PAKİSTAN-SUUDİ ARABİSTAN SAVUNMA İŞ BİRLİĞİ ANLAŞMASI VE OLASI SUUDİ NÜKLEER PROGRAMI HAKKINDA BİR ANALİZ

upa-admin 18 Eylül 2025 721 Okunma 0
PAKİSTAN-SUUDİ ARABİSTAN SAVUNMA İŞ BİRLİĞİ ANLAŞMASI VE OLASI SUUDİ NÜKLEER PROGRAMI HAKKINDA BİR ANALİZ

Giriş

2025 Eylül’ünde Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması (Strategic Mutual Defense Agreement), bir tarafa yapılan saldırının diğerine yapılmış sayılacağını hükme bağlayarak iki ülke arasındaki askeri iş birliğini yeni bir aşamaya taşımıştır. Aynı dönemde Suudi Arabistan’ın nükleer enerji ve yakıt döngüsü alanındaki atılımları, Riyad’ın yalnızca sivil enerji üretimiyle sınırlı kalmayan, gerektiğinde caydırıcılığa da yönelebilecek bir strateji izleyebileceğine dair tartışmaları yoğunlaştırmaktadır. Bu gelişmeler, Ortadoğu ve Güney Asya güvenlik dengelerinde köklü değişimlere yol açabilecek potansiyele sahiptir.

Tarihsel ve Stratejik Arka Plan

Pakistan ile Suudi Arabistan arasındaki yakınlık, 1970’lerden bu yana ekonomik yardımlar, iş gücü transferi, enerji tedariki ve savunma iş birliği üzerinden şekillenmiştir. Pakistan’ın nükleer silah sahibi tek Müslüman ülke olması, Riyad’ın İran karşısında ihtiyaç duyduğu caydırıcılık için kritik bir unsur olarak görülmüştür. Suudi Arabistan ise, enerji çeşitlendirme amacıyla yıllardır nükleer teknolojiye yatırım planları yapmış, 2024’te Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’yla (IAEA) kapsamlı denetim anlaşması (CSA) imzalama niyetini açıklayarak daha sıkı gözetim rejimine geçme sinyali vermiştir.

Anlaşmanın Kapsamı ve Önemi

Savunma paktı; ortak tatbikatlar, istihbarat paylaşımı, lojistik destek ve gerektiğinde müşterek askeri operasyonu içerecek şekilde düzenlenmiştir. En kritik madde ise “birine saldırı, diğerine saldırıdır” prensibidir. Bu, Körfez’de ABD güvenlik garantilerine yönelik tereddütlerin arttığı bir dönemde, Riyad’ın güvenlik ağını çeşitlendirme arayışını yansıtır. Pakistan açısından ise, Suudi finansmanı ve bölgesel nüfuz artışı büyük kazanç anlamına gelir.

Suudi Arabistan’ın Nükleer Programı

Riyad, iç enerji talebini karşılamak ve ihracata daha fazla petrol ayırmak amacıyla nükleer enerjiyi stratejik öncelik ilan etmiştir. Ancak “yellowcake” üretimi, uranyum zenginleştirme ve tam yakıt döngüsüne erişme hedefi, özellikle İran’ın nükleer faaliyetleriyle birlikte düşünüldüğünde, bölgesel yayılma kaygılarını güçlendirmektedir. Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın “İran nükleer silaha sahip olursa biz de oluruz” açıklaması, bu endişelerin en açık ifadesidir.

Stratejik Motivasyonlar

Suudi Arabistan için:

  • İran’ın nükleer ve bölgesel etkisine karşı caydırıcılık,
  • ABD güvenlik taahhütlerindeki belirsizliklere alternatif arayışı,
  • Enerji güvenliği ve teknoloji transferi,
  • Bölgesel liderlik ve itibar.

Pakistan için:

  • Suudi finansmanıyla ekonomik istikrarı desteklemek,
  • İslam dünyasında “güvenlik sağlayıcı” rolünü güçlendirmek,
  • Savunma sanayi ve teknoloji kapasitesini genişletmek.

