Giriş
Amerikan desteğinin geleceğini yalnızca ABD’nin NATO’da kalıp kalmayacağı üzerinden tartışmak doğru mu? Aslında, bu soru, Avrupa’nın planlama sorununu daraltıyor. İttifak sürerken Washington’un katkısı değişebilir, bu nedenle Avrupa hükümetleri bu değişimin doğurabileceği boşlukları birlikte yönetebilecek düzenlemeler geliştirmelidir.
NATO liderleri, 8 Temmuz 2026 tarihli Ankara Zirvesi Bildirisi’nde kolektif savunmaya ve transatlantik bağa bağlılıklarını yeniden ilan etti. Aynı yıl yayımlanan Amerikan Ulusal Savunma Stratejisi ise Avrupalı müttefiklerin kıtanın konvansiyonel savunmasında temel sorumluluğu üstlenmesini, ABD’nin ise kritik ancak daha sınırlı destek vermesini öngörüyor. Bu iki metin birlikte okunduğunda, Avrupa’nın hazırlıklarını ittifakın devamı içinde değişen bir Amerikan rolüne göre yapması gerektiği görülüyor.
Bu ayrım, Avrupa güvenliğine ilişkin tartışmanın başlangıç noktası olmalı. Washington’un NATO’dan ayrılacağını varsaymak, belirsiz bir geleceği gerçekleşmiş bir olay gibi ele almak anlamına gelir. Amerikan üyeliğinin sürmesi, mevcut desteğin kapsamının değişmeyeceğini göstermez. Avrupa hükümetlerinin yanıtlaması gereken soru, farklı düzeylerdeki Amerikan desteği altında hangi savunma görevlerini yerine getirebilecekleri. Bu sorunun yanıtı, ittifakın geleceğine ilişkin genel bir tahminden daha kullanışlı olacaktır.
Avrupa güvenliği, Amerikan güvencesinin güvenilirliği üzerinden yeniden ele alınmalıdır. Bu yaklaşımın önemli bir sonucu, Avrupa’nın kendi planlamasındaki varsayımlarını gözden geçirmesidir. Rusya’dan kaynaklanan tehdidin büyüklüğünü değerlendirmek kadar, bu tehdide karşı kullanılabilecek desteğin sürekliliğini değerlendirmek de gerekiyor. Güvenlik planı, ihtiyaç duyulduğunda hazır olmayabilecek katkıları önceden belirlemelidir.
Taahhütlerin Kapsamını Açıklığa Kavuşturmak
İttifaka bağlılık, her askeri görevin aynı ülke tarafından ve aynı ölçekte üstlenileceği anlamına gelmez. Bir hükümet kolektif savunmayı desteklerken, katkısının biçimini değiştirmek isteyebilir. Amerikan stratejisinde konvansiyonel savunma sorumluluğunun Avrupa’ya kaydırılması, tam da bu nedenle önem taşıyor. Avrupa başkentleri, genel dayanışma açıklamalarının yanına, hangi görevlerin kim tarafından yerine getirileceğini belirleyen bir iş bölümü eklemeli.
Örneğin, Avrupa hükümetleri bir kriz sırasında gerekli desteğin gecikmesi durumunda hangi işlevleri geçici olarak üstlenebileceklerini değerlendirebilir. Buradaki amaç, Amerikan desteğinin mutlaka kesileceğini ileri sürmek değil. Planların, desteğin farklı hızlarda ve miktarlarda sağlanabileceği koşullarda da uygulanabilmesi gerekiyor. Bu tür senaryolar, siyasi belirsizliği sınanabilir bir hazırlık sorununa dönüştürür. Tatbikatlar ve ortak değerlendirmeler, hangi varsayımların değiştirilmesi gerektiğini gösterebilir.
Washington’dan beklentiler de bu şekilde somutlaştırılabilir. Avrupa’nın tüm güvenlik taleplerini tek bir dayanışma tartışmasına yerleştirmek yerine, belirli görevler için öngörülebilir katkılar üzerinde çalışmak daha yararlı olacaktır. Katkının ne kadar süreceği ve değişikliklerin müttefiklere nasıl bildirileceği önceden belirlenmelidir. Bu düzenlemeler siyasi anlaşmazlık ihtimalini ortadan kaldırmaz. Ancak planların son anda değiştirilmesinden kaynaklanabilecek maliyetleri azaltabilir.
Avrupa İçinde Güvenilirlik Üretmek
Bu yaklaşımın Avrupa içinde de uygulanması gerekiyor. Amerikan desteğine ilişkin belirsizliği eleştiren hükümetler, kendi katkılarının ne ölçüde öngörülebilir olduğunu göstermelidir. Ankara Bildirisi, Ukrayna için 2026’da 70 milyar avroluk askeri ekipman, yardım ve eğitim taahhüdü içeriyor. Müttefikler, 2027’de en az eşdeğer düzeyin sürdürülmesine yönelik ulusal taahhütlerini de teyit ediyor. Bunlar ilan edilmiş yükümlülükler. Uygulamanın izlenmesi, bu açıklamaların güvenilirliğini değerlendirmek için gereklidir.
