RUSYA’NIN GÖKYÜZÜ ARTIK GÜVENLİ DEĞİL

upa-admin 04 Eylül 2026 129 Okunma 0
RUSYA’NIN GÖKYÜZÜ ARTIK GÜVENLİ DEĞİL

Giriş

Rusya-Ukrayna Savaşı, coğrafi ve psikolojik sınırlarında yeni bir evreye giriyor… Ukrayna’nın Rusya’nın derinliklerine yönelttiği  yoğun insansız hava aracı saldırıları, Moskova’nın askerî kapasitesini doğrudan kırmaktan ziyade, Rus Devleti’nin kendi toprakları üzerinde güvenlik, ulaşım ve ekonomik süreklilik üretme kabiliyetini baskı altına almakta. Bu nedenle, bugün tartışılması gereken temel mesele, Ukrayna’nın Rus hava sahasını kontrol edip etmediği değil; Rusya’nın yıllardır sahip olduğu “güvenli arka alan” avantajını ne ölçüde koruyabildiğidir. Havalimanlarındaki kesintiler, enerji altyapısına yönelik saldırılar ve savaşın gündelik hayata daha fazla temas etmeye başlaması, çatışmanın bundan sonraki aşamasını toplumsal ve stratejik dayanıklılık üzerinden şekillendirecek.

Güvenli Arka Alanın Aşınması

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın 2026 yazında Ukrayna’nın Rusya topraklarına yönelik uzun menzilli insansız hava aracı saldırılarındaki niceliksel artış, savaşın coğrafyasını genişletmenin ötesinde, Rusya’nın savaş boyunca korumaya çalıştığı “güvenli arka alan” fikrini aşındırmaya başlamıştır. Başka bir ifadeyle, mesele artık sadece Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarının Rus hava savunmasını aşarak belirli hedeflere ulaşabilmesi değil; asıl önemli olan, Rusya’nın kendi hava sahasını, sivil havacılığını, enerji altyapısını ve ekonomik dolaşımını kesintisiz biçimde koruyabildiği yönündeki varsayımın giderek daha sık sorgulanır hale gelmesidir.

Geçtiğimiz günlerde Rusya Savunma Bakanlığı verilerine göre, Haziran-Ağustos 2026 döneminde Rusya ve Kırım üzerinde 43.300’ü aşkın Ukrayna insansız hava aracının önlendiği bildirilmiştir. Aynı dönemin bir önceki yılındaki rakam yaklaşık 7.700’dür. Bu saldırıların stratejik ağırlığını yalnızca imha edilen tesislerin parasal değeri üzerinden okumak eksik olacaktır. Ukrayna’nın geliştirdiği model, klasik anlamda hava üstünlüğü kurmaya dayanmıyor. Kiev, Rus savaş uçaklarını gökyüzünden temizlemiş, Rus hava savunmasını etkisiz hale getirmiş veya Rus hava sahasının askerî kontrolünü ele geçirmiş değil. Buna rağmen, giderek daha fazla noktada risk üretme kapasitesini arttırmıştır. Bunun sonucu, askerî terminolojideki klasik hava hâkimiyetinden farklı, fakat sonuçları itibarıyla dikkat çekici bir “hava sahası kullanımını engelleme” etkisidir. Rusya hava sahasının sahibi olmaya devam etmekte; ancak bu hava sahasını geçmişteki güvenlik ve öngörülebilirlik düzeyinde işletmenin maliyeti artmaktadır.

Bu nedenle, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin 1 Eylül 2026 tarihli açıklaması, bir askerî zafer ilanından ziyade son derece hesaplı bir stratejik iletişim ve psikolojik harp hamlesi olarak okunmalı. Zelenski, bazı haberlerde sadeleştirilerek aktarıldığı biçimiyle “Rus hava sahasını kontrol ediyoruz” dememiştir. Söylediği daha farklı ve aslında daha sofistike bir mesaj içermektedir: Rus hava sahasının giderek “tamamen güvensiz” hale geldiğini, Rus makamları bunu ilan etmese dahi söz konusu hava sahasının fiilen kapanmaya başladığını belirtmiş; Rusya hava sahasını kullanan havayolu şirketlerini, sigorta kuruluşlarını ve Rus havalimanlarından yararlanan aktörleri doğrudan uyarmıştır.

