2017 FRANSA CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ: FRANSA TARİHİNDE YENİ BİR SAYFA

upa-admin 24 Nisan 2017 2.334 Okunma 1
2017 FRANSA CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ: FRANSA TARİHİNDE YENİ BİR SAYFA

Giriş 

23 Nisan Pazar günü, Fransızlar ikinci tura kalacak iki Cumhurbaşkanı adayını belirlemek için sandığa gittiler. Katılım oranının 2012’ye oranla % 2’lik düşüşle % 78 seviyesinde görüldüğü Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda, merkezci aday Emmanuel Macron oyların yaklaşık % 24’ünü alarak ilk sırada yer aldı. Aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin lideri Marine Le Pen de, oyların toplam % 21,7’sini alarak ikinci tura kalmayı başardı. Cumhuriyetçilerin adayı, eski Başbakan François Fillon ise, seçim kampanyasında aldığı yaraları saramadı ve % 20 oysa kaldı. “La France Insoumise” (Başkaldıran Fransa) hareketinin lideri ve aşırı sol olarak nitelendirilebilecek bir programa sahip olan Jean Luc Mélanchon ise, resmi sonuçlara göre % 19,7’de kalarak komünistler adına en yüksek oy oranına ulaştı. Sosyalistlerin adayı Benoit Hamon ise büyük bir hayal kırıklığı yaratarak oyların yalnızca % 6,4’ünü alabildi. Böylelikle, Beşinci Cumhuriyet’in başlangıcından bu yana tarihte ilk kez ana akım partiler ikinci tura kalamadılar. Fillon ve Hamon’un oldukça başarısız bir kampanya dönemi geçirdiğini söyleyebiliriz. Nitekim iki adayın başarısızlıkları Macron’un Cumhurbaşkanlığının kapısını aralamasına ciddi bir şekilde katkı sağladı. Yolsuzluk skandalıyla adaylıktan çekilmesi bile gündeme gelen merkez sağın lideri Fillon ve programı “ütopik” olarak tanımlanan ve televizyon tartışmalarında iyi bir imaj çizemeyen Hamon, büyük ölçüde merkez sağın ve merkez solun oylarının Macron’a kaymasına engel olamadı.  Zira önseçimlerde Cumhuriyetçilerin adayının Alain Juppé, sosyalistlerin adayının da Manuel Valls olması durumlarında böyle bir sonucun ortaya çıkması çok düşük gözüküyordu. Fransa haritasında oyların dağılımına baktığımızda ise, büyük şehirlerde Macron’a olan destek yüksek seviyelere ulaşıyor. Marine Le Pen ise kırsal kesimde gücünü daha da arttırmış görünüyor (Paris’te aşırı sağ yalnızca % 5 oy alabildi). Bu nedenle, Brexit, ABD seçimleri ve hatta son olarak Türkiye’deki referandumda da gözlemlenen kentsel ve kırsal kesim arasındaki farkın Fransa’da da ciddi bir seviyeye ulaştığını belirtebiliriz. Ayrıca bu durum yalnızca Fransa sınırları içinde değil, yurtdışında ikamet eden Fransızlarda da net bir şekilde görülüyor: New York’ta yaşayan Fransızların % 53’ü Macron’u tercih ederken, Le Pen sadece % 3 oyda kaldı.

Macron’a oy verme çağrıları

Sonuçların ortaya çıkmasıyla hem iktidardaki sosyalistlerden, hem de muhafazakarlardan ikinci turda Le Pen’e karşı Macron’a destek açıklamaları geldi. Sosyalist aday Benoit Hamon, yaptığı açıklamada Fransızlara Macron’un Cumhurbaşkanı seçilmesi için mücadele etmeleri çağrısı yaptı: “Seçim kampanyasındaki rakibimi Cumhuriyet’in düşmanından (Marine Le Pen) ayırıyorum.” Cumhuriyetçilerin adayı François Fillon da, yenilginin tüm sorumluluğunu aldığı açıklamasında; “Aşırı sağa karşı oy kullanmaktan başka seçenek yok, Emmanuel Macron’a oy vereceğim” diyerek Fransızları aşırı sağa karşı cephe oluşturmaya davet etti. Başbakan Bernard Cazeneuve ise şu ifadeleri kullandı: “İkinci turda Ulusal Cephe’yi yenmek ve Le Pen’in Fransa’yı geri götürme ve Fransızları bölme yönündeki yıkıcı planını engellemek için ciddi bir biçimde Emmanuel Macron’a oy verme çağrısı yapıyorum”. Bununla birlikte, eski Başbakan ve Cumhuriyetçilerin kaybeden adayı Alain Juppé, eski Başbakan Manuel Valls ve Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo Macron’a desteklerini açıklayan diğer önemli siyasi figürler oldular. Öte yandan, Fransa’nın en büyük sendikası Demokratik İş Konfederasyonu (CFDT), ikinci turda Emmanuel Macron’a oy verilmesi çağrısında bulundu. Le Pen’e ise Avrupalı aşırı sağcılardan destek gelmeye başladı. Hollanda’da aşırı sağcı Özgürlük Partisi’nin lideri Geert Wilders,  ilk tur sonuçları ile ilgili olarak, “ Daha az göç, daha az Avrupa ve daha çok ulusal egemenlik isteyen, Fransa içinde ve dışındaki milliyetçiler için güzel bir gün” dedi.

