TÜRKİYE’DE SİYASAL İSLAM: AK PARTİ (ERDOĞAN)-REFAH PARTİSİ (ERBAKAN) KIYASLAMASI

upa-admin 06 Haziran 2023 598 Okunma 0
TÜRKİYE’DE SİYASAL İSLAM: AK PARTİ (ERDOĞAN)-REFAH PARTİSİ (ERBAKAN) KIYASLAMASI

Siyasal İslam’ın ülkemizde sahneye çıkışı Demokrat Parti’ye hatta Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka’ya kadar dayandırılabilir. Siyasal İslam, ülkemizde, Kemalizm’in devrimci düşünce ve eylemlerinin halk tabanına çeşitli nedenle tam olarak yayılamaması ve yaşanan kültürel uyuşmazlıklara bağlı olarak, özellikle çok partili rejime geçilmesinden sonra etkili olabilmiştir. Merkez (Kemalist devlet) – çevre (halk) arasında gelişen ve kültürel kodlarla da beslenen bu karşıtlığı doldurmak amacıyla oportünist bir şekilde ortaya çıkan popülist karakterli merkez sağ hareketler ve sonrasında da Siyasal İslam akımı, genelde, kendilerini Kemalizm ve tek-parti dönemi karşıtlığı üzerinden tanımlamayı uygun bulmuşlardır. Bu nedenle de, Kemalizm’in büyük önem verdiği laiklik, ulusal birlik, devletçilik gibi temellerin bu akımlarda hedef olarak seçildiğini görüyoruz. Bu konuda merkez sağ partiler daha oportünist bir tavır gösterip bunu büyük ölçüde söylem konusu yapmış ve rejimde radikal bir değişiklik hedeflememişken, Siyasal İslam geleneği bu karşıtlıklar üzerinden kendisine yeni bir söylem belirlemiş ve daha devrimci ya da reformist bir anlayış benimsemiştir. Kendini daha gelenekçi ve muhafazakâr olarak nitelendiren Siyasal İslam hareketinin aslında birçok yönden modern ve yeni olması dikkat çekicidir. Özellikle yakın zamanda AK Parti’nin bu konularda gösterdiği tavır, Siyasal İslam’ın kendini nasıl Kemalizm karşıtlığı üzerinden modern bir şekilde tanımladığına dair iyi bir örnektir. Aslında Kemalizm’in sınıfsal kökenlerinin aranmaması, sınıflar üzeri bir resmi ideolojinin ve devletin kabul edilmesi ve devrimin tabana yayılamaması neticesinde doğan devlet-halk kopukluğunu iyi fark eden Siyasal İslamcılar, Kemalizm’in özellikle Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatı sonrasında Batı ittifakına ve dünya kapitalizmine ulanmaya çalışılmasının boşluğunu, sınıfsal politikaların ve hareketlerin de zayıflığından faydalanarak doldurmaya çalışmıştır. Bu yazıda, Türkiye’de Siyasal İslam’ın gelişmesine ve Refah Partisi ile AK Parti (Adalet ve Kalkınma Partisi) arasındaki bazı benzerlik ve farklılıklara dikkat çekeceğim.

