ÇİPRAS’IN KAYBETMESİNİN ÜÇ SEBEBİ

upa-admin 27 Ağustos 2019 365 Okunma 0
ÇİPRAS’IN KAYBETMESİNİN ÜÇ SEBEBİ

Denedim ama olmadı. Tosladığım duvarın bu denli sert olacağını tahmin edemedim.[1] – Aleksis Çipras

Yunan siyasetinde çok köklü bir geçmişi olmamasına rağmen, siyasi yelpazenin sağ ve sol merkezinde yer alan partileri birer birer saf dışı bırakarak özellikle son beş yılda Yunanistan’da söz sahibi olan Syriza ve lideri Aleksis Çipras’ın 7 Temmuz 2019 da gerçekleşen erken genel seçimlerde iktidarı Yeni Demokrasi Partisi’ne kaptırması bir dizi tartışmayı da beraberinde getirdi. Herşeyden öte, ilk akla gelen “Çipras neden kaybetti?” sorusu oldu. Bu soruyu soranların aldığı cevaplar çok çeşitli ve detaylı olmakla birlikte, ilk akla gelen üç sebebe değinmekte yarar vardır.

İlk olarak, şüphesiz ekonomik veriler ve bu veriler üzerinden Syriza hükümetlerinin yürüttüğü politika oldu. Öyle ki; AB ile yürüttüğü ekonomi temelli müzakerelerde ve bunun halka yansıtılmasında belirgin bir popülist dil kullanan Çipras, iktidara geldikten kısa bir süre sonra (Temmuz 2015) referanduma götürdüğü ekonomi paketi (% 60 civarı) “hayır” oyu almasına ve kendisi de “hayır” blokunda yer almasına rağmen, bir süre sonra ister istemez bu paket doğrultusunda hareket etmek zorunda kaldı. Bu durum, Çipras için ilk hayalkırıklığına sebep oldu. Öyle ki; Çipras, emekli maaşlarının iyileştirilmesi, vergilerde indirim ve özelleştirme politikaları üzerinde söylediği sözlerin çoğunu yerine getir(e)medi. Bu da, haliyle kemer sıkma politikalarından daralmış bulunan ve yeni bir umut olarak Syriza’yı yüksek bir oyla iktidara getiren Yunan halkında büyük bir şokun yaşanmasına neden oldu. Ülke genelinde sanayi ve üretim adına neredeyse hiçbir şeyin bulunmaması ve tarım ve turizm ağırlıklı bir ekonomi türünün görüldüğü Yunanistan’da, Çipras’ın vaatlerinin ekonomiye yeni ciddi yükler getireceği ortada idi. Nitekim vaatlerin fiiliyata dönüşmemesinde de bu reel ekonomik verilerin büyük etkisi oldu. Bu noktada bir diğer önemli husus da, Çipras yönetiminin ve ilk Maliye Bakanı Yanis Varufakis’in rest politikası ile AB yetkililerini pes ettireceklerini ve kendi istedikleri tarzda bir ekonomik kurtarma paketi açıklayacaklarını düşünmeleri oldu.

İkinci en önemli sebep, Yunanistan’ın Attika bölgesinde 2018 Temmuz ayında yaşanan ve yüzün üzerinde insanın ölmesine sebep olan orman yangını oldu. Tüm dünyanın da dikkatlerini çeken bu orman yangını, başkent Atina’ya sadece 25 km mesafede yaşanmış olması ve büyük bir alanı etkilemesi bir yana, yaşanan ciddi can kaybıyla da hem ülke, hem de dünya orman yangını literatürüne girmesine sebep oldu. Orman yangınının ciddi bir tahribat bırakmasına rağmen yangına zamanında müdahale edilmemesi ve yetkililerin ciddi ve tutarlı davranmaması gibi eleştiriler, gerek muhalefet partilerinden, gerekse de halk tarafından dile getirildi. Böyle ciddi ve insani açıdan trajik sonuçlar doğuran bir orman yangını ve etkileri, şüphesiz iktidarı ve Başbakan Çipras’ı zor durumda bıraktı. Öyle ki, İtfaiye yetkililerinin bile birbirlerini suçlayan yaklaşımları, var olan tepkiyi iyice artıran etkenlerden biri haline geldi. İlerleyen günlerde yangın felaketinde hayatını kaybedenlerin ve yangından etkilenen diğer kişilerin yaralarının sarılması konusunda da iktidarın yetersiz kaldığı sürekli dile getirilen eleştirilerden biri oldu ve bu durum iktidardaki Syriza’nın yeterli bir beyanatı ile de boşa çıkarılamadı. İnsanların sahillere sıkışıp kaldığı ve köylerin alevlerin arasında yok olduğu görüntüler, şüphesiz uzun süre medyanın da halkında hafızasından silinmedi. Nitekim bu görüntüleri hafızasından silmeyen Yunan halkı, ilk genel seçimlerde bu görüntülerin sorumluluğunu yüklediği iktidarı ana muhalefete göndererek ders verme yolunu tercih etti.

