KARADENİZ STRATEJİSİ: ABD’NİN “TEK JEOPOLİTİK CEPHE” PLANI

upa-admin 28 Eylül 2014 2.191 Okunma 0
KARADENİZ STRATEJİSİ: ABD’NİN “TEK JEOPOLİTİK CEPHE” PLANI

Ortadoğu ve Ukrayna’da yaşanan süreçlerin geniş bir jeopolitik mekanı etkileyebileceğini uzmanlar istisna etmiyorlar. Günümüzde bölgeler birbirleri ile çeşitli alanlarda yoğun ilişkideler. Burada tek cephe hattı olmasa da, genel olarak Batı-Rusya çatışması söz konusudur. Bu bağlamda analistler ABD’nin net işlenmiş faaliyet kavramına sahip bulunması gerektiğini vurguluyorlar. Öyle ki, Washington, Suriye-Irak ve Ukrayna olaylarını Karadeniz-Kafkasya mekanının güvenliği bağlamında ilişkilendirebilmelidir. Her iki yönde de birbiri ile uyumlu hale gelmiş siyaset yürütmelidir. Bu, Güney Kafkasya’nın baştan bazı jeosiyasi oyunlara çekilmesinin bir görünümüdür. Onun olası sonuçları üzerinde düşünmeye değer.

George Friedman: “Azerbaycan’sız Gürcistan’ın “Ağırlığı” Çok Düşük”

Suriye-Irak ve Ukrayna meseleleri arasında jeopolitik ilişkinin olması siyasi analizi ilgilendiriyor. Bunları birleştiren ortak nokta gibi Karadeniz havzasının güvenliği meselesi olarak kabul edilir ki, bu da ek düşüncelere yol açıyor. Hissediliyor ki, geniş bir arazide tek jeopolitik “cephe”nin yaratılması söz konusudur. Hangi belirtilere göre coğrafi ve kültürel açıdan birbirinden uzak olan Ortadoğu’yla Ukrayna aynı jeopolitik bağlamda gözden geçirilebilir?

“Stratfor” analitik merkezinin kurucusu ve başkanı George Friedman kendisinin analitik yazısında bu konuda ilginç karşılaştırmalar yapıyor (bkz.: George Friedman. Ukraine, Iraq and a Black Sea Strategy / Stratfor, 2 Eylül 2014). Makalede ABD’nin stratejik çıkarlarının sağlanması bağlamında Karadeniz havzasının jeopolitik önemi özel vurgulanıyor. Suriye-Irak meselesine bu açıdan bakıldığında, sorunun gizli tarafları ortaya çıkarılmış olur. Belli oluyor ki, şu anda Ortadoğu’da yaşananlar daha geniş çaplı jeopolitik amaçlara hizmet ediyor. Aksi takdirde, Suriye-Irak meselesinin Ukrayna ile ne ilgisi vardır?

Ortadoğu’da Batı’nın stratejik çıkarlarını radikal dini gruplar engelliyor. Ukrayna’da ise bu rolü Rusya oynuyor. “Irak ve Şam İslam Devleti” (IŞİD) terör örgütü ile Rusya gibi büyük bir devletin Karadeniz’in güvenliği bağlamında aynı sıraya konulması ilk bakışta şaşırtıcı. Ancak jeopolitik düzlemde bunları birleştiren faktörlerin benzer olması mümkündür. Demek ki, burada geniş jeopolitik mekanda Batı’nın somut çıkarlarının sağlanması söz konusudur.

Doğru, G. Friedman da itiraf ediyor ki, ileride IŞİD, Rusya için de tehlike kaynağına dönüşebilir (bunun gerçekleşme ihtimali az değil). Ancak bugün ABD’nin çıkarları açısından onlar aynı rolü oynamaktadır. Dolayısıyla Washington bu iki mesele arasında bağlantıyı sağlamalı, bu esasta da Karadeniz havzasının güvenliği kavramına somut içerik vermelidir.

