Giriş
Tarihler TBMM Genel Kurulu’nun toplanma tarihi olan 1 Ekim 2024 gününü gösterdiğinde, TBMM tarihinde nadir yaşanan olaylardan birisine tüm toplum aynı anda şahit oldu. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin DEM Parti sıralarına yönelerek, parti yöneticilerinin ellerini sıkması ve yeni yasama yılı adına tebrik etmesi büyük dikkat çekti. Ekim ayı içerisinde yine MHP lideri Bahçeli’nin partisinin grup toplantısında “Öcalan, meclise gelerek DEM Parti grup salonunda konuşsun ve örgütü fesh ettiğini açıklasın ve umut hakkından yararlanma hakkı doğsun” minvalinde açıklaması ile deyim neredeyse herkes şok oldu. Bu şok oluş, gelen talebin içeriğinden ziyade talebi Türk siyasetinde en son dile getirmesi muhtemel kişinin söylemiş olmasındandı. İlk şokun ya da ilk tepkilerin yerini soğukkanlı düşünceye bırakması ile bu sözlerin boş olmadığı ve boş yere söylenmediği ve neden MHP lideri Bahçeli tarafından söylendiği daha net anlaşıldı. Bu süreç yeni bir çözüm süreci değil, “Terörsüz Türkiye” süreci idi ve süreç artık geri dönülmez bir tarihin yazımına işaret ediyordu.
Bir yılını tamamlayan süreçte neler yaşandı?
Mecliste temsil edilen ve edilmeyen partilerin büyük bir kısmı sürece destek verdiğini ve ellerinden geleni yapacaklarını açıkladı. Başta ana muhalefet CHP olmak üzere temsil oranı yüksek siyasi partilerin bu sürece destek vermesi büyük bir ivme kazandırdı. Örgüt lideri Öcalan’ın çağrısı ile silah bırakan örgüt, yaz aylarından simgesel silah yakma görüntüleri ile bu süreçte artık kararlı olduklarını ilan etmiş oldular. Ağustos ayında TBMM de kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” ise artık sürecin TBMM çatısı altında ve tamamı tutanaklara yansıyacak şekilde devam edeceğini gösterdi. Komisyon kurulduğu günden bugüne yaptığı birkaç gizli toplantı dışında tamamını kamuoyu önünde gerçekleştirdi ve çeşitli alanlardan kişi ve kurumları dinledi. Komisyon’un İmralı adası ziyareti bir nevi krize neden olsa da, üç Komisyon üyesinin adaya giderek örgüt lideri ile görüşmesi Komisyon adına gerçekleşti ve tutanaklarda yerini aldı.
Geldiğimiz noktada artık Komisyon dinleme faaliyetlerini nihayete erdirip, yasama faaliyetlerine geçme noktasına gelmiş bulunmaktadır. Komisyon üyesi siyasi partilerin ayrı ayrı yasama tekliflerini Komisyon’a sunmaları ve neticesinde hazırlanacak Komisyon raporunda bu yasa taleplerinin meclisi sunulacağı bilinmektedir. Gözle görünen bir gerçek ise, bir yılı aşkın zaman dilimi geçmesine rağmen sürecin halen istenilen sonuca ulaşmaması ve istenildiği gibi süratli yol almamasıdır. Bu noktada aslında “süreçten rahatsız olanlar ya da süreci baltalayanlar olduğu” düşüncesi gündeme gelse de, gözle görünür bir şekilde açıkça karşı çıkan bir Komisyon üyesi grup yada kişi bulunmamaktadır.
Peki bu süreci bu denli uzatan etkenler nelerdir? Tek başına Suriye’de yaşanan gelişmeleri öne sürmek yeterli olur mu? Suriye de var olan YPG güçlerinin merkezi Şam hükümeti ile yaptığı mutabakata bağlı olması ve tüm silahlı güçleri ile merkezi hükumete katılması talep olunmakla birlikte, bu katılımın halen tam olarak sağlanmadığı hususunda sahadan gelen istihbarat raporlu bu sürecin gecikmesinin tek engeli midir? Öyle görünüyor ki, Suriye de yaşananlar bir etken ancak tek etken yada en önemli etken değil. Özellikle medya da yer alan yorumlara baktığımızda, sürece destek veren siyasi gruplarda olmasına rağmen hâlâ sürece mesafeli olan ve doğrudan destek vermeyen kişileri görmekteyiz. Bu kişiler, siyasetçi, gazeteci, köşe yazarı yada başka unvanlara sahip olmakla birlikte ortak noktaları sürece muhalif yada mesafeli olmaları. Bu mesafenin aslında bir doğrudan karşı çıkış mı olduğu yada bir süre sonra süreç başarısız olursa “bakın ben demiştim” demenin gururunu yaşamak arzusu mu olduğu tartışılır.
