21. YÜZYILDA MODERN ORTA ÇAĞ’DAYIZ

upa-admin 06 Kasım 2017 214 Okunma 0
21. YÜZYILDA MODERN ORTA ÇAĞ’DAYIZ

Giriş

Dünyanın artık yeni ve modern bir “Orta Çağ” sürecine girmiş olduğunu ifade etmek yanlış olmayacak. Günümüzde dünyanın her köşesinde büyük toplumsal infiallerin, ekonomik darboğazların ve hatta birçok insanlık suçunun işlenmesine şahitlik ediyoruz. Karanlık Orta Çağ günlerinde birçok savaşa ve milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olan adaletsiz düzen sonrasında, yeni bir adil düzen arayışı iki büyük Dünya Savaşı sebebiyle kesintiye uğramış; fakat bir başka dünya savaşının çıkmaması için kurulmuş olan uluslararası kuruluşlar, bu dönemde küresel cephelerin ve nükleer savaşların önüne geçebilmişlerdir. Fakat Gerçekçilik (Realizm) ideolojisini bir kez daha haklı çıkartacak şekilde, insanoğlu, kötü doğasının tezahürünün değişiminin önüne geçememiştir ve günümüzde yeniden savaş ve çatışmalar gündemdedir.

Çok parçalı Orta Doğu’nun tohumları atılmaya devam ediliyor.

“Yeni Orta Çağ” olarak adlandırılabilecek bu süreçte, bloklar arası mücadele yerine her ülkenin kendi ulusal çıkarı kapsamında ittifaklar veya ihtilaflar içinde olduğu görülüyor. Diyalog, işbirliği ve diplomatik ilişkilerin son derece hızlı şekilde tüketilmesi, sorunlar karşısında çözüm odaklı politikalar önündeki en büyük engel. Suriye ve Irak coğrafyası üzerinde terör gruplarının vekaleten yürüttükleri savaşta, yeni çok parçalı Orta Doğu’nun alt yapısını hazırlanmaya devam ediliyor. Suriye’nin kuzeyinde Kürt yönetiminin fiilen kurmuş olduğu idarenin diğer kantonlar ile birleşerek Doğu Akdeniz kıyılarına ulaşması, bölge ülkelerinin işbirliğine girmesine engel teşkil edecek olan en büyük unsurlardan biri olacak.

Rusya’nın içinde bulunduğu her ittifak ABD için bir tehdit.

Elbette bu coğrafya üzerinde gerçekleşen bölgesel işbirliklerinin en çok ABD’yi rahatsız ettiğini söyleyebiliriz. Hatırlanacağı üzere, Körfez ülkeleri arasında bilhassa Katar üzerinden çıkarılan yangın, dolaylı yoldan Türkiye’nin de içinde bulunacağı veya başrolünü alabileceği her işbirliği olasılığına karşıt bir hamledir. Kuşkusuz Rusya’nın da içinde bulunacağı muhtemel bir ittifak, ABD’nin okyanus ötesi politikaları için en büyük tehdit unsuru olacaktır. Bunun önüne geçebilmek içinse, ekonomik manipülasyonlar ve toplumlar krizlerin tetiklenmesi kullanılacak önemli enstrümanlardır.

Yeni İpek Yolu ile refah ve barışta taşınabilecek.

Avrasya entegrasyonu ve Yeni İpek Yolu gibi projeler, bu büyük coğrafyanın yeniden ayağa kalkması, yani hammaddenin, malların ve enerjinin daha az maliyetle taşınabilmesiyle dünya ticaretinin merkezinin bu bölgeye gelmesi anlamına gelecektir. Refahın ülkeler arası taşınmasıyla meydana gelecek karşılıklı bağımlılık, bu sayede yeni savaşların önüne geçebilecektir. Bu küresel değişim süreci, Körfez monarşileri, Güney Asya ve hatta Orta Amerika ülkelerine yayılımı kolaylaştıracak. İşte bu noktada, ABD, İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin rahatsızlıkları net şekilde fark edilmektedir. Yeni İpek Yolu ve Avrasya entegrasyonuna ABD tarafından yapılacak sabotajlar, bölgesel gerilimleri arttırmak için toplumsal kargaşaları körüklemek ve ekonomik krizleri tetiklemek olacaktır.

Ve Türkiye…

Türkiye ise, bu gerilimlerin merkezinde yer alan güçlü jeopolitik bir aktördür. Yeni İpek Yolu’nda önemli bir geçiş ülkesi olan Türkiye, aynı zamanda Avrasyacılık süreci ve enerjini nakil güzergahlarının kilit ülkesi konumundadır. Henüz faaliyete geçen Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu projesi ile, Londra’dan Pekin’e ulaşım ağı tamamlanmış oldu. Hülasa, Türkiye’nin kurumsal dış politikası güç dengesinin sağlanması ve milli çıkarların korunmasına vesile olacaktır. Artık hiçbir güç dünyanın efendisi olacak kadar güçlü değil. Bloklar arası savaşın artık mümkün görünmemesi nedeniyle bugün yaşadığımız “3. Dünya Savaşı”nın izlerini gerekli uluslararası önlemler alınmadığı takdirde nesiller boyu ödeyeceğiz.

 

Furkan KAYA

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.