TÜRKİYE’NİN UZAK DOĞU ÜLKELERİ (ÇİN, HONG KONG, JAPONYA, GÜNEY KORE) İLE TİCARİ VE EKONOMİK İLİŞKİLERİ

upa-admin 06 Nisan 2012 12.746 Okunma 0
TÜRKİYE’NİN UZAK DOĞU ÜLKELERİ (ÇİN, HONG KONG, JAPONYA, GÜNEY KORE) İLE TİCARİ VE EKONOMİK İLİŞKİLERİ

Türklerin atayurdunun Orta Asya olması nedeniyle Uzak Doğu ülkeleriyle ilişkilerimiz çok eski tarihlere dayanmaktadır. Halen bu coğrafyadaki ülkelerle ekonomik, ticari, siyasi, politik, sosyo-kültürel açılardan ilişkilerimiz, değişik şekillerde ve tarihin değişik dönemlerinde ilişkilerin seyrine göre inişli ve çıkışlı olarak tarih sahnesinde kendini hissettirmektedir. Devletler günümüzde küreselleşen dünya ve sınır tanımayan ticaret anlayışı ile gelişen teknolojinin, hızlı iletişim, ulaşım, dağıtım ağlarının ve araçlarının da yardımı ile özellikle ekonomik ve ticari alanda birbirlerini daha iyi tanımaya ve karşılıklı işbirliği imkânlarını geliştirmeye büyük gayret etmektedirler.

Türkiye, Şangay İşbirliği Teştilatı bölgesinde alternatif bir ekonomik güç şeklinde görülmemelidir. Türkiye’nin bölgedeki geniş ekonomik potansiyeli harekete geçirebilmesi için gereken durumlarda Batılı ülkeleri de içerecek bir şekilde düzenlemelerde bulunmalı ve öncü rol üstlenmelidir.[1] Dünyanın 16. büyük ekonomisi olan Türkiye’nin 2023 yılı hedefleri arasında dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer almak istemesi, doğal olarak bu hedefe ve hedeflenen yarım milyar doları aşkın ihracat hamlesine bağlı olarak Uzak Doğu ile olan dış ticaret faaliyetlerini de önemsemesi anlamına gelir. Ülkemiz sanayisinin üretmiş olduğu mal ve hizmetleri yerinde sunarak ve pazarlayarak satışı gerçekleştirmenin ön koşulu olduğundan dolayı Türkiye ve Uzak Doğu ülkeleri arasında karşılıklı uçuşlar artmıştır.

Çin tarafından düşük maliyetle üretilen mallar Türkiye’deki tüketiciler tarafından düşük bir fiyattan alıcı bulmakta ve bunun sonucu olarak yerli sanayi zarara uğramaktadır.[2] Oysa Çin’de düşük kaliteli mal ve ürünler dışında ileri teknoloji ve know-how gerektiren dünya pazarlarında alıcı bulan ürünler de mevcuttur. Özellikle enerji ve inşaat sektöründe kullandıkları malzemeler Avrupa ve Amerika’ya göre düşük işçi ücretleri, lojistik ve enerji maliyetlerinde avantajları dolayısı ile rekabet ve satış olanağına imkân kılıyor. Çin gece gündüz çalışan sanayi kolları için umarsızca muhtaç olduğu ve ihtiyacı olan enerji talebini karşılayacak petrolü İran gibi uluslararası dışlanmışlardan edinmeye niyetli gibi. Uzak Doğu ülkeleri ile karşılıklı ziyaretler, ortak toplantılar, fuarlara katılım, diyaloglar artıp geliştikçe ikili ekonomik ilişkiler ve ticarette artacak, Uzak Doğu ile olan rekabet ileride karşıklı işbirliktelikleri, ortaklıklar ve know-how transferleri ile avantaja dönüşerek, ulusların istihdam ve büyümesinde hiç şüphesiz büyük rol oynayacaktır.

Batı ile Uzak Doğu arasındaki ticaretin en önemli geçiş yollarından tarihi İpek Yolu, eski çağlardan beri birçok toplumun hayatında, ekonomik ve sosyal anlamda çok önemli yer tutmuştur. Orta Çağ’da ticaret kervanları şimdiki Çin’in Xian  kentinden hareket ederek Özbekistan’ın Kaşgar kentine gelirler, burada ikiye ayrılan  yollardan ilkini izleyerek Afganistan ovalarından Hazar Denizi’ne, diğerleri ile de  Karakurum Dağlarını aşarak İran üzerinden Anadolu’ya ulaşırlardı. Anadolu’dan deniz yolu ile veya Trakya üzerinden karayolu ile Avrupa’ya giderlerdi. Dünyanın  doğu ekseninden batıya doğru gelişen bu ticari faaliyette önceki çağlardan beri kullanılmakta olan bir yol şebekesinden yararlanılmıştır. Söz konusu yol başta değerli madenler, baharat ve ipek olmakla birlikte, küçük sanayinin gelişmesiyle porselen ve kâğıt gibi ürünler de bu yol vasıtasıyla batı dünyasına taşınmıştır.[3]

