MODERNLEŞME VE EĞİTİM

upa-admin 26 Eylül 2013 3.320 Okunma 0
MODERNLEŞME VE EĞİTİM

Toplumların gelişiminde en büyük etken eğitimdir. İnsan; varlığı ve zekası gereği hep sorgulayan, araştıran, düşünen, merak eden ve öğrenen bir varlık olmuştur. Tarihin ilk devirlerinde bu sadece kendi varlığını sürdürmek, karnını doyurabilmek ve canlı kalabilmek içindi. Fakat insanın içinde olan, önüne geçemediği ve asla dizginleyemediği merak duygusu onu, zaman içinde inceleme, araştırma, farlı şeylere ulaşma veya farklı yerlere gitmeye yöneltmiştir. Bu sayede insan kişisel gelişimi tamamlarken, farkında olmadan mucit, bilim adamı, seyyah, yazar, doktor, asker ve aklımıza gelen veya gelmeyen tüm meslekleri icra etmiştir. Gelişen ve değişen teknoloji ve eğitimlerle sadece bu meslekle ilgili teorik eğitim de alarak, kimliğini veya etiketini onaylatmıştır. Bunu yaparken de en büyük sebep olarak, kendini toplumda bir yerlere koyma veya itibar kazanma isteği gösterilebilir.

Aslında insan, ilk insandan bugüne gelen ve isimlerini dahi bilmediği birçok şeyi (ilkel de olsa) alet olarak icat etmiştir. Bunlar gelişen ve değişen zaman içinde ve bölgelere göre zamanla gelişerek yeni isimlerle karşımıza büyük buluşlar olarak çıkmıştır. Bu yolculuk ve serüven içinde geçtiği yerlere iz bırakmak ve varlığını ve yaşadığını göstermek, o anı, zamanı tasvir, tarif edebilmek için mağara duvarları ve kayaları oymuştur. İnsan varlığı bulunduğu her yerde ve her çağda mutlaka iz bırakmak istemiştir. Bunu da çok çeşitli şekillerde sergilemiş ve sergilemeye devam etmektedir. İnsan ilk başta birçok şeyi deneme ve yanılma yoluyla öğreniyorken, zamanla toplumsallaşma sonucu, birbirlerinin eğitmeni olmuşlardır. Bu eğitmenlik kişisellikten, kitleselliğe dönüşmeye başlamıştır. Artık devletler ve ülkeler birbiri ardına tek tek kurulmaya başlayınca,  eğitim de buna paralel olarak ileri gitmiştir. Gerçek anlamda eğitim, devletin kendi ideolojisini aşılamak ve ihtiyacı olan bürokrat kadrolarını yetiştirmek, en azından yurttaşlarının din ve inanç farkını gözetmeden, tarafsız bir eğitim sistemi ile başlar. Bu şekilde herkese eşit ve ayrıcalıksız bir eğitim verilmesi toplumun tüm dinamikleri ile güçlü temellere oturtabilmektir.