Eğer bu mantıkla Karadeniz-Kafkasya mekanının jeopolitik manzarasına dikkat edersek, o zaman Azerbaycan’ın güvenliği için güncel olan bir takım faktörleri görebiliriz. G. Friedman makalesinde buna ayrıca yer ayırdı. O yazıyor: “Karadeniz stratejisi Gürcistan’a ve denizin doğu kıyılarına jeopolitik önem verebilirdi. Daha önemlisi, bu, Azerbaycan’ı Amerikan stratejisinde hak ettiği seviyeye yükseltirdi. Azerbaycan’sız Gürcistan’ın jeopolitik “ağırlığı” düşüktür. Azerbaycan’la Kuzey Kafkasya’da cihatçılara (öncelikle IŞİD öngörülüyor) karşı aksi kuvvet (veya tampon) şekillendirmek mümkündür. Çünkü Azerbaycan mantıksal olarak Büyük Karadeniz stratejisinin “doğu limanıdır” (bkz.: önceki kaynağa).

Burada satır arası anlamları duymak mümkündür. Birincisi, Azerbaycan, Ortadoğu ve Ukrayna olayları bağlamında kabul ediliyor. Karadeniz havzasının güvenliği söz konusu olduğunda, Kafkasya’da daha çok Azerbaycan emilimine önem veriliyor. İkincisi, Gürcistan’ın jeopolitik önemi doğrudan Azerbaycan’la ilişkilendiriliyor. Bu o demektir ki, Bakü, ABD’nin jeopolitik planlarına dahil edilmese, Tiflis’in bölgede öylesine bir rolü olmayacak. Ermenistan’ın ise genellikle adı geçmiyor. Anlaşılan, Erivan’a sadece, Rusya’nın ön karakolu gibi bakılıyor. Üçüncüsü, G. Friedman düşünüyor ki, başta IŞİD olmak üzere radikal gruplar Kafkasya’ya geçebilir. Bu durumda onların yolunu sadece Batı’nın Azerbaycan’la ortak faaliyeti kesebilir.

Karadeniz-Kafkasya Hattı: Güvenlik Daha da Güncelleşiyor

Analist iki hususu öne çıkarıyor. Bunlardan ilki; Ermeni propagandasının uzun yıllar Azerbaycan’ı radikal dini ülke olarak sunmasının boşa olduğunun tasdikidir. Dağlık Karabağ meselesi dini çatışmadan beslenmemiştir. Aksine, Azerbaycan bölgede dini terör amacıyla kullananlara siper olan ülkedir. G. Friedman, dini radikalizm bağlamında Batı’ya ortak olabilecek ülke olarak Ermenistan’ın bir kez de olsun adını çekmiyor. Diğer husus; Azerbaycan’ın bütünlükte terörle mücadelede önemli bir ortak olmasının vurgulanmasıdır. Bu bağlamda Türkiye faktörü önem arz etmektedir.

Friedman açık yazıyor ki, “Karadeniz stratejisi açısından Türkiye ABD’nin vazgeçilmez müttefiklerinden biri olmalıdır” (bkz.: önceki kaynağa). Çünkü Türkiye, Rusya ile birlikte, Karadeniz’de önemli güçlerden biridir. Aynı zamanda, onun Suriye, Irak, Ukrayna, Rusya ve Kafkasya’da kendi çıkarları vardır. Böyle anlaşılıyor ki, ABD’nin Karadeniz stratejisinde Ankara bölgenin lideri olarak kabul edilmelidir. Washington’un bu yaklaşıma münasebeti belli olmasa da, “Stratfor”un kurucusu Türkiye’nin jeopolitik imkanlarını takdir ediyor.

Türkiye ile birlikte, G. Friedman, Romanya’nın da rolünü ayrıca vurgulamaktadır. Bu ülke ABD’nin askeri planlarının gerçekleşmesinde ciddi bir rol oynayabilir. Bükreş`in kendisinin savunmaya ihtiyacı vardır. Ayrıca, onun bölgede jeopolitik çıkarları bir çok anlamda Türkiye’nin çıkarlarına benzer.

