MEKKE İTTİFAKINA YÖNELİK TEPKİLER

upa-admin 12 Ağustos 2026 82 Okunma 0
MEKKE İTTİFAKINA YÖNELİK TEPKİLER

Giriş

7 Ağustos 2026 tarihinde İslam dünyasının kutsal topraklarından Mekke’de Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in gerçekleştirdikleri üçlü görüşme sonrasında imzalanan ve uluslararası kamuoyuna duyurulanMekke İttifakı” veya tam ismiyle “Mekke Ortak Savunma Anlaşması“, tüm dünyada ilgiyle takip edilmiş ve son yıllarda bağımsız bir dış politika izleyen Türkiye’nin adının yeni haber ve raporlarda sıklıkla geçmesine yol açmıştır.

Bu haber ve raporların bir bölümü, Türkiye’nin son yıllardaki dış politik dönüşümünün Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa Birliği (AB) ve özellikle İsrail açısından riskli bulan ve benimsemeyen yaklaşımlardan oluşmakta; bir diğer bölümü ise Ankara’nın bölgesel denklemde öne çıkan hamle ve yaklaşımlarını öven analizler içermektedir. İç kamuoyunda ise, konu, hükümete yakın çevrelerce etkin ve başarılı dış politikanın yeni bir tezahürü, muhalif çevrelerce de daha ziyade Pakistan-Hindistan gerginliği ve Suudi Arabistan’a yönelik olası İran veya Yemen’deki Husilerin saldırıları durumunda Ankara’ya yönelik oluşabilecek yeni riskler bağlamında değerlendirilmiştir. Bu yazıda, özellikle diğer devletlerin bu ittifaka yönelik tepkileri özetlenecektir.

Mekke İttifakı Hakkında Bilinenler

Öncelikle, T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın da belirttiği üzere, bu ittifak Türkiye’nin dahil olduğu başka bir ittifak (örneğin NATO) yapısı ile çelişen nitelikte değil; temelde ortak savunma ve savunma sanayii iş birliğine dayalı, korumacı ve caydırıcı bir anlaşmadır. İttifak anlaşması, henüz tam metni kamuoyuna açıklanmasa da, herhangi bir üçüncü ülkeyi hedef almamaktadır. Bu anlamda, anlaşmanın özünde olası saldırılara karşı caydırıcılık, savunma sanayii alanında bu üç devlet arasında yoğun iş birliği, ortak askeri eğitimler, teknoloji paylaşımı ve bölgesel istikrarı güçlendirmek gibi hedefler yer almaktadır. Bu nedenle, bu anlaşmayı ABD karşıtı, İsrail karşıtı veya İran karşıtı olarak nitelendirmek hatalı olacaktır. Zira Ortadoğu’da çeşitli devlet ve devlet-dışı grupların uyguladıkları hatalı ve saldırgan politikalar nedeniyle yaşanan yoğun savaş ve çatışmalar döneminde, Ankara, Riyad ve İslamabad gibi üç kalkınma ve istikrar odaklı Sünni Müslüman devlet, bu ittifakla olası saldırılara karşı kendilerini korumayı ve saldırganları caydırmayı amaçlamaktadır. Ancak pratikte, bu anlaşmayla elbette son dönemde çatışmaya yönelik politikalar izleyen İsrail ve İran gibi devletlere karşı bu devletlerin yeni ve barışçıl bir aks oluşturmaya çalıştıkları iddia edilebilir.

Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Fidan‘ın ittifaka ilerleyen aylarda Mısır başta olmak üzere başka devletlerin de katılabileceğini ifade etmeleri, ittifakın büyüyebileceği algısını yaratmıştır.

Bu bağlamda, anlaşmada yer alan temel mantıkta şu olgular yer almaktadır:

Kolektif Savunma Modeli: Üç devletten herhangi birine yönelik gerçekleştirilecek bir silahlı saldırı, ittifak gereği üç ülkenin hepsine yönelik olarak yapılmış kabul edilecektir. NATO’nun 5. maddesine benzetilen bu ilke, elbette her üç devletin onayıyla gerçekleşebilecek; yani herhangi bir ülkeye bir diğer devlet veya devlet-dışı grup tarafından yapılan saldırı otomatik olarak savaş ilanına neden olmayacaktır. 

Meşru Müdafaa Tabanı: Kolektif savunma mekanizması, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın 51. maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkı çerçevesinde yürütülecektir. Bu anlamda, Mekke İttifakı saldırı değil, savunma amaçlıdır. 

Tamamlayıcı Yapı: Bu ittifak, saldırgan bir askeri blok değildir; aksine bölgesel caydırıcılığı arttırmayı amaçlar. Türkiye’nin NATO dâhil mevcut uluslararası taahhütlerine bir alternatif ya da çelişki de oluşturmaz.

