G20 ZİRVESİ’NDEN AKILDA KALANLAR…

upa-admin 07 Eylül 2016 997 Okunma 0
G20 ZİRVESİ’NDEN AKILDA KALANLAR…

4-5 Eylül 2016 tarihlerinde Çin’in Hangzu kentinde düzenlenen G-20 liderler zirvesinin bitişi, beraberinde dünya siyasetine yönelik bir takım varsayımlar ve analizler getirdi. Özellikle Çin’in bu zirveye ev sahipliği yapmış olmasının, Çin’e, dünya siyasetinde getirdiği prestij ön plandaydı. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in dünya ticaretinin korumacılıkla baltalanması ve yatırımların düşmesiyle alakalı eleştirileri, DTÖ’nün ve İMF’nin piyasalara ve dünya ticaretine yönelik olumsuz raporlarıyla beraber ele alındığında, ekonomide neo-liberalizm ölüyor mu sorularını akıllara getirdi. Çin’in eleştirilerinin kaynağı, ABD’nin Çin’i yakın çevresinde yalnız bırakmayı hedeflediği Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTiP) projesinin ortaya çıkaracağı durum olsa da, Washington Konsensüsü kurumlarından da bu eleştirileri doğrular nitelikte bildirimler gelmekte.

Zirvenin odağında kuşkusuz ABD Başkanı Barack Obama vardı. Hem Çin’de karşılanırken yaşanan aksilikler, hem de müttefik Filipinler’in Devlet Başkanı Rodrigo Duterte tarafından uğradığı hakaret, halihazırda ilgilerin zaten üstünde olan Başkan Obama’nın daha da fazla ön planda olmasına sebep oldu.

Obama haricinde, hem darbe girişimini bertaraf eden hem de Suriye’ye sınır ötesi operasyon yapan Türkiye’yi temsil eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da ilginin önemli bir kısmına mahzar olduğunu söylersek yanlış olmaz. FETÖ ile yurtiçi ve yurtdışı mücadele konusunda eleştiriler alan, Suriye’de IŞİD haricinde PYD ile de savaşmakla suçlanan Türkiye’nin tezlerini savunan Erdoğan’ın, Rus lider Putin ile yakın görünmeye çalışması da dikkatlerden kaçmadı.

Zirve sırasında ABD Başkanı Obama ve Almanya Şansölyesi Merkel ile ikili görüşmeler yapan Erdoğan, Obama’dan Gülen’in iadesini tekrar istedi. Cumhurbaşkanı, suçluların iadesine yönelik yapılan anlaşmayı hatırlatarak “Ya bize verin ya da gözaltına alın” tezini öne sürdü. Fethullah Gülen’in iadesi üzerinde henüz anlaşamayan iki ülke, Türk askerinin Özgür Suriye Ordusu güçlerine desteğiyle gerçekleşen Fırat Kalkanı operasyonu konusunda ise bir nokta hariç aynı görüşteler. Türkiye, IŞİD ile mücadele ederken terörist örgüt PKK’nın Suriye kolu olarak gördüğü PYD’nin askeri kanadı YPG ile de mücadele etmek istemekte. Türkiye’nin YPG’nin de içinde olduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Fırat nehrinin batısına geçmesi kendisi açısından tehdit olarak algılanacağını belirtmesiyle beraber, sınır ötesi operasyonun IŞİD’e mi yönelik olduğunu, yoksa IŞİD ile savaşırken ayrıca YPG’nin de durdurulması belki de belli bir ölçüde geriletilmesinin mi istendiği konusunda kafalarda bazı soru işaretleri belirdi.

Türkiye’nin ve ABD’nin kendi açılarından PYD inatları bir noktada çatışır duruma gelecek. Ancak, bu çatışmanın çok uzun sürmeyip Suriye Kürtlerinin tabiri caizse harcanması kuvvetle muhtemel. Hatta ilk sinyaller, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin “Suriye’nin kuzeyinde bağımsız bir Kürt Devleti’nin desteklemeyiz” mealindeki açıklamasıyla verilmiş gibi görünüyor. PYD, ABD açısından hem IŞİD ile savaşta önemli bir aktör hem de savaş sonrası senaryolarında olası bir müttefik. Türkiye ise tüm sorunlara rağmen hala önemli bir ülke ve ABD için önemli bir müttefik.

Türkiye, Cerablus’a yönelik başlattığı ve diğer şehirlere de yönelerek ilerlediği operasyon ile birlikte adeta “ben olmadan bu coğrafyada bir tasarıma girişemezsiniz” diyor. Bunu derken de TSK içinde yer alan isyanı yeni bastırmış ve birçok subayını ihraç etmiş olduğu gerçeğini de kullanarak TSK’nın hala savaşabilir bir evsafta olduğunu gösteriyor. ABD, Türkiye ile PYD arasında kalmış gibi gözükse de, “ne şiş yansın ne kebap” diyor ve bu dengeyi götürebildiği kadar götürecek. ABD, Gülen’in iadesi meselesiyle araları bozulmaya yüz tutan Türkiye’ye Fırat Kalkanı operasyonuna olur vermesi, hatta madden desteklemesi, ilk etapta Türkiye’yi hoş tutmakla alakalı gibi görülse de, ABD, IŞİD’in Türkiye sınırından temizlenmesine övgüler dizdiği kadar YPG’nin vurulmasından da şikâyetçi. Açıkçası Türkiye’nin Suriye’ye girmişken çabucak çıkmayacak olması da işine gelmiyor olsa gerek. Türkiye, daha önce bahsettiğim gibi operasyon öncesi ABD’yi büyük ihtimalle bilgilendirdi. Operasyonun, Rusya ile ilişkilerin tekrar rayına oturtulması sonrası yapılması da Fırat Kalkanı operasyonunda Rusya’nın da bilgisi ve oluru olduğu fikrini güçlendiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın G-20 zirvesinde Obama ile yaptığı ikili görüşmede Rakka’ya yönelik bir kara harekâtının gündemde olduğunu söylemesi de, Türkiye’nin bundan sonra Suriye’de dolaylı yollardan değil doğrudan müdahil olacağı anlamına gelmekte. Hatta Musul’a da göz kırparak, ABD’nin PYD ve Gülen konusunda elini zayıflatmak istiyor olabilir.

G-20 zirvesinin geleneksel Çin-ABD çekişmesi haricinde güvenlik konularının da konuşulduğu bir evsafta geçmesi gayet doğal. Liderler açısından zirve diplomasisine de ev sahipliği yapması önemli. Zira programda yer alan konular haricinde tartışmalar yapılıp resmi ağızdan fikir alış-verişi yapılabiliyor. Türkiye de, bu tarz etkinliklerde önemli müttefik ve dost ülkeleriyle ilişkileri sıcak tutuyor ve kendi meramını anlatabiliyor. Herşeye rağmen, rüzgâr şimdilik Türkiye’nin arkasında gibi gözüküyor.

Basri Alp AKINCI

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.