Giriş
Uluslararası sistem, Soğuk Savaş sonrası dönemin tek kutuplu yapısından uzaklaşarak çok kutuplu ve çok aktörlü bir düzene doğru evrilmektedir. Küresel güç dağılımındaki değişim, yalnızca büyük güçler arasındaki rekabeti değil, aynı zamanda orta ölçekli devletlerin uluslararası siyasette üstlenebilecekleri rolleri de yeniden tanımlamaktadır (Zakaria, 2008; Walt, 2018). Bu bağlamda, Türkiye, son yıllarda yalnızca bölgesel gelişmelere tepki veren bir devlet olmaktan çıkarak kriz yönetimi, arabuluculuk faaliyetleri, savunma sanayiindeki ilerlemeleri ve çok boyutlu dış politika yaklaşımıyla uluslararası sistem içinde daha görünür bir aktör haline gelmiştir.
Türkiye’nin son dönemdeki dış politika pratiği incelendiğinde, ülkenin yalnızca gelişmeleri takip eden bir konumda olmadığı; aksine belirli alanlarda gündem oluşturmaya, diplomatik süreçleri yönlendirmeye ve bölgesel düzenin şekillenmesinde rol almaya çalıştığı görülmektedir (Aydın, 2021; Kardaş, 2023). Bu durum, Türkiye’nin dış politikadaki yeni rolünün “oyun kurucu” kavramı üzerinden değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır.
Oyun kuruculuk kavramı uluslararası ilişkiler bağlamında değerlendirildiğinde, yalnızca askeri kapasiteye sahip olmayı değil; aynı zamanda krizleri yönetebilme, diplomatik süreçleri şekillendirebilme, bölgesel düzen oluşturabilme ve farklı aktörler arasında denge kurabilme kapasitesini de ifade etmektedir (Kissinger, 2014). Günümüzde uluslararası sistemde etkili olan devletler, yalnızca güç sahibi olanlar değil; sahip oldukları gücü stratejik bir akıl çerçevesinde kullanabilen aktörlerdir.
Türkiye’nin jeopolitik konumu, tarihsel mirası ve çok boyutlu dış politika kapasitesi bu noktada önemli avantajlar sunmaktadır. Avrupa, Asya, Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Karadeniz havzalarının kesişim noktasında bulunan Türkiye, yalnızca bir geçiş ülkesi değil; aynı zamanda bu bölgelerde meydana gelen gelişmeler üzerinde etkide bulunabilecek stratejik bir merkez niteliği taşımaktadır (Davutoğlu, 2001).
Rusya-Ukrayna Savaşı ve Türkiye’nin Arabuluculuk Kapasitesi
2022 yılında başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı, uluslararası sistemde yeni bir güvenlik krizinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu süreçte Türkiye, hem Rusya, hem de Ukrayna ile diplomatik ilişkilerini sürdürebilen az sayıdaki ülkeden biri olarak dikkat çekmiştir (Dalay, 2023).
Tahıl Koridoru Anlaşması, Türkiye’nin diplomatik kapasitesinin en somut göstergelerinden biri olmuştur. Birleşmiş Milletler ile koordineli biçimde yürütülen süreç sayesinde milyonlarca ton tahılın dünya piyasalarına ulaştırılması mümkün olmuş ve küresel gıda krizinin derinleşmesi önlenmiştir (United Nations, 2023). Türkiye’nin bu süreçte üstlendiği rol, ülkenin yalnızca bölgesel değil küresel düzeyde de arabuluculuk yapabilme kapasitesine sahip olduğunu göstermiştir.
Karadeniz Güvenliği ve Montrö Dengesi
Karadeniz, günümüzde Rusya-NATO rekabetinin en önemli sahalarından biri haline gelmiştir. Türkiye ise Montrö Boğazlar Sözleşmesi sayesinde bu denklemin merkezinde yer almaktadır (Özdal, 2022).
Savaşın başlamasının ardından Türkiye’nin Montrö hükümlerini uygulaması, bölgedeki askeri hareketliliğin kontrol altında tutulmasına katkı sağlamıştır. Böylece Türkiye hem NATO üyesi kimliğini korumuş hem de Karadeniz’deki istikrarın sürdürülmesine yönelik önemli bir diplomatik pozisyon elde etmiştir (Kardaş, 2023).
Savunma Sanayii ve Stratejik Özerklik
Bir devletin oyun kurucu olabilmesi yalnızca diplomatik girişimlerle mümkün değildir. Diplomatik etkinliğin sürdürülebilir olabilmesi için askeri kapasite ve teknolojik yeteneklerle desteklenmesi gerekmektedir (Mearsheimer, 2018).
Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinde elde ettiği ilerlemeler, dış politika hareket alanını genişleten önemli unsurlardan biri olmuştur. Yerli insansız hava araçları, deniz platformları ve savunma teknolojileri, Türkiye’nin stratejik özerklik arayışının önemli bileşenleri arasında yer almaktadır (SIPRI, 2025).