Siyasal İslam’ın merkez sağ partilerin oportünist yapısından çıkarak kendi sesini bulması ancak 1960’ların sonunda Necmettin Erbakan tarafından kurulan Milli Nizam Partisi (MNP) ile mümkün olabilmiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından anayasanın laiklik ilkesine ve siyasal partiler kanununun 648 nolu yasasının 92, 93 ve 94. maddelerine aykırı düştüğü gerekçesiyle 1971 yılında kapatılan Milli Nizam Partisi’ni yine aynı ekibin 1972 yılında kurduğu Milli Selamet Partisi (MSP) izlemiştir (Tank, 2005: 7). Milli Selamet Partisi 1970’lerde çeşitli defalar koalisyon ortağı olarak hükümete katılma şansı yakalamış ve Siyasal İslam’ın filizlenmesi bu dönemde başlamıştır. Milli Selamet Partisi de, tüm diğer siyasal partiler gibi 12 Eylül sonrası kapatılmıştır. Bu ikinci başarısız denemeden sonra 1983 yılında Refah Partisi (RP) kurulmuştur. Refah Partisi siyasal arenada büyük bir başarı göstermesine karşın, 28 Şubat sürecinde Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmaktan kurtulamamıştır. Buna ek olarak, Refah Partisi’nin ve Milli Görüş geleneğinin doğal lideri Necmettin Erbakan ve partinin lider kadrosu 5 yıl süreyle aktif siyasetten men edilmiştir. AK Parti ise Fazilet Partisi (FP) içerisinde beliren ve Gelenekçiler’e muhalefet eden Yenilikçiler veya “Erdemliler” grubunun çabalarıyla 2001 yılında kurulmuş (bu dönemde geleneksel Milli Görüşçüler ise Saadet Partisi ile yola devam etmişlerdir) ve Kasım 2002 genel seçimlerinde büyük bir başarı elde ederek tek parti iktidarını kurabilmiştir. AK Parti, ilerleyen yıllarda da başarısını korumuş ve 2002’de geldiği iktidardan bir daha düşmemiştir.

AK Parti ve Refah Partisi’ni karşılaştırmadan önce, Daniel Brumberg’in İslami partiler hakkında yaptığı kategorizasyona bakmakta fayda var. Brumberg’e göre İslami partilerin ideolojileri Köktenci ve Militan İslamcılık, Reformist İslamcılık veya İslami Liberalizm (Liberal İslamcılık) kategorilerine ayrılabilir (Öniş, 2001: 283). Buna göre, Köktenci ve Militan İslamcı partiler, ülkede mevcut bulunan siyasal rejimi İslami bir devrimle yıkarak, yerine İslami esaslara ve Şeriat hukukuna dayalı bir rejim kurmak isteyen radikal siyasal oluşumlardır. Reformist İslamcılık, siyasal hedefleri olarak İslami bir rejim kurmak anlamında militan İslamcılıktan çok farklı olmamasına karşın, şiddeti reddetmesi ve demokratik yollarla bir değişiklik fırsatı araması bakımından Militan İslamcılık’tan ayrılır. Bu yönüyle “takiyye” tartışmalarına neden olan bu tip partilerin reformist İslamcı kimlikleri dikkat çekicidir. İslami Liberalizm veya Liberal İslamcılık ise, demokratik rejimi değiştirmeden, bireysel olarak dini özgürlüklerin geliştirilmesini ve korunmasını, bunun yanında dini inanç, fikir ve sembollerin siyasette ve kamusal alanda özgürce kullanılan bir renk olmasını isteyen siyasal partilerin benimsediği ideolojidir. Bu yönüyle bir Şeriat devleti kurma hedefleri yoktur, ancak Fransa tipi katı laiklikle de ciddi problem içerisindedirler. Her ne kadar medyada uzun süre gündemde kalmış “kanlı mı kansız mı olacak” benzeri talihsiz açıklamalar yapmış olmasına karşın, Milli Görüş’ün doğal lideri Necmettin Erbakan (1926-2011) ve Refah Partisi ileri gelenleri, genel itibariyle Reformist İslamcılık, yani İslamcı bir rejimi demokrasi yoluyla kurmak çizgisine yakın siyasal figürlerdir. AK Parti ise, ilk yıllarında yerleşik laik sistemle yaşadığı ciddi problemlere ve partinin gizli bir ajandası olduğu yönündeki şüphelere rağmen, şu ana kadar açıkladığı ve gösterdiği hedefler esas alınırsa Reformist İslamcılık ve İslami Liberalizm arasında bocalayan, ancak İslami Liberalizm’e daha yakın bir siyasal parti olarak tanımlanabilir.

