JOSEPH NYE: AMERİKAN YÜZYILI BİTTİ Mİ?

upa-admin 19 Ekim 2018 687 Okunma 0
JOSEPH NYE: AMERİKAN YÜZYILI BİTTİ Mİ?

2016 yılının Nisan ayında, İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde bulunan Pera Müzesi’nde, ünlü akademisyen ve yazar Joseph S. Nye’nın katılımıyla “Amerikan Yüzyılı Bitti Mi?” isimli eserin (kitabın özgün İngilizce ismi “Is the American Century Over?” şeklindedirtanıtımı için bir söyleşi düzenlenmiştir. Bu çalışmada, bu söyleşi sırasında Joseph S. Nye’nın eserine ilişkin yaptığı değerlendirmelerine ve sorulan sorulara verdiği cevaplara yer verilecektir.

Sayın Joseph Nye ile

Joseph Nye, konuşmasına, 21. yüzyılı Çin Halk Cumhuriyeti’nin başat güç olacağı bir yüzyıl olarak ifade edenlerin olduğunu, ancak onların yanıldıklarını ve meselenin bu kadar basit olmadığını belirterek başlamıştır. Ayrıca Nye, bu söylemin anlamsız olduğunu söylemiş ve tarihsel süreçte bakıldığında daha kısa bir zaman dilimi öncesinde, 18. ve 19. yüzyıllarda İngiltere’nin başat güç olduğunu dinleyicilere hatırlatmıştır. Nye, bu girişin ardından, yeni kaleme almış olduğu “Amerikan Yüzyılı Bitti Mi?” eserini dinleyicilere anlatırken, öncelikle “Amerikan Yüzyılı” (American Century) kavramının ilk kez Nisan 1941’de Henry Luce tarafından kullanıldığını belirtmiştir. Daha sonra Birinci Dünya Savaşı, Büyük Buhran ve İkinci Dünya Savaşı öncesindeki dönemde ABD’nin izlediği politikaları anlatan Nye, ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, dönemin ABD Başkanı Harry Truman’ın politikası doğrultusunda, askerlerini bulundukları yerlerden geri çekmediğini anlatmıştır. Bunun altında yatan nedenleri ise, Nye, İngiltere’nin Akdeniz güvenliğini finanse edememesi ve Sovyetler Birliği  (komünizmin yayılması) tehdidinin ortaya çıkması olarak açıklamıştır. Bu söylemleri, Nye, Yunanistan ve Türkiye’ye yapılan yardımların yanında, 1949 yılında NATO’nun kurulmasına öncülük yapıldığını belirten örneklerle desteklemiştir.

Nye, “Amerikan Yüzyılı” kavramının ABD’nin 1945 yılından sonra başlayan süreçte gerçeğe dönüştüğünü ve ABD’nin ekonomik ve askeri gücü ile başat güç konumu elde ettiğini belirterek konuşmasına devam etmiştir. Nye, günümüzde ise, ABD’nin gücünün azaldığı söylemleri yerine Çin’in yükseldiği söylemlerinin daha doğru olduğunu da belirtmiştir. Bu noktada “Amerikan Yüzyılı” terimine geri dönüş yapan Nye, “düşüş” (fall) kavramını “mutlak” ve “nispi” olarak iki farklı düzeyde ifade etmiştir. Bu kavramları ise örnekler temelinde açıklayan Nye, nispi düşüşü Hollanda ile İngiltere arasında yaşanan rekabet sonrasında Hollanda’nın hâkimiyet alanını İngiltere’ye kaptırması ile açıklamıştır. Mutlak düşüş konusunda ise, Nye, Roma İmparatorluğu’nu örnek göstermiştir. Öyle ki, 476 yılına kadar yıkılmayan bir Roma’dan bahsedilmektedir. Ancak özellikle İmparatorluğun Batı kısmının çökmesinin temelinde ekonomik sorunlar ve iç isyanların etkisi örnek gösterilmektedir. Bu örnekten yola çıkan Nye, ABD’nin şimdiki durumunu eski Roma’ya benzetmemektedir. Bunu da, teknolojik manada fikirlerin üniversiteler üzerinden piyasaya sunulması ve en iyi üniversiteler sıralamalarında ilk 15 içerisinde ABD’li üniversitelerin yer almasıyla açıklamakta ve ABD’nin kendisini yeni döneme en iyi şekilde hazırladığını söylemektedir.

