İSTİHBARAT RAPORLARINDAKİ SİYASİ SÜRGÜN İDDİALARINDAN YATIRIMCI İRANLILARA: İRAN’DAN TÜRKİYE’YE GÖÇÜN YARIM ASIRLIK HİKAYESİ

upa-admin 06 Kasım 2026 54 Okunma 0
İSTİHBARAT RAPORLARINDAKİ SİYASİ SÜRGÜN İDDİALARINDAN YATIRIMCI İRANLILARA: İRAN’DAN TÜRKİYE’YE GÖÇÜN YARIM ASIRLIK HİKAYESİ

Ortadoğu’da jeopolitik gerilimlerin yeniden askeri çatışmaya dönüşme riski, devletler arasındaki güç ilişkilerinin ve bölgesel güvenlik mimarisinin yanı sıra milyonlarca insanın gündelik hayatını ve gelecek tasavvurlarını da doğrudan etkiliyor. ABD’de 3 Kasım ara seçimlerinin ardından Washington yönetiminin İran’a yönelik olası askeri seçenekleri yeniden gündemine alabileceğine ilişkin değerlendirmeler, bölgede yeni bir çatışma ihtimalini tartışmaya açıyor. Özellikle İran’ın enerji tesisleri ve kritik altyapısının olası bir askeri müdahalede hedef alınabileceğine yönelik iddialar, böyle bir çatışmanın ülkenin ekonomik yapısı, toplumsal yaşamı ve sivil nüfus üzerindeki muhtemel yıkıcı sonuçlarına ilişkin endişeleri artırıyor.

Böyle bir senaryonun hayata geçmesi durumunda Türkiye’nin karşı karşıya kalabileceği önemli sonuçlardan biri de yeni bir göç hareketliliği ihtimali. İran ile yaklaşık 560 kilometrelik kara sınırına sahip olan Türkiye, coğrafi yakınlığının yanı sıra tarihsel, ekonomik ve toplumsal bağları nedeniyle İran kaynaklı olası nüfus hareketlerinden doğrudan etkilenebilecek ülkelerin başında geliyor. Bu çerçevede, muhtemel bir göç dalgasının Türkiye üzerindeki etkilerini anlayabilmek için geçmişte İran’dan Türkiye’ye yönelen göç hareketlerinin nedenlerini, bu süreçte şekillenen göç ağlarını ve Türkiye’nin söz konusu hareketlilik içerisindeki tarihsel rolünü incelemek önem arz ediyor.

Devrim ve Değişen Hayatlar

Bugün yeniden gündeme gelen olası göç senaryolarını anlamlandırabilmek için tarihsel birikime dönmek gerekiyor. İran’dan Türkiye’ye yönelik göçün modern tarihi, 1979 İslam Devrimi ile başlayan ve sonraki 40 yılı aşkın süreçte farklı siyasi, ekonomik ve toplumsal kırılmalarla biçimlenen çok katmanlı bir hikâyeye sahip. Devrim sonrasında yeni rejimin hayata geçirdiği siyasi, ideolojik ve toplumsal dönüşüm, Şah rejimiyle bağlantılı kesimlerin yanı sıra yeni yönetimin politikalarından kaygı duyan muhaliflerin, entelektüellerin ve farklı toplumsal grupların ülkeyi terk ederek yurt dışında yeni bir yaşam arayışına yönelmesine neden oldu. Bu süreçte Türkiye, hem önemli bir geçiş güzergâhı, hem de bir sığınma rotası hâline geldi. Devrim sonrasında Türkiye üzerinden geçen İranlıların sayısının yaklaşık bir milyona ulaştığı tahmin edilmekle birlikte, hareketliliğin büyük ölçüde transit nitelik taşıması ve kayıtların sınırlılığı nedeniyle bu rakam kesinlik arz etmiyor.[i]

Devrim sonrasında Türkiye’ye yönelen İranlılar arasında eski rejimin üst düzey bürokratları, askerî yetkilileri ve siyasi çevreleriyle bağlantılı isimlerin bulunması, kamuoyunda çeşitli iddia ve söylentilerin de ortaya çıkmasına neden oldu. Nitekim Cumhuriyet ve Sabah gazetelerinin İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın gizliliği kaldırılan diplomatik belgelerine dayandırdığı haberde, Şah’ın devrilmesinin ardından ülkeyi terk eden General Bahram Ariana’ya bağlı Humeyni karşıtı grupların Türkiye’de faaliyet gösterdiğine ve bazı Türk askerî yetkililer tarafından eğitildiklerine ilişkin iddialara yer verildi. Bu gazetelerin 16 Aralık 1981 tarihli İngiliz diplomatik raporuna dayandırdığı haberde, Van, İzmir ve Ordu, söz konusu faaliyetlerin yürütüldüğü öne sürülen yerler arasında gösterilirken, üç eski İranlı Generalin de bu gruplarla bağlantılı olduğu aktarıldı. Haberde yer verilen bu iddialar, dönemin Türkiye-İran ilişkilerinin ve Devrim sonrasında Türkiye’ye yönelen siyasi göçün yalnızca insani boyutuyla değil, bölgesel güvenlik ve diplomatik dengeler açısından da tartışıldığını gösteriyor.[ii]