Bu tehditkâr açıklamanın muhatabı yalnızca Kremlin olmadığını da belirtmekte fayda var. Hatta kanaatimce Zelenski’nin asıl muhataplarının Rus Genelkurmayı veya Rus kamuoyundan çok uluslararası havayolu şirketleri, sigorta şirketleri, reasürans piyasası ve Rusya ile hava bağlantılarını sürdüren üçüncü ülkeler olduğu söylenebilir. Çünkü Ukrayna’nın elde etmek istediği sonuç, Rusya’daki tüm sivil uçakları fiziksel olarak yere indirmek değil. Böyle bir kapasite zaten yok. Fakat risk algısı belirli bir seviyenin üzerine çıkarılabilirse, savaşın ürettiği maliyet piyasa mekanizması üzerinden Rusya’ya aktarılabilir.

Kiev’in Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’ne (ICAO) yaptığı başvuru bu nedenle Zelenski’nin açıklamasından ayrı düşünülemez. Ukrayna, ICAO üyelerinin Rus hava sahasındaki sivil operasyonları yasaklamasını teşvik etmesini istemiştir. ICAO’nun doğrudan bir devletin hava sahasını kapatma yetkisi bulunmasa da uluslararası havacılıkta güvenlik değerlendirmelerinin sigorta maliyetleri, uçuş planlamaları ve şirket kararları üzerinde etkili olduğu açık. Hâlihazırda ABD ve Avrupa merkezli havayollarının önemli bölümü 2022’den beri Rus hava sahasını kullanmamakta, ancak Çin, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve diğer Körfez ülkelerinden şirketlerin Rusya bağlantıları ve Rus hava sahası kullanımları devam ediyor. Dolayısıyla Kiev açısından mücadelenin yeni cephelerinden biri Rusya’nın ticari kullanılabilirliğini tartışmaya açmak. Özellikle G-20 Zirvesi’ne Rusya’nın davet edildiği bir dönemde yeniden uluslararası camianın dikkatini çekmeye yönelik politika olabileceğini hesaba katmak gerekiyor.

Bu gelişmeler ışığında, Moskova havalimanlarında yaşananlar bu söylemin tamamen propagandadan ibaret olmadığını bize gösteriyor. Bugün (2 Eylül’de) Reuters’ın Flightradar24 verilerine dayandırdığı bilgilere göre Şeremetyevo Havalimanı’nda 21 uçuş iptal edilmiş, 235 uçuş gecikmiş; Vnukovo’da ise 22 uçuş iptal edilmiş ve 94 uçuş gecikmiş. Pegasus bazı Rusya seferlerini “teknik ve operasyonel nedenlerle” iptal ederken, Flydubai gelişmeleri yakından takip ettiğini ve bazı uçuşlarda gecikme veya rota değişikliklerinin mümkün olduğunu açıkladı. Gün içinde Şeremetyevo, Vnukovo ve Jukovski dâhil Moskova hava ulaşım sisteminin farklı noktalarında geçici güvenlik kısıtlamaları da uygulandı.

Üstelik sorun şu an için Moskova ile sınırlı değil. Dün (1 Eylül) gecesinde Kazan, Nijnekamsk, Bugulma ve St. Petersburg’daki Pulkovo Havalimanı geçici olarak uçuşlara kapatılırken daha önce Samara, Ulyanovsk, Soçi, Penza ve Saratov gibi şehirlerde de benzer tedbirlerin uygulanmış olması, hava tehdidinin boyutunu bize gösteriyor. Bu noktada Rusya’nın geniş coğrafyası, bir güvenlik avantajı olduğu kadar savunma planlaması bakımından bir maliyet de doğurmaya başlıyor. Moskova ve St. Petersburg’un yanı sıra rafinerileri, askerî tesisleri, enerji merkezlerini ve büyük havalimanlarını aynı anda korumak; hava savunma sistemlerinin, elektronik harp unsurlarının ve erken ihbar kapasitesinin geniş bir coğrafyaya dağıtılmasını gerektirmektedir.

