ORTA GÜÇLERİN YÜZYILI MI? KÜRESEL DÜZENİN DÖNÜŞÜMÜNDE YENİ AKTÖRLER VE TÜRKİYE’NİN KONUMU

upa-admin 06 Haziran 2026 108 Okunma 0
ORTA GÜÇLERİN YÜZYILI MI? KÜRESEL DÜZENİN DÖNÜŞÜMÜNDE YENİ AKTÖRLER VE TÜRKİYE’NİN KONUMU

Uluslararası sistem, tarihsel süreç içerisinde sürekli değişim göstermiştir. 19. yüzyılın Avrupa merkezli güç dengesi sistemi, iki dünya savaşı sonrasında yerini ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki iki kutuplu yapıya bırakmış, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte ise Amerika Birleşik Devletleri’nin belirleyici olduğu tek kutuplu bir dönem ortaya çıkmıştır. Ancak günümüzde uluslararası sistem yeniden köklü bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Küresel güç dengeleri değişmekte, yeni aktörler yükselmekte ve uluslararası siyasetin geleneksel hiyerarşisi giderek daha karmaşık bir yapıya dönüşmektedir.

Bu dönüşümün en dikkat çekici sonuçlarından biri, “orta güç” olarak tanımlanan devletlerin uluslararası sistem içindeki etkinliklerinin artmasıdır. Uzun yıllar boyunca dünya siyasetinin kaderinin yalnızca büyük güçler tarafından belirlendiği düşünülmüştür. Washington, Moskova, Pekin, Londra ve Paris gibi başkentler küresel siyasetin merkezinde yer alırken, diğer ülkeler çoğu zaman bu güç merkezlerinin politikalarından etkilenen aktörler olarak değerlendirilmiştir. Ancak 21. yüzyılın ilk çeyreğinin sonuna yaklaşırken, bu yaklaşımın yetersiz kaldığı görülmektedir.

Bugün dünya siyaseti yalnızca süper güçlerin rekabetinden ibaret değildir. Türkiye, Hindistan, Brezilya, Endonezya, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Güney Afrika ve Güney Kore gibi ülkeler, bölgesel etkilerinin ötesine geçerek küresel ölçekte söz sahibi olmaya başlamıştır. Bu ülkeler ne Amerika Birleşik Devletleri veya Çin gibi küresel hegemon adaylarıdır, ne de uluslararası sistemin pasif unsurlarıdır. Aksine, ekonomik kapasiteleri, diplomatik ağları, stratejik konumları ve artan teknolojik yetenekleri sayesinde küresel karar alma süreçlerinde giderek daha fazla etkili olmaktadırlar.

Orta güçlerin yükselişini anlamak için öncelikle küresel ekonomide yaşanan dönüşüme bakmak gerekir. Soğuk Savaş sonrasında hızlanan küreselleşme süreci, ekonomik fırsatların yalnızca Batılı ülkelerle sınırlı kalmasını engellemiştir. Üretim merkezleri Asya’ya kaymış, yeni ticaret yolları oluşmuş ve gelişmekte olan ülkeler küresel ekonominin önemli aktörleri haline gelmiştir. Dünya Bankası ve IMF verileri incelendiğinde, son 30 yılda küresel ekonomik büyümenin önemli bir bölümünün gelişmekte olan ekonomiler tarafından üretildiği görülmektedir. Bu durum, ekonomik gücün daha geniş bir coğrafyaya yayılmasına yol açmıştır.

Ekonomik kapasitedeki artış, beraberinde siyasi ve diplomatik etkiyi de getirmiştir. Günümüzde devletlerin uluslararası sistemdeki ağırlığı yalnızca askeri güçleriyle ölçülmemektedir. Ticaret hacmi, yatırım kapasitesi, teknoloji üretimi, enerji kaynakları, diplomatik ağlar ve yumuşak güç unsurları da devletlerin etkisini belirleyen faktörler arasında yer almaktadır. Bu nedenle, orta güçler, sahip oldukları farklı kapasite unsurlarını kullanarak küresel siyasette daha görünür hale gelmektedir.

