ARAP BAHARI’NDAN SONRA “LATİN AMERİKA BAHARI” MI?

upa-admin 09 Kasım 2019 449 Okunma 0
ARAP BAHARI’NDAN SONRA “LATİN AMERİKA BAHARI” MI?

Şili’de Ekim ayında başlayan protestolar, yüzbinlerce kişinin meydanlara akın etmesiyle ciddi bir boyut kazanmış, Arap Baharı’ndan sonra bu defa bir “Latin Amerika Baharı mı gelecek?” sorusunu akıllara getirmiştir. Metro biletine yapılan 30 pesoluk ulaşım zammı karşısında üniversite ve ortaokul öğrencilerinin kararı reddetmesiyle başlayan protestolar, Pinochet diktatörlüğüne karşı yapılan gösterilerden bu yana, Şili tarihinin en yüksek katılımlı protestoları arasında yerini almıştır. Şili halkı, öncelikle metroya yapılan 30 pesoluk zammı protesto etmişler, sonrasında ülkedeki ekonomik ve sosyal sorunlar için yapısal reformlar talep etmişler ve en nihayetinde de Şili Cumhurbaşkanı Sebastián Piñera’nın istifasını istemişlerdir.

Sebastián Piñera

Arap Baharı’nda Tunuslu işsiz bir esnafın kendisini yakmasıyla başlayan süreç, aslında yalnızca işsizliğe karşı değil, aynı zamanda yükselen gıda fiyatlarına, yüksek enflasyona, gelir dağılımındaki adaletsizliğe, siyasi yozlaşmışlığa ve diktatör liderlerin otoriter ve baskıcı tavırlarına karşıydı. Bu isyanlar, yalnızca Tunus’u değil, Libya, Irak, Mısır ve Suriye gibi birçok Ortadoğu ve Afrika ülkesini bir domino taşı gibi etkilemiş, diktatör liderlerin “devrik lider” konumuna gelmesine ve rejim değişikliklerine zemin hazırlamıştır. Şili’de başlayan bu protestoların da, yalnızca ulaşım hizmetlerine yapılan zamdan ibaret olmadığı görülmektedir. Zira birçok Şili vatandaşı ve muhalefet liderleri, 30 pesoluk zammın halen 30 yıl önceki General Pinochet’in neo-liberal politikalarından kaynaklı olduğunu iddia etmekte ve bu durumu “30 peso değil, 30 yıl” şeklinde sloganlaştırmaktadırlar. Dolayısıyla, bu gösterilerin arka planında sadece zamlar değil, 30 yıl önceden beri kaynaklanan eşitsizlik ve adaletsizliklerin günümüzde de halen etkisini devam ettirmesi yatmaktadır.

Şili, halen Pinochet’in 1980 Anayasası ile yönetilmektedir.  Pinochet’in ekonomiye yön veren finansal oligarkları ve eski askerlerin sivil bürokrasideki etkisi sebebiyle, özel emeklilik maaşları, yoksulluk maaşları, eğitim ve sağlık hizmetleri ve işçi yönetmelikleri dahil olmak üzere, bir çok alandaki sosyal politikalar yetersiz kalmış ve halkın beklentisini karşılayamamıştır. Günümüz Şili’sinde; zengin ve fakir arasında giderek açılan uçurum, toplu taşıma ve enerji (özellikle elektrik) fiyatlarına yapılan zamlar, eğitim ve sağlık maliyetlerinin yüksek olması, eğitimde fırsat eşitsizliği, düşük emeklilik maaşları, suyun özelleştirilmesi ve konut fiyatlarındaki artışlar gibi sosyal ve ekonomik odaklı problemler protestoların merkezindeki konulardır. Resmi açıklamalara göre, nüfusun % 14,4’ü yoksulluk içinde yaşamakta, % 4,5’i ise “aşırı fakir” sayılmaktadır. [1] Zengin ve fakir arasındaki uçurum oranına bakıldığında ise, OECD ülkeleri arasındaki bu farkın en yüksek olduğu ülke Şili’dir.[2]

