MEKKE BİLDİRGESİ: İSLAM DÜNYASININ AZERBAYCAN’A BÜYÜK DESTEĞİ

upa-admin 28 Haziran 2019 504 Okunma 0
MEKKE BİLDİRGESİ: İSLAM DÜNYASININ AZERBAYCAN’A BÜYÜK DESTEĞİ

Günümüzde İslam ülkelerine karşı birtakım güçlerin ön yargılı ve çifte standartlara dayalı yaklaşımlar sergiledikleri sır değildir. Artık bazı ülkelerin İslamofobi hastalığına yakalandığı görülüyor. Bu süreç bazında, Müslüman devletlerde farklı türden sorunların meydana gelmesi artık daha kapsamlı bir eğilime dönüşmüştür. Mekke’de düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) 14. İslam Zirvesi, bu açıdan politika uzmanlarının ilgi odağına dönüştü. İİT’nin 50. kuruluş yıldönümüne denk gelen bu toplantıya, tam 57 ülkenin üst düzey temsilcileri katıldı. Çin ve İran Cumhurbaşkanları da toplantının katılımcılarına tebrik mektubu yolladı. Mekke Zirvesi’nde Azerbaycan’ı Başbakan Novruz Mammadov’un Başkanlığındaki heyet temsil etti. Zirvenin bitiminde ise ”Mekke Bildirgesi” kabul edildi. Bu belgede yer alan hükümler doğrultusunda, bu yazıda Zirve’nin jeopolitik yönlerini ele almağa karar verdik.

Küresel jeopolitik gelişmeler ve İslam ülkeleri: zıtlıkların nedenleri

Son dönemde İslam coğrafyasında jeopolitik gelişmelerin hareketliliğinin hızlı artışı günümüzde küresel politikanın başlıca sorunu olarak nitelendirilmektedir. Bu noktada ”sorun”, İslam ülkelerinin bir kusurunun bulunmasıyla ilgili değildir. Başlıca sorun, büyük güçlerin Müslüman uygarlığına ve devletlerine tarafsız yaklaşım sergileyemeyişinden kaynaklanıyor. Bu sorunun ortaya çıkış şekli ise İslamofobinin zamanla yaygınlaşmasıdır. Birtakım büyük devletlerin bu gerçeği kabul edip, İslam dünyasıyla ilgili adalet ve demokrasi prensipleri doğrultusunda tutum sergilemeleri yerine çeşitli bahanelerle durumu daha da zorlaştırmaları meselenin ilginç yönünü oluşturuyor. Bu hususlar bazında Müslüman ülkelerin ortak faaliyet yürütme eğilimi ivme kazanıyor. Müslüman devletler kendilerini savunmakla tümüyle uygarlığı, kültürü, hümanizmi savunmuş oluyorlar.

Durum, ABD yönetiminin Filistin, Suriye, Irak, Libya, Mısır, Lübnan, Yemen ve İran konusunda daha sert müdahale etmesiyle önemli ölçüde zorlaşmaktadır. Irak’ta savaş uzun süredir devam ediyor, Suriye gerçek anlamda mahvedildi, Filistin Sorunu’nun çözümü Washington tarafından zorlaştırıldı, İran’la ilgili ise tehlikeli bir süreç yaşanıyor. Filistin konusunda Washington’un attığı adımlar beraberinde ciddi riskler taşımaktadır. Kudüs’le ilgili alınan karar, Gazze’de gerilimin tırmanması, İsrail’in yasa dışı inşaat konusunda aldığı karar ve ABD’nin Golan Tepeleri’ne ilişkin mantık dışı tutumu yeni tehdit ve risklerin ortaya çıkmasına yol açıyor.

