TÜRKİYE’DE MAHALLİ İDARELERİN (YEREL YÖNETİMLERİN) SORUNLARI VE YEREL DEMOKRASİDE ÇÖZÜMÜN ÇERÇEVESİ

upa-admin 12 Eylül 2018 735 Okunma 0
TÜRKİYE’DE MAHALLİ İDARELERİN (YEREL YÖNETİMLERİN) SORUNLARI VE YEREL DEMOKRASİDE ÇÖZÜMÜN ÇERÇEVESİ

Türkiye’de mahalli idareler (yerel yönetimler) seçimlerinin erken olacağı veya var olan tarihinde (zamanında) gerçekleşeceği üzerine yapılan tartışmalar yoğunlaşmakta. Ülkemizde genel veya yerel seçimlere bir yıla yakın bir zaman kalması bile tartışmaları, yorumları ve analizleri de beraberinde getirir. Son yıllarda televizyon ekranlarında herşeyi bilen (çok bilen!) ve herşeye yorum yapan (doğru-yanlış) akademisyen, siyasetçi, bürokrat, uzman, gazeteci ve yazar takımı, seçimler üzerine çeşitli analizlerde bulunsalar bile, gerçek analizi yapan “halktır” ve “halkın kendisidir”. Bu nedenledir ki, özellikle mahalli idarelerin seçimi, genel seçimlerden hem daha farklı, hem de daha seçici olmaktadır. Türkiye’de yerel yönetimlerde seçim havasına çoktan girilmekle birlikte, artık öncelik Büyükşehirlerde var olan seçim kazanma stratejileri üzerine kurulmuş bulunmakta. Muhakkak ki, siyasal partilerin hedef önceliği İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Gaziantep, Konya, Eskişehir, Kayseri, Antalya, Mersin, Erzurum, Samsun, Şanlıurfa, Mardin, Kahramanmaraş, Balıkesir, Trabzon, Denizli, Malatya ve Diyarbakır gibi Büyükşehirler olacaktır. Keza siyasal partiler tarafından hedef önceliğinin Büyükşehirler olması kadar doğal birşey yok. Türkiye’de geçmişten günümüze nüfus artmaktadır ve kırsaldan kente göç devam etmektedir; bu da kendisiyle birlikte Büyükşehirlerde birden çok sorunlar yumağının oluşması demektir. Onun içindir ki, özellikle son yıllarda mahalli idarelerin sorunları gittikçe artış göstermekte ve yerel demokrasi çerçevesinde gündemdeki yerini almaktadır.

Türkiye’de merkezi yönetimde bulunan siyasetçilerin, gerek belediyeler başta olmak üzere mahalli idareler yöneticilerinin, gerekse bazı akademik çevrelerin mahalli idarelerle ilgili konularda daha fazla basın ve yayın organlarında yer aldığı gözlemlemekteyiz. Bu değişiklikteki en büyük etken, çeşitli nedenlere bağlı olarak yaşanılan iç göçün yarattığı hızlı kentleşmedir. Bu hızlı büyümeyi planlı-programlı bir yönetimle karşılayamayışımız ve gerekli önlemleri zamanında almamamız, çarpık kentleşmeyi doğurmuştur. Bu ortamda yaşanan gecekondu tipi şehirleşme ve beraberinde getirdiği sorunlar, çöplerin zamanında toplanamaması, su dağıtımında yaşanan güçlükler, hava kirliliği ve kent içi toplu taşımacılıkta gözlenen problemler yaşamı güçleştirince, özellikle belediye hizmetleri ön plana çıkmış ve mahalli idareler daha çok konuşulur olmuştur.

