İLHAM ALİYEV’İN UNESCO ZAFERİ

upa-admin 24 Aralık 2015 1.228 Okunma 0
İLHAM ALİYEV’İN UNESCO ZAFERİ

Bilindiği gibi, 17 Kasım’da Paris’te UNESCO Genel Konferansı’nın 38. oturumunun Liderler Forumu düzenlendi. Bu etkinliğe Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve ülkenin First Lady’si Mihriban Aliyeva da davet edildi. Orada, Azerbaycan Devlet Başkanı çok içerikli ve stratejik nitelikteki konuları içeren bir konuşma yaptı. Ülke lideri, Azerbaycan’ın iç politikası ile birlikte, dış politikasının da çeşitli somut yönlerini dolgun belirtti. O, modern dünya siyasetinin önemli faktörlerine ilişkin profesyonel görüş bildirdi ve özel önem taşıyan bazı hususları vurguladı. Onların geniş tahliline ihtiyaç duyulsa da, biz burada sadece bir takım hususlara daha yakından bakmaya çalışacağız.

Küresel Güvenlik Stratejisi: Silah mı Kültür mü?

Şu anda dünyanın büyük devletleri daha güçlü silahlar keşfetme yarışına girişmişlerdir. Onlar, bu konuyu çok zaman kendilerinin ve genel olarak dünyanın güvenliğini sağlamakla ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Ama gerçekte bambaşka bir manzara ortaya çıkıyor. Yani şimdi dünyanın herhangi bölgesi yoktur ki, terör tehlikesinden sığortalanmış olsun. Öyle bir devlet bulunmaz ki, güvenliğini gerçek manada temin edebilsin. Aksine, son dönemlerde dünyanın hatta süper-güçlerin liderleri bile, olası tehditlerden bahsediyorlar. Şimdilerde Batı’nın en gelişmiş ülkelerinin başkentlerinde patlamalar gerçekleşiyor. Belçika’da ise, geçtiğimiz gün üst düzey tehlikeli durum ilan edildi. Bunlara rağmen, yine de dünyanın çeşitli ülkelerinde terör eylemleri oluyor.

Sebep nedir? Belki de, güvenlik stratejisi doğru seçilmemiştir? Gerçekten de, insanlığın güvenliğini hiçbir silahla sağlamak mümkün değildir. Bunun en dolgun onayını tarih gösteriyor. Savaşlar, silahlarla gerçekleştiriliyor. Savaş olan yerde ise, emniyetten konuşmanın anlamı yok. Bunların fonunda, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in UNESCO etkinliğinde söylediği bir fikir çok güncel görünüyor. Cumhurbaşkanı şöyle belirtiyor: “Tamamen eminim ki, UNESCO`nun eğitim, kültür ve elbette, bilim gibi faaliyet alanları, insanlığın gelişimi için temel yönlerdir. Bu alanların gelişimi, dünyamızı daha da güvenli kılacak” (bkz.: Parisdə UNESCO Baş Konfransının 38-ci sessiyasının Liderlər Forumu keçirilib. Azərbaycan Prezidenti İlham Əliyev və UNESCO-nun xoşməramlı səfiri Mehriban Əliyeva Forumda iştirak ediblər / AzerTAC, 18 Kasım 2015).

Modern dünyayı silkeleyen kataklizmler bağlamında, bu fikirlerde belirtilen stratejik düşünce son derece etkili bir izlenim oluşturuyor. Çünkü silahların yarattığı savaş yerine, bilimin, eğitimin ve kültürün oluşturduğu karşılıklı anlayış, diyalog, işbirliği, eşit ortaklık ve adil siyaset öne çıkacak. Halklar ve ülkeler çelişkide olmak yerine, birbirine saygı, anlayış ve yardım etmeyi düşünecekler. Sadece böyle bir ortamda, dünyanın güvenliği için gerçek bir imkan oluşabilir. Bu stratejinin UNESCO gibi önemli bir kurumun tribününden Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın ağzından seslendirilmesinin ise özel bir önemi vardır.