Ayrıca Nye, enerji konusunda da ABD’nin kaya gazı devrimi ve girişimcilik ve teknolojik bütünlükle birlikte petrole olan bağımlılığının azalacağını ve hatta 2020 yılında petrole olan muhtaçlık durumunun tamamen ortadan kalkacağını vurgulanmıştır. Bundan başka, Nye, nüfus konusunda dünyaya baktığı zaman, ilk üç sıranın Çin, Hindistan ve ABD şeklinde olduğunu belirtmiştir. Bunun yanında, Nye, verilere bakıldığı vakit Hindistan’ın 10 yıl sonrasında Çin’i geçeceğini ve yeni sıralamanın Hindistan, Çin ve ABD şeklinde olacağını ortaya koymuştur. Yani bu konuda da dünyadaki ilk üç devlet değişmiyor ve hatta ABD’nin konumu da değişmiyor. Nye tarafından nüfus artışının yanında, Çin, Japonya,  Rusya, AB ülkeleri gibi bazı devletlerde nüfus azalışları görülmesine rağmen, ABD’de bir azalmanın olmadığı belirtilmiştir. Bunun nedeni de, Nye’a göre, ABD’nin aldığı göçtür. Bu göç mantığında, elbette nitelikli (kalifiye) insan veya insanlardan bahsedilmektedir. Çin nitelikli insanları 1,3 milyarlık kendi vatandaşları içerisinden sağlamaya çalışırken, ABD ise hem kendi halkı, hem de 7,3 miyar insan içerisinden bunu yapmaya çalışmaktadır.

Yukarıda belirtildiği üzere, Nye, ABD’de yaşanan düşüşü “nispi” olarak değerlendirmiştir. Bu değerlendirmeleri ise bazı devletler üzerinden yapmış olduğu karşılaştırmalar ile izah etmiştir:

  1. Avrupa Birliği’nin kendi içerisinde hala birlik olamadığını vurgulayan Nye, birlik olmaları sonrasında ABD’yi geçebileceklerini de vurgulamıştır.
  2. Nye, Rusya’nın çöküşte olan bir devlet olduğunu ifade etmiştir. Öyle ki, Rusya’nın nüfusundaki azalma, yolsuzluk ve yozlaşma ABD’yi zorlamasında veya geçmesine engel olmaktadır. Yani Rusya’nın ABD’yi geçmesi artık olası bir ihtimal olarak bile gözükmemektedir. Ayrıca, Rusya’nın yaşamış olduğu bu çöküş uluslararası sistemi de etkilemektedir.
  3. Nye’a göre, Hindistan, % 7,5 oranındaki nüfus artışı ile dünyanın en fazla nüfusuna sahip olan ülke konumuna yakın gelecekte yükselse bile, ABD’nin yerini alabilecek bir rakip olarak görülmemektedir. Çünkü Hindistan 2 trilyon dolarlık bir ekonomik ağırlığa sahip iken, ABD 18 trilyon dolarlık bir ekonomik ağırlığa sahiptir. Nye’a göre, bu ekonomik uçurumun yanında, Hindistan’daki eğitimin azlığı ve insanların becerilerin kullanamaması da iki ülke arasındaki rekabetin ne boyutlarda olduğunu net olarak göstermektedir.
  4. Çin ise ABD’yi bu yüzyılda ekonomik büyüklük anlamında (GDP) geçecek gibi gözükmektedir. Hatta 2014 yılında Financial Times dergisi kapağında Çin’in en büyük güç anlatılmıştır. Nye’a göre nüfus bu noktada etkili olduğu gibi, ekonomik olarak da Çin’in halihazırda zaten 10 trilyon dolarlık bir ekonomiye sahip olması da etkilidir. Ayrıca,  bu büyüklükte bir ekonomi için Çin’in hala % 10 oranında büyümesi büyük bir başarıdır. Nye, böyle devam etmesi durumunda, Çin’in yakında ortalama %2 oranında büyüyen ABD’yi ekonomik büyüklükte geçeceğini ve bunun tahminen 2019 yılında olacağını söylemektedir. Ancak Çin’in büyüme hızının % 6 olması durumunda (ki Donald Trump döneminde Çin’in büyüme hızı bu seviyeye çekilmiştir) bu tarihin 2030 yılını, % 4 olması durumunda ise 2040 yılında olması beklenmektedir. İlaveten, Nye tarafından Çin’in zenginleşmeden yaşlandığı ve çevre sorunları konusunda ilerleyen yıllarda büyük maliyetlerle karşılaşacağı ifade edilmiş, ve Çin’in uluslararası politik sisteme katılımı konusunda çözüm bulması gerektiğini de ifade etlmiştir.