Refah Partisi 1980’lerde siyasal güç yarışında uç noktada kalmış zayıf bir parti de olsa, 12 Eylül’ün getirmeye çalıştığı ve sol hareketi kırma amaçlı muhafazakârlık ortamında yavaş yavaş güçlenmeye başlamıştır. Rejime yönelik tepkiler sol hareketin kırılmasıyla beraber İslamcı çizgiye kaymaya başlamış ve özellikle fakir semtlerde, gecekondu mahallelerinde İslamcı hareket güçlenmiştir. Merkez sağ çizgideki ANAP Genel Başbakanı ve Başbakan Turgut Özal’ın enflasyonist politikaları nedeniyle ciddi ekonomik problemleri bulunan ve şehre sağlıklı bir şekilde eklemlenememiş kenar mahallelerde oturan “göçmen” şehirli yoksullar, Refah Partisi’nin öncelikli oy hedefi olmuş ve Erbakan da “adil düzen” söylemiyle onlara hitap etmeye çalışmıştır. Bu aşamada Siyasal İslam’ın merkez sağ geleneği ve sonradan benimseyeceği ekonomi politikasıyla çelişerek daha anti-kapitalist bir duruşunun olduğunu söylemek de mümkündür. Ancak bunun da sadece söylem düzeyinde kaldığını belirtmek zorundayız. Zira Refah Partisi, kapitalist üretim tarzını reddetmediği gibi, İslamcı burjuvazinin güçlenmesine büyük katkıda bulunmuş ve “Anadolu Kaplanları” ardı ardına büyümeye başlamıştır. Dış ticaret anlayışını da reddetmeyen Refah Partisi, bu konuda iş birliği yapacak ülkeleri Batılı yerine İslami rejimler arasından seçme gayreti göstermiştir. Refah Partisi, dini söyleminin yanı sıra sosyal politikalara da büyük önem vermiş, eski “şanlı” Osmanlı günlerine atıfta bulunmuş ve özellikle “temiz siyaset”ten söz etmiştir (Özbudun, 2000: 87). Erbakan, dış politika alanında da D-8 vizyonu doğrultusunda Ortadoğu ülkelerini ziyaretleri ve ekonomik ve siyasi iş birliği için tercih etmiş ve Batı ile olan ilişkilerini kısıtlamaya çalışmıştır. 1995 genel seçimleri sonrası kurulan Refahyol hükümeti, Kuran kurslarını ve İmam Hatip Okulları’nı yaygınlaştırmaya çalışmış ve bunda oldukça başarılı olmuştur. Ayrıca iş saatleri Ramazan ayında iftar vaktine göre ayarlanmış ve kamusal alanlarda (üniversitelerde) türban takılması Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına rağmen şiddetle desteklenmiş ve savunulmuştur. Libya ziyaretinde yaşadığı skandal nedeniyle zaten zor durumda bulunan Başbakan Erbakan, Ramazan süresince evine çeşitli şeyh ve tarikat liderlerini toplayarak daha da tepki çekmiştir. Bu olayların sonrasında hepimizin gayet iyi bildiği ve yarın tarihte yaşadığı 28 Şubat süreci gelişmiştir. Haziran 1998 yılında Refah Partisi laikliğe karşı faaliyetler yürüttüğü kararıyla Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmıştır (Özdalga, 2002: 134). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de daha sonra aldığı kararla Refah Partisi’nin sistemi zor yoluyla değiştirmek isteyen bir parti olduğunu ve demokrasi ile insan haklarının görmezden geldiğini belirterek kapatılma kararını onaylamıştır. Yine de, genel tabloya baktığımızda, Refah Partisi’nin bu aşamada kitlesel şiddet eylemleri organize etmediğini ve bu nedenle Militan İslamcılıktan çok Reformist İslamcı bir parti olduğunu söylemek mümkündür.

