MACRON-BIDEN GÖRÜŞMESİ VE TRANSATLANTİK İLİŞKİLER

upa-admin 24 Aralık 2022 809 Okunma 0
MACRON-BIDEN GÖRÜŞMESİ VE TRANSATLANTİK İLİŞKİLER

Transatlantik ilişkilerde ABD Başkanı Joe Biden, Donald Trump döneminin aksine Avrupa ile ılımlı ilişkiler sürdürmeye devam ediyor. Biden, kendisinin Başkanlığı döneminde ABD’ye ilk “devlet ziyaretini” gerçekleştiren Fransa lideri Emmanuel Macron ile Beyaz Saray’da bir görüşme gerçekleştirdi. Biden, törende Macron’un temsil ettiği Fransa’yı “en eski müttefikimiz, özgürlük davasındaki sarsılmaz ortağımız” minvalindeki ifadelerle karşılayarak, kıta Avrupası’nın ABD açısından ne kadar elzem bir partner olduğunu vurgulamış oldu.

İki taraf, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı duyulması ve barışın sağlanması, Suriye’de IŞİD’e karşı mücadelenin sürdürülmesi ve İran’daki insan hakları ihlaline tepki verilmesi konularında mutabık kalsalar da, Avrupa’daki büyük firmalar için sorun teşkil eden ABD Enflasyon Azaltma Yasası’nın (IRA) yol açtığı anlaşmazlıklar konusunda yeterince çözüm sağlayamadılar. Bir taraftan ABD ekonomisinin yeşil dönüşümünü sağlamak ve çevreci yatırımcıları teşvik etmek, öte yandan ülkedeki cari açığı düşürüp, sanayi sektöründe istihdam alanlarını çoğaltmak gibi amaçları olan yasa kapsamında yaklaşık 400 milyar dolarlık fondan sadece ABD’de üretim yapan şirketler yararlanabiliyor; bu da dolaylı olarak AB şirketlerini olumsuz etkiliyor.

Yasa kapsamında ABD’deki üreticilere sağlanan milyarlarca dolarlık sübvansiyonlarla elektrikli otomobil satın almanın önü açılırken, Kuzey Amerika’da üretilen bataryaların kullanıldığı ve bu bölgedeki madenlerden çıkan mineralleri içeren elektrikli araçlara 7.500 dolara kadar vergi indirimi verilmesi gibi düzenlemeler yer alıyor. AB ise, vergi indirimlerini ABD’de üretilen içeriğe bağlı hale getiren yeni düzenlemenin Avrupalı otomobil şirketlerinin yanı sıra, batarya ile yenilenebilir enerji ekipmanları dahil yeşil ekonomi alanındaki üreticileri dezavantajlı hale getireceği konusunda uyarıyor. Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan bu yana enerji krizi, yüksek enflasyon ve olası resesyon endişeleriyle zaten zor bir dönemden geçen Avrupa için IRA yasasına bağlı olarak sanayinin geri kalması büyük bir tehlike olarak görülüyor. Washington’ın bu alandaki teşvikleri Avrupa’nın önemli yatırım merkezleri Brüksel ve Berlin’i rahatsız ederken, AB içinde yasanın başta Alman firmaları olmak üzere Avrupalı şirketlerin üretimlerini ABD’ye doğru kaydırmaya teşvik edeceğine dair artan bir endişe mevcut. Düşük enerji maliyetleriyle birlikte bu yasanın ABD’yi daha çekici bir pazar olarak kılabileceği düşünülürken, Avrupa’daki üst düzey şirket yöneticileri yasayı AB’nin temiz enerjiye yönelik adımlar atabilmesi için bir uyandırma hamlesi olarak görüyor.

Pandemi döneminden bu yana AB’nin stratejik otonomisini ve tedarik zincirleri konusundaki özerkliğini savunan Macron, ABD’nin stratejik otonomisinden AB ülkelerinin rahatsız olduğunu vurguluyordu. Çünkü AB ülkelerinde çevre alanında rekabet gücü çok yüksek olan ciddi şirketler yer alıyor. ABD’nin IRA yasasını hayata geçirmesiyle birlikte bu şirketlerin ABD pazarına giriş yapmalarının önü kapanmış oldu; şayet bu pazara giriş yapabilmek istiyorlarsa ABD’de üretim yapmaları gerekiyor. Macron’un ABD’ye ziyaretinin asıl amacı da, ABD’nin IRA yasa konusunda başta Fransa olmak üzere diğer AB ülkelerinin bu yasadan hariç tutulmasının sağlanması yönünde adımlar atılmasıydı. Dolayısıyla, Fransa ve AB’nin bu noktada talebi, ABD’nin enflasyonu düşürmek için hazırladığı, kapsamlı sübvansiyonlar ve vergi düzenlemeleri içeren yasa kapsamından kendi şirketlerine muafiyet edebilmek. Fakat bu konuda görüşmede tatmin edici bir konsensüs sağlanamadığını söylemek mümkün. ABD, Avrupalıların mağdur olduğunun farkında olsalar da, sübvansiyon anlaşmazlığında taviz vermeye pek istekli görünmediler. En iyi ihtimalle, Avrupalı şirketlerin tedarik zincirlerini düzenli bir şekilde ABD’ye taşıyabilmeleri için bir miktar geciktirmeyi kabul edebileceğinin ve yasa kapsamında bazı küçük ayarların yapılabileceğinin sinyalleri verilmiş oldu.