8 Ekim 2010’da, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı ile Çin Halk Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı arasında Yeni İpekyolu Bağlantısı Ortak Çalışma Grubu kurulmasına ilişkin bir mutabakat zaptı imzalanmıştır. Türkiye ile ÇHC arasındaki ticari ilişkiler 1974 yılında Pekin’de imzalanan ticaret anlaşması ile başlamıştır. Gerçekte Türklerle Çinliler arasındaki ticari ilişkiler, Orta Asya’ya kadar uzanmaktadır. Tarihi İpek Yolu Çin’de başlıyor ve bu yol üzerinde Türk devletleri bulunuyordu. Eski Türk devletleri ticaretin güvenliliğini sağlamak için komşularıyla ortak çalışmalar yapıyorlardı.[4] 21. yüzyılda ÇHC’nde başlayıp Orta Asya ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanacak modern yeni bir İpek Yolu yaratılması hep gündemde olmuş, zihinleri meşgul etmiştir. Tarihi İpek Yolu’nun canlanmasına yönelik olarak Çin’den başlayan ve Orta Asya Devletlerini kapsayarak Avrupa’ya kadar ulaşması söz konusu olan bir hızlı demiryolu projesi mevcuttur.

Türkiye’nin Uzak Doğu ülkelerinin sunduğu imkânlardan yararlanması ve coğrafi uzaklığı hiç bahane etmeden lehine çevirmesi çok önemlidir. Müteahhitlik hizmetleri açısından Asya ülkelerinin altyapı yatırım programlarının yakinen takibi gereklidir. Asya Kalkınma Bankası, İslam Kalkınma Bankası ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası ve diğer uluslararası kuruluşların finansman programlarına giren projelerin mümkün olduğu ölçüde, daha projelendirme aşamasında takip edilmesi Türkiye’nin ilgisini göstermek ve gerekli bağlantıları zamanında kurmak bakımından yararlı olacaktır. Ayrıca, Batılı ve Asyalı müteahhitlik şirketleri ile Asya ülkelerinde işbirliği imkânlarının araştırılması da önem taşımaktadır.[5] ENR the Top 225 Global Contractors list 2010-2009 çalışmasına göre 35 ülkeden 225 küresel taahhüt firması arasında inşaat, altyapı ve müteahhitlik alanında faal 54 firması ile birinci sırada yer alan Çin’in ardından Türkiye 33 firma ile ikinci, Japonya 13 firma ile beşinci ardından Güney Kore 12 firma ile altıncı sıradadır.

 

TÜRKİYE – ÇİN HALK CUMHURİYETİ

GSYİH Büyüme: % 8,4 / GSYİH: 6.460 milyar $ / Enflasyon: % 3,5 / Nüfus: 1.345,7 milyon /

Kişi Başı GSYİH: 4.800 $ [6]

Çin, Türkiye için büyük bir pazar olmakla birlikte, Türkiye, Çin için dünyada Avrupa’ya ulaşmak için bir köprü vazifesi görmektedir. Çin için ister “Yükselen Yıldız”, “Şahlanan Ejderha” veya “Uyanan Dev” desinler, gerçek olan Çin’in Afrika’dan, Körfez ülkelerine, Orta Doğu’dan pek çok Avrupa ülkesine kadar çok yoğun şekilde ticarete etki etmesi ve bunu da zaman zaman kendi finansmani ile ilgili ülkelere girerek alt ve üst yapı işlerini yaparak ülkelerin gelişmesine katkı sağlayarak, çoğu zamanda hastane, okul, vb altyapı işlerini hibe ederek güven kazanması, bunları yaparken de diğer yandan bazı imtiyazlar elde ederek enerji, maden gibi alanlarda işletme hakkı ile ülkesinin taleplerini karşılayacak zengin kaynaklara sahip olmasıdır.

Çin mallarının ucuz ve kalitesiz olduğuna dair dünyada yaygın bir kanı vardır. Keza bir diğer yaygın düşünce, Çin mallarının bir şekilde kotaları da kırıp aşarak, ülkelerin gümrüklerinden direkt Çin’den veya gerektiğinde üçüncü bir başka ülke üzerinden ithalat yapan ülkelere girerek yerel üretici ve sanayiciyi zor durumda bırakmasıdır. Pazara hâkim olma gayretinin bir ürünü de Çin’in “Made in China” yerine “Made in P.R.C.” Çin Halk Cumhuriyeti’nin İngilizce başharflerininden oluşan P.R.C. kısaltmasını yazması idi. Çin’in uyguladığı stratejik pazarlama taktiklerinden bir yenisi ise yeni kalkınma döneminde slogan olarak “Made in China” Çin’de üretilmiştir yerine “Made by China” yani “Çin tarafından üretilmiştir” şeklindedir. Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) gelişmeleri yerinde incelemek ve üye kuruluşları ile Türk iş dünyasına katkı sağlaması amacıyla Çin’in başkenti Pekin’de de bir temsilcilik ofisi açmıştır.