Son yıllarda yaşanan uluslararası krizler bu gerçeği açıkça ortaya koymuştur. Rusya-Ukrayna Savaşı sırasında Türkiye’nin yürüttüğü diplomatik girişimler, Körfez ülkelerinin enerji piyasaları üzerindeki etkisi, Hindistan’ın küresel tedarik zincirlerindeki rolü ve Brezilya’nın Latin Amerika’daki liderlik kapasitesi, orta güçlerin uluslararası sistemde ne kadar önemli hale geldiğini göstermektedir. Artık büyük güçler dahi birçok konuda orta güçlerin desteğine ihtiyaç duymaktadır.

Bu durumun temel nedenlerinden biri, uluslararası sistemin giderek çok kutuplu bir yapıya dönüşmesidir. Çok kutupluluk, yalnızca güç merkezlerinin sayısının artması anlamına gelmez. Aynı zamanda devletlerin daha bağımsız hareket edebilme kapasitesi kazandığı bir ortamı da ifade etmektedir. Günümüzde birçok ülke tek bir güç merkezine bağlı kalmak istememekte, bunun yerine farklı aktörlerle eş zamanlı ilişkiler geliştirmeyi tercih etmektedir.

Bu eğilim, özellikle dış politika alanında, açıkça görülmektedir. Soğuk Savaş döneminde ülkeler çoğu zaman iki bloktan birini seçmek zorunda kalıyordu. Günümüzde ise aynı devlet hem Amerika Birleşik Devletleri ile güvenlik alanında iş birliği yapabilmekte, hem Çin ile ekonomik ilişkilerini geliştirebilmekte, hem de bölgesel aktörlerle farklı ortaklıklar kurabilmektedir. Bu durum, orta güçlere daha geniş bir diplomatik hareket alanı sunmaktadır.

Türkiye, bu yeni uluslararası ortamın en dikkat çekici örneklerinden biridir. Jeopolitik konumu, tarihsel mirası, ekonomik kapasitesi ve diplomatik etkinliği sayesinde Türkiye, yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte de önem kazanan aktörlerden biri haline gelmiştir. Karadeniz, Kafkasya, Balkanlar, Doğu Akdeniz, Ortadoğu ve Afrika arasında kurduğu çok boyutlu ilişkiler ağı, Türkiye’nin stratejik değerini artırmaktadır.

Özellikle son yıllarda Türk dış politikasında gözlemlenen çok yönlü diplomasi anlayışı, orta güç davranışının önemli örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir. Ankara, bir yandan NATO içerisindeki konumunu korurken, diğer yandan Rusya ile enerji ve ticaret ilişkilerini sürdürmekte, Türk Devletleri Teşkilatı aracılığıyla Orta Asya ile bağlarını güçlendirmekte ve Afrika açılımı kapsamında kıta genelinde diplomatik etkinliğini artırmaktadır. Bu yaklaşım, katı blok siyasetinden ziyade esnek ve çok boyutlu bir dış politika anlayışının bir yansımasıdır.

Savunma sanayisindeki gelişmeler de Türkiye’nin uluslararası konumunu güçlendiren unsurlar arasında yer almaktadır. Yerli savunma teknolojilerinin geliştirilmesi, insansız hava araçları alanındaki başarılar ve savunma ihracatındaki artış, Türkiye’nin yalnızca güvenlik tüketen değil aynı zamanda güvenlik üreten bir aktör olarak algılanmasını sağlamaktadır. Bu durum, orta güç statüsünün somut göstergelerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Ancak orta güçlerin yükselişi beraberinde bazı riskleri de getirmektedir. Büyük güçler arasındaki rekabetin sertleştiği bir dönemde denge politikalarını sürdürebilmek giderek daha zor hale gelmektedir. ABD-Çin rekabeti, Rusya ile Batı arasındaki gerilim ve bölgesel krizlerin artması, orta güçlerin dış politika tercihlerini daha karmaşık hale getirmektedir. Bu nedenle, ekonomik dayanıklılık, teknolojik gelişmişlik ve kurumsal kapasite, orta güçlerin sürdürülebilir başarı elde etmesi açısından kritik önem taşımaktadır.