Yasa ile ilgili olarak, Başkan Biden, görüşmenin bitiminde düzenlenen ortak basın toplantısında, söz konusu yasanın sübvansiyon politikasının Avrupa ülkeleri arasında hoşnutsuzluğa yol açmasından dolayı, bu ülkelerden “özür” dilemeyeceğini vurguladı. Biden, her ne kadar yasanın içeriklerinde mikro ayarlama yapılabileceğine işaret etse de, hiçbir AB ülkesinin ilgili yasanın dışında tutulmasının hedeflenmediğine dikkat çekti. Böylece, Biden, her ne kadar Transatlantik ilişkilerin gelişmesine önem veren bir lider görüntüsü verse de, bu konuda taviz vermeyerek AB’ye sopayı göstermiş oldu.

Ukrayna-Rusya Savaşı ise, görüşmelerde ele alınan bir diğer konuydu. Biden, Beyaz Saray’da Macron ile düzenlediği ortak basın toplantısında gazetecilere Putin ile temasa geçmek için “acil bir planı olmadığını” ancak Ukrayna’daki savaşı sona erdirmenin bir yolu aranıyorsa Rus liderle konuşmaya hazır olduğunu da sözlerine ekledi. Ayrıca Putin’in diyalog kurmak istemesi halinde bunun tek başına değil, NATO müttefiklerine danışılarak yapılması gerektiğini de vurgulayan Biden, bu süreçte de çoğunluğu AB ülkelerinden oluşan NATO ile birlikte hareket edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, karar alma sürecinde Transatlantik ilişkileri önceleyen bir tutum gösterdi. Macron ise, Fransa’nın Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki barış yanlısı tutumunu, “Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne tam saygı gösterildiği sürdürülebilir bir barış istiyoruz” şeklindeki sözleriyle pekiştirdi. Bu noktada savaşın ilk patlak verdiği zamanlarda Türkiye ile birlikte Putin ve Ukrayna arasında arabuluculuk yapan Fransa, savaşın uzamasıyla beraber artık daha çok barış yanlısı olduğunu, fakat bu sulh ortamının Ukrayna’nın lehine olacak şekilde sağlanması gerektiği yönünde tavrını netleştirdi. Öte yandan da enerji kaynaklarına olan bağımlılığı nedeniyle Rusya’nın irrite edilmesine de her zaman temkinli yaklaşan Fransa, NATO’nun Rusya kapılarına kadar gelmesi ve Rusya’yı tehdit edebilecek silahların konuşlandırılmasının Putin’i rahatsız ettiğine, dolayısıyla barış ortamının sağlanması için Rusya’ya nasıl garantiler verileceğinin de konuşulması gerektiğine vurgu yaparak, Fransa’nın bu süreçte dengeli bir politika izleyeceğini bir kez daha göstermiş oldu.

Diğer yandan, taraflar; nükleer caydırıcılık, teknoloji, tedarik zinciri, uzay, enerji, iklim, biyo çeşitlilik, küresel sağlık ve gıda güvenliği, demokrasi ve insan hakları, siber güvenlik, eğitim gibi alanlarda iş birliği taahhüdüne yer verildi. Özellikle Çin’in insan haklarına saygı da dahil olmak üzere uluslararası hukuka ve küresel sisteme yönelik meydan okumasının karşısında koordineli hareket edilmesine yönelik yapılan açıklama, ABD’nin kendisine stratejik bir rakip olarak gördüğü Çin ile mücadelesinde AB’yi de yanında tutma çabası olarak okunabilir.

Macron ve Elon Musk

Macron, dünyanın en zengin iş adamları listesinde gösterilen ABD’li Elon Musk ile de görüşerek, internetin daha bilinçli kullanılması ve yeşil enerji konusunda adımlar atılması için hareket geçti. Macron ve Musk, internette çocukların korunması için kullanıcı yaşının daha iyi doğrulanması, cinsel saldırganlığa ve siber zorbalığa karşı mücadele edilmesinin yanı sıra, Fransa ve Avrupa’nın karbondan arındırılması ve temiz enerjinin yaygınlaştırılması için elektrikli araç ve pil üretimi olmak üzere geleceğin yeşil endüstriyel projeleri hakkında konuşarak Transatlantik ilişkilerde “Devlet-Özel Sektör” iş birliğinin önemine de vurgu yapmış oldu.

Sonuç olarak, Macron-Biden görüşmesi, ABD ve Avrupa arasında tam anlamıyla tüm sorunları çözmese de, uluslararası güvenlik, yeşil enerji ve kısmen de olsa AB sanayisinin gelişmesi adına elzem konuları barındırması hasebiyle Transatlantik ilişkilerin geleceği açısından sinyaller verdi. İki lider arasındaki bu yapıcı tutumun önümüzdeki dönemlerde gerek AB, gerekse de ABD açısından olumlu gelişmeleri beraberinde getireceği kuvvetle muhtemel.

           Dr. Eren Alper YILMAZ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.