Aşırı sağın dramatik yükselişi

2007’de Nicolas Sarkozy’nin ipi göğüslediği seçimlerde yalnızda  % 10,4’lük bir  oy oranına sahip Ulusal Cephe, sosyalistlerin iktidara gelmesiyle sonuçlanan 2012 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise  % 17,9’luk oy oranına sahip olmuştu. Dün gerçekleştirilen ilk tur seçimlerinde % 22’ye ulaşarak 1971’de, parti, baba Le Pen tarafından kurulduğundan bu yana en yüksek oy oranına ulaştı. Yalnızca 5 yıl içinde Ulusal Cephe’nin oyları yaklaşık 2 milyon arttı. 2014 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Fransa’nın birinci partisi çıkan Ulusal Cephe’nin, geçen bu sürede, tüm dünyada artan terörizm endişeleri ve göçmen karşıtı söylemlerin yoğunlaşması, Avrupa’da yükselen işsizlik oranları ve gerileyen büyüme rakamları gibi faktörlerden oldukça faydalandığını söylemek yerinde olacaktır. 2002 yılında sürpriz bir şekilde 2. tura kalan ancak Jacques Chirac karşısında ağır bir yenilgi alan baba Le Pen’e karşın, Marine Le Pen’in ikinci turda % 35-40 bandında seyretmesi bekleniyor. Ancak ikinci tura katılımın azalması, sağ seçmenin ve aşırı sol seçmenin “anti-sistem” adayını tercih etme ihtimallerinin bu oranı daha da yukarıya taşıyabilmesi olası gözükmekte.

“Cohabitation” dönemi yakın

Emmanuel Macron, “En Marche!” (Yürüyüş) hareketiyle ilk kez meclis seçimlerine katılacak. 1 ay sonra gerçekleştirilecek seçimlerde ise ana akım partilerin üstün gelmesi bekleniyor.  Bu noktada Macron için atayacağı Başbakan’ın önemi oldukça büyük. Zira bütün yasama ondan sorulacak. “Yürüyüş” hareketi de beklenildiği gibi meclis seçimlerinde çoğunluğu yakalayamazsa gelecek sonuçlara göre büyük olasılıkla merkez sağ eğilimli bir ismi atamak zorunda kalacak. Böylece Fransa 1997’den itibaren ilk kez “cohabitation” olarak adlandırılan Başbakan’la Cumhurbaşkanın farklı siyasi oluşumlardan geldiği bir sürece girmiş olacak.

Macron’un programı

39 yaşındaki eski bankacı Emmanuel Macron’un siyasi kariyeri, 2012 yılında Cumhurbaşkanı François Hollande’ın kabinesinde danışmanlık yapmasıyla başladı. İki yıllık danışmanlığının yanı sıra Sosyalist hükümette Ekonomi ve Sanayi Bakanlığı yapan Macron, 2015 yılında istifa ederek kendi siyasi hareketini kurdu. Kampanya sürecinde önemli siyasilerden destekler almaya başlayan Macron, en önemli desteğini 2007 yılında % 18’lik bir oy oranına ulaşan Fransız siyasetinin merkezdeki en güçlü ismi François Bayrou’dan aldı. Eski Sosyalist Başbakan Manuel Valls dahi, katıldığı bir televizyon programında Macron’a oy vereceğini açıkladı. Tüm bunlar, Macron’un halkın gözünde güvenirliliğini ve meşruiyetini arttırdı ve oluşturduğu programı özgüvenle savunmasına katkı sağladı. Programından öne çıkan satırbaşları ise şu şekilde:

  • İşyerlerine uygulanan vergilerde indirim,
  • Kiracıların ödediği yerleşim vergilerinin % 80’ini kaldırmak,
  • AB’yi ve Euro bölgesini güçlendirmek, yeniden yapılandırmak,
  • Güvenlik bütçesini arttırmak (2025 yılında GSMH’nin % 2’sine çıkarmak),
  • Meslek eğitimi, kömürden yenilenebilir enerjiye geçiş, altyapı ve modernizasyon gibi kamu yatırımları için 50 milyar euro harcanması,
  • 35 saatlik haftalık çalışma süresinin artırılması için şirketlerle müzakereler yapılması,
  • Çalışanların maaşlarındaki sağlık ve işsizlik fonu kesintilerinin kaldırılması,
  • 3 yıl içinde 10bin yeni polisin işe alınması,
  • Kamu harcamalarını azaltmak.