Mesele şu ki, Azerbaycan geleneksel olarak barışa, hoşgörüye, kültürlerin ilişkisine ve eşit işbirliğine öncelik veren bir ülke olmuştur. Tarihe baktığımızda, bunun çok güzel örneklerini görebiliriz. Örneğin, Ulu Önder Haydar Aliyev, yeni yüzyıl ve üçüncü binyıl münasebetiyle Azerbaycan halkına yaptığı konuşmasında, bu konuyu çok güzel analiz etmiştir. İlham Aliyev de, UNESCO’nun son toplantısında şöyle söyledi: “Azerbaycan eski kültür, tarih, gelenekler diyarıdır” (bkz.: önceki kaynağa). Bağımsız Azerbaycan’ın 1993 yılından bu yana yürüttüğü iç ve dış politikada, bu hususlar esaslı bir yer tutmaktadır.

Siyasetin İki Önemli Belirtisi: Barış ve Çokkültürlülük

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, bu hattı modern dünyanın gereksinimleri seviyesinde tekmilleştirmiş ve geliştiriyor. Onun iki belirtisini vurgulamak isteriz. Birincisi, Ermenistan-Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ çatışmasının çözümünde ülke yönetimi son derece insani ve uluslararası hukuk çerçevesinde bulunan bir konumdadır. Aliyev, işgalcinin topraklarımızı terk etmesi halinde, onunla da işbirliğine hazır olduğunu bildiriyor. Yani sorunun sonuçta savaş yoluyla değil, görüşmeler ve barış yoluyla çözümünden yana. Burada bir hususu vurgulamaya gerek görüyoruz. Devlet Başkanı, UNESCO forumundaki konuşmasında özel vurguladı ki; Azerbaycan, Ermenistan’ın yayılmacı politikasından çok çile çekti. 1 milyona yakın mülteci ve zorunlu göçmeni yerleştirmek zorunda kaldı. Artı, bunlarla bağımsızlığının ilk yıllarında, çok fakir ve zayıf olduğu bir dönemde karşılaştı. Üstelik, Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile bölgede karışık bir jeopolitik manzara da oluşmuştu. Cumhurbaşkanı, bu bağlamda şunu vurguladı: “Biz insani felaketlerle karşı karşıyaydık. Biz, o zaman ekonomik açıdan pek gelişme kaydetmemiştik, çok fakir bir ülke idik… 1992, 1993 yıllarını hatırlıyoruz. Bu yıllarda biz Azerbaycan’da bir milyona yakın insanı yerleştirmeli idik…” (bkz.: önceki kaynağa).

Böyle bir durumda, Azerbaycan hangi adımları attı? O, evsiz insanlara kucak açtı. Imkanlarının sınırlı olmasına rağmen, onları kaderin hükmüne bırakmadı, kapı ağzında gözletmedi. Ülkede yaşayan Ermenileri de kovmadı, onları gücü yettiği kadar korudu. Ruslar, Yahudiler ve diğer uluslar da burada kalabildiler, sonra ise onların gelişmesi için her türlü ortam oluşturuldu. Bütün bunları Bakü, Ermenistan’dan 250 bin Azeri’nin sınır dışı edildiği, 750 bin soydaşımızın ise kendi ülkesinde göçmen düştüğü bir ortamda yapıyordu. Bu, büyük bir hoşgörünün, barışseverliğin ve yüksek devlet kültürünün sonucudur.

Çok sevindiricidir ki, bu husus Devlet Başkanı’nın UNESCO etkinliğindeki konuşmasının ana çizgisini teşkil ediyordu. Net olarak görünüyordu ki, büyük ve değerli devlet geleneği olan bir ülkenin Başkanı konuşuyor. Onun Başkanlık ettiği ülke, insanlarının çektiği acıları kalbinde yaşıyor, onlara çok üzülüyor, ancak eski geleneği olan devlet felsefesinden de asla geri çekilmiyor. Bu konuşmanın çeşitli yerlerinde belirtilen fikirler bu tezi tam olarak onaylar.

İlham Aliyev, Azerbaycan’ın dini hoşgörünün ve kültürlerin kavşağı olmasından, asırlardır burada halkların barışçıl şekilde birlikte yaşamasından söz ediyor ve somut örnekler veriyor. Aynı zamanda, teröre maruz kalan bir devlet olarak uluslararası terörizme karşı mücadelede ön sırada durmaya hazır olduklarını da beyan etmektedir. Ermeni terörü ne kadar acı verse de, buna karşı Batı ne kadar çifte standartlı politikalar yürütse de, Azerbaycan lideri dünyanın herhangi bir ülkesinde yaşanan katliama sert tutumunu açıkça ifade edecektir.

