POST-SANAYİ TOPLUMU TEORİSİ: Z. BRZEZINSKI, A. TOFFLER VE D. BELL

upa-admin 22 Aralık 2014 3.598 Okunma 0
POST-SANAYİ TOPLUMU TEORİSİ: Z. BRZEZINSKI, A. TOFFLER VE D. BELL

Bilindiği gibi, yaşadığımız dönem post-sanayi dönemi olarak adlandırılır. İnsanlığın bu döneme ne zaman girdiği tam olarak belli değil. Bazı yazarlar ABD’de memurların sayısının işçilerin sayısını aştığı 1956 yılını, bazıları ABD hükümetinin büyük ekonomik ve siyasi sonuçlara neden olmuş “doların yüzen kuru”nu uyguladığı 1974 yılını, diğerleri ise SSCB’nin yıkıldığı 1991 yılını gösterir. Fakat bu o kadar da önemli değil. Esas odur ki, dünyada köklü değişiklikler meydana gelmiş, dünyayı radikal biçimde değiştirmiş olaylar, yani 1970’li yılların enerji krizi, teknolojik devrim, bilgi ve iletişim devrimi, sosyalizm sisteminin çöküşü, dünya ekonomisinin bütünleşmesi, dev çevresel kazalar, dünyanın tüm bölgelerinde siyasi ve ekonomik çıkarların değişimi insanlığın yeni döneme ayak basmasından haber veriyordu.

İnsanlığın düşünüşü de değişmiştir. Çünkü XVIII. yüzyıldan, yani Aydınlanma’dan başlayarak, 200 yıl boyunca tüm dünyada temel düşünceyi, siyasetin itici gücünü, adil toplumsal yapı aracılığıyla insanlığın kurtulacağına inanç oluşturuyordu. O, çeşitli biçimler alır ve öncelikle Bismarck döneminin Almanyası’nda, sonra da İngiltere, ABD ve diğer ülkelerde sosyalizm, komünizm, faşizm veya “genel refah toplumu” fikirleri gibi çeşitli siyasi akımlar yaratmıştı. Aralarındaki farklılıklara rağmen, bu akımları birleştiren, mükemmel toplumun yaratılmasının mümkün olduğu inancı olmuştur. Söz konusu akımların temsilcileri düşünüyorlardı ki, olgun toplumun oluşturulması, her bir bireyin de olgunlaşması demektir. Yirminci yüzyılın başlarında bu hedeflere ulaşmanın kolay olduğu zannediliyordu. O dönemin insanlarının çoğunluğu şöyle düşünüyorlardı ki, maddi bolluk insanların gıda ve giyim gereksinimlerinin karşılanması demektir. Ama giderek hayatın daha karmaşık olduğu fark edilmişti. Anlaşılmıştır ki, refah arttıkça, insanların ihtiyaçları da artıyor.

Tüm bunlar bilimin toplumun gelişmesindeki rolüne de yeniden bakılmasına neden oldu. Bilimsel ve teknik devrim sonucunda, doğrudan verim alınan bir güce dönüşen bilim, hem toplumun gelişmesinin hem de onun ayakta kalmasının temel unsuru olur.

Post-sanayi toplumu teorisinin temsilcileri haklı olarak Z. Brzezinski, D. Bell, A. Toffler olarak kabul edilir. İlk kez toplumun yeni tipini doğrudan “bilgi” ve “bilgi teknolojileri” kavramları ile ilişkilendiren bu bilimadamları olmuştur.

Amerikalı tarihçi ve siyaset bilimci Zbigniew Brzezinski, 1970 yılında piyasaya sürülen “İki Dönem Arasında: Amerika’nın Teknotron Dönemdeki Rolü” adlı eserinde gelişmiş sanayi ülkelerinin, öncelikle ABD’nin sanayide gelişme aşamasından teknik ve elektronik gelişme dönemine, modernliğin birçok sorununun entelektüel temelleri olma işlevini yerine getirecek “teknotron döneme” geçiş yaptığını aktardı. Bu nedenle yazar yeni toplumu post-sanayi değil, bilgi toplumu olarak isimlendirmeyi önerir.

Daniel Bell, 1973 yılında piyasaya çıkan “Geleceğin Post-Sanayi Toplumu” adlı eserinde toplumsal üretim sektörlerindeki değişiklikleri, emek ekonomisinin istikrara kavuşması, bilimsel bilginin üretici güçlerin bağımsız öğesi olmaya başlama eğilimlerini analiz ederek kendi yaklaşımını detaylı şekilde geliştirmişti. Yazar gösteriyor ki, yüzyılın ortalarındaki Amerikan kapitalizmi, 1929-1933 dünya ekonomik krizine kadarki sanayi kapitalizminden esaslı şekilde farklıdır. 1950’lerin kapitalizmi yüzyılın başlarındaki klasik Amerika ve Avrupa kapitalizmine benzemiyor. Maddi üretimin rolünün azalması, hizmet ve bilişim sektörünün gelişimi, emek faaliyetinin yeni niteliği, ekonomide kaynakların değişmesi söz konusu olmuştur.

1980 yılında A. Toffler’in konu açısından önemli eserlerinden biri olan “Üçüncü Dalga” yayımlandı. Toffler’ın görüşlerine göre, sanayi toplumunun yerini alacak toplum, tamamen yeni bir nitelikte olacaktı. “Bu, aynı zamanda, hem teknik yönünden gelişmiş hem de sanayi karşıtı (anti-industrial) uygarlıktır… Bu, yeni davranış kurallarını da beraberinde getirir ve bizi enerji, sermaye ve iktidarın sınırları dışına çıkarır”.

Böylece, Batı dünyasının sosyo-ekonomik gelişmişlik eğilimlerini analiz eden “post-sanayileşme”, “bilgi toplumu”, “teknotron toplum” vs. teorilerin yazarlarının genel görüşü şudur ki, post-sanayi toplumda sanayi sektörü, maddi üretim, maddi varlıklar üstünlüğünü kaybeder, onların yerine ise bilgi ve iletişim geçer. Enformatiğin, yeni bilgilerin post-sanayi toplumunun esas kaynağına dönüşmesi genel olarak toplumun sosyal ve siyasi yapısının, ayrıca uluslararası ve devletler arası karşılıklı etkilerin değişmesine neden olur.

Dr. Müslüm NAZAROV

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.