Riskler ve Fırsatlar

Bu iş birliği önemli kazanımlar sunsa da, ciddi belirsizlikler de taşır:

  • Fırsatlar: Ortak savunma kapasitesi, enerji güvenliği, diplomatik pazarlık gücü.
  • Riskler: Nükleer yayılma tehlikesi, uluslararası yaptırımlar, Pakistan’ın iç siyasi kırılganlığı, bölgesel silahlanma yarışı.

Olası Senaryolar

Aşağıdaki senaryolar, Suudi nükleer programının ve savunma ittifakının geleceğine dair üç temel yol haritasını metin hâlinde özetler:

a) Sivil Program ve Tam Denetim Senaryosu
Suudi Arabistan, bu senaryoda nükleer enerjiyi yalnızca elektrik üretimi ve bilimsel araştırma için kullanır. IAEA’nın kapsamlı denetimi ve ilave protokoller uygulanır. Pakistan-Suudi ittifakı, askeri savunma ve lojistik iş birliğiyle sınırlı kalır.

  • Olumlu yönler: Enerji arz güvenliği artar, uluslararası meşruiyet güçlenir, bölgesel gerilim düşer.
  • Olumsuz yönler: Yüksek maliyet ve kamuoyu beklentileri, İran’ın tepkisiyle sınırlı diplomatik sürtüşmeler.

b) Nükleer Şemsiye/Dolaylı Caydırıcılık Senaryosu

Resmen silah geliştirilmez, ancak Pakistan’la savunma anlaşması Suudi Arabistan’a dolaylı bir nükleer caydırıcılık sağlar. Uranyum zenginleştirme kapasitesi korunur, gerektiğinde teknolojik destek beklentisi oluşur.

  • Olumlu yönler: Bölgesel rakiplere karşı caydırıcılık, ABD ile pazarlık gücünün artması.
  • Olumsuz yönler: Yayılma kaygıları, uluslararası baskılar ve yaptırım riski, İsrail ve İran’la ilişkilerin gerilmesi.

c) Tam Nükleer Silahlanma Senaryosu
Riyad silah yapımına yönelir, yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum ve füze sistemleri geliştirir. Pakistan’la ittifak, nükleer kapasitenin caydırıcı unsur olarak kullanılmasını mümkün kılar.

  • Olumlu yönler: En üst düzey caydırıcılık ve stratejik bağımsızlık.
  • Olumsuz yönler: Bölgesel silahlanma yarışı, ağır yaptırımlar, diplomatik izolasyon, iç güvenlik ve nükleer sızıntı riskleri.

Bu üç yol haritası, Riyad’ın hangi rotayı seçeceğinin yalnızca teknik değil, aynı zamanda diplomatik ve ekonomik maliyetlere de bağlı olacağını göstermektedir.

Bölgesel ve Küresel Tepkiler

İran, Suudi-Pakistan ittifakını kendi güvenliğine açık tehdit olarak görerek balistik füze ve vekil milis faaliyetlerini arttırabilir. İsrail ise, Riyad’ın nükleer kapasite kazanma olasılığına karşı daha sert güvenlik önlemleri alabilir. ABD, Çin ve Rusya gibi büyük güçler ise Körfez’deki nüfuz dengelerini yeniden değerlendirmek zorunda kalacaktır. Hindistan ise, Pakistan’ın bu süreçteki rolü nedeniyle savunma doktrininde revizyona gidebilir.

Sonuç

Pakistan–Suudi Arabistan savunma iş birliği ve Suudi Arabistan’ın nükleer programı, yalnızca iki ülkenin değil, tüm Ortadoğu ve Güney Asya’nın güvenlik mimarisini yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir. Riyad’ın sivil enerji hedeflerinin uluslararası denetimle uyumlu kalması, bölgesel istikrar açısından kritik önem taşımaktadır. Aksi hâlde, nükleer yayılma riski yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilir ve hem Suudi Arabistan, hem de müttefikleri için ciddi diplomatik ve ekonomik bedeller doğurabilir.

Türkiye ve benzeri bölgesel aktörler için bu süreç hem stratejik iş birliği fırsatları, hem de dikkatle yönetilmesi gereken güvenlik riskleri yaratmaktadır. Dolayısıyla, diplomasi, şeffaflık ve çok taraflı denetim mekanizmaları bu yeni güvenlik denkleminde belirleyici unsurlar olacaktır.

Oğuzhan MANİOĞLU

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.