Çin yüzyılı çoktan başladı ve Uzak Doğu bir zamanlar Güneş İmparatorluğu olan Japonya’dan sonra şimdilerde Çin ve Güney Kore mucizesine şahitlik etmektedir. Çin ekomik sisteminin en temel aktörü ve doğal olarak kalkınmasının mucidi tek söz sahibi olan Çin devleti ve iktidardaki partidir. İMF tahminlerine göre Çin ekonomik büyüklük açısından birkaç yıl içerisinde ABD’yi geçecektir. İMF tarafından  2016 yılında Çin’in, dünyanın bir numaralı ekonomisi olacağı ve küresel ekonomideki ABD devrinin sona ereceği, Çin’in hızlı ekonomik büyüme gücüyle ABD’yi geçebileceği belirtilmiştir. İMF tahminlerine göre Çin ekonomisinin büyüklüğü bu yıl 11,2 trilyon dolardan, 2016 yılında 19 trilyon dolarlık bir büyüklüğe erişecek. Buna karşın ABD ekonomisinin bu yılki 15,2 trilyon dolarlık büyüklükten, 2016′da 18,8 trilyon dolara çıksa da Çin’in altında kalacağı düşünülüyor. İMF tahminlerine göre 2016′da ABD’nin dünya ekonomisindeki üretim payı % 17,7 olurken Çin’in payı ise % 18 olacak.[7]

Çin’de ekonomik başarının sekiz anahtarı:

A-) Çin’i Batı dünyasının değerleriyle anlamaya çalışmaktan vazgeçmek.

B-) Merkezi hükümetin gücünü ve etkisini bilmek.

C-) Doğru kaynaklardan bilgilenmek.

Ç-) Çince öğrenmek, Çince bilen eleman istihdam etmek.

D-) Çin’de bulunmak, mutlaka bir temsilcilik açmak.

E-) Sabretmeyi bilmek.

F-) Güvenilir olmak.

G-) Profesyonel danışmanlık hizmeti almak.[8]

Çin ve Türkiye dünyada yükselen iki değerdir ve her ikisi de büyük değişim yaşayan ve her geçen gün dünyada söz hakkı elde etmekte olan Asya kıtasının iki ayrı ucunda yer alan tarihi ilişkileri olan ülkelerdir. Nüfus ve yüzölçümü dâhil pekçok açıdan ekonomik verileri, satınalması ve dış pazarlara olan hâkimiyeti ile bizden büyük rakamlara sahip olan Çin ile ancak ilişkileri geliştirerek ve ülkemize fiili yatırımlarını kaydırmasını sağlayarak ve böylece ülkemizin lojistik olarak Çin için sağlayacağı avantajları anlatarak ülkemizin dünyada Çin ile rekabetinde durumu biraz olsun lehimize çevirmeyi başararak ülkemiz yetişmiş iş ve insan gücünün istihdamına katkı sağlayabiliriz.

TÜRKİYE – HONG KONG

GSYİH Büyüme: % 4,4 / GSYİH: 220 milyar $ / Enflasyon: % 2,5 / Nüfus: 7,1 milyon

Kişi Başı GSYİH: 30.820 $ [9]

“Güzel kokulu liman” anlamına gelen Hong Kong, 1 Temmuz 1997’de Çin tarafından İngiltere’den devralınır. Türkiye’nin 800’de biri büyüklüğündeki Hong Kong’da ticaret yapan firmaların ve tüm ticaret odası, birlik ve özel sektör kuruluşlarının listesine, mevzuat ve fuar bilgilerine resmi bir kurum olan Hong Kong Trade Development Council (HKTDC) vasıtasıyla erişilebilmekte olup ülkemizde de bir temsilciliği mevcuttur.Çin’den farklı olarak Hong Kong, T.C. vatandaşlarından ülkeye yapılacak seyahatlerde vize istememektedir. Hong Kong Başkonsolosluğumuz Hong Kong’un 1 Temmuz 1997’de İngiltere’den ÇHC’ne devrinden bu yana T.C. Pekin Büyükelçiliğine bağlı olarak faaliyetlerine başarıyla devam etmektedir.

TÜRKİYE – JAPONYA

GSYİH Büyüme: % 1,3 / GSYİH: 5.621 milyar $ / Enflasyon: % 0,3 / Nüfus: 126,5 milyon

Kişi Başı GSYİH: 44.440 $ [10]

Bir ada ülkesi olan Japonya, Türkiye’nin yaklaşık yarısı kadar yüzölçümüne sahiptir. Türkiye’nin Japon yabancı sermaye hareketlerinden aldığı payın iki ülke arasındaki potansiyeli yansıtmaktan uzak olduğunu söylemek mümkündür. Nüfusun hızla yaşlanmasının bir sonucu olarak sosyal güvenlik harcamaları GSYİH’nin % 20’sinden 2025’e doğru GSYİH’nin % 35’ine çıkacaktır. Bu durum Japon kamu maliyesini daha da zor durumda bırakacaktır. İMF’in 2009 yılı raporuna göre Japonya nominal milli gelir hesabına göre Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra dünyanın ikinci büyük ekonomisi, ayrıca dünyanın en büyük dördüncü ihracatçı ve beşinci ithalatçı ülkesi konumundaydı. Bunun yanında yine İMF’in 2010 yılı raporuna göre Amerika ilk sırada ve uzun süredir ikinci sırada bulunan Japonya’nın yerini Çin Halk Cumhuriyeti almıştır. Japonya’nın önümüzdeki dört sene bu yerde kalması tahmin edilmiştir.

