2025 POLONYA CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ

upa-admin 02 Haziran 2025 1.024 Okunma 0
2025 POLONYA CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ

Giriş

2025 yılında gerçekleşen Polonya Cumhurbaşkanlığı seçimleri, yalnızca ülkenin iç politik düzenini değil, aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerini ve Transatlantik bağlarını da derinden etkileyecek gelişmelere sahne olmuştur. Seçim, muhafazakâr-milliyetçi çizgideki Karol Nawrocki ile liberal ve Avrupa yanlısı eğilimleriyle tanınan Varşova Belediye Başkanı Rafał Trzaskowski arasında geçmiş ve ikinci turda Nawrocki az bir farkla seçimi kazanmıştır. Seçim süreci, demokratik normların gerilmesi, hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve devlet kurumlarının tarafsızlığı gibi kamu yönetimi açısından da kritik birçok sorunu yeniden gündeme taşımıştır.

Bu makale, 2025 seçimlerini Siyaset Bilimi, Kamu Yönetimi ve Uluslararası İlişkiler perspektiflerinden bütüncül bir şekilde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Öncelikle seçim süreci ve sonuçlarına ilişkin güncel verilere yer verilecek, ardından seçim sonuçlarının iç siyaset, yönetişim yapısı ve uluslararası sistem üzerindeki etkileri tartışılacaktır.

Seçim Süreci ve Sonuçlar

Polonya’da Cumhurbaşkanlığı seçimi 10 Mayıs 2025’te ilk tur, 1 Haziran 2025’te ise ikinci tur olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk turda hiçbir aday yüzde 50’yi aşamamış, bu nedenle en çok oyu alan iki aday olan Karol Nawrocki (% 42,1) ve Rafał Trzaskowski (% 39,7) ikinci tura kalmıştır. Nihai sonuçlara göre Nawrocki, % 50,89 oy oranı ile Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Trzaskowski ise % 49,11’de kalmıştır. Bu sonuç, Polonya toplumunun ideolojik olarak derin biçimde bölünmüş olduğunu ortaya koymuştur.

Nawrocki’nin seçim kampanyasında ön plana çıkan temalar; ulusal egemenlik, geleneksel değerler, göç karşıtlığı ve AB bürokrasisine karşı eleştiriler olmuştur. Trzaskowski ise, demokratik kurumların güçlendirilmesi, medya özgürlüğü, sosyal politikaların geliştirilmesi ve AB ile daha sıkı iş birliği gibi hedefleri savunmuştur. Bu bağlamda, seçim, yalnızca iki farklı aday arasında değil, aynı zamanda iki farklı siyasal tahayyül arasında bir referandum niteliği taşımıştır.

Siyasal Yönetişim ve Kurumsal Gerilimler

Polonya’da yürütme erkini paylaşan iki temel aktör olan Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasındaki ilişki, yönetişim kalitesi açısından belirleyici olmaktadır. 2025 seçimleri sonrasında, Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin Başbakan Donald Tusk liderliğindeki merkez-sağ liberal koalisyonla nasıl bir ilişki geliştireceği merak konusudur. Nawrocki’nin Cumhurbaşkanlığı yetkilerini kullanarak hükümetin reformlarını veto etmesi ya da geciktirmesi, yasama-yürütme dengesini bozan bir denetim krizine dönüşebilir.

2020’li yıllarda PiS (Hukuk ve Adalet Partisi) hükümetlerinin anayasal yargı, medya ve sivil toplum üzerinde kurduğu baskı, Polonya’nın demokrasi endekslerinde gerilemesine neden olmuştur. Freedom House’un 2024 raporuna göre Polonya, “kısmen özgür” ülkeler kategorisinde yer almakta ve demokratik gerileme riski taşımaktadır. Nawrocki’nin geçmişte PiS’e yakınlığı, Cumhurbaşkanlığı döneminde benzer politikaların devam edebileceği yönünde endişelere yol açmaktadır.

Yönetim kapasitesi ve kurumların tarafsızlığı açısından bakıldığında, Polonya’daki kutuplaşmanın kamu yönetimi üzerinde olumsuz etkiler yarattığı görülmektedir. Özellikle yüksek bürokrasinin siyasallaşması, liyakat sisteminin zayıflaması ve yargının bağımsızlığına yönelik tehditler, yönetişim kalitesini düşürmektedir. Bu durum, kamu politikalarının istikrarı kadar yurttaşların devlete olan güvenini de sarsmaktadır.

Uluslararası İlişkiler Açısından Etkileri

Nawrocki’nin zaferi, Avrupa Birliği kurumları tarafından temkinli karşılanmıştır. Göç, hukuk devleti ve çevre politikaları gibi konularda Brüksel ile Varşova arasında yeni çatışmalar yaşanabileceği öngörülmektedir. AB Komisyonu’nun “koşulluluk mekanizması” kapsamında fonları askıya alma tehdidi, Polonya’nın yeni yönetimi için önemli bir dış politika meydan okuması olabilir. Polonya’nın net AB fon faydalanıcısı olması, Nawrocki yönetiminin aşırı restleşmeci politikalar izlemesini sınırlayabilir.

Diğer yandan, Nawrocki’nin seçim kampanyasında sıklıkla dile getirdiği Transatlantik bağların güçlendirilmesi, ABD ile yakın ilişkilerin devam edeceğine işaret etmektedir. ABD Başkanı Donald Trump’a yakınlığıyla bilinen Nawrocki, NATO savunma harcamalarını arttırma sözü vermiştir. Bu durum, Ukrayna Savaşı’nın gölgesinde güvenlik politikalarında ABD eksenli bir yönelimi yeniden güçlendirebilir.

Rusya’nın bölgesel tehdit oluşturduğu bir dönemde Polonya’nın jeopolitik konumu NATO açısından da stratejik önem taşımaktadır. Ancak demokratik gerileme ve hukuk devleti normlarından sapma, Polonya’nın Batı ittifakı içindeki pozisyonunu zayıflatabilir. Almanya ve Fransa gibi AB liderlerinin Nawrocki ile mesafeli ilişkiler kurması, Polonya’nın Avrupa siyaseti içinde yalnızlaşmasına neden olabilir.

Sonuç

2025 Polonya Cumhurbaşkanlığı seçimleri, yalnızca bir iktidar değişimi değil, aynı zamanda Polonya’nın siyasal sistemindeki yapısal kırılmaları görünür kılan bir süreç olmuştur. Karol Nawrocki’nin sınırlı bir çoğunlukla Cumhurbaşkanı seçilmesi, ülkedeki ideolojik kutuplaşmanın derinliğini ortaya koymaktadır. Seçim sonrası dönemde yasama ve yürütme arasındaki ilişki, yönetişim krizlerine gebe görünmektedir. Bu bağlamda, seçim sonuçları, kamu yönetimi açısından kurumsal tarafsızlık, hesap verebilirlik ve denetim mekanizmalarının işlerliği bakımından endişe verici bir tablo çizmektedir.

Uluslararası ilişkiler bakımından ise, seçimler, Polonya’nın AB içindeki pozisyonu, NATO ile bağları ve ABD ile ilişkilerinde yeni bir denge arayışını gündeme getirmektedir. Nawrocki yönetiminin Avrupa normlarıyla uyumlu bir çizgi mi, yoksa milliyetçi-popülist bir yön mü izleyeceği, yalnızca Polonya için değil, bölge güvenliği ve Avrupa siyasal bütünlüğü açısından da belirleyici olacaktır.

Oğuzhan MANİOĞLU

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.