MODEL ORTAKLIK ÖNCESİ VE SONRASI: ANKARA-WASHINGTON HATTI

upa-admin 29 Ağustos 2013 2.340 Okunma 0
MODEL ORTAKLIK ÖNCESİ VE SONRASI: ANKARA-WASHINGTON HATTI

Yakın zamana kadar Türkiye, dış politikasında yakın çevresinde yaşanan çoğu olaya tarafsız kalmayı tercih etmişti. Dış politika olarak “Yurtta sulh, cihanda sulh” prensibi ile hareket eden birçok Türk devlet adamı oldu. Türkiye’nin yakın döneminde yaşanan olayları irdeleyerek değişen bir süreçten bahsedeceğiz. ABD’nin Irak’a müdahalesi ile başlayan bu süreç, şu anda tartışılan Suriye müdahalesini de içermektedir.

Model Ortaklık Öncesi (2003-2009)

ABD, Irak konusunda en çok müdahale gerektiğini belirten devletti. Türkiye’nin ise müdahaleye destek için öncelikle meclisinden tezkereyi geçirmesi gerekiyordu. Tezkerenin içeriği şöyleydi;

“TBMM’den, gereği, kapsamı, sınırı ve zamanı Anayasanın 117’inci maddesine göre milli güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu bulunan hükümet tarafından belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’a gönderilmesine; etkili bir caydırıcılığın sürdürülmesi amacıyla Kuzey Irak’ta bulunacak bu kuvvetlerin gerektiğinde belirlenecek esaslar dairesinde kullanılmasına ve muhtemel bir askeri harekat çerçevesinde yabancı silahlı kuvvetlere mensup hava unsurlarının Türk hava sahasını Türk makamları tarafından belirlenecek esaslara ve kurallara göre kullanmaları için gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından yapılmasına, Anayasanın 92’inci maddesi uyarınca 6 ay süreyle izin verilmesi istendi. Tezkerede, en fazla 62 bin yabancı askeri personelin 6 ay süreyle Türkiye’de bulunması öngörülüyordu. Yabancı kuvvetlerin hava unsurları 255 uçak ve 65 helikopteri aşamayacaktı.”[1]

Hatıralara göre[2] Washington heyetinin genel görüşü Ankara’nın tezkereyi geçireceği yönündeydi. Fakat durum böyle olmadı ve meclis “hayır” dedi. Artık ABD’yi hayal kırıklığına uğratmış bir stratejik ortak olan Türkiye vardı. Bu yaşanan “hayır” faslı, Türk-Amerikan ilişkilerini derinden etkiledi.[3] Bugün Türkiye’de akademisyeninden kıraathanede çay içen emeklisine kadar herkes ABD’nin Irak müdahalesinin hiç de masum olmadığını söyler. ABD’nin demokrasi getirme vaatleri, bugün Irak için böl ve yönet (divide and rule) prensibinden ilerledi. Türkiye isteyerek yahut istemeyerek bu kirli oyuna dâhil olmadı.

Model Ortaklık (2009-…)

2009 yılında ABD Başkanı Barack Obama’nın ilk kez kullandığı “Model Ortaklık” kavramı[4] ve ilerleyen süreçlerde yaşanan Arap Baharı ile, Türkiye ve ABD’nin Ortadoğu’da çıkarları tekrar örtüştü. Fakat yeni yönetimiyle ABD, 2003’te yaşanılan “hayır sendromu”nu tekrar yaşamadan ilişkileri geliştirmek için çalışmalar sürdürecekti. Esasında ABD derken, sadece Başkan Obama olarak düşünülmemeli; ABD’nin esasında çeşitli grup ve sektörler tarafından yönetildiği gerçeğini de dile getirmeliyiz. Sağlık sektörü çalışma için Ortadoğu’yu uygun bulabilir. Silah sektörü pazar için Ortadoğu’yu temel hedef seçebilir. Ve her diğer “para getiren” sektörler Ortadoğu’yu uygun bulabilir. Lakin öyle bir kanıt vardır ki her vatandaşın geleceği ABD için hayat sahasıdır; İsrail’in güvenliği. İsrail 1948’de kurulduğundan bugüne kadar birçok Arap ve Müslüman ülke ile çatışma yaşamıştır. Bugün İsrail’in “Demir Kubbe”si bu çatışmaların en büyük hatırasıdır. Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan, Irak gibi ülkelerin bugünkü hallerini göz önüne getirelim. Hangi ülke bugün müreffeh halde? Bugün zihinlerde sakat bulunan “Araplar cahildir, bu argümanlara yabancıdır” düşüncesi kimlere aittir? Kem küm etmeyi bırakıp tekrar düşünmek gerekiyor. Bugün için ve yarın için…