Türkiye ile Japonya arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin en önemli unsurunu Türkiye’de bulunan Japon yatırımları oluşturmaktadır. Zira bir ülkedeki Japon firma sayısı ve faaliyette bulundukları alanlar sadece yatırım açısından değil, aynı zamanda bulunduğu ülke ile ticari ilişkilerini ve ticarete konu ürün kompozisyonunu doğrudan etkilemektedir. Japon yatırımlarının Türkiye’ye istenilen düzeyde gelmeyişinin nedenleri uzun yıllar boyunca Türkiye’de ekonomik ve politik istikrarın sağlanamaması, yüksek enflasyon, idari mekanizma engelleri, mevzuatta değişiklikler, şeffaflığın sağlanamaması ve alınan kararlarda geriye dönük uygulamalar yapılması olarak sıralanmaktadır. Japonya ile ticari ilişkilerin artması için Japon pazarındaki tüketim normlarının iyi incelenmesi, buna göre bir imaj çalışmasının yapılması ve bu doğrultuda stratejiler oluşturulmasında yarar görülmektedir. Japon firmaları arasında Türkiye’nin coğrafi-jeopolitik önemi, potansiyeli gibi konuların bilindiği, dolayısı ile Türkiye’ye ilgi duyan Japon firmalarının Türkiye’yi tanıdığı ve artık daha detaylı ve teknik bilgilere ihtiyaç duyulduğu ifade edilmektedir.[11]

Japonya, Çin ve Güney Kore’den sonra Uzakdoğu’da en çok ticaret yaptığımız üçüncü ülkedir. 2009 yılında küresel krizin etkisiyle Japonya ile ihracatımız 2008 yılına göre % 30 oranında azalarak 233 milyon dolara, ithalatımız ise % 31 oranında azalarak 2,8 milyar dolara gerilemiştir. Ülkemize Japonya kaynaklı sermaye girişi 3 milyar doları aşmıştır. Ülkemizde faaliyet gösteren Japon sermayeli ve Japon ortaklı firmaların sayısı 114’tür. Japonya, finans ilişkileri açısından Türkiye’nin önemli ortaklarından birisidir. Bu ülkeden sağlanan ihtiyaç ve kalkınma amaçlı kredilerin toplamı 8 milyar dolara ulaşmıştır. Kredilerin yaklaşık % 47’sini resmi kalkınma yardımı oluşturmaktadır. Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA)   Japonya ayrıca 1995 yılında Ankara’da açtığı Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) Ofisi vasıtasıyla ülkemizde çok sayıda teknik işbirliği projesi yürütmektedir. Üretim, ulaşım, enerji, telekomünikasyon, tarım ve tıp alanlarında bugüne kadar Japonya’da düzenlenen programlara katılan Türk uzmanların sayısı 2000’i geçmiştir. Bilimsel ve Teknik İşbirliği projeleri çerçevesinde JICA ülkemize toplam 300 milyon dolar mali destek sağlamıştır.[12] Yalnız, 2011’de yaşanan Japonya depremi ve depreme bağlı olarak meydana gelen Tsunami sonrası oluşan Fuşikama nükleer santral sızıntısı soğutma sisteminde yaşanan arıza nedeniyle uzun bir süre önlenememiş, başta Japonya ve çevre ülkeleri nükleer sızıntı dolayısı ile Japonya’yı ulusal ve uluslararası alanda çok zor duruma düşürmüştür. Yaşanan beklenmeyen felaketler sonucu Japonya, Fuşikama’nın işletmesi olan TEPCO, Türkiye nükleer santrali için verdiği teklifi geri çekmiştir. 2003 yılında Japonya’da Türkiye Yılı’yla başlayan ve 2006 başında Başbakan Koizumi’nin ülkemize yaptığı ziyaretle güçlenen ivmenin kaybedilmemesi ve bunun somut yatırım ve iş ilişkilerine dönüştürülebilmesi için Japon iş dünyasına yönelik tanıtım ve işbirliği  faaliyetlerinin arttırılması gerekmektedir.

Türkiye’de yatırım yapan ülkeler arasında sekizinci sırada yer almasına rağmen Japonya’nın Türkiye’nin Japon dış yatırımları içindeki payı % 0,25 gibi çok düşük bir seviyededir. Türkiye ile Japonya arasındaki ekonomik ve ticari ilişkiler ağırlıklı olarak Japon firmalarının girişimleriyle yürütülmekte ve bu ilişkiler ticaretin yanısıra, finans ve yatırım alanlarında da işbirliğini kapsamaktadır. Önde gelen Japon uluslararası ticaret firmalarının Türkiye’de temsilcilikleri bulunmaktadır. Uluslararası çapta iş yapan Türk firmalarının veya finansman kuruluşlarımızın ise Japonya’da temsilciliği bulunmamaktadır. Bu eksiklik, Türk ve Japon gözlemciler tarafından, Japonya’ya yönelik ihracatımız ile ikili ekonomik ve ticari ilişkilerimizin arzu edilen seviyede arttırılamamasının önemli nedenlerinden biri olarak gösterilmektedir. Türkiye’nin Japonya’daki tanıtımına olumlu katkı yapan “2003 Japonya’da Türk Yılı” etkinliklerinden sonra ihracat rakamlarımızda nisbi de olsa artış gerçekleştiği görülmektedir. 2003 yılında bir önceki yıla göre % 25.2 artışla 209 milyon dolara ulaşan ihracat, 2004 yılında da % 28.4’lük bir artış göstererek 268 milyona ulaşmıştır. 2005 yılında sadece % 7’lik artışla 286 milyon dolar olarak gerçekleşen ihracatımızın, 2006 yılında % 20.8’lik bir artışla 346 milyon dolara ulaşmıştır. Japonya’nın toplam ithalatındaki payımızın % 0,06 (onbinde altı) düzeyinde olduğu düşünülecek olursa Japonya’ya yönelik ihracatımızın gerçek potansiyelinin çok altında olduğu açıktır.[13]

