TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNDE SONA GELİRKEN

upa-admin 09 Mayıs 2026 226 Okunma 0
TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNDE SONA GELİRKEN

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli kavşaklarından biri olan “Terörsüz Türkiye süreci”, geride bıraktığı zaman zarfında önemli aşamalar kaydetmekle birlikte hâlâ istenilen sonuca varamadı. Şüphesiz bunda iki tarafında kendince makul ya da geçerli mazeretleri olsa da, sürecin hala yasal düzenleme aşamasına geçmemesi büyük bir eksiklik olarak karşımızda duruyor.

Yasal adımların atılması ve artık sürecin yasal bir zemine oturtulması bu sürecin başarıya ulaşmasında ve artık geriye dönülmeyeceğinin garanti altına alınmasında büyük bir önem taşımaktadır. Siyasi irade açısında baktığımızda;

– Silahların tamamen teslim edilmesi ve örgüt adına faaliyet gösteren/gösterecek örgüt üyelerinin teslim olması,

– Örgüt adına eylemlerde kullanılan mağaraların ve diğer meskenlerin boşaltılması,

– Üst düzey yönetici ve yurtdışı yapılanmasının yöneticilerinin teslim olması.

Bu ve benzeri taleplerin hükümet ve siyasi irade tarafından dile getirilmesi ve sürecin en başından beri bir al/ver süreci olmadığı, bu yüzden örgütün bu talepleri tamamen yerine getirmeden bir yasal adım atılmayacağına dair sözleri sürecin gidişatında büyük bir kırılmaya yol açtı. Öyle ki; örgüt ve yöneticileri tarafından dile getirilen yasal düzenlemeler yapılmadığı sürece, silah bırakmanın da, teslim olmanın da, sembolik manada kalacağı ve örgütün faaliyetlerinde kullandığı mekan ve yerleşkelerden çekilmeyeceği gibi sözler dile getirildi.

Bu noktada baktığımızda, sürecin karşılıklı al/ver süreci olmadığı konusunda ısrara dayanan ve ülkemizin 40 yılı aşkın süredir başına dert olmakla birlikte, çözümü noktasında artık iyice sona yaklaşılan sürecin nasıl ivme kazanacağı bir noktada düğümlenip kaldı. Bu aşamalardan sonra nasıl başarıyla sonuçlanacağı konusunda iki tarafında kendince bazı başlıklarda ciddi adım atıp sonuca da bu ciddiyetle ulaşması mümkündür.

Daha önce tecrübe edilen “Çözüm Süreci”nden farklı olarak bu süreç daha gerçekçi ve olumlu sonuçlanmaya daha yakındır. Önceki tecrübeler ve hataların kaynak teşkil ettiği bu yeni süreç bu sebeple adını doğrudan “Terörsüz Türkiye süreci” şeklinde almıştır. Siyasi iradenin özellikle yakınımızda bulunan savaş halini de göz önünde bulundurarak bir an önce yasal adımlara başlaması ve fermuar sistemi olarak adlandırılan düzende karşılıklı olarak adımların atılması gerekmektedir.

Örgüt açısından bakıldığında ise, bunun bir kazanan-kaybeden yarışına girişilmeden, çözüm odaklı bir şekilde hareket edilmesi ve ilk etapta atılması mümkün olmayan yasal ve diğer adımları talep etmemesi gerekir. TBMM’de görevini tamamlayan ve raporunu sunan komisyonun çalışmaları esas alınarak, diğer partilerin ve iktidarın da taslaklarını sunmasıyla bir yasal çerçeve ortaya çıkacağı aşikârdır. Burada önemli olan, ilk yola çıkılırken gösterilen samimiyetin devam etmesi ve karşılıklı diyalog ile saygının yol gösterici olmasıdır. Türkiye’nin geride bıraktığı 40 yılda özellikle 2015 Temmuz ayı sonrası yeniden başlayan patlama ve terör eylemlerinde yaşadığı can ve mal kayıpları göz önüne alındığında bu süreç başladığından beri ortaya çıkan kazanımlar daha da anlaşılır hale gelmektedir.

Ortadoğu’nun tıpkı güçlü bir fay hattı gibi düzenli olarak savaşlar, işgaller ve eylemlerle sarsılan bir bölge olduğunu ve Türkiye’nin de güney komşusu olarak Ortadoğu’da yer aldığını göz önünde bulundurursak, çevremizde yaşanan hiçbir şeyden geri kalmamız ya da etkilenmememiz mümkün değildir. Suriye iç savaşının sona ermesi ve yaşanan iktidar değişikliğiyle bir nevi huzurun sağlanması Türkiye’yi de büyük ölçüde rahatlatmışken ve adı ne olursa olsun terör meselesine çözüm odaklı bir yol açacakken, Ortadoğu bu kez de İran’ı savaşın içinde buldu.