Tesadüfi değil ki, UNESCO’daki konuşmasında Cumhurbaşkanı Paris’te yaşanan korkunç terör olayı ile ilgili Fransa yönetimine başsağlığı yolladı, Fransız halkının yanında olduğunu vurguladı. Fransa’nın himaye ettiği Ermeni liderler ise, nedense eskisi gibi aktif değiller. Görünür, terörü desteklemek onların canında ve ruhundadır. Meselenin başka yönü de işte bu hususla ilişkilidir. Öyle ki, bütün bunlara rağmen, Batı’nın büyük devletleri çifte standartlar politikası yürütüyor. Onlar Ermeni saldırısına karşı somut adımlar atmıyor.

Birleşmiş Milletler, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal etmesi ile ilgili 4 karar kabul etti. Ancak bunların hiçbiri uygulanmadı. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, bu gerçeği bir kez daha UNESCO’nun yüksek tribününden söylemekte tam olarak haklıdır. Çünkü bir yandan, Azerbaycan tüm ağrı-acılara rağmen, terörün her biçimine karşı mücadelede aktif yer alıyor, farklı din ve kültürlere yüksek toleranslı bir tutum sergiliyor, diğer yandan ise Batı’nın çifte standartlar ilkesi ile karşılaşıyor. Devlet Başkanı’nın aşağıdaki sözleri bu açıdan çok ibretliktir: “BM Güvenlik Konseyi, Ermenistan birliklerinin Azerbaycan topraklarından kayıtsız şartsız ve derhal çıkarılmasını gerektiren 4 karar kabul etmiştir. Maalesef, o dönemden beri yirmi yıldan fazla zaman geçmiştir ve bu kararlar uygulanmamıştır. Burada biz, uluslararası arenada küresel güvenlik ve küresel yapılandırma ile ilgili çok önemli bir mesele ile karşılaşırız. Söz konusu olan; önde gelen uluslararası kuruluşların kararlarının görmezden gelinmesi ve bu konuda hiçbir cezanın uygulanmamasıdır. Ermenistan, BM Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal etmeye devam ediyor ve bu davranışına hiçbir tepki yoktur” (bkz.: önceki kaynağa).

Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan süreçler, Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın küresel güvenlik ve küresel yapılandırma ile ilgili söylediklerinin ne kadar doğru ve güncel olduğunu gösteriyor. Örneğin, Ortadoğu’da büyük devletler savaşın eşiğindeler. Durumun bu noktaya ulaşmasının temelinde duran faktörlerden biri, belki de birincisi, Batı’nın çifte standartlar politikasıdır. Eğer zamanında Ermenistan’ın saldırısına uluslararası camia nesnel ve adil tepki verilseydi, şimdi insanlık bu zorluklarla karşılaşmazdı. Saldırgan cezasız kalırsa, başkaları da saldırı politikasına başvuracaktır. Tarih, bunu defalarca kanıtlamıştır.

İkinci ilginç husus, Devlet Başkanı’nın Azerbaycan’ın medeniyetler ve kültürlerarası ilişkilere verdiği katkılara dikkat çekmesinden ibarettir. Bu, yeterince önemli bir konudur. Çünkü 21. yüzyılı, Batı bilginleri kültür yüzyılı ilan ettiler. Aynı kaliteye en uygun ülkelerden birinin Azerbaycan olması, tabii ki, inkar edilemez. Aynı zamanda, yurtdışındaki insanların bunu Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in dilinden duyması ve ülke yöneticisinin konuyu kavramsal bir şekilde sunması, önemli hususlardandır.

Bunun nedeni şudur ki; bugün hemen hemen herkes, genel düzeyde uygarlıkların ve farklı kültürlerin diyaloğundan konuşuyor. Fakat somut adımlara gelince, başka bir manzara ortaya çıkıyor. Anlaşılmaktadır ki, devletlerin hiçbiri (onların sırasında süper-güçler de vardır) bu yönde pratik adımlar atmıyor, aksine, çeşitli bölgelerde ihtilaflar oluşturuyor, siyasi güçleri karşı karşıya koyuyor, ölüm silahlarıyla tehdit ediyor. Böyle bir ortamda uygarlıkların ve kültürlerin gerçek diyaloğundan söz etmek mümkün değildir.