Suriye ve Mısır Kararları: Türkiye’nin değişen müdahaleci tavrı

Amerikan Foreign Policy dergisinin gizliliği kaldırılan CIA belgelerinden derlediği makalede “ABD belki de bugünlerde Şam yakınlarındaki kimyasal saldırılara askeri yanıt verilmesini gözden geçiriyor olabilir. Ancak bundan bir nesil önce ABD’nin askeri ve istihbarat kaynakları Suriye’dekinden çok daha yıkıcı olan bir dizi sinir gazı saldırısını biliyordu ve bunları durdurmak için hiçbir şey yapmadı” şeklinde değerlendirme yapıldı.[5] Türkiye bugün Irak konusunda yaşanan vahşeti iyi biliyor. Saddam kukla bir hükümetin lideriydi. Halepçe Katliamı ile anıldı. Fakat hiçbir “demokrasi ve insan hakları” prensibine dayalı Batılı devlet onu durdurmak istemedi. Reelpolitik kazandı, insanlık kaybetti. Arap Baharı ile başlayan süreçte Türkiye aktif bir rol sergiledi. Yakın çevresinde yaşanan olaylarla elbette ilgilenmesi gerekiyordu. Türkiye’nin ilkleri yaşadığı bir gerçekti. Tunus örneğinden hareketle Türkiye devrilen iktidarların aleyhine tavır almaya başlamıştı. Libya ve Mısır örneği birbirine benzerdi. İki diktatör de uzun süreçte gitti. Yine de Hüsnü Mübarek’in sonu Muammer Kaddafi gibi olmadı. Libya müdahalesi Arap Baharı sürecinde olası Suriye müdahalesi gibi olabilir. Maalesef iki ülke Arap Baharı sürecini başarıyla sonlandıramadı; Mısır ve Suriye. Arap-İsrail Savaşları’nın “elebaşı” ülkeleri olması ise düşündürücü…

Türkiye’nin takındığı iktidar aleyhindeki tavır bu iki ülke tarafından hoş karşılanmadı (Devrik Cumhurbaşkanı Mursi’den sonraki Mısır süreci). Ankara hükümeti “komşularla sıfır sorun” dediği ilk günden bugüne komşularla “sınır” sorununa evrilen bir süreci yaşadı ve bir süre yaşamaya devam edecek gibi gözüküyor. Türkiye’nin duygusal yönünü iyi bilen Batılı bilim insanları, Irak müdahalesinin Türkiye’deki etkisini araştırmış olmalılar. Zira artık Türkiye’nin akademisyeninden kıraathanede çay içen emeklisine kadar birçok vatandaşı geçmişten farklı olarak Suriye’ye müdahaleyi uygun görüyor (istisnalar her konuda mevcut olabileceği gibi burada da vardır). ABD ve Ankara hükümeti iyi biliyor ki, “hayır sendromu” tekrar yaşanılabilecek bir durum; bu yüzden tezkereye sunulmadan Türkiye’den destek beklenebilir. Diyelim tezkere meclise sunuldu; CHP, MHP ve BDP’nin görünen kararı “hayır”… Asıl merak konusu değişen müdahaleci tavra karşı meclisin tavrı ne olacak?

Sonsöz yerine

Son olarak mesele ne Halepçe idi, ne de Guta… Bu çalışma hiçbir şekilde Saddam’ı, Esad’ı veyahut bir başka diktatörü savunmamaktadır. Türkiye’nin değişen müdahaleci tavrına karşı meclisin nasıl davranacağı şeklinde düşünmeyi amaçlamıştır. Model Ortaklık öncesi ve sonrası Ankara-Washington hattının sıkı bağlar kurması, Füze Kalkanı Patriot bataryaların kurulması gibi gelişmelerin Türkiye’yi yaşanabilecek “yeni” Soğuk Savaş sürecinde nasıl etkileyeceğini hep birlikte göreceğiz. Türkiye’nin dileriz geçmiş tecrübeleri (Jüpiter Füzeleri vakası, Kıbrıs Harekâtı) daha sağlam adımlar atmasını sağlar. Ve unutmadan bir Rus atasözü der ki; “Acele hareket yalnızca sinek yakalamaya yarar.

 

 

Şahin KESKİN/UPA Erzurum Atatürk Üniversitesi Temsilcisi


[1] http://www.haberturk.com/polemik/haber/819489-1-mart-tezkeresinin-tutanaklari-aciklanacak-mi.

[2] G.W. Bush, Decision Points, 2010.

[3] Çuval olayı örneği, http://www.ntvmsnbc.com/id/25199211/.

[4] Model Ortaklık ile ilgili bkz. http://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakani-davutoglu-turkiye-abd-iliskileri-model-ortaklik-temelinde-hizla-ilerlemektedir.tr.mfa.

[5] İlgili haber için bkz. http://www.hurriyet.com.tr/planet/24593107.asp.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.