Enerji güvenliği, uzun süre büyük ölçüde üretim kapasitesi, rezerv miktarı, tedarikçi çeşitliliği ve fiyat istikrarı üzerinden tartışıldı. Ancak Hürmüz Boğazı etrafında yaşanan son kriz, bu çerçevenin artık tek başına yeterli olmadığını gösterdi. Küresel enerji piyasalarında asıl kırılganlık yalnızca petrolün veya LNG’nin üretilip üretilmediğiyle değil, bu kaynakların güvenli, sigortalanabilir ve zamanında taşınıp taşınamadığıyla ilgilidir. Bu nedenle, Hürmüz krizi, enerji güvenliğini “arz güvenliği”nden “taşımacılık sürekliliği”ne doğru genişleten kritik bir vaka olarak okunmalıdır.
Hürmüz Boğazı’nın önemi nicel olarak açıktır. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre 2025 yılında Hürmüz’den günde ortalama yaklaşık 20 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü geçmiştir. Bu, dünya deniz yoluyla taşınan petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birine karşılık gelmektedir. Aynı boğazdan 2025’te 110 milyar metreküpten fazla LNG geçmiştir; Katar’ın LNG ihracatının yaklaşık yüzde 93’ü ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin LNG ihracatının yaklaşık yüzde 96’sı bu hatta bağımlı kalmıştır. Bu rakamlar, Hürmüz’ün yalnızca bölgesel bir geçiş noktası değil, küresel enerji sisteminin işlevsel damarlarından biri olduğunu göstermektedir.
Kriz, bu damarın ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu. IEA değerlendirmelerine göre Ortadoğu’daki arz kayıpları 2026 ortasına gelindiğinde kümülatif olarak 1,3 milyar varili aşmıştır. Hürmüz’den geçen akışların çatışma öncesindeki yaklaşık 20 milyon varil/gün seviyesinden mart-mayıs döneminde ortalama 2,7 milyon varil/gün seviyesine düşmesi, enerji piyasalarındaki şokun üretimden çok geçiş kapasitesi üzerinden oluştuğunu göstermektedir. Haziran ayında akışların kısmen toparlanması küresel petrol arzında 4 milyon varil/gün üzerinde bir artış sağlamış olsa da, seviyeler hâlâ savaş öncesi düzeylerin oldukça altında kalmıştır. Bu nedenle piyasada arzın teorik olarak bulunması, pratikte enerji güvenliğinin sağlandığı anlamına gelmemektedir.
Bu ayrım özellikle LNG için daha da kritiktir. Petrol belirli ölçülerde depolanabilir, stratejik rezervlerden çekilebilir veya boru hatlarıyla kısmen yönlendirilebilir. LNG ise daha katı bir lojistik zincire bağlıdır: sıvılaştırma terminali, özel bir LNG tankeri, güvenli bir deniz rotası, yeniden gazlaştırma terminali ve uzun vadeli bir kontrat yapısı. Hürmüz’den geçen LNG’nin önemli bölümü Katar ve BAE kaynaklı olduğundan, boğazdaki aksama yalnızca bölgesel arzı değil, Asya ve Avrupa’daki gaz güvenliğini de doğrudan etkilemektedir. IEA, 2026’da Körfez LNG akışlarındaki kesintilerin küresel gaz piyasalarını belirgin biçimde sıkılaştırdığını ve LNG arz dalgasını geciktirdiğini vurgulamaktadır.
Bu durum, enerji güvenliğinde üç düzeyli bir dönüşüme işaret eder. Birincisi, enerji güvenliği artık yalnızca kaynak sahibi olmakla ilgili değildir. Katar veya BAE’nin üretim kapasitesinin varlığı, Hürmüz geçişi güvenli değilse tam anlamıyla piyasaya dönüşemez. İkincisi, enerji güvenliği yalnızca alıcı çeşitlendirmesiyle sağlanamaz. Avrupa veya Asya ülkeleri farklı tedarikçilerle kontrat yapabilir; fakat bu tedarikçilerin aynı boğaza bağımlı olması durumunda çeşitlendirme görünenden daha zayıf kalır. Üçüncüsü, enerji güvenliği artık denizcilik, sigorta, askeri risk ve liman altyapısı gibi sektörler arası unsurlara bağımlıdır.