AK Parti ise, Milli Görüş geleneğinden gelenlerin özellikle lider kadrosunda ağırlıkta olmasına karşın merkeze daha yakın durmaya çalışan bir “şemsiye partisi” görünümünde oluşturulmuştur. Partinin kurulma sürecinde önemli isimlerinin “muhafazakâr demokrat” ve -Alman Hıristiyan Demokratlarına referansla- “Müslüman demokrat” gibi kavramlar kullanmaları bu nedenledir. Zaten partinin kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan da, partisinin “inançlı ancak laikliğe bağlı kişiler tarafından kurulduğunu” dile getirmiştir (Heper, 2006: 8). Ancak Türk siyasal hayatında daima sorun yaratmış kamusal alan-özel alan ayrımı ve dini söylemlerin sınırı tartışmaları AK Parti’nin de laik rejimle ilişkilerinde sorunlar yaratmıştır. Özellikle Fransa tipi dinin devlet kontrolünde tutulduğu katı bir laiklik anlayışının ülkemizde geçmişte yaşanan olayların etkisiyle haklı gerekçelerle kabul edilmiş olması ve AK Parti’nin sekülarizmi bu anlayışın dışında yorumlama çabaları 2000’lerde AK Parti ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) arasında sık sık rejim krizlerine neden olmuştur. Ancak AK Parti, bir yandan da Türkiye ekonomisini küresel kapitalizme iyice entegre etmeye çaba göstererek ve özellikle Avrupa Birliği ilişkilerinde fazlasıyla “Batıcı” bir politika belirleyerek liberal çizgisini korumaya gayret etmiştir. AK Parti için Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile olan ilişkiler de çok önemli olmuş ve yaşanılan çeşitli krizlere rağmen Recep Tayyip Erdoğan sık sık ABD ile olan stratejik ortaklığımızdan bahsetmiştir. 1 Mart tezkeresi reddedilmesine karşın, AK Parti’nin lider kadrosu başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bunun kabulü için çaba göstermiş, ancak yine de parti içi demokrasinin bir gereği olarak kararı milletvekillerine bırakmışlardır. AK Parti, ordudan dini eğilimleri nedeniyle uzaklaştırılan askerler konusunda da tepkili olmuş ve demokratik uyumun dinamik bir süreçte yakalanabileceğini vurgulamıştır. Ancak özünde bir meslek okulu türü olan İmam Hatip Okulları mezunu kişilerin üniversiteye giriş sınavlarında uğradıkları puan kaybı konusunda bir değişikliğe gitmek isteyen AK Parti, askeri ve laik rejimin uyarısı üzerine bu konuda başlarda ayak dirememiş ve zaman içerisinde güç kazandıkça sistemi dönüştürmeye çalışmıştır. Benzer şekilde, başörtüsü veya türban yasağı konusunda da rejimle kriz yaşanmasını istemeyen AK Parti lider kadrosu ve milletvekilleri, başlarda çeşitli resmi davetlere eşleri olmadan katılmışlar ve zaman içerisinde sistemde güç kazandıkça amaçlarını gerçekleştirmişlerdir.

Tüm bu nedenlerle, AK Parti’nin ve özellikle de Genel Başkanı Erdoğan’ın hâlâ fazlasıyla ideolojik (İslami) bir tarafı bulunmasına karşın (bunun en güncel örneği İslam’da haram olarak faiz konusundaki ısrarıdır), çeşitli konularda ısrar etmemesi neticesinde “İslami liberal” bir parti olarak tanımlanması sanıyorum doğru olacaktır. Daha önce de belirttiğim gibi, kendini Kemalizm ve Cumhuriyet esasları karşıtlığı üzerinde tanımlamak düşüncesi de AK Parti için oldukça geçerlidir. Parti, devletçi geleneği bir tarafa iterek özelleştirmeler gerçekleştirmiş, Erdoğan döneminde Kemalist dış politika esasları terk edilerek, küresel düzenin dayattığı daha liberal bir anlayış benimsenmiş, ulusal bütünlük konusundaki sert duruş alt kimlik ve benzeri tartışmalarla yumuşatılmış ve kamusal alan tartışmalarıyla İslam’ın ve dinin siyasal-toplumsal hayattaki alanı genişletilmeye çalışılmıştır. Sonuçta, AK Parti’nin 2002’den 2010’lara kadar daha çok Reformist İslam ve İslami Liberalizm arasında gezinen bir parti olduğunu, ancak İslami Liberalizme daha yakın durduğunu söylemek mümkündür. Ancak AK Parti’nin 2015’ten sonra parlamenter sistemden cayarak çok farklı bir yönde ilerlediği dönem bu analizde konu edilmemiştir.