Meclis Komisyonu’nun bütçe görüşmeleri akabinde yasa tekliflerini Komisyon’a sunmaları ve Komisyon’un son raporunu hazırlayıp, 40 yılı aşkın süredir onlarca cana mal olmuş olan terör belasını artık ülke gündeminden tamamen çıkaracak yasal adımları atılır hale getirmesi ile Komisyon’da tarihi görevini tamamlayacaktır. Bu tarihsel süreçte, bu Komisyon’un kurulması her konunun meclis çatısı altında çözülmesi büyük bir öneme sahipti ve başta Meclis Komisyonu üyeleri olmak üzere emeği geçen herkes bu öneme uygun hareket etti ve tarihte yerlerini almaya hak kazandı.
Dünyada yaşanan örneklerde olduğu gibi, terör örgütlerinin feshi ve sonrasında yapılan yasal düzenlemeler ve atılan adımlar bu sorununun bir daha doğmayacak şekilde nihayete ermesini amaçlamaktadır. Ülkemizde de barışın ve kardeşliğin şafağı ağır ağır sökmektedir. Terör belasından ve bu belanın sonuçlarından ülkemiz ve bölgemiz tamamen kurtulacak ve büyük bir barış tesis edilecektir. Bu uğurda emek veren ve tarihi sorumluluk alan tüm siyasi lider ve aktörlerde unutulmayacak ve tarihteki yerlerini alacaktır. Zor olan barışı tesis etmek değil, devam ettirmektir. Bu sebeple meclis Komisyon’un önereceği tüm yasal düzenlemeler tesis edilecek barışın devam etmesi ve sona erecek terör belasının yeniden hortlamaması adına kalıcı olmalıdır. Komisyon’un bir diğer tarihi görevi ise terörden meselesinden bağımsız olarak, Komisyon adına geçen demokrasi kavramına uygun adımların atılmasına da ön ayak olmaktır.
KHK meselesinin hiç gündeme gelmemesi ya da kalıcı çözümler dışında birkaç geçici düzenleme ile ötelenmesi bu barış ve kardeşlik misyonuna ters düşer, öyle ki kendisini fesih eden terör örgütü üyelerine karşın yapılacak yasal düzenlemelerde bu hususta göz önüne alınmalıdır. Ayrıca demokrasi bir grup ya da zümreye değil ülkenin tüm yurttaşlarına has bir durum olduğunda sorunlar çözülür.
Bir diğer mesele; Genel Af meseledir ki; Meclis Komisyonu’nun yasama faaliyetlerinde belki de önemle üzerinde durması gereken en hassas başlıktır. Cezaevlerinde yaşanan yoğunluk ve 150 bine yaklaşan kapasite fazlası ile artık yaşam hakkına müdahale alanı haline gelen cezaevi yoğunluğuna bir çözüm bulunması büyük önem taşımaktadır. Geçici infaz düzenlemeleri ile bu işin çözülmeyeceği tarihsel örneklerle ortadır, kalıcı infaz düzenlemeleri ve infaz kanununda yapılacak köklü düzenlemeler ile bu sorun kökten çözülebilecektir. Genel Af başlığında tüm siyasi partilerin temkinli olması ve doğrudan görüş bildirmemesi anlaşılır bir durumdur. Şöyle ki; toplumda infiale yol açan suçlardan “kadına ve çocuğa karşı işlenen suçlar, kasten öldürme, işkence” gibi suçlara af verilmesini hiçbir siyasi parti ya da figür kesinlikle isteyemez ya da yasa teklifine destek veremez. Burada izah etmeye çalıştığımız husus tamda budur, toplumda infiale yol açmamış suçların tamamının içerisinde olduğu ve ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine destek olacak maddelerinde içinde olduğu bir af kanunu acilen ve öncelikle meclise gelmeli ve yasalaşmalıdır. Bu meselenin tek çözümü tabi olarak af değildir, af yasasından yararlanıp yurda dönecek olan kişilerin demokratik siyaset yapabilmesi için siyasi partiler kanunu ve bir dizi kanunda daha değişikliğe gidilmelidir. Demokrasi çatısı altında siyaset yapacak tüm kişi ve grupların ayrım gözetilmeksizin bu kanunlarda yer alması ve yararlanması bu süreci taçlandırarak nihayete erdirecektir.
Sonuç
Unutulmamalıdır ki tarihi cesurlar yazar ve zor anlarda risk alıp tüm sorumluluğu ile olayın üstüne gidenler cesurdur. Bu sürecin başlamasında, Komisyon aşamasında ve başarı ile tamamlandığında sonunda, bu sürecin aktif rol oynayanları cesur siyasetçiler payesi ile tarihteki yerlerini alacaktır. ‘Terörsüz Türkiye’ süreci, bir yılı aşan bir zaman dilimini geride bırakmakla birlikte artık ağır ağır sonuca ve başarıya doğru ilerlemektedir.
Kapak fotoğrafı: Euronews
Ali İzzet KEÇECİ

























