Üçüncü ve bilinen en son halka ise şüphesiz Kuzey Makedonya ile imzalanan Prespes Anlaşması oldu. Makedonya-FYROM ile yaşanan isim meselesi, tüm dünyanın bildiği ve tarafların çözümü konusunda istekli olduğu bir husus olmakla birlikte, başta Yunanistan iç siyaseti ve dengeleri olmak üzere pek çok sebepten ötürü bu konu bugüne kadar çözülememişti. Ancak bu konuda ciddi bir risk aldığını bilen Çipras’ın kararlı adımlarının da etkisiyle bu sorun çözülmüş ve iki ülke yetkililerinin ortak imzasıyla Makedonya-FYROM’un adı resmen “Kuzey Makedonya” şeklinde deklare edilmiştir. Bu denli tarihsel ve köklü bir sorunu çözmek Başbakan Çipras’ın siyasi hanesine şüphesiz altın harflerle yazıldı; ancak bu cesur adım, Syriza için direkt oya dönüşmediği gibi, aksi yönde tepkiye de neden oldu. Yunanistan iç dengelerini bilenlerin aşina olduğu üzere, Makedonya ile yaşanan isim sorunu, Yunanistan’da siyasetin sağından soluna, ortasından merkezine hemen her siyasi partinin hem fikir olduğu ve karşısında durduğu bir konudur. Sorunun temelinde de tek başına Makedonya ismini bu ülkeye vermemek düşüncesi vardır. Çipras karşısında yükselen milliyetçi dalganın bu anlaşma ile zirve yapması da, şüphesiz Syriza’nın seçimlerden yenilgiyle çıkmasının bir diğer önemli nedenidir. Bu noktada üzerine gelen milliyetçi dalgayı hafifletmek için Doğu Akdeniz’de yapılan sondaj çalışmaları konusunda komşu Türkiye’yi hedef alan beyanatları ise, Çipras’ın milliyetçi cephede kendisi aleyhine var olan tepkiyi dindirmesine yetmemiştir.

Şüphesiz ki, seçim sonuçlarına etki eden sadece bu üç temel hadise değildir; ancak son yıllarda iktidarın güç kaybetmesine sebep olan ilk üç olay sayılmak istense, kanımca ilk olarak bunlar aklı gelmelidir. Tüm bunların yanında, seçimlere katılım oranının düşük olması (% 53 civarında), eski Syriza’lı Maliye Bakanı Yannis Varufakis’in siyasi yelpazeye MeRa25 isimli partisiyle katılması ve barajı geçerek mecliste 9 milletvekili ile temsil edilmesi de Syriza ve Çipras’ın oy kaybında önemli etkenlerdir. Her ne kadar Syriza oy kaybetmiş ve iktidarı Yeni Demokrasi Partisi’ne bırakmış olsa da, halen anamuhalefet partisi olarak ülkenin ikinci önemli gücü olma özelliği korumaktadır. Ayrıca Syriza’nın oy kaybı da, geçmiş yıllarda yaşanan seçimlerde sağ ve solun merkezinde yer alan Yeni Demokrasi ve Pasok’un kayıpları kadar keskin değildir. Nitekim uzun yılların köklü partisi Pasok’un 2011 seçimlerinden beri halen kendi ayakları üzerinde tam duramadığını düşünürsek, Syriza’nın oy kaybının hayati boyutlarda olduğunu söyleyemeyiz.

Bu saatten sonra yapılması gerekenlere gelirsek; Syriza ve lideri Aleksis Çipras’ın kişisel karizma ve söylemlerini bir kenara bırakıp, acilen son dört yılda yaptığı hataları telafi etmesi ve yanlış söylemlerinden dönmesi gerekmektedir. Öyle ki, halen parlamentoda anamuhalefet görevini ifa eden bir partinin toparlanması, bir sonraki seçimlerde Syriza’yı tek başına iktidara dahi taşıyabilir. 2011 yılından bu yana yaşanan genel seçim sonuçlarına baktığımızda, bu hiç de imkânsız değildir. Ülkeyi ciddi bir ekonomik darboğaza sokan Başbakan Samaras’ın partisi Yeni Demokrasi’nin dört yıl sonra üstelik tek başına iktidara geldiğini düşünürsek, bu yorumumuzda hiç de haksız olmadığımız görülecektir.

 

Ali İzzet KEÇECİ

 

[1] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47125332.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.