Enerji altyapısına yönelik saldırılar da bu baskının ekonomik boyutu oluşturuyor. Ağustos ayının sonlarına doğru Rusya’nın benzin üretiminin günlük iç talebin yaklaşık yüzde 70’ine kadar gerilediğine ilişkin sektör verileri yayınlandı. Çeşitli rafinerilerdeki hasar ve üretim kesintileri nedeniyle Rusya, bazı bölgelerde satış kısıtlamalarına giderek ürün ithalatını arttırıp yakıt ihracatına yönelik yasakları genişletti. Şunu artık net bir şekilde söyleyebiliriz: Moskova dâhil bazı bölgelerde akaryakıt satış limitlerinin yeniden uygulanması, artık savaşın soyut makroekonomik maliyetini doğrudan tüketicinin günlük hayatına taşıyan gelişmelerden biri haline gelmiştir.

Fakat bu noktada şunu da belirtmeliyiz, Rus kamuoyundaki havayı “panik” kavramıyla açıklamanın yetersiz olduğunu düşünüyorum. Rusya’da genel ve kontrolsüz bir toplumsal panik yok. Devlet mekanizması çalışmakta ve en önemlisi Kremlin’in siyasi hâkimiyetinde görünür bir çözülme yaşanmıyor.

Ancak “panik yoktur” önermesinden “saldırıların toplumsal etkisi yoktur” sonucunu çıkarmak da aynı ölçüde yanıltıcı. Levada Center’ın 18-28 Ağustos 2026 tarihlerinde yaptığı araştırma bu ikili durumu açık biçimde göstermekte. Ankete katılanların %61’i savaşın kendi hayatlarını bir şekilde etkilediğini, %19’u ise etkinin çok güçlü olduğunu belirtmiştir. Savaşın etkilerinden söz eden katılımcılar ekonomik sorunların, yakınların ölümü veya savaşa katılması gibi unsurların yanında insansız hava aracı saldırılarını da dile getirmektedir. Aynı araştırmada katılımcıların %59’u barış görüşmelerine geçilmesini desteklerken, %31’i askerî operasyonların devamından yana olduğunu ifade etmektedir. Buna karşılık Rus Silahlı Kuvvetleri’nin Ukrayna’daki faaliyetlerini desteklediğini söyleyenlerin oranı hâlâ %68’dir.

Bu veriler, Rus toplumunu “savaştan bıkmış ve Kremlin’e karşı dönmeye hazır bir kitle” şeklinde okumayı mümkün kılmadığı gibi tam tersine toplumun savaşın maliyetlerinden tamamen azade olduğu iddiasını da geçersiz kılmakta. Burada karşımıza çıkan daha karmaşık bir sosyolojik tablo var: savaşın devamına verilen siyasi destek ile savaşın gündelik maliyetlerinden duyulan rahatsızlık aynı kişide bir arada bulunabilmekte. Üstelik Levada verilerine göre Moskova’da askerî faaliyetlerin sürdürülmesini isteyenlerin oranının %51’e ulaşması, drone saldırılarının otomatik biçimde barış talebini büyüttüğünü ileri sürmeyi de zorlaştırmaktadır.

Dolayısıyla, Ukrayna saldırılarının politik etkisini değerlendirirken doğrusal bir sebep-sonuç ilişkisi kurmamak gerekir. Hava saldırıları bir taraftan savaş yorgunluğunu ve normalleşme talebini besleyebilirken, diğer taraftan Kremlin’in “Rusya saldırı altındadır” anlatısını güçlendirerek savunmacı milliyetçiliği de tahkim edebilir. Bu ikili sonuç, önümüzdeki dönemde Rus iç siyaseti bakımından belirleyici olabilir mi hep birlikte göreceğiz.