İranlı göçmenlerin Türkiye’deki varlığı, İran kültürünün özellikle büyük kentlerdeki görünürlüğüne de katkıda bulundu. İran mutfağı, gastronomi faaliyetleri, Farsça kültürel üretimler ve sanat etkinlikleri, bu kültürel etkileşimin öne çıkan unsurları arasında yer aldı.

Savaş ve Göç

Devrim ve onu takip eden ilk yıllardaki yoğun göç hareketliliğinin ardından İran kaynaklı göçün ikinci büyük dalgası, 1980 yılında başlayan ve 8 yıl süren İran-Irak Savaşı ile meydana geldi. Bu dönemde göçün belirleyici dinamiği, devrim sonrası siyasi ve ideolojik dönüşümden ziyade doğrudan savaş koşulları oldu. Savaşın yarattığı güvenlik tehdidi, ekonomik sorunlar ve gündelik yaşamın sürdürülemez hale gelmesi, İranlı sivilleri ülke dışına yönelten başlıca etkenler arasındaydı. Savaşın ilerleyen yıllarında askerlik yükümlülüğünden kaçınmak isteyen genç erkekler ile ailelerinin Türkiye’ye yönelik hareketliliği de belirginleşmişti. Böylece, Türkiye, bir önceki dönemde siyasi ve toplumsal kaygılarla ülkesini terk eden İranlıların ardından, bu kez doğrudan savaşın yarattığı hareketliliğinin önemli güzergâhlarından biri haline geldi.

Bu dönemde göç meselesi, Türkiye’de üst düzey yetkililerin siyasi açıklamalarına da yansıdı. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in, İran ve Irak’ın Türkiye sınırını ihlal etmesinden ve iki ülkeden Türkiye’ye yönelen ‘mülteci hareketliliğinden’ duyduğu rahatsızlığı dile getirmesi, kamuoyunda yankı buldu. Bu açıklama, İran-Irak Savaşı’nın Türkiye açısından sınır güvenliği ve göç yönetimi bakımından yarattığı kaygıları net şekilde ortaya koyuyordu.[iii]

Çeşitlenerek Devam Eden Hareketlilik

1980’li yılların sonundan itibaren İran’dan Türkiye’ye yönelen göç hareketliliği, savaş ve doğrudan siyasi baskıların yarattığı zorunlu yer değiştirmelerin ötesine geçerek ekonomik, toplumsal ve mesleki dinamiklerle çeşitlenmeye başladı. Özellikle 1990’lı yıllardan itibaren İran’da devam eden siyasi kısıtlamalar, ekonomik istikrarsızlık, işsizlik ve bireysel özgürlük alanındaki sınırlılıklar, ülkenin nitelikli insan kaynağının yurt dışına yönelmesinde etkili oldu. Bu dönemde, Türkiye, yalnızca siyasi sığınma arayanların veya Batı ülkelerine geçmek isteyenlerin kullandığı bir transit güzergâh olmaktan çıkarak eğitim, ticaret, çalışma ve yerleşme amacıyla tercih edilen bir ülke konumuna da gelmeye başladı.

İran’dan yüksek nitelikli göçün belirginleşmesinde, 2005-2013 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Mahmud Ahmedinejad dönemi önemli bir kırılma noktası olarak belirdi. Bu dönemde siyasi ve toplumsal gerilimlerin artması, üniversiteler ve akademik çevreler üzerindeki baskılar, ekonomik sorunlar ve uluslararası yaptırımların genişlemesi, nitelikli iş gücünün ülke dışına yönelmesini hızlandıran koşulları oluşturdu. Özellikle 2009 yılında gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından ortaya çıkan İran Yeşil Hareketi protestoları ve güvenlik güçlerinin müdahalesi, İran’daki siyasi gerilimin göç kararları üzerindeki etkisini yeniden görünür kıldı. Bununla birlikte, ağırlaşan uluslararası yaptırımlar, ekonomik daralma, işsizlik ve ulusal para birimindeki değer kaybı gibi sorunlar göçün ekonomik boyutunu daha belirgin hale getirdi.

