ABD ARA SEÇİMLERİ AB İÇİN NE ANLAM İFADE EDİYOR?

upa-admin 05 Kasım 2026 116 Okunma 0
ABD ARA SEÇİMLERİ AB İÇİN NE ANLAM İFADE EDİYOR?

Giriş

Demokratların 2026 ABD ara seçimlerindeki Kongre zaferi, Avrupa’ya Washington’la ilişkileri daha öngörülebilir bir zemine taşıma fırsatı sunuyor. Bu fırsatın stratejik değeri, 2028’de kimin seçileceğinden çok, Avrupa’nın o tarihe kadar hangi bağımlılıklarını azaltabileceğine bağlı. Yani Trump zayıflarken Avrupa bekleyemez.

3 Kasım ara seçimlerinde, Demokratlar, ABD Temsilciler Meclisi ve Senato’da çoğunluğu kazandı. Yeni Kongre Ocak 2027’de göreve başladığında, Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump, yasama gündemini ilerletmek için muhalefetle daha fazla pazarlık yapmak zorunda kalacak. Avrupa açısından bu sonuç, başkanlık makamı dışında daha etkili muhataplara erişim sağlıyor. Yönetimin kararlarının daha sıkı denetlenmesi ihtimalini de artırıyor.

Peki, Avrupa için mümkün olan en olumlu senaryoda bile ne değişmiş olacak? Washington’da daha uzlaşmacı bir Kongre’nin ardından, 2028’de müttefiklerle iş birliği yapmaya istekli bir Başkan’ın bulunduğunu düşünelim. Bu siyasi değişim, Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu hava savunma sistemlerini, mühimmatı ve üretim kapasitesini ne kadar sürede sağlayabilir? Sorunun cevabı, seçimlerin açtığı fırsat ile savunma hazırlığının gerektirdiği zaman arasındaki mesafede yatıyor.

Avrupa’nın önündeki risk, Amerikan siyasetini yanlış tahmin etmekle sınırlı değil. Daha elverişli bir seçim sonucunun, zor ve pahalı kararları ertelemek için bir gerekçeye dönüşmesi de mümkün. Bu nedenle ara seçimlerin Avrupa’daki başarısı, Washington’daki söylemin ne kadar yumuşadığıyla ölçülmemeli. Asıl ölçüt, Avrupa’nın bir sonraki Amerikan siyasi krizinde bugün ihtiyaç duyduğu izin, silah ve desteğe ne ölçüde bağımlı kalacağı olmalı.

Daha fazla denetim daha güvenilir destek demek mi?

Kongre’deki güç değişimi önemlidir. Temsilciler Meclisi ve Senato, bütçe ve yasama süreçlerinde Başkan’ın karşısına yeni engeller çıkarabilir. Senato, önemli atamalara ilişkin onay yetkisini kullanabilir. Buna karşılık, Başkan da yeni yasaları veto edebilir. Vetoyu aşmak için her iki kanatta da üçte iki çoğunluk gerekir. Dolayısıyla, Demokrat çoğunluk, Başkan’ın gündemini sınırlamada etkili olurken, kendi dış politika programını uygulamada aynı ölçüde başarılı olmayabilir.

Avrupa için bu ayrımın pratik bir sonucu var. Bir kararın engellenmesi, ihtiyaç duyulan başka bir kararın zamanında alınabileceği anlamına gelmez. Ukrayna’ya destek konusunda yeni bir ödenek çıkarılması, diplomatik girişimlerin koordine edilmesi ve askerî ihtiyaçların karşılanması farklı karar süreçleridir. Çok sayıda veto noktası, tehlikeli girişimleri yavaşlatabilir. Aynı yapı, acil bir ihtiyaca yanıt vermeyi de zorlaştırabilir. Avrupa’nın güvenliği, Washington’ın hangi kararı alamadığından olduğu kadar hangi kararı alıp uygulayabildiğinden de etkilenir.