Ayrıca Nye, büyüyen gücün diğerini tehdit etmesi noktasında iki önemli hususun altını çizmiştir. Bunlardan birincisi, taraflar arasında yaşanacak olan olası bir savaştır. Bu söylemini tarihteki bazı örnekler üzerinden açıklayan Nye’nın ilk durağı, MÖ 431 ila 404 yılları arasında yaşanan Peleponezya Savaşı’dır. Bu savaşın ortaya çıkış nedeni ise, Atina’nın güçlenmesinin Sparta tarafında yaratmış olduğu korku olarak gösterilmektedir. Bir diğer durak ise, Almanya’nın güçlenmesi sonrasında İngiltere’de yaşanan endişe nedeniyle Birinci Dünya Savaşı’nın yaşanmasıdır. Ancak Nye, Çin ve ABD arasında yaşanan rekabet için bu tarz olası bir savaşın gözükmediğini gözlemlemiştir. Bunu da, Nye, Çin’in ABD’yi her alanda geçecek gibi gözükmediği söylemi üzerinden açıklamış ve taraflar arasında yaşanacak olası bir savaşın herkesi olumsuz şekilde etkileyeceğinin altını çizmiştir. İkincisi, küresel sisteme entegre olması meselesidir. Nye, 1929 Ekonomik Buhran’ında ABD’nin kendi sorumluluğunu yerine getirmemesinin etkili olduğunu belirtmiştir. Birlikte çalışmanın veya paylaşmanın önemine vurgu yapan Nye, bu noktada Hindistan ve AB devletleri gibi ülkelerinin unutulmaması gerektiğine ve küresel işbirliğinin önemine vurgu yapmaktadır. Bu konuda vermiş olduğu örnek ise Küresel İklim (iklim değişikliği) konusundadır. Bu düzlemde Çin’in kömür santrallerini azaltması ve yerine güneş enerjisi artırması gibi çalışmalarının herkes için önemli olduğu Nye tarafından vurgulanılmıştır.

Sonuç olarak, baktığımız vakit, “Amerikan Yüzyılı”nın  sona ermediğini belirten Nye, geçmişte ABD’nin hegemon devlet olarak uluslararası düzen ve istikrar konusunda tek başına çalıştığını ifade etmiştir. Ancak 21. yüzyılda, Nye, işbirliği yapılmasının önemli ve gerekli olduğunu vurgulamış ve bu şekilde Amerikan karar vericilerine müttefiklerle uyumlu bir siyaset önermiş ve bu şekilde dünya liderliğinin Çin’e kaptırılmayacağı görüşünü ortaya koymuştur.

Soru-cevap kısmında ise şu gibi önemli anlar yaşanmıştır:

Soru: Dünyaya baktığımız vakit, birçok farklı ve yeni devletlerin yükselişini görüyoruz: Türkiye, Endonezya, Brezilya gibi… Kolektif sorunların çözümü konusunda bir işbirliğinden bahsettiniz. Bu manada dönemin ABD Başkan adaylarından Donald Trump’ın göçmenler konusundaki söylemlerini de düşündüğümüzde bu nasıl olacak?

Joseph Nye: Göç konusunda eski dönemlerde de ABD sıkıntılar yaşanmıştır. ABD Başkan adaylarından Donald Trump bile bu göçü engelleyemez. Çünkü ABD bir göç ülkesidir. Nasıl şimdi Barack Obama gibi bir Başkanımız varsa, 20 yıl sonra da Meksika kökenli bir ABD Başkanı olabilir.

Soru: Türkiye konusunda görüşleriniz nelerdir?

Joseph Nye: Türkiye ileride çok önemli bir oyuncu olacaktır ve bu oyunculuğu da ileride görülecektir. Ancak Türkiye’nin zorlu bir komşuluk politikası var. Bu durum tabii ki Türkiye’nin hatası değildir. Tamamen komşulara bağlıdır. Türkiye’nin İslamiyet, serbest düşünce ve demokrasiyi bir araya getirmesi hayranlık vericidir. Bu durum yumuşak güç noktasında da son derece önemlidir.

Soru: ABD Başkan adayları konusunda düşünceleriniz nelerdir?