Bu nedenle, Avrupa’daki güvenlik iş birliği, hükümet değişikliklerinden ve yıllık bütçe pazarlıklarından nasıl etkilendiğini de göz önünde bulundurmalıdır. Uzun vadeli siyasi hedeflerin karşısına yıllık katkı takvimleri konulabilir. Ortaklıkların düzenli olarak gözden geçirilmesi için mekanizmalar olmalı. Katkısını değiştiren bir hükümetin açığı nasıl telafi edeceğinin önceden tartışılması gerekir. Böyle bir düzen, her ortağın her koşulda aynı tercihi yapmasını gerektirmeden planlamayı daha öngörülebilir hale getirebilir.
Avrupa’nın kendi içindeki öncelik farklılıkları da bu sürecin bir parçasıdır. Doğudaki askeri tehdit, Akdeniz’deki ve Afrika’daki tehditlere kıyasla Avrupa güvenliği tartışmasında farklı bir ağırlık kazanıyor. Ortak bir politika bu farklı önceliklerin nasıl karşılanacağını göstermelidir. Belirli bir bölgeye daha fazla kaynak ayrılmasını isteyen hükümetler, diğer ortakların kaygılarını da dikkate alan taahhütler geliştirmelidir. Karşılıklı desteğin kapsamı böylece daha netleşir.
Daha küçük ülke grupları, ortak görevler için daha hızlı düzenlemeler geliştirebilir. Ancak bu grupların hangi yükümlülükleri üstlendiği ve diğer müttefiklerle nasıl ilişki kurduğu açıkça belirtilmelidir. Her krizde yeniden kurulan geçici birliktelikler, uzun vadeli planlama için yeterli güvence sağlamayabilir. Katılımın koşulları ve kararların nasıl uygulanacağı netleştiğinde, esnek işbirliği daha kalıcı bir kapasiteye dönüşebilir. Bunun başarısı, verilen sözlerin uygulanabilirliğine bağlı olacaktır.
Avrupa Güvenliğini Kurumlar Arasında Kurmak
Bu iş birliğinin coğrafyasını AB üyeliğiyle sınırlamak da yeterli olmayacaktır. AB ile Birleşik Krallık arasında 19 Mayıs 2025’te kurulan güvenlik ve savunma ortaklığı, Brexit sonrasında daha yapılandırılmış bir işbirliği için bir çerçeve sunuyor. Ortaklık, deniz güvenliğinden siber tehditlere ve kriz yönetimine kadar uzanan bir alanı kapsar. Taraflar, Birleşik Krallık ve NATO üyesi AB ülkeleri için NATO’nun kolektif savunmanın temelini oluşturduğunu açıkça belirtiyor.
Bu örnek, Avrupa güvenliğinin farklı kurumlar arasında kurulabileceğini gösteriyor. Önemli olan, bu kurumların aynı krizde nasıl birlikte çalışacağının açıklanmasıdır. Bir işbirliği çerçevesinin bulunması, gerekli katkıların önceden hazır olduğu anlamına gelmez. AB ile ortakları arasındaki diyalog, belirli görevler ve bir uygulama takvimiyle desteklenmelidir. Ortaklıkların değeri, kriz anında hangi kararların alındığı ve hangi taahhütlerin yerine getirildiği üzerinden değerlendirilmelidir.
Daha fazla Avrupa sorumluluğu üstlenmenin maliyetleri de açıkça ele alınmalı. Hükümetlerin uzun süreli güvenlik taahhütleri, parlamentoların bütçe ve dış politika kararlarıyla ilişkilidir. Ortaklar adına risk üstlenmenin koşulları kamuoyuna açıklanmadığında, işbirliği iç siyasi itirazlar karşısında zayıflayabilir. Bu yüzden kalıcı düzenlemeler, demokratik denetimi ve katkıların nasıl değerlendirileceğini de içermeli. Güvenilirlik, ortaklara verilen sözler ile bu sözlerin ulusal siyasette sürdürülebilirliği arasındaki ilişkiye dayanır.
Avrupa, Amerikan desteğinin geleceği hakkındaki her tartışmayı ittifakın sonuna ilişkin bir tahmine dönüştürmek zorunda değil. Mevcut belgeler, daha sınırlı Amerikan katkısı altında daha fazla Avrupa sorumluluğunun planlanmasını gerektiriyor. Hükümetler bu geçişi, hangi görevleri üstlenebileceklerini ve taahhütlerini nasıl sürdüreceklerini açıklayarak yönetmeli. Avrupa’nın Washington’un karşısındaki konumu da, kendi içinde ne ölçüde güvenilir bir ortaklık kurabildiğine bağlı olacaktır.

Ferdi GÜÇYETMEZ
























