Her sınıf halk ve her dini grup için, tamamıyla dini eğitimin hâkim olduğu Osmanlı İmparatorluğu’nda da, 19. yüzyılın başından itibaren orduda ve mülkü idarede modernleşme başlaması dolayısıyla laik nitelikli ve bilimsel temellere dayalı eğitim veren okullar kurulmaya başladı. Bunlar dini eğitim veren okulların yanı başında ve onlara tezat olarak yayılmaya başladılar. Bu laik bürokrasinin başını çektiği modernleşmeyle, seküler düşüncenin toplum hayatındaki etkisi arttı, İlmiye sınıfı kenarda kaldı. 2. Meşrutiyet’in ilanıyla  modern eğitim daha fazla ilerleme ve gelişme fırsatı buldu. Osmanlı’da modern eğitim, gayrimüslimler arasında daha hızlı ve daha yaygın biçimde ilerledi. Gayrimüslimler kiliseye ve tüm baskılara rağmen, modern eğitime geçiş yaptılar. Osmanlı kendi tebaasına  iki ayrı mahkeme, iki ayrı okul, iki ayrı sınıf memuriyet ve iki ayrı dünya görüşüne dayalı (Müslümanlar ve Gayrimüslimler) bir eğitim ve yönetim sistemi kurdu. Bunun zorlukları ve sancıları zamanla ortaya çıktı, 2. Meşrutiyet’le bu aşılmaya çalışılsa da, İmparatorluğun ömrü buna  yetmedi. O dönem Hıristiyan halkları, eğitim sistemlerini en baştan yani ilkokuldan, yüksek okula kadar geçen dönemleri kapsayan şekilde planlı ve programlı bir şekilde oturtturmuşlardı. Osmanlı’da  ise programsız ve denetimsiz bir ilköğretim sistemi vardı. İlköğretimden sonra direk yüksek okullara geçiş yapılıyordu. Orta öğretim sisteminin düzenlenmemiş olması dolayısı ile yüksek öğretime geçenler arasında okuma-yazma bilmeyenler, ya da iyi yetişmemiş gençler de vardı. Tanzimat’la birlikte Osmanlılık ruhunun gelişmesi ve yerleşmesi için ilköğretim sisteminin yeniden örgütlenmesine gidildi. 1 Mart 1846 yılında bu amaçla Tahrirat-ı Umumiye çıkarıldı, bu eğitimin düzenlenmesinde bir başlangıç oldu. 1959’da İstanbul’da Cevri Kalfa İnas Rüştiyesi adıyla bir kız okulu açıldı. 1869’a kadar başka okullar açılmazken, 1869’da ilk Kız Sanayi Okulu İstanbul Yedikule’de açıldı. Bunların ardından 1847 Ziraat, 1860 Orman, 1859 Baytar mektepleri arka arkaya açılıyordu. Nisan 1869’da çıkarılan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile öğretmen okulları eğitim sistemine dahil ediliyordu. Devlet ilk bursunu bu öğrencilere veriyordu. Bu nizamnamenin getirdiği en büyük yenilik ise ilköğretimin mecburi tutulmasıdır. Bu sayede okuryazar sayısı artarken, kız öğrenciler de eğitime daha fazla katılıyordu. Türkçe ilköğretimde zorunlu dil olarak tutulurken, orta öğretimde serbest bırakılıyordu. Mekteb-i Sultani (Galatasaray)  ise devrin her dinden ve her dilden aydınlarının yetiştirildiği okul oluyorken, artık  Avrupa’ya yetişmesi için öğrenci gönderilmiyordu. Türkçe’nin yanında Fransızca da öğretiliyordu ve bu okulun başarısı ve eğitime kattığı değerler sayesinde başka illerde de bu okul benzeri okullar açılmaya başlanıyordu. Zamanla yabancı okullar da açıldı. Ama 2. Meşrutiyet’e kadar bu okullara talep olmadı. Tanzimat’ın üçlüsü Ali Paşa, Fuat Paşa ve Cevdet Paşa üniversitelerin kuruluşuna öncü oldular ve böylelikle Türk tarihinde ilk üniversitelerin de kurucusu olmuşlardır. 1851’de Encümen-i  Danış adında İlim Akademisi’ni kurdular. Fakat ömrü uzun olmadı, Kırım Savaşı’ndan önce dağıldı. 1862’de Cemiyet-i  İlmiyeyi Osmaniye kuruldu, ama bir süre sonra aralarında yaşanan anlaşmazlık sonucu başarılı olamadı.

Eğitimde ilerleme, uzun süre çeşitli iç ve dış olaylar yüzünden olmamıştır. Cumhuriyet’in kuruluşundan daha üç buçuk ay önce Ankara’da toplanan I. Heyet-i İlmiye, ilköğretim de dâhil tüm eğitim sistemi ile ilgili sorunlar üzerinde ilk ciddi tartışma ve çalışmaları başlatmıştır. Arkasından 1923 sonrası bu kararların büyük kısmı uygulanmaya konulmuştur. Mart 1924’de çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu da, eğitimin her aşamasında içerik ve dünya görüşü bakımlarından ikili uygulamalara son vererek merkezi ve bütünleşmiş laik bir yapı getirmiştir. Cumhuriyet yönetimi; fiziksel, idari ve mali yönleri bir yana ilköğretimle ilgili olarak, her eğitim aşaması için en önemli pedagojik doküman alan eğitim programları konusunda 1926, 1936, 1948, 1962, 1968, 1975, 1997 yıllarında ciddi değişiklikler yapmıştır. Bu arada 1928’de Millet Mektepleri faaliyete geçirilmiş, ilköğretim alanında çok önemli, yerli ve ilginç bir reform projesi sayılan Köy Enstitüleri (17 Nisan 1940) kurulmuştur.