İslam ülkelerinin tüm bu gelişmelerle ilgili görüş bildirmeleri lazım. Maalesef Müslüman ülkeler arasında bir görüş birliği hâlâ sağlanamamıştır. Özellikle Suudi Arabistan-İran ilişkilerinde ciddi bir gerilim yaşanmaktadır. İki büyük Müslüman ülke karşılıklı tehditlerden bile çekinmiyorlar. Arap Devletleri Ligi’nin son Zirvesi’nde İran karşıtı söylemlere rastlanması bu açıdan tehlikelerin hala devam ettiğini göstermektedir. Bu tür gergin bir ortamda, Mekke’de İİT üyesi ülkelerin Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin düzenlenmesi büyük ilgiye neden oldu. Zirve’ye 57 ülkeden Devlet ve Hükümet Başkanları katıldı. İİT’nin aktif üyelerinden olan Azerbaycan’ı toplantıda Başbakan Novruz Mammadov’un Başkanlığındaki heyet temsil etti. Hadimul Haremeyn-i Şerifeyn Kral Selman bin Abdulaziz’in açılış konuşması yaptığı Zirve’de, İslam dünyasının yüzleştiği sorunlar, özellikle Müslüman azınlıkların sorunları, İslamofobi, terör ve köktencilikle mücadele ve diğer konular ele alındı. Ayrıca politik, ekonomik, kültürel ve sosyal konular da müzakere edildi. Mekke Zirvesi’nde Suriye, Yemen ve Libya’daki durum, Sudan ve Cezayir’de yaşanan gelişmeler de masaya yatırıldı. Çeşitli ülkelerde yaşayan Müslüman azınlıkların hakları konusu da gündemde yer aldı. Toplantının katılımcıları, terör ve köktencilikle mücadele, yoksulluk, yolsuzluk, yatırımların teşvik edilmesi, iklim değişikliği, mezhepler ararası ilişkiler ve diğer güncel konuları ele aldılar. Müslüman ülkelerin hümanitar ve insan hakları alanlarında ortak faaliyetine ilişkin müzakereler de yapıldı.

”Asrın Anlaşması”nın riskli yönleri

Mekke Zirvesi’nin ana konusu Filistin meselesiydi. Washington’un ”Asrın Anlaşması” adını verdiği ve İsrail-Filistin ilişkilerini normalleştirmeğe yönelik plan ciddi biçimde ele alındı. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, toplantının katılımcılarına yolladığı mektupta, Amerika’nın planını, “Filistin’de devlet oluşumunun ortadan kaldırılması” olarak niteledi. Bir sonraki adımın diğer Müslüman ülkelere karşı faaliyetin derinleştirilmesi olacağını ifade eden Hasan Ruhani, bu plana karşı ortak bir adım atılmasının gerekliliğini kaydetti. ”Asrın Anlaşması intihar girişimidir” diyen İran Cumhurbaşkanı, bu planın çok tehlikeli olduğunu belirtti.

Donald Trump Başkanlığındaki ABD’nin bu planının, Filistinliler’in İsrail’in kontrolünde bulunan toprakları geri çevirmesini öngördüğünü ayrıca belirtmek lazım. Bunun karşılığında ise, Filistin’e ekonomik yardım ve burada bir Arap Devleti’nin oluşturulması vaadi veriliyor. Oysa mali desteğin diğer Arap devletleri tarafından sağlanması ve Filistin Devleti’nin bir bölümünün Sina yarımadasında kurulması gerektiği ön görülüyor. Politika uzmanları, bu planın birçok açıdan “riskli” olduğunu ifade ediyorlar. Bu planın uygulanmasının, sorunu çözmek yerine, yeni zıtlıklara yol açabileceği ifade ediliyor. Bu husus, daha ziyade diğer devletlerin de kendi işgalci politikalarını haklı çıkarmaları açısından endişe veriyor. Eğer İsrail, savaş yoluyla tuttuğu Filistin topraklarına sahip oluyorsa, diğerleri de bu düşünceye kapılabilirler. Böylece dünya düzeninde ve uluslararası ilişkilerde ciddi bir sorun meydana gelebilir. Yaşanan süreçler, bu tür çifte standartlardan adeta Müslümanların zarar gördüklerini göstermektedir. Fakat Ukrayna, Moldova ve Gürcistan’ın da beklendiği kadar şanslı olmayacağını şimdiden söyleyebiliriz. Bunun dışında, Avrupa’nın tam ortasında Britanya, İspanya, Fransa ve diğer ülkeler de zarar görebilirler.

