PARİS’TE LÜBNAN DÜĞÜMÜ: DEVLET EGEMENLİĞİ, HİZBULLAH VE UNIFIL SONRASI GÜVENLİK ARAYIŞI

upa-admin 18 Eylül 2026 88 Okunma 0
PARİS’TE LÜBNAN DÜĞÜMÜ: DEVLET EGEMENLİĞİ, HİZBULLAH VE UNIFIL SONRASI GÜVENLİK ARAYIŞI

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun (Avn) ve Ürdün Kralı II. Abdullah’ın 17 Eylül 2026 tarihinde Paris’te gerçekleştirdiği üçlü görüşme, diplomatik bir dayanışma buluşmasının ötesinde, Lübnan’ın güvenlik mimarisini yeniden yapılandırmayı amaçlayan stratejik bir girişim niteliğindedir. Akabe Süreci kapsamında düzenlenen toplantının merkezinde, Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin güçlendirilmesi, devletin ülke genelindeki otoritesinin tesis edilmesi ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) küçültülmesinden sonra ortaya çıkabilecek güvenlik boşluğunun önlenmesi yer almaktadır.

Toplantının temel mesajı, Lübnan’da meşru silahlı gücün yalnızca devletin denetiminde bulunması gerektiğidir. Macron, Aoun ve II. Abdullah’ın Lübnan Ordusu’nu ülkenin egemenliğinin temel dayanağı olarak tanımlaması, Hizbullah’ın askerî varlığına ilişkin tartışmalar açısından özel önem taşımaktadır. Ancak bu yaklaşımın sahada uygulanması yalnızca siyasi bir karar alınmasına bağlı değildir. Lübnan Ordusu’nun mali kaynak, personel, teçhizat, istihbarat kapasitesi ve operasyonel hareketlilik bakımından güçlendirilmesi gerekmektedir. Paris toplantısında uluslararası desteğin finansman, eğitim ve askerî donanım boyutlarıyla ele alınması bu nedenle önemlidir. Élysée Sarayı’nın açıklaması, görüşmenin Lübnan Devleti’nin güvenlik üzerindeki tekelini güçlendirmeyi amaçladığını açıkça ortaya koymaktadır.

Joseph Aoun (Avn) açısından, toplantı, Lübnan’ın egemenlik sorununu uluslararası toplumun gündeminde tutma girişimidir. Aoun yönetimi, bir taraftan İsrail’in Lübnan topraklarına yönelik saldırılarının ve askerî varlığının sona ermesini isterken, diğer taraftan Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda ülkeyi yeni bir iç çatışmaya sürüklemeyecek aşamalı bir yöntem aramaktadır. Bu çerçevede, Lübnan Ordusu’nun güçlendirilmesi, yalnızca Hizbullah’ın silahlarının sınırlandırılması için değil, İsrail’in güvenlik gerekçesiyle gerçekleştirdiği müdahalelerin önünün kesilmesi bakımından da gereklidir. Devlet otoritesinin güney bölgelerinde etkili hâle gelmesi, hem İsrail’in güvenlik tezini zayıflatabilecek, hem de Lübnan’ın egemenlik iddiasını kuvvetlendirebilecektir.

Bununla birlikte, denklem, son derece kırılgandır. İsrail’in askerî varlığını sürdürdüğü ve saldırıların devam ettiği bir ortamda Hizbullah’ın silahsızlandırılması, örgüt ve destekçileri tarafından tek taraflı bir teslimiyet olarak değerlendirilebilir. Buna karşılık, Hizbullah’ın bağımsız silahlı kapasitesini koruması da Lübnan Devleti’nin egemenlik iddiasını aşındırmaya devam edecektir. Dolayısıyla, başarılı bir geçiş için İsrail’in geri çekilmesi, Lübnan Ordusu’nun güneyde konuşlandırılması, uluslararası güvenlik garantilerinin oluşturulması ve Hizbullah’ın silahlı yapısının aşamalı biçimde siyasi sisteme entegre edilmesi eş zamanlı olarak ele alınmalıdır.

