11 EYLÜL SONRASI ABD POLİTİKASI

upa-admin 11 Mayıs 2012 9.427 Okunma 0
11 EYLÜL SONRASI ABD POLİTİKASI

11 Eylül dünya tarihinde bir dönemeç ya da kısaca, insanlığın geleceğini ilgilendiren bir dönüm noktasıdır. Saldırıyla ilgili birçok spekülasyon yapılsa da gerçek olan şudur ki, İkiz Kuleler çökmüş ve dünya değişmiştir. Nasıl mı? İşte 11 Eylül ve sonrasında ABD politikası…

ABD Sovyet bloğu dağılıncaya kadar dünyayı denetim altında tutmak için “düşman-öteki” kavramını kullanmıştır. Sovyet bloğu dağılınca ABD karşısında düşman kalmamış ve ABD dış politikada yeni bir öteki arayışına girmiştir. Dünya haritasını önüne alan ABD ve Batı ülkeleri oluşturacakları yeni dünya düzeninde değerlendirilmelerde bulunmuşlardır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda dünya haritasına dikkatlice bakıldığında Rusya haricinde bütün enerji kaynakları ve zengin yer altı kaynaklarının gelişmemiş statüsünde bulunan Müslüman ülkelerin egemen olduğu topraklarda bulunduğu gözlemlenmiştir. Bu kaynakların denetim altına alınması için öyle bir neden olmalıdır ki bu olay uluslararası alanda meşru hale gelmelidir. Bu tehdit, başlangıçta “İslam köktendinciliği”, daha sonra “İslami terörizm” olarak belirlenmiştir. 11 Eylül günü İkiz Kuleler’e yapılan saldırı ABD’nin bu politikasını uygulaması için önemli bir fırsat haline gelmiştir. Bu saldırı aynı zamanda Yeni Dünya Düzeni’nin ne şekilde uygulanacağının göstergesi niteliğindeydi. 11 Eylül saldırısı ABD’nin uzun süredir kurguladığı düşmanını nihayet bulmasını sağlamıştır. Düşmanın ismi terördür. Ancak bu düşmanın somutlaştırılması gerekir. Düşman somutlaştırılmazsa yönetim zafiyet içerisinde kendisinden bekleneni yerine getirmemiş sayılır. ABD başkanı George W. Bush kısa süre zarfında saldırıyı gerçekleştirenlerin Usame Bin Ladin ve onun yönettiği El-Kaide adlı terör örgütü olduğunu açıklamıştır. Bu kısa süre zarfında uluslararası kamuoyunun desteğini alan ABD Afganistan’a müdahale etmiştir. 11 Eylül sonrasında ABD stratejisi tamamen Orta Doğu’yu hedef almıştır.

11 Eylül’de yaşanan terör olayı sonucunda tüm dünyada barış sağlanabilmesi ve Yeni Dünya Düzeni’nin oluşturulabilmesi için yeni bir hareket başlatılmıştır. Bu harekete ulaşmak için ABD’nin ortaya attığı “demokrasi uğruna savaş sistemi” ilk olarak Orta Doğu üzerinde uygulamaya geçirilmiştir. Bu olay sonucunda birçok akademisyenin ve siyaset adamının görüşü, gerçekleştirilen operasyonlarda ABD’nin kendi milli ekonomik çıkarlarını ön plana aldığı şeklindedir. Bölgenin zengin petrol yataklarına sahip olması bu komplo teorilerini destekler niteliktedir. Irak Savaşı’nın temelleri buraya bağlanabilir. ABD ve İngiltere hükümetleri Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu bahanesi ve aynı zamanda Saddam Hüseyin yönetiminin El-Kaide’ye destek verdiği iddiasıyla Irak’ı 2003 yılında “Irak’ı Özgürleştirme Operasyonu” adı altında işgal etmiştir. 11 Eylül sonrasında ABD stratejisi tamamen Orta Doğu’yu hedef aldığına göre ABD stratejilerini 11 Eylül öncesi ve sonrası şeklinde kategorize edebiliriz. ABD’nin 11 Eylül öncesindeki saldırıları daha çok “caydırıcı” özellik taşırdı. Mesela 1991 Körfez Savaşı, 1995 Bosna ve 2001 Afganistan Savaşı gibi. Ancak 11 Eylül saldırısı tarihte bir değişikliğe yol açtı. Irak saldırısını bunun bir sonucu olarak değerlendirmek gerekmektedir. Artık tüm dünyada demokrasi rejiminin yayılması için başlatılan hareket ile ABD savaş tanımını değiştirmiştir. ABD’nin Orta Doğu’da istediği yeni bir toplum, millet modeli ile din ve kültür inşasıdır. Ancak durumlar ABD’nin istediği şekilde gitmemektedir. ABD Orta Doğu bataklığına saplanmış, Irak’ta istediği demokrasiyi inşa edememiş ve bölgede güç kaybetmektedir. Çünkü ABD’nin 11 Eylül sonrasında uyguladığı politika ben merkezli tasnif politikasıdır. Bu süreçte terör küreselleşirken, ABD yönetiminin teröre karşı savaşı küreselleştirme gayreti Irak işgali zemininde inandırıcılığını yitirmiştir. Irak’ta dikta rejimi yıkılmasına rağmen bölgede Saddam rejiminden kalma terör grupları bulunmakta ve demokrasi karşıtı eylemler yapılmaktadır. Bütün bunların yanı sıra İran ise bölgede nükleer çalışmalarına devam etmekte ve uluslararası ültimatoma kayıtsız kalmaktadır. Dünyayı kasıp kavuran terör artmakta ve bölgede ABD’yi tehdit etmektedir.  Bölgede ABD yalnızlaşmakta ve ikinci Vietnam sendromu yaşamaktadır. ABD’nin savaşta yanında hareket eden bütün müttefikleri Irak’ı terk ederken, ABD yönetimi Irak’tan çekilme hesapları yapmaktadır. Bununla birlikte ABD’nin bölgede uyguladığı hatalı politikalar yüzünden terör grupları da saldırı cephelerini genişletmiştir. ABD’den sonra Türkiye, İngiltere ve İspanya da terör saldırılarının hedefi olmuştur. 11 Eylül’le birlikte küresel değişim meydana gelmiştir. 11 Eylül dünyanın yanı sıra ABD dış politikasının belirleyicisidir.

Sonuca gelecek olursak 11 Eylül dünyada din, güvenlik ve terör kavramlarını ve algılarını topyekûn değiştirmiştir. Bazıları Samuel Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” kuramının geçerli hale geldiğini savunmuştur. Bu kuram Müslüman ve Hristiyanların bir arada yaşayamayacağı görüşündedir ki bu görüş 11 Eylül öncesi istisna iken, 11 Eylül sonrasında daha geçerli hale gelmiştir. Artık ABD politikası buna göre şekillenmeye başlamıştır. ABD’nin Irak ve Afganistan’dan sonra nükleer çalışmalarıyla hedefi haline gelen İran ve Suriye’yi hedef alacağı yönünde yorumlar yapılmaktadır. Ancak dünya kamuoyunda yapılan tartışmalara bakıldığında Beyaz Saray’ın Irak operasyonu bitmeden bu işe kalkışmayacağı düşünülmektedir. ABD’nin demokratikleşme söyleminde girdiği Afganistan ve Irak’ta kaos ortamı ve iç çatışmalar devam etmektedir. Orta Doğu’da özellikle Irak’ta çatışmaların uzun bir müddet daha devam edeceği kan ve gözyaşının hüküm süreceği görülmektedir..

 

 

Volkan TÜRKMEN

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.