MEKKE İTTİFAKI BİRİNCİ ZİRVESİ İSTANBUL’DA YAPILDI

upa-admin 01 Eylül 2026 140 Okunma 0
MEKKE İTTİFAKI BİRİNCİ ZİRVESİ İSTANBUL’DA YAPILDI

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in 7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke’de gerçekleştirdikleri üçlü zirvenin ardından imzalanarak resmen yürürlüğe giren yeni bir savunma paktı olan Mekke İttifakı veya resmi adıyla Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç Sünni Müslüman devleti ilginç ve yeni bir düzlemde bir araya getiren çok ilginç bir platform olarak yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da ciddi ses getirmiştir. Sünni İslam dünyasının en gelişmiş ve en güçlü orduya sahip devleti olan Türkiye, İslam aleminde en zengin mali kaynaklara ve en yoğun enerji rezervlerine sahip devletlerinden biri olan Suudi Arabistan ve Müslüman dünyanın tek nükleer gücü olan Pakistan gibi üç başat devletin girişimiyle oluşturulan ittifak, ABD’nin Ortadoğu’dan çekilmesinin ve Hint Pasifik’e yönelmesinin konuşulduğu bir düzlemde, bizce çok zamanlı ve doğru bir adımdır. İttifakın diğer ittifak girişimlerine (örneğin, Türkiye’nin dahil olduğu NATO ittifakı) karşıt bir unsuru olmadığı gibi, müzakere ve diyaloğa dayalı -NATO’nun 5. maddesini anımsatan- kollektif güvenlik anlayışı da herhangi bir saldırı halinde otomatik devreye giren nitelikte değildir. Ayrıca ittifakın herhangi bir üçüncü ülkeye karşı yapılmadığı da (İsrail veya İran gibi) Türk makamlarınca defalarca dile getirilmiştir.

Harita üzerinde Mekke İttifakı’nın oluşturduğu stratejik üçgen

Buna karşın, Türkiye’nin güçlenmesinden rahatsız olan odaklar, her zamanki gibi bu konuyu da iç politik perspektiften değerlendirme hatasına düşmüş ve Türkiye’nin İslam dünyasında bir ittifaka önderlik etmesini laiklikten sapmak olarak yorumlamaya çalışmışlardır. Oysa Hıristiyan devletlerin dahi jeopolitik ve jeoekonomik çıkarları gereği yoğun ve yakın ilişkiler kurdukları İslam devletleriyle, Müslüman nüfusu yoğun laik bir devlet olan Türkiye’nin yakın ilişkiler geliştirmemesi kuşkusuz ciddi bir eksiklik olacaktır. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, yıllar öncesinde belirttiğim üzere, Türkiye’nin yeni ve çok boyutlu dış politikasında artık tek öncelik Batı ittifakı, Türk Dünyası (Türk Devletleri Teşkilatı), İslam dünyası, Balkanlar, Afrika ülkeleri, Avrasyacı blok veya Latin Amerika vb. değil; bunların hepsidir. Elbette NATO ittifakı içerisinde askeri niteliğin ve güvenlik kaygılarının ön planda olması ve yine Avrupa devletleri ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile yoğun ekonomik ilişkileri nedeniyle, Türkiye için öncelik hâlen Batı dünyası olmakla birlikte, Ankara için 21. yüzyılda tek bir çıpaya bağlı kalmamak ve tek bir rotaya odaklanmamak, ulusal çıkarlarını maksimize etmek yolunda en önemli unsurdur. Sadece şu örnekler bile yeni dönem Türkiye’sinin dış politika çapının genişliğini anlatmaktadır: Daha birkaç hafta önce Ankara’da tarihi bir NATO Zirvesi’ne başarıyla ev sahipliği yapan Türkiye, dün Mekke İttifakı’nın ilk toplantısını İstanbul’da düzenlerken, bugün de (1 Eylül 2026) diyalog ortağı olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Kırgızistan Zirvesi’nde en üst düzeyde (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aracılığıyla) temsil edilmekteydi. Tesadüfi değildir ki, Türkiye’nin PKK terör örgütünü tasfiye etmek ve Kürt meselesini demokratik yollarla çözmek için attığı stratejik adımları (Terörsüz Türkiye süreci) içeride haksız şekilde eleştiren çevreler, sürecin Türkiye ile sınırlı olmayıp Suriye’de de benzer şekilde bir jeopolitik trend ve zorunluluk olduğunu anladıklarında, Ankara’nın planlarının küresel siyasetle ne derece uyumlu olduğunu -geç de olsa- idrak edebilmişlerdir.