Ülkemizde mahalli idareler üzerindeki idari vesayet uygulamaları tartışmalı konulardan biridir. Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre, merkezi idare, kanunlarla belirlenen esas ve usuller çerçevesinde idari vesayet yetkisine sahiptir. Bu amaçlar ise; mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların karşılanması olarak vurgulanabilir. Merkezi yönetimin mahalli idareler üzerinde aşırı şekilde müdahaleleri, mahalli idare yöneticilerinin bazılarında “vesayet” kelimesinden dolayı alınganlık yapmaktadır. Büyükşehir Belediyesi Kanunu, İl Özel İdaresi Kanunu ve Köy Kanunu dışında sadece Belediye Kanunu içinden aldığımız idari vesayet uygulama örneklerinin çok olmasının katılığı da dikkat çekmektedir. Belediyelere kıyasla il özel idarelerinde, daha fazlasıyla köy idarelerinde çok katı uygulama örnekleri görülebilir. Gelecek yıllarda bunların azaltılması, gerçek mahalli idare niteliği için gereklidir. Ayrıca, idari vesayet konusunda bir başka tartışma da idari vesayet uygulamalarının “önceden mi” “sonradan mı” yapılması gerektiği konusudur. Günümüz mahalli idare anlayışı, özellikle mali konulardaki bazı istisnalar hariç, idari denetimin sonradan olması yönündedir. Gerçekleştirilecek yeni düzenlemelerde gereksiz hale geldiği düşünülen konularda önceden görüş ve onay aşamalarının kaldırılması sonradan denetime ağırlık verilmesi yerinde bir karar olacaktır.

Mahalli idare birimlerinin hizmet sunmakla görevli oldukları alanın en uygun büyüklükte olması, hizmetin başarılı ve etkin bir biçimde yürütülmesinin ön koşullarından biridir. Sonsuz ihtiyaçları karşılayacak kısıtlı üretim faktörlerinin, en çok faydayı en az maliyetle sağlayacak bir biçimde üretime kaydırması gerektiğinden, hizmet götürülecek alanın gereği gibi saptanması önem arz etmektedir. Ne yazık ki Türkiye uygulamasında mahalli idarelerin hizmet alanları belirlenirken genellikle böyle bir yaklaşımdan hareket edilmediğini görüyoruz. Genellikle hizmetlerin büyük bir kısmını merkezî yönetimden beklemekteyiz. Böyle bir yapılanma, zaten kıt olan kaynakların verimli kullanılmaması sonucu kaynak israfına yol açacaktır. Bu aynı zamanda hizmetlerin faydasına yönelik şikâyetlerin artmasına da neden olacaktır. Bu nedenle, mahalli idarelerin hizmet alanlarının; seçim dönemine yaklaşırken oy hesaplarına dayalı yaklaşımlar yerine, iktisadi (ekonomik) kriterlerle belirlenebilecek en uygun hizmet alanı belirleme yaklaşımıyla hareket edilmesidir. Bu durumda kaynak israfını azaltan, kaliteli ve yeterli bir düzeyde hizmet üreten mahalli idareler yapısı oluşturulabilecektir.

Mahalli idarelerde bazı hizmetleri her yönetim kendisi yapmak isterken bazılarını da diğer yönetim birimi yapsın yaklaşımı içinde olabilmektedir. Ayrıca, yerel yönetimlerin kendi içinde de görev paylaşımı sorun teşkil edebilmektedir. Örneğin, büyükşehir belediyeleri ile ilçe belediyeleri arasında görevlerin üstlenilmesinde zaman zaman uyuşmazlıkların doğduğu gözlenmektedir. Yapılacak düzenlemelerde, gerek merkezi yönetimle yerel yönetimler gerekse yerel yönetimlerin kendi aralarındaki görev bölüşümü kaynaklı sorunlar, merkezi yönetimin hizmet yükünü azaltıcı yaklaşımlarla ele alınıp görevler karmaşaya yer vermeyecek nitelikte, net bir biçimde belirtilmelidir. Kamu kesiminde yer alan merkezi yönetim ve mahalli idarelerin gelirlerinin alındığı kaynağın aynı olduğu hatırlanırsa, yönetimler arasında bölüşümün gereği ve önemi daha iyi anlaşılacaktır. Her yönetim birimine ayrı ayrı gelir toplama yetkisinin verilmesi hâlinde doğabilecek sorunları gidermek için çoğunlukla merkezi yönetim aracılığı ile çeşitli gelirler toplanmakta ve yerel yönetimlere dağıtılmaktadır. Belediye gelirlerinde özellikle vergilerde, tahsil edilen vergi hâsılatından belirlenmiş bir oranın, Kültür ve Turizm Bakanlığına aktarılması, büyükşehir belediyesi ile ilçe belediyeleri arasında toplanan gelirlerin bir kısmının birbirlerine aktarılması gibi düzenlemeler karmaşaya yol açmaktadır.