Bu, “Asrın Anlaşması” diye tanımlanan planın, aslında küresel jeopolitik manzarayı zorlaştırmaya neden olabileceği anlamına geliyor. İİT’nin bu konuyu gündeme taşımasının takdir edilmesi lazım. Bunun yanı sıra, söz konusu meselenin tüm barışsever kesimin problemi olarak kabul edilmesi gerekiyor. Bu açıdan baktığımızda, İİT’nin Sonuç Bildirgesi’nde Azerbaycan’la ilgili hususlara yer verilmesi büyük önem arz ediyor. Böylece, İİT, toprakları işgal altında tutulan Müslüman bir ülkenin adalet talebini dünyaya duyuracağını ve hakkın yerini bulması ve uluslararası hukuk normlarının sağlanması yönünde faaliyetini sürdüreceğini göstermektedir. “Mekke Bildirgesi” adını alan söz konusu belgede, Ermenistan’ın, Azerbaycan’a saldırısı önceki belgelerde kaydedildiği gibi sert bir dille kınanmaktadır. Azerbaycan topraklarının savaş yoluyla işgalinin BM Nizamnamesi’ne ve uluslararası hukuka aykırı olduğu kaydedilmiştir. Söz konusu belgede, BM Güvenlik Konseyi’nin Ermenistan-Azerbaycan Yukarı Karabağ sorunuyla ilgili 822, 853, 874 ve 884 sayılı dört karar aldığına vurgu yapılıyor. Maalesef bu kararların gereği henüz yerine getirilmedi.

İİT, Ermenistan’dan BM Güvenlik Konseyi’nin malum kararlarının gereğinin yerine getirilmesini talep etti. Örgüt, işgalci Ermenistan’ın askeri birliklerini Azerbaycan’ın işgal edilen torpaklarından hiçbir şart olmaksızın derhal ve tümüyle geri çekmesi için çağrıda bulundu. Bahsi geçen belgede İİT üyesi ülkelerin Devlet ve Hükümet Başkanlarının, sorunun Azerbaycan’ın tam egemenliği, toprak bütünlüğü ve sınırlarının dokunulmazlığı ilkeleri ile uluslararası hukuk temelinde çözümlenmesi gerektiğinden yana oldukları belirtiliyor. Küresel çapta silahlanmadan duyulan rahatsızlığın ifade edildiği şimdiki aşamada, Azerbaycan’ın ilhak edilen Yukarı Karabağ ve diğer bölgelerinde işgalciye devamlı silah sağlanması gerçeğine belgede yer verilmesi büyük önem arz ediyor. İşgalciye silah ve mühimmat sağlayanlar gerçek anlamda saldırgan tarafı desteklemek suretiyle adaletin kendi yerini bulmasına engel oluyorlar. İİT, bu konuyu dikkate aldığını beyan etmesiyle çok önemli bir adım atıyor. Bu açıdan Başbakan Novruz Mammadov’un Başkanlığındaki heyetin faaliyetinin verimli olduğunu belirtmek lazım.

Kaydedilen bu hususlar açısından, arazilerin demografik, kültürel ve fiziksel yapısının değiştirilmesine yönelik yasadışı faaliyetten duyulan rahatsızlığın ifade edilmesi de büyük önem taşır. Ermenistan’ın işgal altında tuttuğu arazilerde yasa dışı rejimin ömrünü uzatmağa ve destekcilerinin fırsat sağlamasından yararlanarak bölgenin bahsi geçen özelliklerini benimsemeğe çalıştığı da Mekke Bildirgesi’nde açıkca belirtilmektedir. Bu doğrultuda kültürel mirasın ve kutsal mekanların tahrip edilmesi veya benimsenmesinin, kamu ve özel mülkiyete müdahale edilmesiyle yasa dışı ekonomik ve diğer faaliyetlerin sürdürülmesinin önüne geçilmesi gerekir. Bu gelişmeler bazında, İİT üyesi ülkelerin işgalciyi herhangi bir biçimde desteklemesinin kabul edilemez olduğuna vurgu yapılıyor. Bu, tamamen mantıksal bir yaklaşımın ifadesidir. Çünkü İİT ülkelerinin, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün sağlanması için beraber şekilde çalışması ve somut adımlar atması gerekmektedir.

Böylece Mekke Zirvesi’nin, Azerbaycan için çok başarılı olduğunu ve teşkilatta ülkenin saygınlığını önemli ölçüde artırdığını söyleyebiliriz. Tüm bu başarılar Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın faaliyetinin doğrudan sonucudur. Azerbaycan dış politikası verimli ve en son talepler dikkate alınarak geliştirilmektedir. Tüm bu hususlar Azerbaycan’ı her geçen gün zafere bir adım da yaklaştırıyor.

Kaynak: Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.