Tüm bu gelgitli dönemdeki değişmelere rağmen, 1990’lı yıllarda ilköğretimde gelinen nokta 2000’li yıllarda “bilgi toplumu”na hazırlanan bir dünyada hiç de iç açıcı bir nokta değildi. 200 yıllık modernleşme ve çağdaşlaşma hedefimiz, projemiz bakımından, bunca gelişmelere, reformlara rağmen ilköğretim sorununun, kalite, program içeriği, fiziksel olanaklar, öğretmen yetiştirme boyutlarındaki durumu oldukça hüzün vericidir. En kötü durumda olan boyutu da (ki en önemlisidir) öğretmen yetiştirme konusudur. Okuryazarlık açısından erken modernleşen ülkelerin bu yüzyılın başlarında gerçekleştirdikleri % 80’lik orana biz ancak 1990’lı yıllarda ulaşabildik. Türkiye’de ilköğretim konusuna modernleşme, sanayileşme, uluslaşma ve demokratikleşme, çabaları, süreçleri çerçevesinde ne geçmişte, ne de günümüzde gereken önemin verilmediğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla her alanda çağdaşlaşmada, kalkınmada umulan noktada olmamamızın önemli faktörlerinden birisinin de zamanında ve gereken nitelikte yaygın bir ilköğretimin yurttaşlara verilmemesi olduğu görülmektedir. Ayrıca günümüzde de karşılaştığımız ekonomik yetersizliklerle (üretim azlığı gibi), demokratikleşme bağlamındaki siyasal sorunlarda, özellikle etnik kökenli terörde ve çoğu kültürel yozlaşmalarda ilköğretim sorununu çözmede çok geç kalışımız önemli bir etkendir. En azından Kurtuluş Savaşı’ndan ve Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra sosyal, ekonomik, kültürel gelişme ve kalkınma bakımından ilköğretime gereken çağdaş nitelik kazandırılabilirdi. Bu soruna Cumhuriyet’in ilk 20 yılında verilen önem sonraki dönemlerde ne yazık ki verilmemiştir. Modernleşme ile eğitim ve özellikle ilköğretim arasındaki fonksiyonel ilişki, ne yazık ki gözden kaçırılmıştır. Hem de ortada çok somut örnekler dururken, bu önemli konu birçok soyut, teorik, ideolojik, politik tartışma ve kavgaların arasında kaybolup gitmiştir. Aynı zamanda bu sorun teknik ve pedagojik boyutlarda değil, hep siyasal ve idari boyutlarda düşünülüp ele alınmıştır. Kalkınma ve yeniden yapılanmanın temeli olan ve tüm devlet kurum ve kuruluşları ile tek seçenek olan eğitim, gelinen bu yüzyılda halen çağdaş seviyeye oturmamıştır. Önce alt yapısının araştırılması ve oluşturulması gereken eğitim ve öğretim sistemi, ülkemizde yeterli araştırma yapılmadan değiştirilmektedir. Akabinde yeni sistemi oluşturmaya çalışılmak da bu sebeple başarılı olmamaktadır. Bunun sonucunda her yıl değişen sınav sistemleri ve öğrenci seçme işlemlerine ek olarak bir türlü atanamayan öğretmenlerin sorunları ile devam eden bir sorunlar yumağı şeklinde, yıllardan yıllara aktarılmaktadır. Eğitim almak isteyenin sevdiği ve seçtiği mesleklere erken yaştan itibaren yönlendirilmesi gereken bir program ve düzenlemenin artık yıllara yayılmadan, yeni eğitime başlayanlar için en başından itibaren uygulamaya başlaması gerekmektedir. Bu da gençlere daha hızlı istedikleri mesleklere ulaşma ve istedikleri işi yapma şansını tanıyacaktır. Değişen her sisteme alışma süreci ile başlangıç dönemleri; hem öğrencileri, hem velileri, hem de bu sistemi her yıl açıklayıp anlatmak zorunda kalan öğretmenleri yormaktadır.

Eğitim ve öğretime gerçek manada emek vermiş vatansever öğretmenlerimize ithaf edilmiştir.

                                                                                                                        

                                                                                                                  Sevgi ÖZTÜRK

KAYNAKLAR

– Ortaylı, İlber (2011) İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul: Alkım Yayınevi.

http://pauegitimdergi.pau.edu.tr/Makaleler/1148070422_18-T%c3%9cRK%c4%b0YE.pdf.

http://www.forumpaylas.net/egitim-fakultesi/54149-gecmisten-gunumuze.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.