Günümüzde, özellikle yerel demokrasi konu ve ölçeğinde temsilin yanında katılımcılık boyutu da önemli görülmektedir. Örneğin, hizmette yerellik ilkesinin tam anlamıyla uygulanabilmesi için hizmetin yerele en yakın yerdeki birimler tarafından yerine getirilmesinin yanında, o yörede yaşayanların karar alım süreçlerine etkin bir katılımı gerekli görülmektedir. Ancak bireyin karar alım sürecine doğrudan katılımının olanaksızlığı sebebiyle genel kural olarak temsili, istisnai veya bazı enstrümanlar yardımıyla da bazı durumlarda doğrudan bir karar alma şekli benimsenmiş durumdadır. Mahalli idarelerde demokrasi en basit şekliyle, insanların sahip olduğu kaynaklara erişebilmesini sağlamak ve hayatlarını etkileyen kararlarda onlara söz hakkı vermek ve halk tarafından yönetim anlamına gelmektedir. Bu çerçevede karar alım süreçlerinin işletilmesi ile ölçek ilişkisi, yerel siyasetin daha katılımcı ve demokratik bir niteliğe sahip olduğu varsayımını beraberinde getirmektedir. Yine de, demokratik yönetimlerin önemli ve ayırt edici özelliklerinden birinin, yöneticilerin seçimle başa gelmesi olduğu ortadadır. Bu durum günümüzde yerel düzeyde demokrasinin güçlenmesinin, yerel siyasette katılma ve temsil kavramları arasındaki dengenin kurulabilmesine ve sürdürülebilmesine bağlı olduğunu göstermektedir. Bu şekilde işleyen bir demokrasinin vatandaşlarca iyi bir şekilde özümsenmesi ve anlaşılması, hem seçimlerin gerçek işlevini ortaya çıkaracak hem de toplumda demokratik kültürün yerleşmesini ve sürdürülebilmesini sağlayacaktır.

Sonuç olarak; iç göçlerin yarattığı hızlı kentleşme, mahalli idarelerle ilgili sorunların büyümesine ve yazılı-görsel-sosyal medya organlarında daha sık ele alınmasına neden olmuştur. Mahalli idareler sorunlarının büyük bir kısmı geniş halk kitlelerine hizmet vermekte olan belediyelerle ilgili olsa da diğer mahalli idarelerin de kendine özgü sorunları mevcut tabloyu gözler önüne seriyor. Mahalli idarelerde sorun olabilen konular ile çözüm şekline ilişkin öneriler belli başlıklar altında çok iyi bir şekilde analiz edilmelidir. Mahalli idareler üzerinde idari vesayet uygulamalarının, anayasamızda belirtilen gerekçelerle, mahalli idarelerin özerkliğini de olabildiğince koruyup gözeterek yapılması mecburidir. Mahalli idarelerde görevlerle orantılı bir gelir yapısına mahalli idarelerimizin kavuşturulması elzemdir. Bu amaçla, mahalli idarelerin genel bütçeden aldıkları pay dağıtım esaslarının ihtiyaçlarla sık gözden geçirilmesi, merkezi idare payları dışında kendi tahsil ettikleri vergilerde gerekli değişikliklerin yapılması önem kazanmaktadır. Merkezi idaredeki politikaların tezahürü; ülkemizdeki bölgeler arası eşitsizlik makasını gün geçtikçe artırmaktadır ve bu yaklaşım ihmal edilmeye gelmez. Ayrıca, mahalli idarelerin kendi arasında veya merkezi idare ile olan ilişkilerinde, hizmetlerin görülmesi sırasında gözlenebilen koordinasyon eksikliğini giderecek yasal önlemler ve bu konuda ihmali olan kişilere uygulanacak yaptırımlar ivedilikle düzenlenmelidir.

 

Güney Ferhat BATI

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.