Bununla birlikte daha derinde meydana gelen değişim gözden kaçırılmamalı. 2022 sonrasında Kremlin’in toplumsal dayanıklılığında, savaş ile gündelik hayat arasında kurulabilen mesafenin de önemli bir rol oynadığı kanaatindeyim. Cephede savaş devam ederken Moskova, Kazan veya St. Petersburg’da hayatın büyük ölçüde olağan biçimde sürmesi, çatışmanın geniş kitleler tarafından yönetilebilir bir gerçeklik olarak algılanmasına imkân tanımıştı. Bu sene yaz aylarındaki saldırı dalgasının stratejik anlamı işte bu noktada ortaya çıkıyor; Ukrayna insansız hava araçları savaş ile sıradan hayat arasındaki mesafeye de saldırmakta.

AP’ye konuşan Levada Center Direktörü Denis Volkov da saldırıların artan sayısı ve genişleyen coğrafyasının Rus toplumunda şaşkınlık yarattığını, saldırıların yaz ayları boyunca kamuoyunun en fazla hatırladığı konulardan biri haline geldiğini belirtiyor. Akaryakıt kuyruklarının, uçuş iptallerinin, depolardaki yangınların ve drone görüntülerinin sosyal medyada yayılması, resmî iletişimin sınırlarının ötesinde alternatif bir savaş deneyimi yaratıyor.

Bu nedenle bu seneki ortaya çıkan tabloyu “Ukrayna Rus hava sahasını ele geçirdi” şeklinde tanımlamak askerî olarak hatalı; “Rusya’da hiçbir şey değişmedi” şeklinde değerlendirmek ise stratejik olarak yüzeysel kalacak.

Savaşın bu aşamasında Kiev açısından belki de asıl başarı, vurulan her hedefin imha edilmesi değil, Moskova’yı her gece hangi hedeflerin korunacağına, hangi havaalanlarının kapanacağına ve hangi ekonomik faaliyetin kesintiye uğrayabileceğine ilişkin yeni bir maliyet hesabıyla karşı karşıya bırakmaktır.

Kremlin’in Saldırılara Yönelik Yaklaşımı ve Uzun Vadeli Politikası

Kremlin’in Ukrayna’nın yeni saldırı stratejisine verdiği tepki klasik bağlamda okunarak üç temel yapı üzerinden değerlendirilmeli. Birincisi kamuoyuna yönelik normalleşme söylemi, ikincisi askerî alandaki güvenlik ve misilleme refleksi ve son olarak uluslararası alandaki meşruiyet mücadelesi. Moskova bir taraftan hava sahasının güvenli olduğu izlenimini korumak, diğer taraftan fiilen büyüyen tehdide karşı savunma kapasitesini genişletmek, aynı zamanda Ukrayna’nın operasyonlarını uluslararası kamuoyunda “terörizm” çerçevesine yerleştirmek zorunda.

İlk refleks, sorunun ölçeğini siyasi olarak sınırlandırmak. Rusya Federal Hava Taşımacılığı Ajansı Rosaviatsiya, Zelenski’nin açıklamalarından sonra Rus hava taşımacılığının ve yer altyapısının normal biçimde çalışmaya devam ettiğini, yabancı havayolları dâhil uçuşların gerçekleştirildiğini açıkladı. Ulaştırma Bakanı Andrey Nikitin de Savunma Bakanlığı ve Rosgvardiya ile yakın koordinasyon içinde çalışıldığını ve sivil havacılıkta ciddi kesintilere izin verilmeyeceğini belirten bir kamuoyu açıklamasında bulundu.

İkinci ve daha sert reaksiyon ise söylemin güvenlikleştirilmesi. Vladimir Putin, Ukrayna’nın sivil ulaşım ve hava taşımacılığına ilişkin son açıklamalarını “devlet terörizmi” kavramıyla tanımlamış ve bu tür eylemlerin olası barış görüşmelerini zorlaştıracağını belirterek, “teröristlerle masaya oturulmaz” açıklamasını yapmıştır. G-20 kapsamında yaşanan yumuşama süreçlerinin ortasında Putin’in barış anlaşması için hâlâ bir ihtimal bulunduğunu getirdiği bir periyotta Ukrayna’nın son eylemlerinin müzakerelerin önünde engel oluşturduğunu belirtmesi ve bunu da terörle damgamalaması Kremlin’in önümüzdeki dönemde kullanabileceği siyasi çerçevenin de işaretlerini veriyor.