İran’da yaşanan gelişmeler şüphesiz Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmekle birlikte, şu ana kadar savaşın seyrinin Pers Körfezi merkezli devam etmesi ve özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapatılması/açılması odaklı gündelik gelişmeler ve diyaloglarla sürmesi, Türkiye ve doğu sınırımız açısından şu ana kadar bir tehdit ya da tehlikeye yol açmamıştır. Ancak başta ABD ve İsrail olmak üzere savaşın taraflarının İran Kürtleri üzerinden bir hamle yapması ya da yapmayı düşünmesi, hâlâ Türkiye iç siyaseti ve Terörsüz Türkiye süreci açısından bir risk oluşturmaktadır. Türkiye’nin bu süreci başarıyla tamamlaması ve terör belasından tamamen kurtulması, aslında adı konulmasa da ya da bu süreçte adı resmî olarak geçmese de, yüzyıllık bir mesele olan Kürt meselesinin de çözülmesi anlamına gelecektir.

Gündelik hesapların ya da sözlerin bir kenara bırakılması ve artık yasal düzenlemelere başlanması gerekmektedir. Özellikle yasama yılı sonu olan Temmuz sonuna kalmadan, işin rengini belirleyecek çerçeve yasa ile başta infaz düzenlemesi ve eve dönüş yasalarının da hayata geçirilmesi gerekmektedir. Terörsüz Türkiye süreci, sadece siyasi iktidar ya da siyaset kurumunun başarısı değil; Türk milletinin tamamının kayıtsız şartsız başarısı olarak tarihe geçecektir. Yüzyılda bir karşımıza çıkan bu fırsatı hepimizin iyi değerlendirmesi gerekiyor.

Dünyada var olan örnekler de incelendiğinden, terör eylemlerinin sona erdirilmesi için masaya oturan taraflar genelde elinde silah olanlardır; çünkü barışı sağlamaya en yakın olanlar da elinde silah olanlardır. Silahların bırakılması ve yakılması adımı göz ardı edilmemeli ve atılacak adımlar ile cesaret verilmelidir. Türkiye’nin sadece siyaset tarzına değil başta turizm olmak üzere her açıdan tüm dinamiklerine hayat ışığı olacaktır.

Suriye’de yaşanan iktidar değişikliği ve sonrasında SDG güçlerinin merkezi hükumete dahil olmasıyla Suriye odaklı sorunların çözülmesi ve Türkiye’de devam eden sürece olası etkilerinin bertaraf edilmesi hâlinde, hâlâ yasal adımlar konusunda başka meseleler ya da başka ülkelerde mukim Kürtler üzerinden engel çıkarmak ya da bu bahane ile süreci uzatmak hiç akıllıca görünmemektedir.

Türkiye’nin kendi iç dinamiklerini göz önünde bulundurarak adım atması ve yasama dönemi bitmeden, özellikle 2027 Kasım’da olası erken genel seçimi de dikkate alarak, bir an önce yasal düzenlemeleri yapması gerekmektedir. Bu yasal düzenlemelerin içerik ve başlıkları belli olmakla birlikte, diğer siyasi partiler ve düşünce kuruluşlarının komisyon faaliyetleri kapsamında verdiği bilgiler ve düşünceler ışığında şekillenebilir ve yeni yasal formatlar kazanabilir. Burada asıl dikkat edilmesi gereken husus, yakalanan sinerjinin kaybedilmemesi ve zamana yayılarak önemsizleştirilmemesidir. Türkiye’nin yüzyıllık bir meselesinin ve 40 yılı aşkın süredir çözülemeyen terör meselesinin bu denli barışçıl ve kapsayışı bir şekilde çözülmesi büyük önem taşımaktadır. Meclis çoğunluğunun desteğiyle kabul edilecek yasal düzenlemeler, hiçbir siyasi parti ya da grubu zan altında bırakmayacak; doğrudan da kahramanda ilan etmeyecektir. Kazananın tüm milletin fertleri olacağı bu süreçte artık son düzlüğün kararlılıkla tamamlanması gerekmektedir.

Bu yasama yılı Temmuz ayı sonu itibarıyla tamamlanacak olup, bu süre boyunca yasama faaliyetleri kararlılık ve iyi niyetle neticelendirilecektir. Tamamı neticelenmese dahi hayati öneme sahip başlıklar hayata geçecek başta kayyum uygulamaları olmak üzere siyasi alanda önem taşıyan kanunların yasalaşması sağlanabilecektir. Türkiye’nin önünde açılan bu büyük kapıyı kapatmaya kimse yeltenmemeli ve bu uğurda harcanan emeği kimse ziyan etmemelidir. On sene sonra böyle bir kapı önümüzde açılmayabilir ya da açılsa bile bugünkü şartlar olmayabilir. Bu yüzden on sene önce ziyan olan emeği bu kez ziyan etmeden, yasal düzenlemelerle artık takvimi taçlandırma zamanı gelmiştir.

Kapak fotoğrafı: https://www.perspektif.online/terorsuz-bir-turkiye-icin-sosyal-politikanin-bes-ekseni/

Ali İzzet KEÇECİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.