Konumuza dönmek gerekirse, Mekke İttifakı’nın ilk Zirvesi İstanbul’da düzenlenirken, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan tarafından temsil edilen Türkiye’nin öncülüğünde, İttifak içerisinde Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi’nin çalışmaları doğrultusunda kalıcı ve kurumsal bir güvenlik mekanizmasına dönüşmek için şu ana başlıklar ele alınmıştır:

  • Savunma Kapasitesi ve Uyum: Üç ülkenin silahlı kuvvetleri arasında birlikte çalışabilirliğin arttırılması.
  • Savunma Sanayii İş Birliği: Ortak Ar-Ge faaliyetlerinin, teknoloji paylaşımının ve ortak üretim imkânlarının derinleştirilmesi.
  • Kurumsallaşma: İttifak faaliyetlerini yürütecek bir resmi Sekretarya’nın kurulması ve yol haritasının netleştirilmesi.
  • Terörle Mücadele: Bölgesel tehditlere karşı müşterek çabaların güçlendirilmesi.

Zirveye Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Dışişleri ve Savunma Bakanları ile askeri komuta kademeleri katılım sağlamıştır. Üst düzey konuklar arasında Türkiye’den Hakan Fidan, Yaşar Güler ile birlikte Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu; Suudi Arabistan’dan Prens Faysal bin Ferhan, Prens Halid bin Salman ve Orgeneral Fayyadh bin Hamed Al Ruwaili; Pakistan’dan ise İshak Dar, Khawaja Muhammad Asıf ve Mareşal Syed Asım Münir yer almıştır.

İttifaka dair en önemli gündem, bunun diğer Müslüman devletleri de bünyesine dahil ederek kapsamlı bir ittifaka dönüşüp dönüşmeyeceğidir. Başta Mısır olmak üzere birçok Müslüman devletin bu ittifaka dahil olması, İttifakı çok etkin ve güçlü bir hale dönüştürebileceği gibi, İttifakı gevşek, dağınık, hantal ve etkisiz bir bünye haline de getirebilir. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) örneğinde görülen bu durum, örgüt çok genişlerse Mekke İttifakı için de geçerli olabilir.

Bir diğer ciddi konu, Türkiye ile çeşitli sorunları olan bölgesel devletlerin ve ABD ile Avrupa Birliği (AB) gibi yapıların tepkileridir. Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi, şimdilik bu konuda en tedirgin ülkeler arasında yer almaktadır. Bunun sebebi, Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı hayalci bir ittifaka yönelen bu üçlünün İslam dünyasıyla karşı karşıya gelmeleri riskini yakından hissetmeye başlamalarıdır. ABD ise, Ortadoğu’dan çekildiği bir düzlemde, Türkiye’nin bölgede güçlenmesinden -İsrail’le polemikleri aşan ciddi bir sürtüşme ve çatışma içerisine girmediği sürece- gayet memnundur. Bu konuda özellikle mevcut Donald Trump yönetimi Ankara adına oldukça destekleyici bir pozisyon almaktadır. Ancak elbette İttifakın nükleer teknoloji paylaşımı boyutu devreye girerse, bu konuda Washington’dan farklı ve daha eleştirel yaklaşımlar gelebilir. Washington, İran, Çin veya Rusya etkisi altına girecek bir Ortadoğu’dan ziyade NATO üyesi Türkiye’nin bölgede güçlenmesini rahatlıkla destekleyebilir. Bunun tek kriteri ise Türkiye’nin bölgedeki ABD müttefikleriyle uyumlu hareket etmesidir.

Sonuç olarak, Mekke İttifakı, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) ile birlikte Türkiye’nin 21. yüzyılda taşlarını yeni döşediği ciddi bir girişim olma potansiyeline sahip ve Ankara’nın çok boyutlu dış politik heveslerini yansıtan önemli bir girişimdir. Bu girişimin tarihi başarılar kazanacak kritik bir platform olup olmayacağını elbette zaman gösterecektir. Ancak gidişat, kesinlikle olumludur…

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.