Hürmüz krizi, tanker davranışının enerji güvenliği açısından da merkezi hale geldiğini gösterdi. Kriz dönemlerinde gemiler daha uzun rotalara yönelebilir, boğaz girişinde bekleyebilir, seferlerini erteleyebilir veya güvenlik gerekçesiyle AIS sinyallerini kapatabilir. Bu tür davranışlar doğrudan üretim kaybı yaratmasa bile fiili arzı geciktirir. Güncel denizcilik verileri, gerilim dönemlerinde Hürmüz trafiğinde yavaşlama, bazı gemilerin “karanlık” seyir tercih etmesi ve savaş riski sigortasının artması gibi eğilimlerin güçlendiğini göstermektedir. Bu nedenle enerji piyasasındaki sorun yalnızca “kaç varil üretildi?” sorusuyla değil, “kaç varil güvenli biçimde tüketiciye ulaşabildi?” sorusuyla da anlaşılabilir.
Bu noktada “alternatif rota” meselesi de daha dikkatli ele alınmalıdır. Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı boru hattı gibi bazı bypass kapasitesi sağlayan altyapılar mevcuttur. Ancak bu tür hatlar Hürmüz’den geçen toplam petrol ve LNG hacminin tamamını ikame edecek ölçekte değildir. LNG için alternatif rota sorunu daha sınırlayıcıdır; çünkü Katar ve BAE kaynaklı LNG hacimlerinin aynı ölçekte kara altyapısıyla ikame edilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, Hürmüz krizi, enerji altyapısında yedeklilik meselesini yeniden gündeme getirmiştir: yalnızca üretim fazlası değil, taşıma fazlası, terminal fazlası ve sigorta edilebilir rota kapasitesi de güvenlik unsurudur.
Küresel deniz ticaretindeki diğer krizler de bu argümanı desteklemektedir. UNCTAD verileri, Kızıldeniz/Süveyş ve Panama Kanalı gibi kritik geçişlerde yaşanan aksaklıkların deniz taşımacılığı mesafelerini artırdığını, ton-mil ölçüsünde yükü büyüttüğünü ve tedarik zincirleri üzerinde maliyet baskısı yarattığını göstermektedir. 2024 ortasına gelindiğinde Panama ve Süveyş üzerinden geçen trafik, zirve seviyelerine kıyasla yüzde 50’den fazla düşmüştür. Bu tablo, Hürmüz krizinin tekil bir enerji hadisesi olmadığını; küresel denizcilik sistemindeki daha geniş bir chokepoint kırılganlığına ait olduğunu göstermektedir.
Yeni akademik modellemeler de bu dönüşümü desteklemektedir. 35.954 aktif gemi ve 1.651 limanı kapsayan bir ön baskı çalışma, boğaz kapanmalarının etkisinin yalnızca statik haritalarla ölçülemeyeceğini göstermektedir. Model, Süveyş’in her ek kapanma gününde küresel gemi varışlarını yaklaşık yüzde 3 azalttığını; Süveyş, Panama ve Malakka’nın eş zamanlı kapanması durumunda kaybın yüzde 7,7’ye çıktığını hesaplamaktadır. Bu sonuç doğrudan Hürmüz için birebir uygulanmamalıdır; ancak temel ders açıktır: “chokepoint” riski yalnızca geçiş noktasında oluşmaz. Rotaların uzaması, gemi döngülerinin bozulması ve sonraki liman uğraklarının gecikmesiyle sistem geneline yayılır.
Hürmüz krizinin politik sonucu da önemlidir. Enerji güvenliği politikası artık yalnızca üretici ülkelerle kontrat yapma, stratejik rezerv tutma veya tedarikçi çeşitlendirme gibi stratejilerle sınırlı kalamaz. Devletlerin ve şirketlerin deniz geçiş riskini, sigorta kapasitesini, tanker filosu uygunluğunu, liman esnekliğini, alternatif boru hattı kapasitesini ve kritik boğazlardaki askeri-siyasi tırmanma ihtimalini birlikte değerlendirmesi gerekir. Bu da, enerji güvenliğini dış politika, savunma planlaması, deniz hukuku ve altyapı politikasıyla daha doğrudan ilişkilendirir.