Siyasal sorun alanlarının yanı sıra İran ekonomisinin uluslararası yaptırımlar ve ekonomik belirsizlikler nedeniyle karşı karşıya kaldığı sorunlar, İranlı yatırımcıların birikimlerini ülke dışında değerlendirme arayışlarını artırdı. Coğrafi yakınlık, ulaşım kolaylığı, ticari ilişkiler ve Türkiye’nin gayrimenkul piyasasının sunduğu olanaklar, bu süreçte Türkiye’yi öne çıkan destinasyonlardan biri haline getirdi. Bu bağlamda 2010’lu yıllarla birlikte İran’dan Türkiye’ye yönelik hareketlilikte dikkat çeken bir diğer gelişme ise sermaye transferi ve gayrimenkul yatırımları oldu. Bu eğilimin somut göstergelerinden biri, Türkiye’de yabancılara yapılan konut satışlarında İran vatandaşlarının giderek üst sıralara yükselmesidir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ülke uyruklarına göre yabancılara yapılan konut satış istatistikleri incelendiğinde, İran vatandaşlarının Türkiye’deki gayrimenkul piyasasında özellikle 2018 sonrasında belirgin bir ağırlık kazandığı görülüyor. İran vatandaşları, 2020 ve 2021 yıllarında üst üste Türkiye’den en fazla konut satın alan yabancı uyruklu grup olarak ilk sırada yer alırken, 2018-2025 döneminde İran vatandaşlarına 45 binin üzerinde konut satıldı.[iv] İran vatandaşlarının konut alımları içerisindeki bu yüksek payı değerlendirilirken, Türkiye’nin yatırım yoluyla vatandaşlık politikasında gerçekleştirdiği yasal düzenlemelerin ve teşviklerin etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor. Özetle, yıllar içerisinde Türkiye’de oluşan İran diasporası ve ağlar, olası yeni bir göç dalgasında İran’dan gelecekler için Türkiye’yi daha tanıdık ve ulaşılabilir bir ülke haline getiriyor. Daha önce Türkiye’ye yerleşen İranlıların deneyimleri ve kurdukları ilişkiler, yeni gelecek kişilerin göç ve yerleşme kararlarında da etkili olabilecek bir zemin oluşturuyor.

Sonsöz

Tarihsel süreç, İran’dan Türkiye’ye göçün tek bir nedene indirgenemeyeceğini ortaya koyuyor. 1979 sonrasında siyasi baskı ve rejim değişikliğinin yanı sıra savaş, ekonomik darboğaz, toplumsal özgürlük arayışı, öğrenci hareketliliği, yüksek nitelikli göç ve sermaye transferi de belirleyici hale geldi. Öte yandan İran kaynaklı göç hareketlerinin Türkiye’nin iç siyasetinde, güvenlik politikalarında ve dış ilişkilerinde de karşılık bulduğu görülüyor. Ankara, uzun yıllardır komşusundaki siyasi dönüşümleri, sınır hareketliliğini ve bunların bölgesel dengelere olası etkilerini yakından takip etmek durumunda kalıyor. Dolayısıyla, İranlıların Türkiye’ye yönelişini yalnızca sınır aşan bir nüfus hareketi olarak değil, İran’ın iç siyasi ve toplumsal dönüşümleriyle bölgesel güç mücadelelerinin ve Türkiye’nin kendi siyasi dinamiklerinin kesiştiği çok boyutlu bir olgu olarak değerlendirmek gerekiyor. Türkiye ise, coğrafi yakınlığı, tarihsel bağları ve ekonomik ilişkileri nedeniyle bu hareketliliğin farklı dönemlerinde hem bir geçiş güzergâhı hem de yerleşim ve yatırım alanı olarak öne çıkıyor. Geçmişte yaşanan göç dalgalarının ortaya çıkardığı deneyimler ve zaman içerisinde oluşan göç ağları, olası yeni bir hareketlilik karşısında da önem taşıyor. Bu nedenle, Türkiye’nin, İran’da yaşanabilecek gelişmelerin yaratabileceği yeni göç hareketlerine karşı geçmiş deneyimlerden ve güncel verilerden yararlanarak hazırlıklı olması gerekiyor.

Dr. Ahmet CEYLAN

DİPNOTLAR

[i] T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı (2023). “Mass Influxes”. https://en.goc.gov.tr/mass-influxes?utm_source.

[ii] Cumhuriyet (31 Aralık 2011). “İngiliz raporlarındaki Kenan Evren”. https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ingiliz-raporlarindaki-kenan-evren-309438?utm; Sabah Gazetesi (31 Aralık 2011). “Bütün sırları gizli raporlarda”. https://www.sabah.com.tr/gundem/2011/12/31/butun-sirlari-gizli-raporlarda.

[iii] Milliyet (2 Nisan 1988). “Cumhurbaşkanı BAE Gazetesine Açıkladı ‘Özal Arabulucu’”. s. 8. https://www.gastearsivi.com/gazete/milliyet2/1988-04-02/8?utm.

[iv] Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), “Konut Satış İstatistikleri – Ülke Uyruklarına Göre Yabancılara Yapılan Konut Satışları, 2018–2025”. TÜİK Veri Portalı.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.