AVRO BÖLGESİNDE BUHRAN: ALMANYA’NIN İKTİSADİ LOKOMOTİF ROLÜ

upa-admin 06 Nisan 2015 1.095 Okunma 0
AVRO BÖLGESİNDE BUHRAN: ALMANYA’NIN İKTİSADİ LOKOMOTİF ROLÜ

Ortak para birimi bölgesinde ortak gelişimim hedefleyen Avro bölgesinin 2008 yılında buhranla yüzleşmesi, Avrupa ülkeleri arasındaki iktisadi dayanıklılık farkını ortaya çıkardı. Mali ve iktisadi buhran, Avro bölgesinin “sınır bölgelerindeki” Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz gibi ülkelere ağır darbe vurdu; “merkezdeki” ülkeler içerisinde ise Avro bölgesinin öncü iktisadi gücü olarak Almanya’yı buhranla mücadelede esas yükü üzerine alma mecburiyetinde bıraktı. ABD de dâhil çoğu ülke, Almanya’ya diğer Avro bölgesi ülkelerine mali yardım etmesi yönünde baskıda bulundu. Alman halkı ise, ülkelerinin diğer ülkelere yardım etmesine pek de olumlu bakmıyor. Berlin, yardıma karşılık olarak bu ülkelere sert taleplerde bulunuyor. Elbette Avrupa Birliği’nin esas siyasi, iktisadi güç merkezlerinden olan Büyük Britanya da buhranın giderilmesinde itici güç olabilirdi. Lakin onun Sterlin’e sadık kalarak Avro bölgesine dâhil olmaması, Birleşik Krallığı bu ağır sorumluluktan kurtarmıştır.

Bazı uzmanların fikrince, bir vakitler Avrupa bütünleşmesinin temel ayağı sayılan mali birlik, son zamanlar Almanya’nın liderliği altında “Avro bölgesinin vergi sömürgeciliğine” çevrilmiştir. 1950’li yıllardan başlayan Fransız-Alman iş birliği, Avrupa’da bütünleşmenin öncü gücü olmuştur. Lakin Fransa’nın rekabet kabiliyetinin azalması ve Almanya’nın ileri sürdüğü vergilendirme ve bütçe kurallarını kabul etmemesi neticesinde, iki ülkenin ortaklığı sarsılmıştır. Böylece, ister Avro bölgesi ülkelerinin buhranla mücadele siyasetinin oluşturulmasında, isterse de Ukrayna’daki çatışmanın çözümlenmesi yönündeki siyasi süreçlerde Almanya, AB ülkeleri içinde esas söz sahibi olduğunu gösterir (Bkz: Алан Кафруни. Двойной кризис Европы: логика и трагедия главенствующего положения Германии в современном мире / Валдайские записки, №10, Şubat 2015).

Buhranın sebeplerine gelince; bazı uzmanlar buhranı, Avrupa Birliği’nin iktisadi ve mali yapısının düzgün kurulmaması ile farklı gelişmişlik düzeylerindeki devletlerin ekonomilerinin aynı kurallar ve para birimi sisteminde birleştirilmesi neticesinde oluşan dengesizlikle açıklar. Bazıları, buhranı doğruca büyük mali şirketler ve bankaların siyasetlerini düzgün belirlememesiyle ilişkilendirir. Başka bir fikir ise, bankların yüzleştiği mali problemlerin sebebini, sade vatandaşların kredi kardı borçlarını geri ödememesi olarak görür. Sebebi ne olursa olsun gerçek şudur ki, Avrupa ülkelerinin ekonomileri zincirleme şekilde ciddi mali problemlerle yüzleşmektedir.

“Hastalığın” Bir O kadar Sancılı “Tedavisi”

Avrupa Birliği üyesi olan ve Avro kullanan ülkelerin ekonomisi birbirleriyle sıkı ilişkidedir. Bu sebeple, bir ülkenin mali sisteminde dengenin bozulması, diğer devletlerin ekonomisini de olumsuz etkiler. Aynı zamanda, siyasi olarak Avrupa’nın merkezileştirilmiş kurumlarının kararlarına bağlı olmak dürümünde olan bölge devletleri, buhranla mücadelede de tamamen bağımsız hareket edememektedir.

Avrupa’daki buhranla mücadele stratejisinin oluşturulmasında Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu’ndan oluşan üçlü, ayrıca Avro bölgesinin esas iktisadi gücü olan Almanya öncü rol oynar. Banka sistemini sarsan borçların hacmini azaltmak için teklif edilen başlıca çıkış yolu, buhrandan zarar gören ülkelere mali yardım ayrılması karşılığında, devletlerin bütçe giderlerini keskin şekilde azaltmasıdır. Giderlerin azaltılması hükümetin, bankaların mali yetersizliğini ortadan kaldırması ve böylece diğer ülkelerden aldığı kredileri gelecekte geri ödeyebilmesi amacı taşır.