Ayrıca Kremlin, Ukrayna’nın Rusya derinliğine yönelik saldırılarını askerî bir karşılık olmaktan çıkarıp sivillere yönelik bir tehdit olarak koladığında; içeride daha sert güvenlik tedbirlerini meşrulaştıracak, uluslararası kamuoyunda ise Kiev’in “Rus hava sahası güvensizdir” tezine karşı “Ukrayna sivil havacılığı tehdit etmektedir” karşı anlatısını inşa edebilecektir. Önümüzdeki dönemde ICAO çevresinde yürütülecek tartışmanın teknik bir uçuş güvenliği meselesinin ötesinde, savaşın diplomatik cephelerinden birine dönüşmesi bu nedenle şaşırtıcı olmayabilir.

Askerî bakımdan ise Moskova’nın ilk tercihi, doğal olarak, hava savunmasının daha geniş bir alana yayılması olacaktır. Ancak burada Rusya için klasik bir kaynak tahsisi problemi ortaya çıkıyor. Her rafineri, her büyük havaalanı, her askerî üretim tesisi ve her lojistik merkez aynı yoğunlukta hava savunma koruması altına alınamıyor. Yani, Ukrayna’nın düşük maliyetli ve sayıca fazla araçlarla gerçekleştirdiği saldırıların en önemli etkisi, saldırının maliyeti ve hedefinin başarılı olup olmamasına bakılmadan İHA’ların yarattığı etki ve kapsadığı alandır. Bu nedenle Kiev her geçen gün drone saldırılarını arttırıp Rusya’nın derinliklerine bu araçları yolluyorlar.

Bu nedenle savaşın bu safhasında “kaç drone düşürüldü?” sorusunun tek başına anlamlı olmadığı görüşündeyim. Stratejik soru şudur; Rusya bir Ukrayna saldırısını önlemek için ne kadar askerî ve ekonomik kaynak harcamak zorunda kalıyor ve bu kaynakları hangi başka cephelerden çekiyor? Eğer Kiev, nispeten ucuz platformlarla Moskova’yı pahalı hava savunma unsurlarını ülkenin geniş bir bölümüne dağıtmaya mecbur bırakabiliyorsa, hedefe ulaşmayan araçlar dahi stratejik bir görev yerine getiriyor demektir.

Bununla beraber Ukrayna açısından da aynı derecede önemli bir sınır var. Rusya’daki havaalanı kapanmalarının ve enerji altyapısına yönelik saldırıların Kremlin’i otomatik olarak taviz vermeye zorlayacağını düşünmek, özellikle de Kremlin’in iç politikada savaşı halka tam anlamıyla benimsetmeye çalıştığı bir dönemde bunu düşünmek, hiç gerçekçi değil. Tam tersine saldırıların siviller tarafından doğrudan tehdit olarak algılanması halinde “bayrak etrafında kenetlenme” etkisi oluşturuyor.

Dolayısıyla, Kiev açısından optimal strateji, Rus halkında korku üretmekten ziyade Rus devletinin savaşı sürdürme maliyetini arttırmak olmalı, savaşı kırsala ve cephe hattına taşımalıdır. Petrol rafinerilerine, askerî lojistiğe ve savunma sanayii altyapısına yönelik saldırılar Kremlin’in ekonomik kapasitesini aşındırabilir; ancak kontrolsüz biçimde sivil kayıpların artması veya bir yolcu uçağının çatışma ortamında yanlışlıkla vurulması, Kiev’in elde etmeye çalıştığı diplomatik üstünlüğü bir gecede tersine çevirebilir. 2024’te Azerbaijan Airlines uçağının Grozni yakınlarında Rus hava savunmasının Ukrayna dronlarına karşı faaliyette bulunduğu sırada zarar görmesi ve 38 kişinin hayatını kaybetmesi, böyle bir riskin teorik olmadığını göstermekte.