General Pinochet’nin darbesi sonrasında Şili’de başta eğitim ve emeklilik sistemi olmak üzere elektrik ve sudan sağlığa kadar hemen herşey özelleşmiştir. Şili’de sokağa çıkan 1 milyon kişinin ilk hedeflerinden biri ise elektrik fiyatlarına sürekli zam yapan İtalyan enerji şirketi Enel olmuştur. Hatta bir hayli yüksek cirosu olan bu İtalyan devinin 18 katlı genel merkez binası ateşe verilmiş ve binadaki tüm çalışanlar binadan tahliye edilmişlerdi. Enerji sektörünün yabancı sermayeye devredilmesi, bir ülkedeki enerji faaliyetlerinin devletin koruması altında olmasının ne kadar elzem olduğunu Şili örneğinde göstermiştir.

Yağmalama, kundaklama ve çatışmaların yaşandığı Santiago’da, Cumhurbaşkanı Sebastián Piñera eylemlerin ilk günlerinde düzenlediği bir basın toplantısında, “Güçlü bir düşmana karşı savaşıyoruz, şiddeti sınırsız şekilde kullanmak istiyoruz. Protestocuların tek bir amacı var, o da mümkün olduğunca hükümete zarar vermek.” diyerek, protestocuları daha çok karşısına almış ve tepkiler giderek artmıştır.[3] Ülke genelinde olağanüstü hâl ilan eden ve tepkilerin arttığını gören Pinera, daha fazla dayanamayarak yumuşak bir üslup sergilemiş, muhalefet liderleriyle de görüşerek asgari ücrette hafif bir zam da dâhil olmak üzere bir dizi yeni sosyal politika yapacaklarını ifade etmiştir. Bununla da kalmayıp, Şili’nin siyasi liderlerinin “yetersizliği” için özür dilemiştir.[4] Ayrıca başta Pinochet günlerini özlediğini dile getiren İçişleri Bakanı olmak üzere kabinedeki sert güç yanlısı 9 Bakan değiştirilmiştir.

Şili’deki protestolar sonucunda, hükümet her ne kadar geri adım atsa da, sorunların küçük bir kabine revizyonuyla çözülemeyecek kadar derin olduğu aşikârdır. Ölümlerin ve yaralanmalarında olduğu, kolluk kuvvetlerinin eylemcilere sert güç kullanarak müdahale ettiği isyanların kolay yatışması pek mümkün görünmemektedir. Ortaya çıkış itibariyle Arap Baharı ile aynı sebepleri taşıyan protestoların yeni bir “Latin Amerika Baharı”na dönüşmesi ve diğer Güney Amerika ülkeleri üzerinde domino etkisi yaratması kuvvetle muhtemeldir. Nitekim Şili’den sonra, hükümet tarafından açıklanan güvenlik yasasının caydırıcılıktan uzak ve yetersiz bulunmasıyla Uruguay’da, IMF’in kemer sıkma politikaları sonucunda petrol sübvansiyonlarının kaldırılmasıyla Ekvador’da ve hükümetin yaptığı yolsuzlukların artmasıyla Haiti’de binlerce insan sokağa dökülmüş ve Latin Amerika Baharı’nın ilk kıvılcımları atılmıştır.

                                                                                                            Dr. Eren Alper YILMAZ

 

[1] https://www.independentturkish.com/node/87551/t%C3%BCrkiyeden-sesler/%C5%9Fili-krizinin-kodlar%C4%B1-%E2%80%98latin-amerika-bahar%C4%B1%E2%80%99-m%C4%B1-ba%C5%9Fl%C4%B1yo.

[2] Organisation for Economic Co-operation and Development, 2019.

[3] https://www.washingtonpost.com/nation/2019/10/21/chile-protests-santiago-dead-state-emergency/.

[4] https://www.theguardian.com/world/2019/oct/25/protests-rage-around-the-world-hong-kong-lebanon-chile-catalonia-iraq.

 

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.