Bu dönüşüm Arktik ve Kuzey Deniz Rotası tartışmaları açısından da önemlidir. Hürmüz, Süveyş ve Kızıldeniz gibi hatlardaki kırılganlıklar arttıkça, alternatif rotalara yönelik stratejik ilgi artabilir. Ancak Arktik rotaların da kendine özgü riskleri vardır: mevsimsellik, buz koşulları, sınırlı arama-kurtarma kapasitesi, çevresel kırılganlık ve yaptırım bağlantılı taşımacılık uygulamaları. Dolayısıyla, Hürmüz krizi, alternatif rotaların otomatik bir çözüm olduğu anlamına gelmez. Aksine, her rota kendi güvenlik, çevre ve altyapı maliyetleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak Hürmüz krizi enerji güvenliği literatürü için basit ama güçlü bir ders sunmaktadır: enerji güvenliği yalnızca enerjiye sahip olmak değildir; enerjinin hareket edebilir olmasıdır. Üretim kapasitesi, rezervler ve kontratlar önemli olmaya devam ediyor. Ancak bunlar güvenli deniz geçişleri, sigortalanabilir taşımacılık, dayanıklı tanker döngüleri ve esnek altyapı olmadan eksik kalır.
Hürmüz, çağdaş enerji jeopolitiğinde asıl kırılganlığın kuyudan değil, rotadan doğabileceğini göstermiştir.

Ferdi GÜÇYETMEZ*
KAYNAKÇA
- Center for Strategic and International Studies (2026). “The Iran Conflict Illuminates Taiwan’s Unique Energy Security Challenge”. https://www.csis.org/analysis/iran-conflict-illuminates-taiwans-unique-energy-security-challenge.
- Center for Strategic and International Studies (2026). “The Strait of Hormuz in 8 Charts”. https://www.csis.org/analysis/strait-hormuz-8-charts.
- Devetak, M. & Verschuur, J. & Klimek, P. (2026). “Adaptive rerouting reshapes impacts of maritime chokepoint disruptions”. arXiv. https://arxiv.org/abs/2606.13431.
- International Energy Agency (2026). “How global oil supplies have readjusted to help fill the huge gap left by the Strait of Hormuz shock”. https://www.iea.org/commentaries/how-global-oil-supplies-have-readjusted-to-help-fill-the-huge-gap-left-by-the-strait-of-hormuz-shock.
- International Energy Agency (2026). “Middle East crisis disrupts international natural gas markets and delays global LNG supply wave”. https://www.iea.org/news/middle-east-crisis-disrupts-international-natural-gas-markets-and-delays-global-lng-supply-wave.
- International Energy Agency (2026). “Strait of Hormuz”. https://www.iea.org/about/oil-security-and-emergency-response/strait-of-hormuz.
- International Energy Agency (2026). “The Middle East and Global Energy Markets”. https://www.iea.org/topics/the-middle-east-and-global-energy-markets.
- Sharma, M. & Lau, H. C. (2026). “Securing the Flow: Maritime Energy Resilience under Correlated and Decision-Dependent Disruptions”. arXiv. https://arxiv.org/abs/2605.11990.
- UNCTAD (2024). Review of Maritime Transport 2024. https://unctad.org/publication/review-maritime-transport-2024.
- UNCTAD (2024). “Vulnerability of supply chains exposed as global maritime chokepoints come under pressure”. https://unctad.org/news/vulnerability-supply-chains-exposed-global-maritime-chokepoints-come-under-pressure.
- U.S. Energy Information Administration (2026). “World Oil Transit Chokepoints”. https://www.eia.gov/international/analysis/special-topics/world_oil_transit_Chokepoints
* Ferdi Güçyetmez, Zürih Üniversitesi ve Cenevre Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi okudu. Lisans eğitimini İsviçre’deki Bern Üniversitesi’nde MOMUG’da, yüksek lisans eğitimini ise aynı üniversitede (Almanca) Siyaset Bilimi alanında tamamladı. Tez araştırması sırasında Oxford Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak çalıştı. Şu anda İsviçre’de doktora çalışmalarına devam etmektedir. Birleşmiş Milletler, Dünya Ticaret Örgütü, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, Uluslararası Göç Örgütü ve Avrupa Parlamentosu’nda konuşmalar yapmış ve bildiriler sunmuştur. Üniversite bölümlerinde ve enstitülerinde Avrupa Birliği, Güvenlik ve Jeopolitik konularında dersler vermektedir. Jeopolitik alanında bilimsel makaleler ve kitaplar yayınlamıştır.




























