Üstelik Amerikan kurumlarını bütünüyle etkisiz görmek de yanıltıcıdır. Mevcut yasa, ABD’nin NATO’dan çekilmesini Senato’nun üçte iki onayına veya Kongre’nin bir yasasına bağlar. Bu, tek taraflı çekilmeye karşı somut bir hukuki sınırdır. Fakat antlaşma üyeliğini koruyan hüküm, Avrupa’nın bir kriz sırasında ihtiyaç duyacağı bütün askerî katkıları miktar ve zaman bakımından garanti eden bir teslimat sözleşmesi değildir. NATO üyeliğinin devamı ile ittifakın her koşulda aynı operasyonel kapasiteye sahip olması ayrı meselelerdir.

Ticarette yetkinin sınırları da önemlidir. Yüksek Mahkeme, 20 Şubat 2026’da uluslararası ekonomik olağanüstü hâl yasası IEEPA’nın Başkan’a tarife koyma yetkisi vermediğine hükmetti. Buna rağmen, ulusal güvenlik ve ticaret uygulamalarına ilişkin başka yasal dayanaklar varlığını sürdürüyor. Ara seçim sonucu bütün tarife yetkilerini ortadan kaldırmadığı gibi, başkana sınırsız bir tarife yetkisi de bırakmıyor. Avrupa’nın her ticari baskı aracını kendi hukuki zemini üzerinden değerlendirmesi gerekiyor.

Bu tablo, dış politikada kaçınılmaz bir sertleşme öngörmeyi haklı çıkarmaz. İçeride sınırlandırılan bir Başkan uzlaşma arayabilir, mevcut yetkilerini daha yoğun kullanabilir veya farklı alanlarda farklı tercihlerde bulunabilir. Avrupa açısından yararlı bir hazırlık, Başkan’ın ruh hâlini tahmin etmeye çalışmaktan çok, hangi Amerikan kararının hangi Avrupa ihtiyacını aksatabileceğini belirlemektir.

Avrupa daha fazla öderken bağımlılığı sürebilir

Bu bağımlılığın en somut örneği Ukrayna’ya verilen destekte görülüyor. 2026’nın ilk yarısında, Avrupalı bağışçılar, askerî yardım amacıyla ABD savunma şirketlerinden en az 3 milyar avroluk alım yaptı. Bu tutar, sanayiden tedarik yoluyla sağlanan Avrupa askerî yardımının yaklaşık yüzde 30’una karşılık geliyordu. NATO’nun müttefik finansmanını ABD stoklarındaki teçhizatla buluşturan PURL mekanizması kapsamında sağlanan askerî yardımın ise yüzde 90’dan fazlası ABD stoklarından geldi. Bunlar, farklı hesaplama tabanlarına sahip oranlardır. Ortak noktaları, Avrupa finansmanının Amerikan silahlarına erişimle birleşmesidir.

Böyle bir model, kısa vadede Ukrayna’nın savunmasını sürdürmek için gerekli olabilir. Ancak finansmanı devralmak, tedariki sağlayan ülkenin yerini almakla aynı şey değildir. Avrupa daha fazla ödeme yaparken bazı kritik sistemlerde Amerikan üretim kapasitesine ve stok kararlarına bağımlı kalabilir. Böylece Washington’dan kaynaklanan bir aksama, Amerikan mali katkısının azaldığı koşullarda bile Avrupa’nın kendi kaynaklarıyla yürüttüğü politikayı etkileyebilir.

Daha geniş silah ticareti verileri de benzer bir ilişkiye işaret ediyor. 2021–2025 döneminde Avrupa’daki NATO üyelerinin büyük silah sistemleri ithalatının yüzde 58’i ABD’den geldi. Bu oran, toplam savunma harcamasının veya orduların tüm envanterinin payını göstermiyor. İthal edilen büyük silahların hacmine ilişkin bir ölçü. Yine de Avrupa’nın hızla güçlenme arayışında Amerikan tedarikinin ağırlığını ortaya koyuyor.

Burada çözümü kolay olmayan bir tercih var. Hazır Amerikan sistemlerini satın almak mevcut birliklerle uyumu koruyabilir ve bazı acil açıkları daha hızlı kapatabilir. Avrupa’da alternatif kapasite kurmak başlangıçta daha pahalı olabilir ve ihtiyaç duyulan korumayı geciktirebilir. Fakat bütün ilave kaynaklar mevcut tedarik ilişkilerine yönelirse gelecekteki seçenekler daralabilir. Bugünün en hızlı çözümü ile yarının hareket serbestisi her zaman örtüşmez.