Joseph Nye: Trump’ın Başkan olmamasını umut ediyorum. Trump’ın umutsuz olan insanları mobilize ettiğini görüyoruz. Örneğin, Meksika sınırına duvar örmek gibi. Sistemi kurumsal araçları kullanarak manipüle ettiğini görüyoruz. Kazanması pek mümkün gibi gözükmese de, yaşanılabilecek terör saldırısı gibi olaylar sonrasında Başkan olabilir. Hillary Clinton ise Barack Obama gibi olacaktır. Bunun nedeni ise Clinton’ın Obama’nın ilk döneminde Dış İşleri Bakanı olmasından kaynaklanmaktadır. Obama, 2003’teki Irak İşgalini bir hata olarak görüyordu. Bu manada Obama Suriye’deki iç savaşa katılma konusunda kararsızdı. Sonrasında ne olacak? Bu düzlemde biraz geride durmaya karar verdi. Aynı mantıkla, Clinton da George Bush’un yapmış olduğu hataları yapmak istemiyor.

Soru: ABD’nin gelecekte uluslararası sistem açısından daha da önemli olacağı söyleniyor. Bu durum farklı olabilir mi?

Joseph Nye: ABD’nin izole olması mümkün değildir. İklim değişikliği ve terörizm gibi konularda ABD’nin nasıl çalışacağı mühimdir. Herkesin dünyadaki eyleme katılması nasıl mümkün olabilir. 190 ülke ile anlaşma zordur. Ancak doğru ülkelerle bunu yapmak mümkündür. Örneğin, Paris’te iklim değişikliği konusundaki ilerleme ABD, Çin ve AB ülkelerinin bir araya gelmesi neticesinde olmuştur.

Soru: PKK konusunda yapılanlara baktığımız vakit bir destek görülmektedir. Aktör manasında Ortadoğu’yu açıklar mısınız?

Joseph Nye: ABD, PKK’yı desteklemiyor. Türkiye’nin PKK konusundaki tavrına karşı değildir. Ancak Suriye’de yaşanan durum karşısında DAEŞ’e karşı grupların desteklenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Soru: Diğer ülkelerle güç paylaşımından bahsettiniz. ABD, gücünü halen koruyor veya paylaşıyor. ABD güç konusunda yumuşak mı yoksa sert mi olmaya çalışıyor?

Joseph Nye: 1940’larda SSCB’nin faşizme direnme konusunda yardım ettiğini görüyoruz. Hatta bu sebepten ötürü ülkeler içerindeki destek oranı % 40 civarındaydı. 1954 yılına geldiğimiz vakit bu oranda azalma olduğunun görüyoruz. Avrupa’daki komünist partiler konusunda bir azalma yaşanmıştır. Yaşanılan Macar Devrimi sonrasında Sovyetler Birliği’nin yumuşak gücü sert güç haline dönüştü. Aynı durum günümüzde de Ukrayna konusunda yaşandı. Komşulardan çalınan topraklar yumuşak güç noktasında etkili yapmaz. Hatta “Yumuşak Güç 30” adlı endekste, Rusya, listede bile yoktur. Oysa ancak yumuşak güç de kullanılarak küresel bir güç haline gelinebilir.

Soru: Çin’in uluslararası organizasyonlardaki rolü hakkında neler düşünüyorsunuz?

Joseph Nye: 1990’lardaki ABD politikası entegrasyon amaçlıdır. Çin’in zaman zaman dost veya düşman olarak algılandığını görüyoruz.  ABD’nin Japonya ile aralarında imzalamış olduğu anlaşmada ilişkiler güçlenirken, Çin ‘in kısıtlandığı görülmektedir.  Çin’in uluslararası sistemin  entegrasyonuna katılması liberalizm iken, ABD ile Japonya arasındaki anlaşma realizmdir.

Soru: Türkiye’nin yumuşak gücü hakkında neler düşünüyorsunuz?

Joseph Nye: Türkiye’nin yumuşak güç noktasında önemli fırsatları vardır. Önemli bir tarihi geçmiş ve İslam ile özdeşleşen gücü gibi… Bunların yanında, demokrasinin, serbest düşüncenin ve özgürlüğün korunması gerekir. Bu değerler yumuşak gücü gelecekte olumlu etkileyecektir. Son olarak, tabii ki Türkiye’deki basın özgürlüğü da önemlidir.

 

Serdar ÇUKUR

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.