Bununla da ABD’nin Karadeniz stratejisinin genel hatları belli oluyor. Her şeyden önce, bu bölgenin Doğu Avrupa ve Ortadoğu bağlamında gözden geçirilmesi ilginçtir. Buradan şu sonuç çıkıyor ki, jeopolitik mücadeleyi sürdürmek için Batı tek cephe oluşturmak kanısında. Estonya’da başlamış Ukrayna’dan geçerek Karadeniz havzasını ve Ortadoğu-Kafkasya mekanını kapsayan geniş jeopolitik faaliyet meydanı oluşturulur? Kime karşı? Sorunun ilginç taraflarından biri işte budur. Böyle düşünmek olur ki, Rusya’nın Batı ve Güney sınırları boyunca herhangi şerit oluşturulması öngörülüyor.

Kendiliğinde bu gibi planlar tehlikelidir. Çünkü bu durumda bölge devletleri karmaşık duruma düşmüş olurlar. Rusya gibi büyük komşu ile düşmanlık etmek kabul edilemez. Öyle ki, örneğin Bakü, Moskova ile yüksek düzeyde işbirliğindedir ve onun sürdürülmesi daha doğrudur. Öte yandan, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal ettiğini de unutmamalıyız. Batı’nın jeopolitik tahminlerinde Ermenistan’ın isminin çekilmemesi belli kuşkular yaratıyor.

Erivan’ın ön karakol gibi bağımsız fikrinin olmaması kendi yerinde. Fakat ABD’nin jeopolitik savaşta galip geldiği halde, Ermenistan’a ilişki nasıl olacak? Bilindiği gibi, Amerika bu saldırgan ülkeye destek sağlıyor, ona şefaat ediyor. ABD’nin birkaç eyaleti sözde “DKC”ni tanıdığını bildirdi. Bütün bunlara göre, Washington’un gelecekte Ermenistan’ı hangi statüde görmek istediği açıktır. Bu bağlamda Azerbaycan’ın birinin tarafını tutması riskli olurdu.

Sorunun başka bir yönü de hayli sorular yaratıyor. G. Friedman, Amerika’nın Ortadoğu, Kafkasya, Karadeniz ve Doğu Avrupa politikasını nitelendirirken “Amerikan askerleri savaşmamalılar!” sözlerini sık sık vurguluyor. IŞİD`le mücadelede ABD askerlerinin savaşmayacağını Obama da özel olarak kaydetmişti. Buradan aşağıdaki sonuca varabiliriz – Amerika’nın jeopolitik planlarında sadece yerli ülkelerin ordusunun savaşması öngörülüyor. Amerikalılar ise arabulucu ve yönetici rolünde katılmak istiyorlar.

Bu, geniş bir arazide halkları karşısına almak değil mi? Bu taktik ile hatta bir toplumda olan gruplar arasına bile ihtilaf düşürmek mümkündür. Ortadoğu’da bu süreç artık gidiyor. Irak ve Suriye’de Sünniler, Şiiler ve Kürtler birbirlerine düşman kesilmişler. G. Friedman açık yazıyor ki, Washington Şiîlerden Sünnilere karşı gerekli düzeyde güç yaratamıyor. Şimdi IŞİD faktörünü kullanarak ABD Şii ve Kürtleri silahlandırıyor. Eğer yeni silahlar varsa, onun hedefleri olmalıdır.

Bir anlık düşünelim ki, Estonya’dan Azerbaycan’a kadar büyük bir arazide birkaç ülkenin ordusu karşı karşıya geldi. Bunun ne gibi felaketlere neden olabileceği açıktır. Böyle ise, bu “stratejiler” aslında ne demektir? Ülkeleri, toplumları ve halkları birbirine düşman etmek söz konusu değil mi? O onun adı “strateji” değil, düşmanlık yaratmaktır ki, bu da eskiden beri belli olan bir yöntemdir.

Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.