JAPONYA SEÇİMLERİ: BÖLGESEL GERGİNLİK İÇ POLİTİKAYA YANSIDI

upa-admin 23 Aralık 2012 4.341 Okunma 0
JAPONYA SEÇİMLERİ: BÖLGESEL GERGİNLİK İÇ POLİTİKAYA YANSIDI

Japonya’da 16 Aralık 2012 tarihinde gerçekleştirilen parlamento seçimleri önemli bir siyasal değişimi beraberinde getirmiştir. 55 yıllık Liberal Demokratik Parti (LDP) yönetimine son vererek 2009 yılında iktidara gelen merkez sol eğilimli Japon Demokrat Partisi (DPJ) 3 yıllık yönetim deneyiminin sonucunda çok ağır bir yenilgiye uğramış ve 16 Aralık 2012 itibarıyla yönetimi yeniden Liberal Demokratik Parti’ye teslim etmek zorunda kalmıştır. Bu hezimetin ortaya çıkmasının birçok nedeni bulunmaktadır. Ancak bunlardan en önemlileri; hükümetin Fukuşima nükleer faciasını iyi yönetememesi, Japonya’nın artık yapısal hale gelmiş olan ekonomik durgunluğuna herhangi bir çözüm üretememesi ve 2009 seçimlerinden önce ortaya konan Okinawa Adası’ndaki Amerikan üssünün kaldırılacağına ilişkin vaadin yerine getirilememesidir. Ne var ki, Japonya seçimlerinin ortaya çıkardığı sonucu yalnızca iç politika anlamında değerlendirmek hatalı bir girişim olacaktır. Zira bu yönetimsel değişimin beraberinde getireceği birtakım bölgesel sonuçlar da olacaktır.

Japonya’da iki kabineli meclis sistemi uygulanmaktadır. Ulusal Diet (Meclis) adıyla bilinen Japon Meclisi, 480 sandalyeli Temsilciler Meclisi (alt meclis) ile 242 sandalyeli Senato’dan (üst meclis) oluşmaktadır. Ulusal Meclis, anayasal monarşi olarak tanımlanan Japonya’da başbakanın atanması, hükümetin feshedilmesi ve merkezi bütçeninin onaylanması gibi en temel gereklilikleri yerine getirmektedir. Alt meclis olarak ifade edilebilecek olan Temsilciler Meclisi, siyasal anlamda Senato’dan çok daha güçlüdür. Öyle ki, Temsilciler Meclisi, Senato tarafından alınan kararları 3’te 2 çoğunlukla reddedebilmektedir. Japon Diet’ini oluşturan her iki meclisin üyeleri de halk tarafından belirlenmektedir. Temsilciler Meclisi üyeleri 4 yıllığına, Senato üyeleri ise 6 yıllığına seçilmektedir. Temsilciler Meclisi feshedilebilirken, Senato (Danışmanlar Meclisi de deniliyor) ise feshedilememektedir.

2009 yılından bu yana iktidarda bulunan DPJ, LDP’nin yaşadığı iktidar yorgunluğundan yararlanarak ve Japon ekonomisinin içerisine sürüklendiği resesyona çare bulabileceğini belirterek iktidara gelmişti. Vergi oranlarında gerekli ayarlamaları yapmayı ve LDP’nin son döneminde ayyuka çıkan yolsuzluk olaylarına son vermeyi hedefleyen DPJ, Japonya ile ABD arasındaki müttefiklik ilişkisini sorgulayarak “eşitler arası bir ilişki” dizayn edeceğini ifade etmişti. Bu bağlamda Japonya’nın Güneydoğu Asya’da bağımsız bir bölgesel aktör olarak yüceltilmesi ve Okinawa Adası’ndaki ABD üssünün kaldırılması DPJ’nin en temel hedefleri arasında yer alıyordu. Ne var ki, 2009 yılından itibaren toplam 3 başbakan eskitmiş olan (Yukio Hatoyama, Naoto Kan ve Yoshihiko Noda) DPJ hükümeti vaatlerinin hemen hiçbirini yerine getirememiştir. Fukuşima faciasının yönetilememesi ve Japon ekonomisinde görülen resesyon ve deflasyon eğiliminin gittikçe güçlenmesi, vergi oranlarında meydana gelen artış ile birleştiği noktada DPJ’nin değişimcilik noktasında başarılı olamadığını ortaya koymuştur. Çin ve Güney Kore ile yaşanan Senkaku (Diaoyu) ve Takeshima (Dokdo) krizleri ise DPJ’nin Japonya için çizdiği bağımsız bölgesel liderlik rolünün içselleştirilemediğini göstermiştir. Bunun üzerine Japon halkı, aslı varken taklidine rücu etmemeyi tercih etmiş ve neredeyse aynı politikaları izleyen DPJ’yi cezalandırarak Liberal Demokratik Parti’yi yeniden iktidara getirmiştir. DPJ ise seçimler sonucunda parlamentoya ancak 57 üyesini sokabilmiştir.

