ŞUŞA BEYANNAMESİ VE YENİ DİNAMİKLER

upa-admin 17 Haziran 2021 908 Okunma 0
ŞUŞA BEYANNAMESİ VE YENİ DİNAMİKLER

Giriş

Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki siyasi mücadele 1990’lı yıllara kadar dayanmakta olup, günümüze dek farklı dinamiklerden ve süreçlerden geçerek boyut atlamıştır. Ermeni ve Azeri güçleri arasında yaşanan çatışmalar yıllar boyu inişli-çıkışlı bir seyir izleyerek devam etmiş ve Azerbaycan toprakları olan Ağdam, Kelbecer, Laçin, Şuşa, Fuzuli ve Zengilan gibi bölgeler Ermenistan tarafından işgal edilmiştir. Bu çalışmada, söz konusu toprakların Ermenistan işgalinden kurtarıldığı Karabağ Savaşı’na değinilerek, geçtiğimiz günlerde ortaya çıkan Şuşa Beyannamesi ele alınacaktır.

2020 Karabağ Savaşı

2020 Karabağ Savaşı’nı meydana getiren dinamikler geçmişe dayanmakta olup, taraflar arasında geçmiş yıllarda yaşanan çatışmaların günümüze uzanan hali olmuştur. Fakat geçmiş yıllarda olduğu üzere Azerbaycan topraklarındaki Ermeni nüfuzu artmamış; tam tersine, savaş sonucunda, Azerbaycan, güçlü askeri performansıyla topraklarını geri almayı başarmıştır. Fakat bu neticeyi anlamak için, 2020’ye gelmeden önce bu sürece gelinceye dek meydana gelen önceki çatışmalara da bakmakta fayda var.

Taraflar arasında en yoğun çatışmaların yaşandığı son büyük çaptaki mücadele Nisan 2016’da yaşanmıştır. Ermenistan tarafından Azeri sivilleri hedef alan saldırılarla başlayan çatışmalar, taraflar arasındaki sınırda büyük çaplı olarak devam etmiştir. 4 Gün Savaşı olarak anılan çatışmaların ardından karşılıklı ateşkes söz konusu olmuş ve Azerbaycan 6 kritik noktayı ele geçirmeyi başarmıştır (İşyar, 2017: 332).

Kimi zaman durulan, kimi zaman yoğun çatışmalarla süregelen sorun, Eylül 2020’ye gelindiğinde son düzlüğe girmiş ve taraflar arasında 44 gün süren çatışmaların ardından 1990’lı yıllardan beri Ermeni işgali altında bulunan Azerbaycan toprakları kurtarılmıştır. 10 Kasım 2020 tarihinde ise tüm çatışmalar sona ermiştir. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan arasında imzalanan ateşkes anlaşması ile Ermenistan’ın Laçin ve Kelbecer’den çekilmesi, Azerbaycan’ın ilerlediği toprakları elinde bulundurması, Türk-Rus ortaklığı ile Karabağ’da gözlem merkezi oluşturulması ve Nahçıvan ile Azerbaycan arasında bir irtibat yolunun açılmasına karar verilmiştir (Göksedef, 2020).

Ateşkesin ardından, 27 Eylül ve 8 Kasım tarihleri, Azerbaycan’da Şehitleri Anma Günü olarak kabul edildi. Azerbaycan’ın manevi başkenti olarak nitelendirilen en önemli şehirlerinden olan Şuşa’nın kurtuluşu, 2020 Karabağ Savaşı açısından bir sembol haline gelmiş ve buraya oldukça büyük anlam yüklenmiştir. Ateşkesin ardından yeniden yapılandırma çalışmalarının başladığı Şuşa, hem savaşın niteliği, hem de Azerbaycan halkı açısından büyük önem taşıyor. Zira aynı zamanda stratejik bir öneme de sahip olan bölgeye hkim olmak demek^, Karabağ’da etkin olmak anlamına geliyor.