Tüm bu bilgiler ve saptamalar ışığında, AK Parti ve Refah Partisi’ni son tahlilde karşılaştırmak gerekirse üç noktada önemli farkları bulunduğunu belirtmek mümkündür. Birinci olarak, dış politikada Refah Partisi Batı’ya her zaman kuşku ile yaklaşmış olmasına karşın, AK Parti özellikle ilk yıllarında Batı ile işbirliği içerisinde olmuştur. Büyük Orta Doğu Projesi ve Irak Savaşı ile somutlaşan saldırgan Amerikan dış politikası Türk halkından büyük tepki görmesine karşın, AK Parti bu konuda genelde yatıştırıcı bir pozisyon benimsemeye çalışmıştır. AK Parti’nin bu anlamda Batı ile Doğu arasında uzlaştırıcı bir rol oynamaya çalıştığını söylemek doğru olacaktır. İkinci büyük farklılık, İmam Hatip Okulları konusundadır. Refah Partisi bu konuda ısrarcı bir tutum sergilerken, AK Parti’nin uyarıları dikkate aldığı ve adımlarını bir rejim krizi yaratmadan atmaya çalıştığını söylemekte fayda var. Bu anlamda, AK Parti ve Erdoğan, ancak yeterince güçlenip sistemde hâkim konuma gelince bu tarz konularda ileri adımlar atma prensibini benimsemiştir. Bir üçüncü farklılık ise, türban konusundadır. Refah Partisi bu konuda da ısrarcı ve istediğini ne pahasına olursa olsun yapmaya kararlı bir tavır takınır ve rejimle hemen kriz yaşarken, AK Parti de bu konudaki görüşlerini dile getirmekten kaçınmamış, ancak sistemde hâkim olmadan rejimle kavga etmemeye gayret etmiştir. Bu bağlamda, AK Parti dini daha bireysel merkezli tanımlarken, Refah Partisi ise bu konuda toplumsal bir anlayışı savunmuş ve toplumsal uzlaşma olmadan istediklerini gerçekleştirmek istemiştir. Bu nedenlerle, AK Parti ve Refah Partisi aynı kökten gelmelerine ve ortak noktaları bulunmasına karşın birbirinden ayrılan siyasal oluşumlardır. Ancak Reformist İslam niteliği iki partiye de hâkim olup, bu konuda taktiksel olarak AK Parti daha akılcı ve demokratik yöntemlerle hareket etmeyi bilmiş, RP ise aceleci ve kavgacı tavrıyla başarısız olmuştur.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

KAYNAKÇA

  • Heper, Metin (2006), “A Democratic-Conservative Government by Pious People: The Justice and Development Party in Turkey”, The Blackwell Companion to Contemporary Islamic Thought (ed. by Ibrahim M. Abu-Rabi), New York: Blackwell.
  • Öniş, Ziya (2001), “Political Islam at the Crossroads: From Hegemony to Co-Existence”, Contemporary Politics, Cilt 7, Sayı: 4, ss. 281-298.
  • Özbudun, Ergun (2000), Contemporary Turkish Politics: Challenges to Democratic Consolidation,Boulder and London: Lynne Reinner Publishers.
  • Özdalga, Elizabeth (2002), “Necmettin Erbakan: Democracy For the Sake of Power”, Political Leaders and Democracy in Turkey (ed. Metin Heper & Sabri Sayarı), Lanham, Md.: Lexington Books.
  • Tank, Pınar (2005), “Political Islam in Turkey: A State of Controlled Secularity”, Turkish Studies, Cilt 6, Sayı: 1, ss. 3-19.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.