Bu sebeple, Rus hava sahasının giderek daha yoğun bir askerî faaliyet alanına dönüşmesiuluslararası sivil havacılığın da önümüzdeki dönemde izlemesi gereken başlıca güvenlik sorunlarından biri olabilir. Özellikle Türkiye, Çin ve Körfez ülkeleri açısından konu doğrudan önem taşıyor; çünkü bu ülkelerin taşıyıcıları Rusya bağlantılarını sürdürmekte ve bazı rotalarda Rus hava sahasını kullanıyorlar. Bir noktadan sonra kararın Moskova veya Kiev’den ziyade havayolu şirketlerinin risk birimleri ve sigorta şirketleri tarafından verilmesi mümkün.

Kremlin’in karşı verebileceği daha geniş askerî cevap ise Ukrayna’nın İHA üretim altyapısı, enerji sistemi, demiryolları ve lojistik ağlarına yönelik saldırıları yoğunlaştırmak olacaktır diye düşünüyorum. Nitekim Rusya son haftalarda Kiev ve diğer Ukrayna şehirlerine yönelik hava saldırılarını belirgin biçimde artırmış durumda. Dolayısıyla, mevcut gelişmeler tek taraflı bir Ukrayna hava harekâtı olarak değil, iki ülkenin birbirlerinin stratejik derinliklerini baskı altına almaya çalıştığı karşılıklı bir derin taarruz savaşı olarak değerlendirilmelidir.

Bu noktada benim açımdan sahada gördüklerim ve elde ettiğim veriler kapsamında; en önemli ihtimal, savaşın bir süre daha cephedeki toprak kazanımlarından ziyade karşı tarafın devlet kapasitesini ve gündelik hayatını sürdürebilme maliyetini yükseltme yarışına dönüşmesidir. Ukrayna, Rus rafinerilerini, havaalanlarını ve lojistik hatlarını baskı altında tutarken Rusya, Ukrayna’nın enerji, ulaşım ve şehir altyapısına yönelik saldırılarını yoğunlaştıracaktır. Böyle bir denge askerî anlamda kesin bir sonuç üretmeyebilir; fakat her iki tarafın da savaşın siyasi maliyetini giderek daha fazla kendi toplumuna taşır.

Bu saldırı dalgasının Putin yönetimini kısa vadede siyasi tavize zorlayacağını düşünmüyorum. Bu tam anlamıyla gerçek dışı bir analiz olur. Rus siyasi sisteminin güvenlik krizlerine karşı ilk refleksi her zaman geri çekilmekten çok merkezileşme, kontrol ve karşılık verme yönündedir. Bununla birlikte saldırıların aylar boyunca aynı yoğunlukta sürmesi, yakıt, ulaşım ve ticari faaliyet üzerindeki etkilerinin kalıcılaşması ve yabancı havayollarının Rus hava sahasından sistematik biçimde çekilmeye başlaması halinde mesele farklı bir boyuta taşınabilir. Bunu önümüzdeki birkaç ay içinde gözlemleyeceğiz. Fakat beni korkutan asıl durum, güvenlik uzmanları arasında taktik nükleer silah kullanımına ilişkin sinyallerin alınmasıdır. Daha önce de belirttiğim üzere, eğer Kremlin, Ukrayna’nın saldırılarına cevap veremez duruma gelir, sosyal hayatın yaşanılamaz hale geldiğini düşünür ve cephede ciddi kayıplar vermeye başlarsa, kısa menzilli ve çapı düşük taktik nükleer silahlara başvurabilir. Bu ihtimal, savaşın kapsamı ve bahsettiğim gerçekler nedeniyle her zaman masanın üzerinde duran bir ihtimal. Kiev yönetimi droneları Rus hava sahasına gönderirken bumerang gibi geri dönen Rus halkının öfkesini hesaba katmalı ve davasında ve mücadelesinde haklı olduğu gerçeklere sığınarak politikasını geliştirmelidir.

Sonuç

Ukrayna’nın derin saldırı stratejisi, kısa vadede Kremlin’i geri adım atmaya zorlayacak bir araç olarak görülmemelidir. Aksine, Rus siyasi sisteminin güvenlik krizlerine verdiği tarihsel tepki, her zaman geri çekilmeden çok merkezileşme, sertleşme ve misilleme yönündedir. Bununla birlikte saldırıların süreklilik kazanması; hava ulaşımı, enerji arzı ve ekonomik dolaşım üzerindeki baskının kalıcı hale gelmesi durumunda Moskova açısından savaşın maliyeti yeni bir eşiğe ulaşabilir.