Bu nedenle her Amerikan silah alımını stratejik hata saymak da her savunma harcaması artışını özerklik kazanımı olarak sunmak da yetersizdir. Değerlendirme sistem düzeyinde yapılmalı. Hangi alım acil bir açığı kapatıyor? Hangisi uzun süreli bakım ve mühimmat ihtiyacı yaratıyor? Alternatif bir tedarik kanalı kurulabilir mi? Avrupa’nın belirli bir krizde kullanabileceği seçenekleri artırmayan bir harcama artışı, siyasi kırılganlığını beklenen ölçüde azaltmayabilir.

Seçim takvimi ile üretim takvimi aynı hızda işlemiyor

Amerikan önceliklerinin seçimden sonra tamamen değişeceğini varsaymak da güç. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi, Avrupa’nın konvansiyonel savunmasında birincil sorumluluğu Avrupalı müttefiklere bırakıyor ve daha sınırlı, ancak kritik bir Amerikan desteği öngörüyor. Bu, mevcut yönetimin açık tercihidir. Öte yandan Çin’le askerî rekabetin merkezî konumu Trump’la başlamadı. Biden yönetiminin 2022 stratejisinde de Çin, ABD’nin askerî hazırlıklarını yönlendiren temel meydan okuma olarak tanımlanıyordu.

Bu devamlılık, iki partinin ittifak anlayışlarının aynı olduğu anlamına gelmez. Ortaklarla istişareye verilen önem ve taahhütlerin güvenilirliği ciddi bir fark yaratabilir. Ancak daha iş birlikçi bir yönetim de sınırsız askerî kaynağa sahip olmayacaktır. Avrupa’nın planlaması, Amerikan Başkanı’nın Avrupa’ya yakınlık duymasına ek olarak, Washington’ın aynı anda başka bölgelerde hangi ihtiyaçlarla karşılaşabileceğini de hesaba katmalı.

Avrupa’nın kendi planları, zaman sorununun boyutunu zaten gösteriyor. AB’nin Savunma Hazırlığı Yol Haritası, öncelikli kapasite açıklarını kapatacak projelerin, sözleşmelerin ve finansmanın 2028 sonuna kadar güvence altına alınmasını hedefliyor. SAFE kapsamında finanse edilen alımların teslimi içinse 2030 sonunu işaret ediyor. Bunlar tamamlanmış işler değil, politika hedefleri. Yine de 2028 Amerikan başkanlık seçimini bekleyip ardından Avrupa kapasitesi kurmaya başlamanın mevcut takvimle neden uyuşmadığını gösteriyor.

Üreticinin yeni bir hat açması, hükümetlerin sonraki siyasi değişimde geri çekilmeyeceği kadar güvenilir siparişler gerektirir. Ortak alımlar ise devletlerin teknik beklentilerini ve ulusal sanayilerine ayırmak istedikleri payı uzlaştırmasını gerektirir. Bir seçim sonucu bu pazarlıkları ortadan kaldırmaz. Erteleme, ileride daha iyi bilgiyle karar verme avantajı sağlayabilir. Fakat karşılığında üretime başlamak için kullanılabilecek zamanı tüketir.

Üstelik ortak finansman imkânları da mevcut. SAFE, ortak savunma tedarikini desteklemek için üye devletlere 150 milyar avroya kadar kredi sağlayabilir. Bu tutar bir hibe veya tamamı teslim edilmiş askerî kapasite değildir. Yararlanıcı devletlerin geri ödeyeceği bir borçlanma aracıdır. Siyasi sınav, mevcut finansman imkânını gerçek üretime dönüştürecek uzun vadeli ortak kararların alınabilip alınamayacağıdır.