Le Pen’in vaatleri

“Fransa’yı yeniden düzene koymak” sloganıyla seçim kampanyasını başlatan Marine Le Pen, programını “vatansever çözümler” olarak tanımlıyor. Sınırların kontrolünü yeniden ele geçirme iddiasını her fırsatta dile getiren Ulusal Cephe’nin bir diğer ana iddiasının da “İslamcı Totalitarizm”le savaşmak olduğu belirtiliyor. Öte yandan, Le Pen’in kampanya süresince konuların güvenlik ve terörizme odaklanmasından büyük ölçüde faydalandığını belirtmekte fayda var. Küreselleşme ve AB karşıtı, göçmen alımını sıfıra indirmek isteyen Le Pen’in bazı öne çıkan vaatleri ise şu şekilde:

  • AB’den çıkış için hızlıca referanduma gitmek,
  • Euro bölgesinden çıkarak Fransız Frangına geri dönmek,
  • Yasa dışı göçmenlerin sınır dışı edilmesi ve yasal göçün yılda 10 bin ile sınırlandırılması,
  • Sosyal konutlarda Fransız vatandaşlarına öncelik tanınması,
  • İthalata yeni vergiler getirmek,
  • Yurtdışında üretim yapan firmaların Fransa’ya çağırılması, gelmeyenlere özel vergi uygulanması,
  • Fransız olmayan çalışanlara ek vergiler getirmek,
  • Hapishanelerde 40.000 yeni yer açmak ve 15bin yeni polisin işe alımı,
  • Halkın bir konuda 500.000 imza bulması durumunda o konuyu referanduma götürmek,
  • Fransız idari yapılanmasını değiştirmek,
  • Tüm İslamcı camileri kapatmak.

İkinci tur

Fransa, 2 hafta boyunca yeniden kampanya sürecine girecek. Son haftalarda hızlıca anketlerde yükselen, programıyla ve televizyon tartışmalarında gösterdiği performansla Fransızların ilgisini kazanan Jean-Luc Mélenchon’a oy verenler 2. turda nasıl bir yol izleyecekler? Mélenchon destekçilerinden bir üniversite öğrencisi, boş oy verme seçeneğinin her zaman açık olduğunu belirterek kafası karışmış Mélenchon taraftarlarının düşüncelerini yansıtmış oldu. Mélenchon’un ise, ikinci turda hiçbir adaya oy vermeyeceğini açıklayarak durumu daha da karmaşık bir hale getirdiğini söylemek mümkün. Öte yandan, diğer sorulması gereken soru ise 2. tura katılım oranının hangi seviyede olacağı. Nitekim 2002 seçimlerinin ilk turunda seçime katılımın düşük seviyelerde seyretmesi dönemin Başbakanı ve Sosyalistlerin adayı Lionel Jospin’e büyük bir şok yaşatarak Jean-Marie Le Pen’in arkasına itmişti. Keza burada da aynı şekilde, Macron’un seçmenlerini yeteri kadar mobilize edememesi durumunda Le Pen’in % 40’ın üzerine çıkabileceğini ifade edebiliriz.

Sonuç

Sonuç olarak şunu kesin bir dille söylemek mümkün: 7 Mayıs’ta gerçekleşecek ikinci tur seçimleri 2002’de olduğu gibi Ulusalcı Cephe’nin ağır bir yenilgisiyle sonuçlanmayacak. Macron’un Chirac’ın ulaştığı oy oranına (% 82) ulaşması imkansıza yakın. Seçimi kazanması ise yaklaşan Almanya seçimlerinde Hristiyan Demokratlara ve SPD’ye güç kazandıracak. Dahası, AB’ye, giderek kontrol edilemeyecek bir noktaya doğru ilerleyen Avrupa karşıtı partiler karşısında nefes aldıracak. Ancak AB, İslam ve göçmen karşıtı dalga, sonuçlar ne olursa olsun Avrupa’nın kalbinde güçlü bir şekilde kalmaya devam edeceğe benziyor. Macron’un oldukça olası gözüken seçim zaferi ve 1 ay sonra gerçekleşecek meclis seçimleri, bu dalganın biraz da olsun zayıflamasına yardımcı olabilir. Bu sonuçlarla birlikte, diyebiliriz ki Fransa tarihinde yeni bir sayfa açılmış oldu. Merkez sol ve merkez sağ partilerin hükümdarlığı böylece artık sona erdi. Yeni oluşumların da sandıktan güçlü bir şekilde çıkabileceği bu seçimle birlikte ortaya konuldu ve ülkede “merkez” ve “aşırı sağ” olarak iki temel siyasi çizgi ortaya çıkmış oldu. İkinci tur öncesinde araştırma şirketinin son araştırma sonuçları ise şöyle:

Ipsos Sopra Steria: Macron % 62 – Le Pen  % 38

Harris Interactive: Macron % 64 – Le Pen % 36

Temmuz Yiğit BEZMEZ

One Comment »

  1. En Marche ! 24 Nisan 2017 at 14:24 - Reply

    Macron’un gerek liberal çizgisi, gerekse toplumu kucaklayacak bir lider olduğunu düşünüyorum. Le Pen’in yarattığı kamuoyu algısı tamamen ırkçılıktan ibaret. Evet Fransızlar bu konuda tamamen pişmiş değil, ırkçılık kanlarında var. Lakin Macron, Justin ile başlayan çizgiyi iyi değerlendirdi ve rahatça zafere ulaşacak benim kanıma göre

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.