2010 Türkiye’de Japon Yılı kapsamında yıl boyunca pek çok etkinlik ve program gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda DEİK, Erdal Küçükyalçın’ın “Kont Otani Kozui ve Türkiye – Cumhuriyet Dönemi Türk-Japon ticari ilişkilerinin kurulmasında bir vizyonerin rolü” adlı kitabın yayımlanmasına Türk-Japon ticari ilişkilerinin tarihi bir anısı olarak katkı sağlamıştır. Bursa’daki ‘Türk-Japon İpek Dokuma ve Boyama Fabrikası’ 4 Ağustos 1929 yılında muhteşem bir açılış ile hizmete girmiş. Seçkin davetliler İstanbul’dan Mudanya’ya özel tutulan vapurla götürülmüş. Türk-Japon iş birliğinin ilk örneği konumundaki fabrika Kont Otani Kozui (1878–1949) ile Bursa’nın ileri gelenlerinden Saffetbeyzade Memduh Bey (1877–1932)’in önderliğinde kurulur. İstanbul Milletvekili ve İstanbul Ticaret Odası’nın eski başkanı Kavalalı Hüseyin Bey de ortaklar arasında yer alır. Fabrikanın arsası ile binası Türk ortaklar, makine ve edevatları Kont Otani tarafından karşılanır. Japonya Dışişleri Bakanlığı Arşivleri’nde fabrika ile ilgili belgelere ulaşmış Dr. Aoki Girardelli. Ortaklardan Kont Otani Kozui’nin ülkedeki Nishi Hongan-ji Budist mezhebinin emekli başrahibi olduğunu hatırlatıyor: “Kont Otani, gençliğinde İpek Yolu üzerine çalışmalarıyla uluslararası düzeyde ün kazanmıştı. Gençliğinde eski İpek Yolu ile uğraşan Otani’nin ipekçilik için Bursa’ya gelmesi oldukça manidardır. Emekli rahip Otani çok zengindi aynı zamanda. Kaynaklara göre fabrikanın kuruluşunda 70.593.310 lira veriyor. Türkiye tarafı da 60.516.500 lira kadar sermeye koyuyor. Toplam 131.109.810 lirayla kuruluyor fabrika.” 1931 tarihli bir belgeye göre, Bursa İpeği’nin işlendiği fabrikada 15’i Japon, 80’i Türk toplam 95 kişi istihdam edilmiş. İki yıl gibi bir sürede de aylık üretim 5 binden 10 bin metreye ulaşmış.[14]

Japon şirketleri, 202 trilyon yen (2.5 trilyon dolar) gibi bir nakit dağının tepesinde oturuyor. Finansal haber kaynağı Japon Nikkei’e göre, ülkenin halka açık 2.400 finans dışı şirketinin yarısının hiç borcu yok. Sonuç olarak 2010 ortasında Asya’da gerçekleşen Japon işlemleri 2009′un iki katına çıkarak son dört yılın en yüksek düzeyine ulaştı. Pek çok şirket, 2011 ve sonrasındaki satın almalar için büyük meblağlar ayırdı. 2011 birçok sebepten dolayı Japon birleşme ve satınalmalarının yılı olacak. İlk sebep, ülkenin yerel ekonomisi. Ülkenin nüfusu düşüyor ve ekonomik büyüme durgun, bu durumda büyümenin en kolay yolu ülke dışına açılmak. İç tüketimi ağırlaştıran deflasyon, firmaları daha da çabuk dışarıya itiyor.Yenin güçlenmesi de Japonya’nın uluslararası alım gücünü arttırdı.Yenin değeri sadece 2010′da yüzde 10′dan fazla artarak, 15 yıldan  beri en yüksek değerine ulaştı.Bu, ülke ihracatçıları tarafından pek hoş karşılanan bir durum olmasa da, uluslararası anlaşmalara hız kazandırdı.İkinci olarak, Japon şirketleri yükselen pazarlara girmekte çok geri kaldı ve bu nedenle şimdi satın almalarla yollarını açmak durumundalar.Üçüncü bir sebepte ölçek.Japon patronlar, küresel rekabet için şirketlerin siklet yükseltmek zorunda olduğunun farkında.Japon hükümeti de birleşme ve satınalmalara destek vermeye kararlı.[15]

