ARAP BAHARI MI, SURİYE ATEŞİ Mİ?

upa-admin 18 Eylül 2015 1.657 Okunma 0
ARAP BAHARI MI, SURİYE ATEŞİ Mİ?

2011 yılından beri devam eden Suriye krizi git gide tüm boyutlarıyla insani krize dönüşen ve bu bağlamda kıta ülkelerini de yakından ilgilendiren bir hal aldı. Suriye topraklarının Özgür Suriye Ordusu adı altında Esad rejimine karşı “bağımsızlık” mücadelesine başlaması ve daha sonra bu ordunun kendi içinde de bölünerek kendi kontrol bölgelerini oluşturmaya çalışması, Suriye’nin toprak bütünlüğünü bir daha geri alınamaz şekilde parçalanmasına ve dolaysız olarak Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit eder hale geldi.

İsrail, Batı’nın desteğini alarak Şii-Sünni gerilimi ile İslam ülkeleri ve Müslüman halklar nezdinde kullanabileceği çatlaklar oluşturmak istiyor.

Hatırlanacağı gibi, daha önce Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkileri “dostluk” seviyesine getiren ve vize muafiyeti sağlayan bir anlaşma imzalanmıştı. Fakat daha sonrasında Arap Baharı’nın dalga dalga yayılarak Suriye’ye gelmesiyle ikili ilişkiler adeta çöktü. Suriye’nin 980 km’lik Türkiye sınırında PYD kontrolünde yeni bir Kürt oluşumu, ülkenin diğer bölgelerinde parça parça kontrol bölgesi sağlamaya çalışan Sünni gruplar ve Esad’ın kontrol bölgesi oluştu. Genel perspektiften baktığımızda; bölgedeki ülkeleri tedirgin eden en mühim sorunlardan biri İran ve onun mevzi kazandırmaya çalıştırdığı “Şii yayılmacılığı” idi. Bunu kendi ulusal güvenliğine en büyük tehdit olarak gören İsrail ise, Batı’nın da desteğini arkasına alarak coğrafyada Şii-Sünni gerilimi üzerinden İslam ülkeleri ve Müslüman halklar nezdinde kullanabileceği çatlaklar oluşturmak istiyor. Dikkat edilmesi gereken husus, Suriye’nin en önemli müttefiklerinden birinin İran olması ve ülkenin İran etkisinde kalması durumunda meydana gelecek İran etkisinin bütün bölgeyi sarmasının Batı’nın menfaatlerine ters düşme ihtimalidir.

Coğrafya “demokrasi” sesleriyle atomize edilerek kontrol edilebilir hale getirilmek isteniyor.

ABD ve Batı devletlerinin meydana getirdiği koalisyon güçlerinin askeri ve siyasi hedefleri çok açık. Amaç; Orta Doğu’nun atomize edilerek küçük parçalara ayrılması ve enerji kaynaklarının nakli üzerinde otoritesini pekiştirmektir. Yoksa bölgeyi “demokratikleştirme” adına yapılan müdahalelerin beyhude olduğu aşikardır. Çünkü demokrasi tepeden dayatılarak değil, tabandan özümsenerek, kurumsallaşarak oturaklaşması gereken bir süreçtir. Öyleyse, yaşadığımız bu kritik süreçte ABD ile Rusya’nın özellikle Suriye toprakları üzerinde güç mücadelesine şahit oluyoruz. Bir yandan ABD, Rusya’nın dikkatini Ukrayna meselesi üzerine çekmeye çalışırken, Rusya da hem Avrasya Birliği’ni kurumsallaştırma, hem de Suriye’deki ulusal menfaatlerini korumak adına Esad’a desteğini sürdürüyor.

IŞİD’e karşı ABD de, Rusya da mücadele veriyor fakat almak istedikleri sonuç farklı.

Peki şu anda terör örgütleri listesinin en üstünde yer alan IŞİD, bu bilek güreşinde hangi safta yer alıyor? Bilindiği üzere IŞİD, Saddam Hüseyin’in intikamını almak üzere kurulmuş, Sünni-Şii çatışmasını pekiştirmeyi benimseyen “Irak Şam İslam Devleti” adında bir örgüttü. İlerleyişini işgal üzerinden gerçekleştiren örgüt, gizli servislerin de yardımıyla önemli gelir kaynağı elde etti. Şimdi ABD IŞİD’a karşı mücadelede Türkiye ile ortak hareket ediyor, lakin diğer yandan Türkiye’nin ulusal stratejisine aykırı şekilde bunu PYD’yi silahlandırarak yapıyor. Putin ise Suriye’deki kontrolünü kaybetmemek için devlet politikası olarak gördüğü Tartus Limanı kozunu kullanmaya devam edecek. O zaman karşımıza söyle bir şablon çıkıyor; ABD ve Rusya IŞİD’e karşı mücadele veriyor fakat almak istedikleri sonuç üzerinde Rusya Esad’ın devamlılığından yana fakat ABD rejimin yıkılmasını istiyor.

İran nükleer anlaşma ile önemli diplomatik manevra alanları elde etmiş oldu.

Suriye üzerinde etkisi olan diğer önemli ülke İran’dır. Tahran yönetimi P5+1 ülkeleri ile yürüttüğü nükleer müzakerelerin neticesi olarak ekonomik ambargoların kısmen kaldırılmaya başlanması, Beyaz Saray yönetimini memnun ederken, Rusya’yı rahatsız etti. Fakat İran, bu vesile ile her diplomatik manevrasında kullanabileceği önemli kartlar elde etmiş oldu. Türkiye ise sistemde Suriye meselesi yüzünden anlaşmazlık yaşadığı İran ile bu normalleşme döneminde yeteri kadar yakınlaşamayacak gibi görünüyor.

İsrail kendi güvenliği için Kürt gruplara destek veriyor.

Türkiye ve bölgesi hem siyasi, hem ekonomik, hem de insani olarak büyük bir kriz içindeyken, Suriye’de IŞİD’in ilerleyişi ve Kuzey Suriye Kürtlerinin Kuzey Irak Kürt bölgesi ile birleşme amacı çerçevesinde istikrara kavuşması mümkün görünmüyor. İsrail, kendi güvenliği için Kürt gruplara çok yönlü desteğini sürdürüyor, yine Batı’dan desteğini alan IŞİD’e karşı Batı mücadelesine devam ediyor.

Sonuç

Bugün Türkiye parçalanmış, istikrarsız Orta Doğu coğrafyası ile yüzleşmek zorunda kalırken iç ve dış politikasının entegre ve birbirine yakın devamlılığı sağlanmalıdır. Türkiye’nin güçlü olabilmesi coğrafi ve beşeri sınırları üzerindeki otoritesinde bağlıdır. Dolayısıyla Türkiye sınır ötesindeki toplumlar ve aşiret düzenleriyle ileri düzeyde istihbarat sağlaması dışarıdan içeriye nüfuz edecek manipülatif eylemlerin önüne geçecektir.

Haftanın Sözü: “Siyasetin varoluş nedeni özgürlüktür, özgürlüğün deney alanı eylemdir.” – Hannah Arendt

Furkan KAYA

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.