Savunma sanayiindeki bu gelişmeler yalnızca güvenlik alanında değil, aynı zamanda dış politika ve diplomasi alanlarında da Türkiye’ye yeni fırsatlar sunmaktadır. Çünkü günümüzde askeri teknoloji üretme kapasitesi, devletlerin uluslararası sistemdeki pazarlık gücünü artıran temel unsurlardan biri haline gelmiştir (Walt, 2018).
Enerji Koridorları ve Jeoekonomik Güç
Enerji güvenliği, 21. yüzyılın en önemli stratejik meselelerinden biridir. Türkiye, enerji kaynaklarının üreticisi olmamakla birlikte enerji yollarının merkezinde yer alan önemli bir transit ve potansiyel enerji merkezi ülkesidir (Yergin, 2020).
Hazar Havzası, Orta Asya, Rusya ve Ortadoğu enerji kaynaklarının Avrupa pazarlarına ulaştırılmasında Türkiye kritik bir konuma sahiptir. Bu durum Türkiye’nin enerji diplomasisi alanındaki önemini artırmakta ve dış politikadaki manevra kapasitesini genişletmektedir (Winrow, 2018).
Güney Kafkasya ve Türk Dünyası Perspektifi
Karabağ Savaşı sonrasında Güney Kafkasya’da ortaya çıkan yeni jeopolitik tablo, Türkiye’nin bölgesel etkisini artırmıştır. Azerbaycan ile geliştirilen stratejik iş birliği, Zengezur Koridoru tartışmaları ve Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurumsal gelişimi, Türkiye’nin Avrasya perspektifini güçlendiren unsurlar arasında yer almaktadır (Cornell, 2021).
Bu süreç, Türkiye’nin yalnızca Batı merkezli değil; aynı zamanda Türk dünyası ve Avrasya eksenli çok boyutlu bir dış politika vizyonu geliştirmeye çalıştığını göstermektedir.
Sonuç
Türkiye’nin son yıllarda izlediği dış politika yaklaşımı, ülkenin uluslararası sistem içindeki rolünü yeniden tanımlama çabasının bir yansımasıdır. Diplomatik girişimler, savunma sanayii yatırımları, enerji diplomasisi ve bölgesel güvenlik politikaları birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin yalnızca gelişmeleri takip eden bir devlet olmaktan çıkarak belirli alanlarda süreçleri etkileyebilen bir aktöre dönüştüğü görülmektedir.
Ancak gerçek anlamda oyun kurucu olabilmek; yalnızca askeri güç veya diplomatik görünürlükle değil, ekonomik sürdürülebilirlik, kurumsal kapasite, teknolojik gelişim ve stratejik öngörü ile mümkündür (Kissinger, 2014; Mearsheimer, 2018). Türkiye’nin önündeki temel mesele, sahip olduğu jeopolitik avantajları uzun vadeli stratejik kazanımlara dönüştürebilmektir.
Bu nedenle oyun kurucu Türkiye vizyonu yalnızca bir dış politika söylemi değil; aynı zamanda Türkiye’nin yirmi birinci yüzyıldaki uluslararası konumunu belirleyecek stratejik bir hedef olarak da değerlendirilmelidir.

Dr. Hande ORTAY
KAYNAKÇA
- Aydın, M. (2021), Türk Dış Politikası: Teorik ve Bölgesel Yaklaşımlar, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
- Cornell, S. E. (2021), The New Geopolitics of the South Caucasus, Central Asia-Caucasus Institute.
- Dalay, G. (2023), Turkey’s Strategic Autonomy in a Multipolar World, Chatham House.
- Davutoğlu, A. (2001), Stratejik Derinlik, Küre Yayınları.
- Kardaş, Ş. (2023), “Strategic Autonomy and Turkish Foreign Policy”, Insight Turkey, 25(2), 7-25.
- Kissinger, H. (2014), World Order, Penguin Press.
- Mearsheimer, J. J. (2018), The Great Delusion, Yale University Press.
- Özdal, H. (2022), Karadeniz Güvenliği ve Montrö Rejimi, SETA Yayınları.
- SIPRI (2025), Trends in International Arms Transfers 2024, Stockholm International Peace Research Institute.
- United Nations (2023), Black Sea Grain Initiative Overview, United Nations Publications.
- Walt, S. M. (2018), The Hell of Good Intentions, Farrar, Straus and Giroux.
- Winrow, G. (2018), Turkey and Energy Security, Routledge.
- Yergin, D. (2020), The New Map: Energy, Climate and the Clash of Nations, Penguin Books.
- Zakaria, F. (2008), The Post-American World, W.W. Norton.



























































