; Sri Lanka. Büyük rakip Hindistan’a yakınlığı ile stratejik bir öneme de sahip olan Sri Lanka’da şu anda Çinli firmalar ülkenin yeniden inşasında altyapı çalışmalarında büyük rol oynuyor.(18)

TÜRKİYE-ÇİN İLİŞKİLERİ: NEREDEYİZ? NEREYE GİDİYORUZ?

2012 Türkiye’de Çin yılı olarak farklı şehirlerimizde birçok kültürel ve sanatsal aktivite ile kutlanırken, politik ve ekonomik ilişkilerin hareketli geçtiği bir yıl oldu. Daha önceki paragraflardan hatırlayacağınız üzere Nisan ayında gerçekleşen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 5 Bakan, 1 Başbakan Yardımcısı ve 300 işadamıyla gerçekleştirdiği Çin ziyareti birçok ilke sahne oldu. Bu ziyaret sırasında Urumçi’de Uygur halkının Türk heyetine gösterdiği sevgi Çin’in Türkiye için sadece ekonomik değil tarihe saygı paralelinde de ne kadar önemli bir ülke olduğunun kanıtıdır.

Özel sektör temsilcileri ve hükümetler arası imzalanan niyet ve işbirliği anlaşmalarının ise henüz sadece küçük bir kısmı realize edilmiş durumda ancak bu tarz ziyaretlerin etkilerini çok kısa sürede görmek ve analiz etmek doğru olmamaktadır. Şu bir gerçektir ki artık Türkiye’de Çin’in en önemli özel sektör oyuncularının ofisleri ve  veya temsilcileri bulunmaktadır ve Türkiye’ye yapmayı planladıkları yatırımlar gözle görülür şekilde artmıştır.

Ticari rakamlara bakacak olursak daha önceki kısımlarda rakamlarla vurguladığım üzere her ne kadar ithalatın azalması sevindirici gibi görünse de aslında bu rakamları tek taraflı okumamak gerekmektedir. Çin’den Türkiye’ye gelen ithalat kalemlerinin büyük kısmı ara maddedir ve ithalatın azalması ya Türkiye’nin üretiminin azaldığı, ya da Çin’den alınan ara maddenin başka bir ülkeden alındığı ve cari açığa daha fazla yansıdığı anlamı taşımaktadır.

2013 Türkiye-Çin ilişkileri açısından hem kültürel, hem ekonomik, hem de politik olarak önemli bir yıl olacaktır. 2012’de Türkiye’de kutlanan Çin Yılı, 2013’de Çin’de Türkiye Yılı olarak kutlanmaya başlamıştır ve bu sene Çin’in farklı şehirlerinde kültürümüzü ve ülkemizi tanıtım fırsatı bizdedir. Bu Çin’den beklediğimiz turist sayısındaki artış için çok önemli bir fırsattır ve en iyi şekilde değerlendirilmelidir. 2013 içinde de Çin’e gelen Resmi Heyet sayısında artış olması muhtemeldir ve özellikle kömür, rüzgar, güneş ve nükleer enerji konularında Çin ile Türkiye arasında ilişkilerin artması beklenmelidir.

Son olarak sizleri Çin’de DEİK ve Türkiye Cumhuriyeti Ekonomi Bakanlığı desteği ile yürütülen Çin’deki Türk Çin Ticaret ve Sanayi Odası ve Shanghai Serbest Bölge içerisinde kurulması planlanan Türk Serbest Bölgesi konusunda bilgilendirmek isterim. DEİK Dünya Türk İş Konseyi Asya Pasifik Bölge Komitesi koordinasyonunda yürüyen iki proje de Türkiye’nin Çin’e ihracatının artması ve Çin’de lobicilik faaliyetlerinin sürdürülüp, Türk özel sektör temsilcilerinin Çin ile ticari ilişkide bulunurken yaşadığı sorunların direk muhataplara sunulması açısından son derece önemlidir. Umarım 2013 bu iki projenin de hayata geçtiği bir yıl olacaktır.

 Köken GÜNEŞ

REFERANSLAR

(1) http://www.tucsiad.org.tr/Haberler/Haber/2012-yilinda-Turk-Cin-iliskileri-boyle-gecti/287.aspx

(2) http://tr.euronews.com/2013/01/18/cin-son-13-yilin-en-dusuk-buyumesi/

(3) http://www.chinadaily.com.cn/business/2012-12/17/content_16026250.htm

(4) http://www.bbc.co.uk/news/business-21839938

(5) http://www.chinadaily.com.cn/business/2013-01/07/content_16092258.htm

(6) http://blogs.wsj.com/chinarealtime/2013/01/04/what-worker-shortage-the-real-story-of-chinas-migrants/?mod=WSJBlog&utm_source=Sinocism+Newsletter&utm_campaign=a5c775689f-The_Sinocism_China_Newsletter_For_01_06_2013&utm_medium=email

(7) http://www.stats.gov.cn/tjfx/jdfx/t20121209_402857506.htm

(8) http://www.stats.gov.cn/tjfx/jdfx/t20121209_402857507.htm

(9) http://rhgroup.net/notes/foreign-investment-in-china-a-tale-of-two-statistics?utm_source=Sinocism+Newsletter&utm_campaign=a5c775689f-The_Sinocism_China_Newsletter_For_01_06_2013&utm_medium=email

(10) http://www.autoguide.com/auto-news/2013/01/china-investment-corp-interested-in-daimler-stake.html

(11)  http://www.bloomberg.com/news/2012-07-15/china-has-three-biggest-increases-in-global-office-costs-cbre.html.

(12) http://usa.chinadaily.com.cn/epaper/2012-07/13/content_15577669.htm.

(13) http://www.wantchinatimes.com/news-subclass-cnt.aspx?id=20120715000002&cid=1102&MainCatID=0.

(14) http://europe.chinadaily.com.cn/business/2013-01/08/content_16096244.htm

(15) http://www.chinadaily.com.cn/business/2013-01/07/content_16092481.htm

(16) http://www.ft.com/intl/cms/s/0/9aead3c0-58d6-11e2-bd9e-00144feab49a.html#axzz2HOq87OGB

(17) http://english.caixin.com/2013-01-07/100480421.html

(18) http://blogs.the-american-interest.com/wrm/2012/07/13/game-of-thrones-sri-lanka-emerges-as-chinas-new-best-friend.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.