Bütçe giderlerini azaltmak amacıyla ilk olarak, sosyal giderler kesintiye uğrar. Bunun üçün devlet kurumlarında çalışanların maaşları, emekli maaşlarının hacmi ve iş yerlerinin sayısı azaltılır. Buna paralel olarak, kamu hizmetlerinin ücretleri ve vergilerin hacmi artırılır. Neticede, insanlar daha az maaşla daha çok yaşam masrafı ödemek mecburiyetinde kalır.

İş yerlerinin kapanması neticesinde Avrupa’da düzenli gelirden yoksun olanların sayısı arttı. Sadece Yunanistan’da 2008-2013 yıllarında ekonominin hacmi % 23,5, yatırımlar ise % 58 azaldı. 2014’ün sonunda işsizlik seviyesi genelde % 27, gençler arasında ise % 60 oldu. Buhranın yavaş yavaş azalması ve kanaat tedbirleri neticesinde son yıllarda ilk defa olarak 2014 yılında Yunanistan bütçesinde büyüme gözlendi (Bkz: evvelki kaynak).

Yunanistan: Yeni Hükümet Vaadine Sadık Kalabilecek Mi?

Görüldüğü gibi buhranla mücadele tedbirleri yeni sosyal problemler meydana çıkarmıştır. Bu sebeple, bölge ülkelerinde Avro’ya kuşkuyla yaklaşanlar güçlenmiştir ve bu, buhrandan en çok zarar gören Yunanistan’da siyasi süreçlerde daha belirgindir.

Zira Yunanistan’da 25 Ocak’taki genel seçimleri kazanan solcu “Syriza” partisi ve Başbakanlık görevine gelen parti Genel Başkanı Aleksis Tsipras (Çipras), evvelki hükümetin buhranla mücadele tedbirlerine karşı eleştirel yaklaşımıyla ünlenmiştir. Solcuların seçim öncesindeki vaatlerinden biri, bütçe giderlerinde kanaat tedbirlerinin iptali idi (Bkz: Syriza Party Leader Vows to End Austerity in Greece, Maintain European Ties / “The Wall Street Journal”, 25 yanvar 2015).

Lakin yeni hükümetin bu vaadine sadık kalacağı şüphelidir; çünkü Yunanistan’ın mali durumu hala ağırdır. Bazı kaynaklara göre, nisan ayı zarfında Yunanistan’ın nakit rezervi tükenebilir. Avro bölgesinin mali kurumları ve Almanya ise mali yardım ayırmadan evvel, Atina’nın hayata geçireceği yeni ıslahatların listesini istemiştir (Bkz: Greece risks running out of cash by April 20, scrambles on reforms / “Reuters”, 24 mart 2015).

Almanya Bundesbank başkanı Jens Weidmann’ın Yunanistan yönetimine çağrısı da yeni hükümet üzerindeki baskıyı arttırdı. Avropa Merkezi Bankası yönetim kurulu üyesi de olan Weidmann, Yunanistan’ın reform “maratonunun” daha çok süreceğini, ülkenin şimdiye dek hayata geçirdiği iktisadi tedbirlerden vazgeçmesinin “facialı” neticelere yol açabileceğini beyan etti (Bkz: ECB’s Weidmann says would be tragic if Greece gave up reform drive / “Reuters”, 25 Mart 2015).

Tsipras hükümeti reformların listesini AB ve IMF’ye sunmuştur. Bunun içeriği henüz tam açıklanmasa da, Atina vergi kaçakçılığının ortadan kaldırılması yolu ile devlet gelirlerini 2015 yılında 3 milyar Avro hacminde artırma, maaş ve emekli aylıklarını ise azaltmama niyetini beyan etti. Böylece Tsipras, AB’yi karşısına almak istemediğini de bildirmiş oldu (Bkz: Greek PM Tsipras says he seeks no rift with Europe / “Reuters”, 27 Mart 2015).

Yunanistan hükümetinin yeni reformlar listesini takdim etmesi, bazı tahminlerin aksine, bu ülkenin Avro bölgesini terk etme niyetinde olmadığını gösterir. Genel olarak, Yunanistan ekonomisinin buhrandan çıkması için dış desteğe ihtiyacı vardır. Hesap edilir ki, Atina mevcut durum dikkate alındığında, Almanya hükümetinin taleplerini dikkate almak durumunda olacaktır.

Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.