Ulusal Karar Mekanizmaları: Anlaşma kapsamında kuvvet kullanımı ve askeri harekat kararları, Türkiye’nin anayasal düzeni ve kendi ulusal karar mekanizmaları (TBMM onayı vb.) çerçevesinde alınmaya devam edecektir.

Diğer Devletlerin Tepkileri

7 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ve “birine yapılan saldırıyı tümüne yapılmış sayan” Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgesel ve küresel aktörler arasında geniş yankı uyandırmıştır. BBC Türkçe haber servisi, anlaşmaya yönelik tepkileri şöyle derlemiştir:

İran: Tahran yönetimi, resmi düzeyde yapıcı bir dil kullanmıştır. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, “anlaşmanın kendilerine karşı olduğundan endişe etmediklerini” ve Türkiye ile dostane ilişkilerini koruduklarını belirtmiştir. Ancak Tahran, ittifakın arkasında üç ülkenin “ABD’nin güvenlik taahhütlerine artık güvenememesi” motivasyonunun yattığını savunmuştur.

İsrail: İsrail basını, Mekke İttifakı’na karşı Doğu Akdeniz dengelerine dikkat çekmiştir. Analizlerde, İsrail’in Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti (Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi) ile yakınlaşmasına vurgu yapılmış; Atina ve Lefkoşa’nın da bölgede büyüyen Türk askeri etkisinden rahatsız olduğu ifade edilmiştir. Ek olarak, İsrail Tarım Bakanı Avi Dichter, bu anlaşmayı “çok, çok sorunlu bir Sünni ittifakı” olarak yorumlamıştır.

Mısır: Kahire yönetimi, Körfez ülkeleriyle güvenlik çıkarları örtüşmesine rağmen şu aşamada paktın resmi bir imzacısı olmayacağını duyurmuştur. Mısırlı kaynaklar, anlaşmaya dahil olmanın Yemen’deki Husiler veya Irak’taki İran yanlısı gruplarla doğrudan askeri çatışma riski doğurmasından endişe etmektedir.

Yunanistan: Paktın imzalanması Atina’da ciddi bir endişeyle karşılanmıştır. Yunanistan’ın, daha önce yakın ilişkiler kurduğu Suudi Arabistan’ın Türkiye ve Pakistan ile bu ölçekte derin bir savunma ortaklığına girmesinden rahatsız olduğu belirtilmektedir. Somut bir örnek vermek gerekirse, Yunanistan’da yayımlanan Kathimerini gazetesi, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın Yunanistan açısından olumsuz etkileri olacağını yazmıştır.

Hindistan: Pakta en sert tepki veren devlet Hindistan olmuştur. Hindistan, nükleer caydırıcılığı ve askeri insan gücüyle pakta katılması nedeniyle, Hindistan cephesinde pakt yakından izlenmektedir. Hindistan, bu süreçte Türkiye ve Pakistan eksenine karşı İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs üçlüsü ile savunma iş birliklerini derinleştirme yoluna gitmiştir. Ayrıca bu ülkede Türkiye’ye yönelik tur ve turizm faaliyetlerinin boykotu için açıklama ve kampanyalar da düzenlenmiştir.

Sonuç

Sonuç olarak, Mekke İttifakı, bugüne kadar savaşların dışında kalmayı başaran Türkiye’nin bölgesel etkinliği ve caydırıcılığını arttırmak yolunda bazı riskleri olan ama akılcı bir adımdır. Bu anlaşma vesilesiyle Türk savunma sanayiinin Suudi Arabistan ve Pakistan pazarına nüfuz etmesi, bu ülkelerle stratejik ilişkilerin geliştirilmesi ve özellikle Pakistan’ın nükleer teknolojisinden istifade edilmesi gibi hususlar ilk akla gelen stratejik kazanımlardır.

Riskler ise, Pakistan’ın ezeli rakibi Hindistan ve Suudi Arabistan’ı sevmeyen radikal Şii grupların hedefi haline gelmek olabilir. Bu anlamda, İran Devleti daha makul bir çizgide hareket etmesine karşın, Yemen’deki Husiler gibi radikal gruplar elbette Ankara’ya belli ölçüde risk oluşturmaktadır. Ancak Türkiye’nin muazzam askeri, demografik ve ekonomik gücü düşünüldüğünde, Ankara’nın ne Husilerden, ne İran’dan, ne de İsrail’den korkmasını gerektirecek bir durum yoktur. Zira bölgesel lider bir devlet olan Türkiye’nin kararlı duruşu, bölgedeki diğer tüm devletleri caydırmaya fazlasıyla yeterlidir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.