Türkiye ile yakın ciddi işbirliği olan Japon kuruluşları arasında ise; Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) (http://www.jica.go.jp/english/) Türkiye Ofisi, teknik işbirliğinin etkin şekilde yönetilmesi ve yürütülmesi amacıyla 1995 yılında açılmış ve açıldığı tarihten bu yana Türkiye’de Japon teknik işbirliğinin geliştirilmesine yönelik odak noktası olarak hizmet vermekte. Öte yandan Japon Kalkınma Bankası (JBIC) 1971 yılından bu yana Türkiye’ye ODA (Resmi Kalkınma Yardımı) kredileri vermekte olup toplam taahhüt miktarı 523 milyar Japon yenine ulaşan çok büyük ölçekli altyapı projelerini de desteklemiştir.Bir diğer ise Japon Dış Ticaret Teşkilatı (JETRO) (http://www.jetro.go.jp/turkey/) Japon Dış Ticaret Teşkilatı, hükümet destekli olup, Japonya ile diğer tüm ülkeler arasında karşılıklı ticaret ve yatırımı desteklemek için çalışmaktadır.

TÜRKİYE – KORE CUMHURİYETİ (GÜNEY KORE)

GSYİH Büyüme: % 3,9 / GSYİH: 1.094 milyar $ / Enflasyon: % 3,3 / Nüfus: 49,6 milyon

Kişi Başı GSYİH: 22.050 $ [16]

Güney Kore Uzakdoğu’da ikinci büyük ticaret ortağımızdır. Günümüzde Güney Kore gelişmiş ülkeler statüsünde yer almaktadır ve İMF 2010 raporuna göre dünyanın en büyük on ikinci ekonomisine sahiptir. Güney Kore Merkez Bankası verilerine göre, Asya’nın dördüncü büyük ekonomisi Güney Kore olmuştur. Güney Kore ile tarihi bir dostluğa dayanan ilişkiler, sosyal, kültürel ve spor alanındaki gelişmelerin biraz gerisinden gelerek ticari ve ekonomik ilişkilere yansımaktadır. Yine de Hyundai, Samsung, LG gibi kuruluşlarla olan kalıcı ve istikrarlı ticari ilişkilerin G.Kore’nin diğer onlarca uluslararası markası ile de karşılıklı ortaklıklara ve ülkemizde yatırıma dönüşmesi arzu edilendir.

T.C. Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanırım Ajansı’ndan alınan verilere göre Haziran 2011 itibariyle Türkiye’de yerleşik Kore ve Türk-Kore ortaklığı firma sayısı 144’tür. İki bin beş yüze yakın Türk vatandaşı (Temmuz 2010) Kore Cumhuriyeti’da ikamet etmektedir. Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) ile 1997 yılında bir mutabakat zaptı imzalamış olan Kore Uluslararası Müteahhitler Birliği (ICAK) 2010 yılında % 3,6 oranında büyümüş olan müteahhitlik sektörünün; hükümetin altyapı projelerine yaptığı 40 milyar dolarlık yatırımın 32 milyar dolarlık payını almasıyla birlikte; yeni teknolojiyle uyumlu, doğaya karşı duyarlı kent projelerinde büyük yatırım fırsatlarının oluşmuştur.

İki ülke arasında ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinde öncelikli olan unsur, Türkiye’deki Güney Kore yatırımlarının desteklenmesidir. Sadece büyük sanayi yatırımları değil aralarında otomotiv yan sanayi, elektronik ve inşaat malzemeleri gibi sektörlerin de bulunduğu pekçok alanda Güney Kore sermayesinin teşvik edilmesine yönelik olarak girişimlerde bulunulması büyük önem taşımaktadır. Güney Koreli firmaların Türkiye’yi bölgedeki tüm ülkelere ulaşabilecek bir merkez olarak değerlendirmesi bu açıdan önemli bir avantajdır. Dünya Bankası’na göre dünya’nın en büyük 15’inci, Asya’nın ise en büyük 4’üncü ekonomisi konumundaki Güney Kore, Dünya Bankası’nca her yıl açıklanan “İş Yapma Kolaylığı” (Doing Business)  2010 yılında sıralamasında 19. sırada yer alan ülke 2011 yılında 16. sırada yer almaktadır. Türkiye ve Güney Kore arasında karşılıklı yatırımların arttırılmasının yanısıra, Türk ve Güney Kore’li firmaların iş birliği içinde olarak gelişmekte olan pazarlarda müteahhitlik, hizmet, sektörlerinde iş birliği yapmaları yönünde girişimlerin önü açılmalıdır. Güney Kore Uzakdoğu’da ikinci büyük ticaret ortağımızdır. Ticaret dengesi uzun yıllardır Güney Kore lehine gelişme göstermektedir.[17] Güney Kore’de gerçekleşen dünya futbol şampiyonası kapsamında Türk milli takımının üstün başarısı ve G.Kore insanın Türkiye’ye olan ilgisi zamanla G.Kore’li firmaların ülkemize olan ilgisini arttırmış ekonomik ve ticari olarak yansımıştır.