Kültürlerarası Diyalog: “Bakü Süreci”nden Başlayan Yol…

Azerbaycan’ın bu yöndeki faaliyetleri ise yeterince etkilidir. İlham Aliyev, UNESCO etkinliğinde bu bağlılıkta kaydetti ki, Azerbaycan medeniyetler ve kültürlerarası diyalogda çok etkin bir rol oynuyor. Cumhurbaşkanı şöyle vurguladı: “Biz kültürlerarası diyalog konulu üç forumda UNESCO’nun resmi tarafdaşımız olmasından ve Azerbaycan’ın Doğu ile Batı’nın kesişmesinde bulunan, nüfusunun çoğunluğunu Müslümanlar oluşturan, fakat aynı zamanda, laik toplumu ve hükümeti olan, Avrupa Konseyi ve İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi bir ülke olarak nadir rol oynamasından gurur duyuyoruz. Biz, bu çok uygun bir fırsatı değerlendirerek, insanları ve medeniyetleri birbirine daha da yakınlaştırmaya çalışıyoruz” (bkz.: önceki kaynağa).

Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın bu sözlerinin arkasında, somut faaliyetler yer alır. Henüz 2008 yılında Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, “Bakü Süreci” adlı forumun düzenlenmesi teşebbüsünü ileri sürdü. Artı bu, İslam İşbirliği Teşkilatı’na üye ülkelerin Kültür Bakanları ile Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin Kültür Bakanları arasında yapılan görüşmede dile getirilmişti. Yani, bununla, aslında Azerbaycan yönetimi uygarlıkların ortak bir dil bulması, kültürlerarası ilişkilerin sistemli şekilde geliştirilmesi ve hoşgörünün sağlanmasına katkıda bulundu.

Bu yönde çeşitli etkinlikler de düzenlendi. Bakü’de dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen ünlü siyaset adamları, kültür ve bilim adamları, Nobel ödülü sahipleri, siyaset bilimciler ve diğer kategorideki uzmanlar toplandı. Şimdi herkesçe bilinen bu “Bakı Süreci” somut sonuçlar vermektedir. Bu bağlamda, ülke liderinin UNESCO tribününden belirttiği aşağıdaki fikirleri mutlaka vurgulamak gerekir: “Bugün kültürlerarası diyaloğa hiçbir zaman olmadığı kadar büyük bir ihtiyaç var. ‘Bakü Süreci’ teşebbüsünü başlatırken, dünyadaki durum tamamen farklıydı. Bugün güvensizlik seviyesinin arttığını görüyoruz. Gereken önlemler alınmazsa, dini zeminde çatışmaların hepimiz için daha da büyük sorunlara yol açacağını görüyoruz. Fakat biz, barış içinde yaşayabiliriz ve düşünüyorum ki, Azerbaycan gibi ülkelerin örnekleri bunu açık şekilde göstermektedir” (bkz.: önceki kaynağa).

Gerçekten de, geçen süre içinde bazı güçler dünyanın çeşitli bölgelerinde ihtilafları körüklemiştir. Bunun temel nedeni olarak da, ne yazık ki, dini farklılıklar gösteriliyor. Aynı şekilde, terör neredeyse İslam dini ile bağdaştırılıyor. Avrupa’da ise İslam düşmanlığı gittikçe güçleniyor. Hatta kendini “demokrasinin beşiği” sayan Batılı devletlerde, insanların giyim tarzlarına karşı hoşgörüsüz yaklaşan güçler ortaya çıkıyor. Onların toplumdaki nüfuzu artıyor. Bu, hoşgörüye karşı bir kasıttır. İnsan haklarının kaba şekilde bozulmasıdır.

Şimdi, dünyanın çeşitli Hristiyan devletlerinden İslam’a karşı çabaları birleştirmek gibi davetler duyuluyor. Onlar bir yandan, İslam adı altında çeşitli radikal gruplar oluşturuyor, onları çeşitli oyunlara çekiyor, diğer taraftan ise Müslüman ülkelerine karşı bu grupları kullanmaya çalışıyorlar. Bunu doğrulayan bilgiler yeteri kadardır ve bazı Müslüman devletlerinin Başkanları, bu hususu açıkça vurguladılar. Aynı şekilde, Azerbaycan Cumhurbaşkanı, İslam düşmanlığının insanlığa vurduğu zararlar konusunda defalarca uyardı. Bu fikrin uluslararası kuruluşların yüksek tribününden tekrar tekrar vurgulanmasına ciddi ihtiyaç vardır. Bu tür durumlara karşı görüş birliği olmazsa, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in kaydettiği güvensizlik sendromu derinleşebilir. Bu gerçeğin herkes tarafından anlaşılması için zaman gelmiştir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın bu daveti kesin olarak kabul edilmeli ve dünya liderleri onun üzerinde düşünmelidirler. Yoksa, çok geç olabilir.