UNIFIL’in geleceği, görüşmenin ikinci önemli boyutunu oluşturmaktadır. UNIFIL’in küçültülmesi veya mevcut yapısıyla görevini sona erdirmesi, Lübnan’ın güneyinde ciddi bir güvenlik boşluğu yaratabilir. Paris toplantısında BM’den bağımsız, Avrupa veya daha geniş bir uluslararası koalisyon tarafından desteklenen yeni bir güvenlik mekanizmasının değerlendirilmesi bu endişeden kaynaklanmaktadır. Ancak kurulacak yapının tarafsızlığı, görev tanımı ve angajman kuralları açık biçimde belirlenmezse yeni misyon caydırıcılık sağlayan bir aktör olmaktan ziyade bölgesel rekabetin parçasına dönüşebilir. Toplantıya ilişkin haberler, UNIFIL sonrasındaki seçenekler arasında eğitim, teçhizat, istihbarat ve danışmanlık desteğinin öne çıktığını göstermektedir.

Fransa açısından görüşme, Paris’in tarihsel olarak güçlü bağlara sahip olduğu Lübnan’daki diplomatik etkisini yeniden tahkim etme çabasıdır. Macron yönetimi, ABD’nin güvenlik ağırlığı ile Körfez ülkelerinin mali kapasitesi arasında Avrupa merkezli bir diplomatik alan oluşturmaya çalışmaktadır. Fransa’nın hedefi yalnızca Lübnan’ı desteklemek değil, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu güvenliğinde Avrupa’nın bağımsız bir aktör olabileceğini göstermektir. Enerji arz güvenliği, göç hareketleri ve bölgesel istikrarsızlığın Avrupa’ya yansımaları düşünüldüğünde Lübnan’ın istikrarı Paris açısından doğrudan bir ulusal çıkar meselesidir.

Ürdün’ün toplantıdaki rolü ise kolaylaştırıcı ve dengeleyici niteliktedir. Kral II. Abdullah tarafından 2015’te başlatılan Akabe Süreci, farklı ülkelerin güvenlik kurumlarını ortak tehditler etrafında bir araya getiren esnek bir koordinasyon mekanizmasıdır. Ürdün; Batılı ülkeler, Körfez yönetimleri ve bölge devletleriyle sürdürdüğü ilişkiler sayesinde Lübnan meselesinde diplomatik bir köprü işlevi görmektedir. Ayrıca, Amman yönetimi, Lübnan’daki istikrarsızlığın Suriye, Filistin ve daha geniş Levant coğrafyasındaki kırılganlıkları derinleştirebileceğinin farkındadır. Üçlü görüşmede Gazze, Batı Şeria ve Kudüs’teki gelişmelerin de ele alınması, Lübnan güvenliğinin bölgesel krizlerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini göstermektedir. Ürdün Kraliyet Divanı, görüşmelerde kapsamlı ve sürdürülebilir bir gerilimi azaltma sürecinin gerekliliğinin vurgulandığını açıklamıştır.

Toplantıya Türkiye’nin yanı sıra ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Krallık, Almanya, İtalya, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Avrupa Birliği gibi aktörlerden askerî temsilcilerin katılması, girişimin geniş tabanlı bir güvenlik koalisyonuna dönüştürülmek istendiğini göstermektedir. Bununla birlikte, çok sayıda aktörün sürece dâhil olması, ortak hareket kapasitesini kendiliğinden garanti etmemektedir. ABD ve İsrail’in güvenlik öncelikleri, Fransa’nın diplomatik hedefleri, Körfez ülkelerinin İran ve Hizbullah’a yönelik yaklaşımı ile Lübnan’ın iç siyasi dengeleri arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.

Sonuç olarak, Paris görüşmesi, Lübnan krizinin çözümünde ağırlık merkezinin silahlı devlet dışı aktörlerden düzenli devlet kurumlarına kaydırılmasını hedeflemektedir. Ancak bu hedefin gerçekleşmesi yalnızca Lübnan Ordusu’na mali yardım sağlanmasıyla mümkün olmayacaktır. İsrail’in Lübnan topraklarından çekilmesi, Hizbullah’ın silahlı kapasitesinin aşamalı biçimde sınırlandırılması, Lübnan ordusunun operasyonel bakımdan güçlendirilmesi ve UNIFIL sonrasında güvenilir bir uluslararası mekanizmanın kurulması birbirini tamamlayan süreçler olarak yürütülmelidir. Paris’te ortaya konulan diplomatik iradenin somut bir yol haritasına dönüşmesi hâlinde görüşme, Lübnan Devleti’nin egemenliğinin yeniden tesis edilmesinde önemli bir dönüm noktası olabilir. Aksi durumda, uluslararası destek açıklamaları, Lübnan’ın kronik güvenlik sorunlarını yöneten fakat çözemeyen girişimler zincirine yeni bir halka eklemekten öteye geçemeyecektir.

Dr. Oğuzhan MANİOĞLU

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.