SONUÇ

Türkiye ile Uzak Doğu özelinde ilgili ülkelerle ve hatta diğer tüm Asya-Pasifik bölgesi ülkelerle diyaloglar son yıllarda çok ivme kazanmıştır. Türkiye’de Uzak Doğu ile ilgili olarak aşağıda adları yazılı bazı resmi ve sektörel sivil toplum kuruluşları ile yoğun şekilde ikili iş heyetleri toplantıları, b2b, forum ve konefaranslar gerçekleştirilmiştir. Ülkemize yapılan resmi ziyaretler kapsamında fırsat bilinerek heyetlerin kalış süreleri içinde ayrıca değerlendirilen ve gerçekleştirilen toplantılar ve etkinlikler olsun, iki ülke kurumlarının iş adamları ve iş dünyası örgütleri ile karşılıklı yapmış oldukları karşılıklı iş ve ticaret geliştirici ve arttırıcı faaliyetler olsun, hemen hemen hepsi olumlu sonuçlarını beraberinde herkesin menfaatine yönelik olarak meydana getirmiştir, getirmeye devam edecektir. Özellikle, 2008-2011 yıllarında İstanbul’da bizzat katıldığım toplantıları gerçekleştiren ve işbirliği yapılan kuruluşlara şöyle bir baktığımızda her birinin kendi ülkelerinin önemli kuruluşları olduğunu, bu etkinliklerin büyük çoğuna ilgili ülkelerden devlet ve özel sektörden en üst seviyede katılım sağlandığını, eşlik edildiğini ve iş dünyasından bunun karşılık bularak yoğun ilgi gösterildiği gözlemlenmektedir.

Dinamik yapısı ve genç nüfusu ile, Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan, Balkanlar, Akdeniz, Karadeniz, Ortadoğu, Körfez, Afrika ve Kafkaslar’a erişim olarak en elverişli jeopolitik ülke konumuna sahip olan Türkiye’nin AR-GE, İnovasyon ve girişimcilik alanlarında kamu-özel sektör işbirliği (PPP) ile çalışmaları önümüzdeki dönemde katmadeğeri yüksek uluslararası mal ve hizmet sunan, vasıflı ve donanımlı iş ve insan gücü, modern ekipman desteği ile bölgesinde başta enerji ve inşaat sektöründe bölgesel güç haline gelmektedir. İş ve finans dünyasının saygın uluslararası yayın kuruluşu Fortune Global 500 The World’s Largest Corporation 2010’a göre Türkiye’den listede adı yer alan tek küresel kuruluş arasında özel sektörden Koç Holding iken, Çin’den 3 tanesi Hong Kong merkezli olmak üzere 46 kuruluş, Japonya’dan 71 kuruluş ve G.Kore’den 10 kuruluş yer almaktadır. Global ölçekte çokuluslu kuruluşlara sahip bu ülkelerin ülkemizdeki yatırım ve iş ortaklıklarının çok düşük seviyelerde olması ve henüz tam anlamıyla bu ülkelerin yatırım yapılacak ülkeler klasmanında Türkiye’ye yeterince yer almaması hem Uzak Doğu ile olan ticari ve ekonomik ilişkilerimizde aleyhimize bir durum teşkil ediyor, hemde direkt ve dolaylı yatırımlarda bu ülkelerin ülkemize yabancı oldukları gibi bir durum sergileniyor.

Batılılara göre her ne kadar Uzak Doğu diye uzak olarak algılansa ve Uzak Doğu kelimesi kullanılsa bile ilgili bahsi geçen devletler Batı dünyasında iyice yakınlaşmakta ve hatta ekonomik, ticari anlamda üstünlük sağlayarak dengeleri bozmaktadırlar. Bahsi geçen ülkeler kendilerini uzak doğu olarak değil dünyanın merkezinde bir yere de koyabiliyorlar. Kime göre uzak doğu ve kim uzak. Batı dünyasına göre diğer bölgeler mi Batı’ya göre uzak, orta ve veya yakın doğu şeklinde uzaklıkları derecelendiriliyor yoksa Asya ve Asya Pasifik bölgesine göre Batı’mı uzak bu başlı başına ayrı bir konudur ki siyasi ve politik açıdan değerlendirilmesinde yarar var kanısındayım.

Tarkan DENİZ

KAYNAKÇA

- Prof. Dr. Hasret Çomak, “Geleceğin Süper Gücü Çin”, Uzakdoğu’daki Entegrasyonlar ve Şangay İşbirliği Örgütü, TASAM Yayınları.

- Atilla Sandıklı & İlhan Güllü, “Geleceğin Süper Gücü Çin”, Uzakdoğu’daki Entegrasyonlar ve Şangay İşbirliği Örgütü, TASAM Yayınları.

- Dr. Fatih Anıl, Eko Sentez, Turcomoney Dergisi, Ekim 2011.

- Serdar Cengiz, Daire Başkanı, Dışişleri Bakanlığı Genel ve İkili Ekonomik İşler Genel Müdür Yardımcılığı, T.C.Dışişleri Bakanlığı resmi portalı, Uzak Doğu Bölgesi ile Ekonomik İlişkilerimize Genel Bir Bakış, http://www.mfa.gov.tr/uzak-dogu-bolgesi-ile-ekonomik-iliskilerimize-genel-bir-bakis.tr.mfa.

- The Economist & Tempo 2011′de Dünya özel sayısı, Rakamlarla Dünya – Ülkeler.