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, UNESCO’daki konuşmasında oluşmuş durumdan çıkış yolları hakkında da görüş bildirdi. Bu doğrultuda gerçekleştirilmesi gereken etkinliklerin merkezinde çokkültürlü anlayışın hakim olması ve çokkültürlülüğün devlet politikasının özüne getirilmesi duruyor. Azerbaycan lideri güvenle vurguluyor ki; “Bizim ülkemizde tüm dinlerin temsilcileri barış ve dostluk ortamında yaşıyorlar. Hükümetimiz ve devletimiz, sadece camilerin inşasına değil, ayrıca Ortodoks ve Katolik kiliselerinin, sinagogların yeniden kurulmasına ve inşasına yatırım yapıyor. Kafkasya bölgesindeki en eski kiliselerden birinin Azerbaycan’da, eski Şeki şehrinin yakınlarında yerleşmesinden gurur duyuyoruz. Aynı zamanda, 743 yılında inşa edilmiş en eski camilerden birinin Azerbaycan’ın eski Şamahı şehrinde yerleşmesinden  de gurur duyuyoruz” (bkz.: önceki kaynağa).

Evet, bu devlet, camileri, kiliseleri, sinagogları ve genel olarak tüm ibadet yerlerini aynı samimiyet ve kararlılıkla koruyor. Çünkü, Azerbaycan’da insanlar çeşitli dini bayramları bir masada geçirirler. Bu nedenledir ki, tüm çabalara rağmen, Azerbaycan’da dini radikalizmi yaymak girişimleri asla gerçekleşemiyor. Burada yaşayan insanlar hem esas milletten, hem de devletten o kadar şefkat, sabır, hoşgörü görmüş ki, herhangi radikal kışkırtmaya gelmiyor. Meselenin bu yönünü dünyanın tüm ülkeleri dikkate almalıdırlar. Onlar için örnek Azerbaycan’dadır!

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in konuşmasında böyle bir fikri ifade etmesi tamamen haklı ve somut olgulardan kaynaklanmaktadır. Cumhurbaşkan diyor: “… Çokkültürlülük bizim için bugün tartışılan, sadece çalışıp işlememesinden, gerçekleştirilip-gerçekleştirilememesinden asılı olmayarak sıradan bir görüş değil. Çokkültürlülük bizim örf-adetimizdir. Bugün çokkültürlülük sadece gelenek değil, bu, devlet politikasıdır ve bizim yaşam tarzımız. Bu, mümkündür, çünkü bizim bu alanda topladığımız çok önemli tecrübemiz var” (bkz.: önceki kaynağa).

Bu görüşlerde belirtilen mantıktan anlaşılıyor ki, Azerbaycan`da çokkültürlülük hem gelenek, hem de devlet politikasıdır. Onun başarılı olmasının diğer sebebi, toplumda gelenek biçiminde mevcutluğudur. Yani Azerbaycanlılar tarih boyunca çokkültürlülük bilincine sahibi olmuşlar, farklı kültürlere karşı çok hoşgörülü davranmışlar. Tesadüfi değil ki, bizim sözlükte “konuk-yolcu” kavramının özel ve saygın bir yeri vardır!

Şimdi ise, bağımsız bir devletimiz vardır. Onun yürüttüğü siyaset temelde çokkültürlük politikadır. Söylenenlere çok örnekler verilebilir. Onlardan biri olarak, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, tarihte ilk Avrupa Oyunları’nın Bakü’de yapılmasını gösteriyor. Güzel bir örnektir. Çünkü Avrupa’nın bir takım çevreleri, bu etkinliği düzenlediği için Azerbaycan’a karşı karalama kampanyası yapmaya gayret gösterdiler. Bakü, bunlara da göğüs gerdi ve dünyaya gerçek bir hoşgörü mekanı olduğunu kanıtladı.

Azerbaycan yerinde durmuyor, elde ettiği başarılarla yetinmiyor. Devlet Başkanı’nın UNESCO’da da vurguladığı gibi, ülkemiz önümüzdeki yıl BM Medeniyetler Alyansı’nın küresel forumuna ev sahipliği yapacak. Ulu önderin söylediği gibi, “Azerbaycan dünyaya güneş gibi doğacaktır”. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in UNESCO’nun Liderler Forumu’ndaki konuşmasının her cümlesinden bu husus açıkça hissediliyordu.

Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.