DİPLOMASİ DÜNYAYI YÖNETMEK İÇİN TEK CEVAPTIR

upa-admin 10 Eylül 2013 1.277 Okunma 0
DİPLOMASİ DÜNYAYI YÖNETMEK İÇİN TEK CEVAPTIR

Arap Baharı sürecinin Orta Doğu’yu saman alevinden büyük bir yangın alanına çevirdiği dönemde, Birleşmiş Milletler’in onayı olmadan Türkiye’nin de içinde bulunacağı “koalisyon güçlerinin” Suriye’ye yapacağı olası bir askeri müdahale, hiç kuşku yok ki savaşın çerçevesini Suriye ile koalisyon güçleri arasında bırakmayıp, Rusya ve İran’ın da dahil olacağı kapsamlı bir mücadeleye dönüştürecek.

Elbette Esad rejiminin sivillere karşı kimyasal silah kullanması kabul edilemez, fakat daha önce de belirtmiş olduğum gibi her ne kadar ABD’li yetkilileri, füzelerin havalandığı bölgenin Esad güçlerinin kontrolünde olduğunu, vurulan alanın da muhaliflere ait olduğunu iddia etse de, kamuoyuna somut kanıtlar ile bunu tam anlamıyla ispatlamadıkça, kullanılan kimyasal silahların tümüyle Esad rejimince kullanıldığını kabul edemeyiz. Değişmeyen bir gerçek varsa o da masum Suriye halkının acılarına her gün yeni bir tanesinin eklenmesidir. Suriye’yi gün be gün kana bulayan bu gücün ne kadarının Esad rejimince, ne kadarının başka “etkin” otoritelerce paylaşıldığı üzerinde düşünülmesi gereken en önemli hususlardan birisidir.

Esad’ın zamanında seçimlere gitmemesi ve reformları gerçekleştirmemesi büyük hataydı.

Eğer bir ülke halkı yönetiminden memnun değilse, tepkisini göstereceği ve iktidarı değişime götüreceği tek meşru yol demokratik seçimlerdir. İktidar sahipleri de halkın sesine kulak verip zamanında seçim yoluna gitmeli, toplumsal infial uyandırmadan ve bunun ülke üzerinde hesabı bulunan başka güçlerce kullanılmasına izin vermeden çözüm arayışı içinde olmalıdır. İşte Esad rejiminin yaptığı en büyük hata; zamanında seçimlere gitmemesi ve gerekli reformları hayata geçirmemesidir. Arap Baharı veya Arap Uyanışı’nın başladığı gün bir gün kendisine de sıranın geleceğinin farkında olmaması ve demokratik yönde adımlar atmaması, Esad’ın bir anlamda şimdilerdeki zor durumunu hazırlamıştır.

İran’ın kırmızı çizgisi Suriye üzerinde menfaatlerini kaybetmemesidir.

Bilindiği gibi Suriye, Libya veya Mısır gibi yalnızlaştırılmış bir ülke değil. Suriye demek Rusya hatta İran demek. Belki de Suriye parantezini ABD’ye karşı olan birçok ülkeyi içine alarak genişleterek, ABD’nin olası bir kapsamlı askeri müdahale karşısında birden çok örgüt ve gruplarla mücadele edeceğini öngörebiliriz. Öte yandan İran kanadında Cumhurbaşkanlığı koltuğuna Hasan Ruhani’nin oturmasından sonra Batı ile yakınlaşma ve ılımlı politika benimseyecek olan Tahran yönetimi, Suriye meselesinde çözümün gerçekleştirilecek demokratik seçimler ile sağlanacağını vurgulamaya devam ediyor. Her ne kadar Ruhani’nin Ahmedinejad kadar şahin politikalar takip etmeyeceği iddia edilse de, İran’ın kırmızı çizgisi Suriye üzerinde ulusal menfaatlerini kaybetmemesidir. Çünkü ülkede İran’a muhalif bir yönetimin göreve gelmesi halinde İran’ın İsrail üzerindeki baskısı oldukça azalacak ve kendisini köşeye sıkışmış gibi hissedecektir.

Rusya menfaatleri gereği bölgesel bir savaşı istemeyecek.

Rusya ise başından beri Esad’ın askeri güç ile görevden indirilmesine karşı çıkıyor. Hatırlanacağı üzere, Başkan Putin Suriye’nin Batı ile olası bir savaşında Suriye için savaşa girmeyeceğini söylemiş olsa da, ABD’nin kapsamlı bir savaşa girmeyeceğini, bunun en çok kendisine zarar vereceğinin farkındalığında bu açıklamaları yapmıştı. Yani Rusya Tartus Limanı’nın güvenliği ve Akdeniz’deki varlığı garanti altına alınmadıkça, gücü yettiğince bölgesel bir savaşa izin vermeyecektir. Bu amaca yönelik Rusya, Suriye limanlarına çıkarma gemileri göndermeye devam ediyor.

Ünlü düşünür Tarık Ramazan, Arap Baharı’nın 2003 yılında Bush yönetimi tarafından planlanan bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik bir süreç olduğunu iddia ediyor. Bugün yaşananlara kanıt olarak da bölge ülkelerinin politik sistemini parçalayarak petrol ve doğal gaz kaynaklarını kontrol altına alınmasını, bu sayede bölgeyi istikrarsızlaştırarak hem İsrail’i güvence altına almaları ve IMF ve Dünya Bankası’na bağımlı hale getirmeye çalıştıklarını gösteriyor. Hiç şüphe yok ki, ABD için Orta Doğu’nun önemi hem sahip olduğu enerji kaynakları, hem de bunların Batı pazarına ulaştırılmasında sahip olduğu eşsiz güzergahtan ileri gelmektedir.

Esad’ın kimyasal silahların sınır dışına çıkarılmasına yaklaşımı önemli.

Aslında Afganistan ve Irak bataklığı tecrübesiyle ABD, yeni bir cendereye girmek istemiyor. ABD’lilerin yaşadıkları son askeri yenilgilerden çıkarması gereken en iyi ders, uzun vadeli stratejinin “başkalarına kendilerine yardımcı olabilmeleri için yardımcı olmak” gerçeği olmalıdır. Aslında bir ölçüde bunun farkında olan Obama yönetimi, Rusya’nın Esad’ın kimyasal silahları BM denetçilerine teslim etme fikrine sıcak bakmış ve operasyonun bu şekilde durdurulabileceğini söylemiştir. Esad yönetimi de zaten kimyasal depolarını BM denetçilerine açmayı kabul etmiştir.

Esad sonrası?

Tüm bölgesel ülkelerin ve kurumların düşünmesi gereken en önemli mesele Esad devrilip, otorite ve kontrol sağlanamaması halinde El-Nusra ve El-Kaide bağlantılı örgütlerin kapacağı rol olmalıdır. Böyle bir durum halinde bölgesel istikrarsızlık ve anarşi tüm komşu ülkeleri etkisi altına alacaktır.

Artık siyasi uyanış hızla yayılmalı ve bu rekabetçi dünya siyasetine özel bir boyut kazandırmalıdır.

Haftanın Sözü: “Diplomasi savaşı tehdit için kullanırken, savaş diplomasiyi zaman kazanmak için kullanır.

* Fotoğraf Al-Monitor‘dan alınmıştır.

Furkan KAYA

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.