- Reuters’in 26 Nisan 2011 kaynakli haberin T.C.Ekonomi Bakanlığı İhracat Bilgi Platformu  resmi portalı yayını “IMF tahmin büyüttü: Çin, 5 yıl sonra ABD’yi geçecek…” başlıklı haberi,  http://www.ibp.gov.tr/pg/section-pg-hab.cfm?haberkodu=1100707.

- China Today Türkiye Yayını Çin’de ekonomik başarının sekiz anahtarı bülteni.

- Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Japonya Ülke Bülteni Haziran 2011.

- T.C. Dışişleri Bakanlığı resmi portalı Türkiye-Japonya Ekonomik ve Ticari İlişkileri, http://www.mfa.gov.tr/turkiye-japonya_ekonomik-ve-ticari-iliskileri.tr.mfa.

- T.C. Tokyo Büyükelçiliği Ekonomi Müşavirliği resmi portalı, http://www.hmtokyo.jp/indexturk.htm.

- Erdal Küçükyalçın, Kont Otani Kozui ve Türkiye. Cumhuriyet Dönemi Türk – Japon ticari ilişkilerinin kurulmasında bir vizyonerin rolü adlı kitabı, DEİK Yayını,  http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-26795-mek%C3%A2nlara-sinen-turk-japon-dostlugu.html.

- Kenneth Cukier, Japon Ticaret ve Finans Dan., The Economist & Tempo 2011′de Dünya özel sayısı, İş Dünyası.

- T.C.Dışişleri Bakanlığı resmi portalı, Türkiye-Güney Kore Ekonomik İlişkileri, http://www.mfa.gov.tr/turkiye-guney-kore_ekonomik-iliskileri.tr.mfa.


[1] Prof. Dr. Hasret Çomak, “Geleceğin Süper Gücü Çin, Uzakdoğu’daki Entegrasyonlar ve Şangay İşbirliği Örgütü”, TASAM Yayınları, s. 251.

[2] Atilla Sandıklı & İlhan Güllü, “Geleceğin Süper Gücü Çin, Uzakdoğu’daki Entegrasyonlar ve Şangay İşbirliği Örgütü”, TASAM Yayınları, s. 270.

[3] Dr. Fatih Anıl, “Eko Sentez,” Turcomoney Dergisi, Ekim 2011, s. 76-77.

[4] Atilla Sandıklı & İlhan Güllü, Geleceğin Süper Gücü Çin, Uzakdoğu’daki Entegrasyonlar ve Şangay İşbirliği Örgütü, TASAM Yayınları, s. 309.

[5] Serdar Cengiz, Daire Başkanı, Dışişleri Bakanlığı Genel ve İkili Ekonomik İşler Genel Müdür Yardımcılığı, T.C.Dışişleri Bakanlığı resmi portalı, Uzak Doğu Bölgesi ile Ekonomik İlişkilerimize Genel Bir Bakış,

http://www.mfa.gov.tr/uzak-dogu-bolgesi-ile-ekonomik-iliskilerimize-genel-bir-bakis.tr.mfa.

[6] The Economist & Tempo 2011′de Dünya özel sayısı, Rakamlarla Dünya – Ülkeler, s. 103.

[7] Reuters’in 26 Nisan 2011 kaynaklı haberin T.C.Ekonomi Bakanlığı İhracat Bilgi Platformu  resmi portalı yayını “İMF tahmin büyüttü: Çin, 5 yıl sonra ABD’yi geçecek…” başlıklı haberi,

http://www.ibp.gov.tr/pg/section-pg-hab.cfm?haberkodu=1100707.

[8] China Today Türkiye Yayını Çin’de ekonomik başarının sekiz anahtarı Bülteni, s.14.

[9] The Economist & Tempo 2011’de Dünya özel sayısı, Rakamlarla Dünya – Ülkeler, s.104.

[10] The Economist & Tempo 2011’de Dünya özel sayısı, Rakamlarla Dünya – Ülkeler, s. 104.

[11]  Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Japonya Ülke Bülteni Haziran 2011.

[12] T.C.Dışişleri Bakanlığı resmi portalı Türkiye-Japonya Ekonomik ve Ticari İlişkileri, http://www.mfa.gov.tr/turkiye-japonya_ekonomik-ve-ticari-iliskileri.tr.mfa.

[13] T.C. Tokyo Büyükelçiliği Ekonomi Müşavirliği resmi portalı, http://www.hmtokyo.jp/indexturk.htm.

[14] Erdal Küçükyalçın, Kont Otani Kozui ve Türkiye. Cumhuriyet Dönemi Türk – Japon ticari ilişkilerinin kurulmasında bir vizyonerin rolü adlı kitabı, DEİK Yayını,  http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-26795-mek%C3%A2nlara-sinen-turk-japon-dostlugu.html.

[15] Kenneth Cukier, Japon Ticaret ve Finans Dan., The Economist & Tempo 2011′de Dünya özel sayısı, İş Dünyası, s. 119.

[16] The Economist & Tempo 2011′de Dünya özel sayısı, Rakamlarla Dünya – Ülkeler, s. 105.

[17] T.C.Dışişleri Bakanlığı resmi portalı, Türkiye-Güney Kore Ekonomik İlişkileri, http://www.mfa.gov.tr/turkiye-guney-kore_ekonomik-iliskileri.tr.mfa.

Leave A Response »


bir + = 10