Öte yandan, geleceğin güç mücadelesi yalnızca askeri veya ekonomik alanlarda yaşanmayacaktır. Yapay zekâ, kuantum teknolojileri, siber güvenlik, uzay teknolojileri ve kritik madenler üzerindeki rekabet, yeni dönemin temel mücadele alanlarını oluşturmaktadır. Bu nedenle orta güçlerin yalnızca mevcut avantajlarını korumaları değil, aynı zamanda geleceğin teknolojilerine yatırım yapmaları da gerekmektedir.

Bugün uluslararası sistem, belki de Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana en kapsamlı dönüşüm sürecini yaşamaktadır. Güç dengeleri değişmekte, yeni aktörler yükselmekte ve uluslararası siyasetin kuralları yeniden yazılmaktadır. Bu dönüşüm içerisinde orta güçler artık sistemin kenarında duran aktörler değil, sistemin geleceğini şekillendiren önemli oyuncular haline gelmektedir.

Sonuç olarak, 21. yüzyılın küresel siyaseti yalnızca büyük güçlerin rekabeti üzerinden okunamaz. Orta güçlerin yükselişi, uluslararası sistemin en önemli dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Türkiye gibi ülkeler, sahip oldukları jeopolitik avantajlar, diplomatik kapasiteler ve ekonomik potansiyeller sayesinde bu yeni dönemin belirleyici aktörleri arasında yer alma fırsatına sahiptir. Belki de önümüzdeki yıllarda uluslararası ilişkiler literatüründe en çok tartışılacak konu, büyük güçlerin rekabetinden ziyade orta güçlerin uluslararası düzenin yeniden şekillenmesindeki rolü olacaktır. Çünkü görünen odur ki 21. yüzyıl, yalnızca süper güçlerin değil, aynı zamanda yükselen orta güçlerin de yüzyılı olmaya adaydır.

Dr. Hande ORTAY

KAYNAKÇA

  • Acharya, Amitav. (2014). The End of American World Order. Cambridge: Polity Press.
  • Cooper, Andrew F.., Higgott, R., & Nossal, K. R. (1993). Relocating Middle Powers: Australia and Canada in a Changing World Order. Vancouver: UBC Press.
  • Jordaan, Eduard. (2003). “The Concept of a Middle Power in International Relations: Distinguishing Between Emerging and Traditional Middle Powers.” Politikon, 30(1), 165–181.
  • Mearsheimer, John J.. (2014). The Tragedy of Great Power Politics (Updated Edition). New York: W.W. Norton & Company.
  • Waltz, Kenneth N.. (1979). Theory of International Politics. Reading, MA: Addison-Wesley.
  • Keohane, Robert O.., & Nye, Joseph S.. (2012). Power and Interdependence (4th ed.). Boston: Pearson.
  • Nye, Joseph S.. (2004). Soft Power: The Means to Success in World Politics. New York: PublicAffairs.
  • Brzezinski, Zbigniew. (1997). The Grand Chessboard: American Primacy and Its Geostrategic Imperatives. New York: Basic Books.
  • Kaplan, Robert D.. (2012). The Revenge of Geography: What the Map Tells Us About Coming Conflicts and the Battle Against Fate. New York: Random House.
  • Kissinger, Henry. (2014). World Order. New York: Penguin Press.
  • Munich Security Conference. (2025). Munich Security Report 2025: Multipolarization. Munich: MSC.
  • Stockholm International Peace Research Institute. (2024). SIPRI Yearbook 2024: Armaments, Disarmament and International Security. Oxford: Oxford University Press.
  • International Institute for Strategic Studies. (2025). The Military Balance 2025. London: Routledge.
  • World Bank. (2024). World Development Report 2024. Washington, DC: World Bank.
  • International Monetary Fund. (2024). World Economic Outlook 2024. Washington, DC: IMF.
  • Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Türkiye. (2024). Türkiye’s Foreign Policy Vision in a Changing International System. Ankara: MFA Publications.
  • Organization of Turkic States. (2024). Vision of the Turkic World 2040. Istanbul: OTS Secretariat.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.