Yapılan seçimler sonucunda Temsilciler Meclisi’nde 294 sandalye elde etmiş olan LDP, elde ettiği başarıyı, örgütsel yapısının gücüne ve DPJ’nin başarısızlığına borçludur. Senkaku krizinde askeri tedbirlerin gündeme alınmasını savunan, Çin ile ilişkiler bazında edilgen değil etken bir bölgesel lider rolü oynanması gerektiğini kaydeden ve ABD ile olan müttefiklik ilişkilerinin tahkim edilmesini savunan LDP lideri Shinzo Abe, Japonya’nın pasifist dış politika anlayışından kurtarılmasını istemektedir. Bunun için de Japon Anayasası’nda askeri kuvvetlerin kullanımına ciddi bir sınırlama getiren maddelerin değiştirilmesi gerektiğini belirtmektedir. Çin’e karşı Hindistan, Avustralya ve ABD ile birlikte bir çevreleme stratejisi geliştirmeyi isteyen Abe, ekonomide yaşanan resesyonun da para arzını genişletici politikalar eliyle aşılabileceğini kaydetmektedir. Merkez sağda yer alan LDP, ekonomide neoliberal, dış politikada realist ve sosyo-kültürel anlamda da milliyetçi bir görünüm sergilemektedir. Ne var ki, seçimlerden zaferle çıkan Abe’nin dış politika konusunda ortaya koyduğu söylemi gerçeğe dönüştürmesi çok zordur. Çin ile Japonya arasındaki ekonomik karşılıklı bağımlılık (Çin, Japonya’nın birincil ihraç pazarı ve ticaret ortağıdır. Japonya ise Çin’in ABD’den sonra ikincil ticaret ortağı konumundadır) bu durumun önündeki en önemli engeldir. 2012 yazında yaşanan Senkaku (Diaoyu) krizinin ardından Çin’de Japon mallarına karşı gösterilen tepki dalgası Japon işadamlarını oldukça korkutmuştur. Bunun yanı sıra, Japonya’nın Senkaku krizi ekseninde ortaya koyacağı bir askeri tırmandırma stratejisi (Japonya Senkaku krizi nedeniyle hava savunma sistemini yenileyeceğini açıklamıştır) Çin’in güvenlikçi politikalara başvurmasını ve krizin içinden çıkılmaz bir hal almasını beraberinde getirebilir. Japonya’nın Takeshima (Dokdo) krizi nedeniyle Güney Kore ile ilişkilerinin çok da iyi durumda olmaması ve ABD’nin Çin-Japonya gerginliğinin tırmanmasını istememesi, Japonya’nın yeni lideri Shinzo Abe’nin işini zorlaştıracaktır.

Yapılan seçimler sonucunda Japon Meclisi’ne giren Japon Restorasyon Partisi’nin, yeni hükümette koalisyon ortağı olması beklenebilir. Japon imparatorluk stratejisinin yeniden canlandırılmasını isteyen ve aşırı milliyetçi bir çizgide politika üreten bu parti, neoliberal ekonomi politikalarını savunmaktadır. Eylül 2012’de kurulan, Kasım 2012’de tam manasıyla teşkilatlanan ve Temsilciler Meclisi’nde 54 sandalye kazanmış olan JRP, önümüzdeki seçimlerde iktidar olmayı hedeflemektedir. Budizm ekseninde politikalar yürüten din eksenli muhafazakar bir sağ parti olan Yeni Komeito (NKP) ise Söka Gakkai adı verilen bir Budist örgütlenmenin siyasal ayağı olarak bilinmektedir. Bürokrasi ve güçlü merkezi yönetime karşı olan Yeni Komeito, özel sektöre dayalı ve kişi odaklı politikalar izlenmesini savunmaktadır. Nükleer enerjiye ve silahlanmaya karşı olan NKP, 2012 seçimleri sonucu parlamentoda 31 sandalye kazanmıştır.

Önümüzdeki dönemde LDP yönetimi altında Japonya’nın ABD ile daha da yakınlaşması, Çin ile ilişkilerde gerginliklere aşina bir görünüm kazanması ve Çin’i dengeleyebilmek için ABD’nin de teşvikiyle Hindistan ile müttefiklik temelinde ilişkiler geliştirmesi beklenmelidir. ABD’nin kendi donanmasının % 60’ını Asya-Pasifik bölgesine konuşlandıracağını açıkladığı ve Japonya’nın güneyindeki Ivakuni Üssü’ne 2017 yılı itibarıyla F-35 savaş uçaklarını konumlandıracağını belirttiği dikkate alındığında bölgedeki çatışma ihtimalinin gün geçtikçe artacağı anlaşılmaktadır. Japonya’nın hava savunma sistemini yenilemesi, anayasadaki askeri kısıtlamaları kaldırması ihtimalinin artması ve Senkaku krizinde olduğu üzere Çin ile yaşanacak siyasal gerginliği göze aldığını göstermesi de bu çatışmaya dair sinyaller içermektedir. Güney Kore’de gerçekleştirilen başkanlık seçimlerinde sağ-muhafazakar tabandan gelen ve eski diktatör Park Chung-hee’nin kızı olan Park Geun-hye’nin liberal rakibi Moon Jae-in’i geçerek başkanlık koltuğuna oturması da bölgesel anlamda önemlidir. Her ne kadar mevcut devlet başkanı Lee Myung-bak kadar aşırılık yanlısı olmasa da muhafazakar bir siyasetçi olan ve Geun-hye, Kuzey Kore’ye fazla ödün vermeyecek ve Takeshima (Dokdo) krizi ekseninde Japonya ile gerilen ilişkileri de tekrar rayına oturtarak geleneksel Japonya-Güney Kore ittifakını güçlendirecektir. Bu durum ABD’nin Güneydoğu Asya’da Çin’i çevreleme adına kurgulamaya çalıştığı bloğu da sağlamlaştıracaktır. Doğudan Japonya ve Güney Kore; güneyden Avustralya, Endonezya, Malezya, Filipinler hatta Tayland ve Vietnam batıdan da Hindistan ile sarılacak olan Çin’in ciddi bir bölgesel çevrelenmişlik ile karşı karşıya kalacağı ortadadır.

Dr. Göktürk TÜYSÜZOĞLU

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.