Asıl tehlike de burada ortaya çıkıyor. Rusya’nın stratejik derinliğini giderek daha fazla tehdit altında algılaması, cephede ciddi kayıplarla karşılaşması ve konvansiyonel araçlarla caydırıcılık üretmekte zorlanması halinde tırmanma seçenekleri daha sert biçimde tartışılabilir. Taktik nükleer silah kullanımı bugün yüksek olasılıklı bir senaryo olarak görülmemeli; ancak Rus askerî doktrini ve savaşın kontrolsüz biçimde genişleme ihtimali nedeniyle tamamen dışlanabilecek bir risk de değil. Dolayısıyla, Kiev açısından temel mesele Rusya’nın derinliklerine ulaşabilmek değil, bu kapasitenin doğuracağı askerî, siyasi ve toplumsal sonuçları doğru hesaplayabilmektir.

Sadık ARPACI
Uluslararası İlişkiler, Rusya Uzmanı
Tel: +90 545 932 36 77
Email: by.sadik@hotmail.com

KAYNAKÇA

  • Левада-Центр. (2026, 1 сентября). Конфликт с Украиной в августе 2026 года: внимание, поддержка, отношение к переговорам, представления о сроках спецоперации, ее влияние на жизнь респондентов. Erişim tarihi: 3 Eylül 2026.
    https://www.levada.ru/2026/09/01/konflikt-s-ukrainoi-v-avguste-2026-goda/
  • Левада-Центр. (2026, 3 сентября). Проблемы с мобильным интернетом, блокировка мессенджеров, нехватка бензина: август 2026. Erişim tarihi: 3 Eylül 2026.
    https://www.levada.ru/2026/09/03/problemy-s-mobilnym-internetom-blokirovka-messendzherov-nehvatka-benzina-avgust-2026/
  • Интерфакс. (2026, 1 сентября). Закрыты аэропорты Бугульмы, Казани, Нижнекамска и петербургский Пулково. Erişim tarihi: 3 Eylül 2026.
    https://www.interfax.ru/russia/1112353
  • Коммерсантъ. (2026, 3 сентября). Собянин: с утра 2 сентября в сторону Москвы летели 548 беспилотников. Erişim tarihi: 3 Eylül 2026.
    https://www.kommersant.ru/doc/8924921
  • РБК. (2026, 2 сентября). Pegasus отменила шесть рейсов из Москвы в Турцию. Erişim tarihi: 3 Eylül 2026.
    https://www.rbc.ru/society/02/09/2026/6a97e3c8802e0fef256b789f
  • Интерфакс. (2026, 3 сентября). Росавиация будет взаимодействовать с ICAO в связи с обращением Украины о закрытии неба РФ. Erişim tarihi: 3 Eylül 2026.
    https://www.interfax.ru/russia/1112950
  • Интерфакс. (2026, 3 сентября). Путин отметил, что угрозы атак на самолеты РФ осложняют возможность двусторонних мирных переговоров. Erişim tarihi: 3 Eylül 2026.
    https://www.interfax.ru/russia/1112942
  • Коммерсантъ. (2026, 10 июля). Новак о дефиците топлива, защите НПЗ и перекупщиках бензина. Erişim tarihi: 3 Eylül 2026.
    https://www.kommersant.ru/doc/8812693
  • РБК. (2026, 1 сентября). Politico узнало о новом напряжении между США и ЕС из-за Силуанова на G20. Erişim tarihi: 3 Eylül 2026.
    https://www.rbc.ru/politics/01/09/2026/6a96bc3d6101d81e65537b76
  • Президент Российской Федерации. (2024, 19 ноября). Указ Президента Российской Федерации № 991 «Об утверждении Основ государственной политики Российской Федерации в области ядерного сдерживания». Официальное опубликование правовых актов. Erişim tarihi: 3 Eylül 2026.
    https://publication.pravo.gov.ru/document/0001202411190001

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.