Şuşa Beyannamesi ve Türkiye-Azerbaycan İlişkileri

Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan’a stratejik destekte bulunan ve kadim bağlarla bağlı olunarak ortaklıklara sahip olan Türkiye, ateşkes sonrasında da süreç içerisinde yer almış ve Azerbaycan ile olan ilişkiler geliştirilmiş ve ilerletilmiştir. 15 Haziran 2021 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti 12. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Şuşa ziyareti, bu bakımdan büyük önem arz etmektedir. Ziyaret sırasında, iki ülke arasındaki ilişkileri derinleştirecek nitelikteki  “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Müttefiklik İlişkileri Hakkında Şuşa Beyannamesi”nin imzalanmasıyla, dost ve kardeş ülke olarak nitelendirilen ilişkiler müttefiklik boyutuna taşınmıştır. Beyannamede, askeri, savunma sanayi teknolojileri, enerji, taşımacılık, ekonomik ve insani ilişkiler konuları ele alınmış durumdadır. Ayrıca, yine bu beyannamede, “uluslararası hukukun ilke ve normlarının yanı sıra BM Şartı’na uygun olarak küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliğin sağlanmasında ortak çabaların sürdürülmesinin önemi” üzerinde durulması uluslararası hukuka bağlılığı ve uygun hareket edildiğinin vurgulanması açısından önem taşımaktadır (Veliyev, 2021). Aynı zamanda, taraflar, aralarından birine yönelik gerçekleştirilecek bir tehdit ve saldırı durumunda birbirlerine BM şartlarına uygun olarak yardım ve destekte bulunacakları taahhüt ederek, dostluklarının vardığı boyuta resmiyet de kazandırmışlardır.

Beyannamede yer alan bir diğer konu ise Orta Asya-Azerbaycan-Türkiye arasında gerçekleştirilmekte olan ve Türk Konseyi tarafından desteklenen Orta Koridor’dur. Bu koridor, ülkemizden başlayarak demiryolu ve karayolu bağlantılarıyla Gürcistan ve Azerbaycan üzerinden Orta Asya’ya, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan’dan geçerek Çin Halk Cumhuriyeti’ne ulaşmaktadır. Söz konusu rota, Türkmenistan ve Kazakistan ile birlikte Azerbaycan limanlarında kurulacak lojistik merkezleriyle Trans-Hazar işbirliğinin geliştirilmesi açısından önem taşımaktadır (https://www.mfa.gov.tr/turkiye_nin-cok-tarafli-ulastirma-politikasi.tr.mfa).

İkinci bir önemli bağlantı ise, Türkiye-Azerbaycan arasında bağlantı sağlayacak olan Zengezur Koridoru’dur. Beyannamede de üzerinde durulan Azerbaycan-Nahçıvan arasında bulunan koridor vasıtasıyla, kara ve demir yolları sayesinde Türkiye-Azerbaycan arasında bir bağlantı sağlanabilecektir. Bu bağlantı sayesinde, iki ülke arasındaki işbirliğinin geliştirilmesinin yanı sıra, ekonomik hareketlenme de bekleniyor (Rehimov, 2021).

Beyannamede yer alan önemli bir nokta ise iki ülkenin Ortak Güvenlik Konseyi Toplantısı yapmalarına karar verilmesi. Bu düzeyde bir yakınlık, normal bir ilişki düzeyi olmayıp, milli güvenlik konularında ortak toplantılar yapmak hususu çok yüksek düzeyli bir yakınlaşmanın ve müttefikliğin işareti anlamına gelmektedir. Savunma sanayi, ürünlerin serbest dolaşımı, siber güvenlik konusunda işbirliği, teröre karşı ortak mücadele gibi konuların ele alındığı beyannamede, Ermeni işgalinden kurtarılan bölgelerin yeniden yapılandırılması konusu da yer almaktadır (https://www.trthaber.com/haber/gundem/turkiye-ile-azerbaycan-arasinda-susa-beyannamesi-imzalandi-588635.html).

Son olarak, Türk Konseyi’nin beyannamede vurgulanması da tarafların bu konuya verdikleri önemi ortaya koyması açısından mühim. Yıllardır vurgulanan “iki devlet bir millet” ile “kardeş ülke” söylemleri üzerine karşılıklı işbirliğinin geliştirilmesi ve desteğin resmileştirilmesi açısından söz konusu beyanname, uluslararası topluma duyurulan bir deklarasyon niteliğindedir. İçerdiği ince nüanslar ve verilen mesajlar, Kafkasya ve Türk dünyasında Azerbaycan-Türkiye ortaklığının yeni gelişmelere yol açacağına ve eskisinden çok farklı bir düzlemin ortaya çıkacağına işaret ediyor. Biz de her iki ülkeyi bu başarılı girişimleri nedeniyle kutluyoruz…

Şeyma KIZILAY

KAYNAKÇA

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.