Bu süreç sıfırdan başlamıyor. Temmuz 2026 Ankara Zirvesi’nde NATO müttefikleri, Ukrayna için 2026’da 70 milyar avroluk askerî teçhizat, yardım ve eğitim taahhüdünde bulundu. 2027’de en az eşdeğer desteği sürdürme yönündeki ulusal taahhütlerini de teyit etti. Bu taahhüt, yardımın bir sonraki yıla uzanan bir çerçevede planlandığını gösteriyor. Ancak taahhüt ile teslimat arasındaki mesafe, seçim sonrasında da izlenmesi gereken temel ölçüt olmaya devam ediyor.

Avrupa rahatlamayı nasıl hazırlığa çevirebilir?

Avrupa için iki uygulanabilir yol farklı riskler taşıyor. Ulusal alımlara ağırlık vermek, hükümetlere daha fazla kontrol sağlayabilir ve bazı acil kararların hızlandırılmasına katkıda bulunabilir. Ancak ayrı siparişler ortak stok, bakım ve üretim planlamasını zorlaştırabilir. Daha fazla ortak tedarik, daha büyük ve öngörülebilir siparişler oluşturabilir. Bunun bedeli, bazı ulusal tercihlerden vazgeçmek ve başlangıçta daha zorlu müzakereleri kabul etmektir. Seçim, hangi modelin siyasi açıdan daha rahat olduğu üzerinden yapılmamalı. Hangi ihtiyacın ne zamana kadar karşılanacağı belirleyici olmalı. Acil ihtiyaçları karşılayan alımlar, ortak üretim kapasitesi kuracak sözleşmelerle aynı takvim içinde yürütülmelidir.

Üstelik ortak bir Avrupa bütçesi otomatik olarak ortak bir öncelik sırası yaratmaz. Acil tehdit algısı, mali imkânlar ve yerli üreticilerin çıkarları hükümetleri farklı tercihlere yöneltebilir. Her ülkenin kendi açığını kapatması, ittifakın bütünü için en kritik açığın kapanmasını sağlamayabilir. Ortak tedarikin sınavı, en fazla ülkeye sanayi payı dağıtmak kadar, hangi eksik kapasitenin diğer yatırımların işe yaramasını engellediğini belirleyebilmektir.

İlerleme bu nedenle somut göstergelerle ölçülebilir. Açıklanan bütçenin ne kadarı bağlayıcı bir sözleşmeye dönüştü? Teslimat tarihi belli olan kapasite hangisidir? Kritik bir Amerikan katkısı gecikirse, kullanılabilecek bir alternatif var mı? Ukrayna desteği için de aynı ölçüt geçerli. Kyiv’e yapılacak vaatlerin değeri, cephede ihtiyaç duyulan zamanda kullanılabilir kaynağa dönüşmesine bağlıdır. Ukrayna’nın kendi ihtiyaçları ve üretim kapasitesi bu planlamanın merkezinde yer almalı.

Washington’la ilişki de bu hazırlığı tamamlamalı. Yeni Kongre’yle temas, Avrupa’ya yakın isimlerle görüşmenin ötesine geçerek somut teslimat ve kapasite sorunlarına odaklanabilir. Avrupa’nın artırdığı katkının hangi Amerikan desteğini daha sürdürülebilir kılacağı açıklanmalı. Aynı zamanda Avrupa içindeki iş birliği AB sınırlarıyla sınırlanmamalı. Birleşik Krallık ve Norveç gibi müttefikleri kapsayan savunma planlaması, farklı kurumsal düzenlemeler arasında uygulanabilir bağlantılar gerektiriyor.

Ara seçimler Avrupa’nın önündeki belirsizliği azaltabilecek bir fırsat açtı. Bunun kalıcı bir stratejik kazanıma dönüşmesi, Amerikan siyasetinin yeniden Avrupa’nın tercih ettiği çizgiye gelmesini beklemeye bağlı değil. 2028’de Washington’da kim kazanırsa kazansın, Avrupa o güne bugünkünden daha fazla kullanılabilir seçenekle ulaşabilir. Trump’ın yenilgisinin Avrupa açısından asıl değeri, ertelemeye yeniden izin vermesinde değil, hazırlığı hızlandırmak için kullanılabilecek siyasi alan yaratmasında yatıyor.

Ferdi GÜÇYETMEZ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.