Giriş
Merhaba. Bu ay, Siyaset Bilimi’nin en tartışmalı sorularından birini ele alıyoruz: Bir diktatörlüğü devirmek için yabancı güçlerden yardım istemek meşru ve etik midir? Gelin, bu soruya yanıt aramak için dünya tarihinde kısa bir yolculuk yapalım.
Devrim Dışarıdan Gelmez
Ünlü devrimci Che Guevara, Arjantin’de yaşadığı öğrencilik yıllarında ülkenin diktatörü Juan Perón’a karşı yürütülen eylemlere katılmıştı. Yıllar sonra o günleri değerlendirirken, şu minvalde düşünceler dile getirmişti: “Perón’u devirmeye çalıştığımız dönemde, dışarıdan yardım bekliyorduk. Zaman bize bunun büyük bir hata olduğunu öğretti. Bir diktatör ne kadar zalim olursa olsun, onu ancak içeriden gelen bir mücadele yıkabilir; dışarıdan değil.” Che’nin bu düşüncesi, daha sonra Fidel Castro ile birlikte Küba’da gerçekleştirdiği devrimin de özünü yansıtır. Fulgencio Batista’nın askerî diktatörlüğü, dış müdahaleyle değil, ülkenin kendi dinamikleriyle devrilmiştir.
Sandıkla Gömülen Diktatörlük: Şili
Latin Amerika’dan bir başka acı örnek ise Şili’dir. Kanlı bir darbeyle iktidara gelen Augusto Pinochet, yıllar boyunca ülkeyi demir yumrukla yönetmiş; binlerce insan stadyumlarda işkence görmüş ve infaz edilmiştir. Ancak uzun ve zorlu bir demokrasi mücadelesinin ardından, Şili halkı, Pinochet rejimini kendi iradesiyle, ulusal bir referandum yoluyla tarihe gömmüştür.
Petrol, Müdahale ve Venezuela
Latin Amerika’da son günlerin en çarpıcı ve en sarsıcı gelişmelerinden biri Venezuela’da yaşandı. Nicolás Maduro, yıllar boyunca hileli seçimlerle muhalefeti tasfiye etmiş, devlet aygıtını kişisel iktidarının teminatı hâline getirmiş ve ülkeyi fiilen bir dikta rejimine dönüştürmüştü. ABD’nin doğrudan müdahalesiyle Maduro iktidardan uzaklaştırıldı ve Venezuela’da siyasal dengeler bir kez daha dış güçlerin belirleyiciliğiyle şekillendi.
Bu müdahalenin ardından ülkede nasıl bir geçiş süreci yaşanacağı henüz belirsizliğini koruyor. Trump yönetiminin açıklamaları ise bu müdahalenin arkasındaki asıl motivasyonun demokrasi değil, Venezuela petrolü olduğunu gizleme gereği dahi duymadığını gösteriyor. Bize ise şu soruyu sormak düşüyor: ABD destekli bir dış müdahale bugüne kadar herhangi bir ülkeye gerçekten demokrasi getirmiş midir? Bu soruya yanıt aramak için gözlerimizi Ortadoğu’ya çevirebiliriz.
Müdahale Sonrası Enkaz: Irak
2003 yılında Irak’ın korkulan diktatörü Saddam Hüseyin bir çukurda yakalandı. Irak halkı sevinç gösterileri yaptı, heykeller yıkıldı, sokaklarda Amerikan bayrakları dalgalandı. Fakat sonrasında yaşananlar Irak’ı etnik ve mezhepsel fay hatları boyunca böldü; ülke uzun süreli bir kaosun içine sürüklendi.
Devletin Çöküşü: Libya
ABD’nin bir sonraki hedefi Libya’nın tek adamı Muammer Kaddafi oldu. Onlarca yıl süren otoriter yönetimin ardından, NATO müdahalesiyle devrilen Kaddafi sokaklarda linç edilerek öldürüldü. Ancak özgürlük gelmedi; iç savaş geldi. Libya bugün hâlâ aşiretler ve askerî güçler arasında parçalanmış, dünyanın en istikrarsız ülkelerinden biri.
Bitmeyen İşgaller Ülkesi: Afganistan
Benzer bir trajedi Afganistan’da yaşandı. Tarih boyunca defalarca işgal edilen bu topraklar, kalıcı bir barış yüzü görmedi. Önce Sovyetler Birliği, kendisine bağlı bir rejimi ayakta tutmak için Afganistan’ı işgal etti; ardından ABD, Sovyetlere karşı savaşmaları için radikal İslamcı milisleri bilinçli biçimde silahlandırdı. Her dış müdahale, Afganistan’ı istikrara değil, daha derin bir kaosa sürükledi. Sonunda ülke, yıllar süren bu müdahalelerin mirası olan Taliban karanlığına teslim oldu.
Kaçırılan Devrim: İran
Bugün dünyanın dikkati bir kez daha İran üzerinde. 1979’da İran halkı, Şah rejimini devirerek özgürlük ve adalet umuduyla sokağa çıktı. Ancak bu devrim, kısa süre içinde Humeyni liderliğindeki dinî kadrolar tarafından ele geçirildi; liberal ve sol gruplar sistematik biçimde tasfiye edildi ve ülke katı bir teokrasiye dönüştürüldü. Günümüz İran’ında sokak protestoları acımasızca bastırılıyor, muhalefet “ABD ajanlığı” suçlamasıyla susturuluyor. Rejime karşı öne çıkan tek alternatif ise bugün sürgünde yaşayan Şah ailesinin mirasçıları ve ironik biçimde onlar da çözümü yine dış güçlerin desteğinde arıyor.
Dış Destekle Gelen Özgürlük Mümkün Mü? Suriye Örneği
Güncele dönersek, 2011’de başlayan ve 14 yıl boyunca ülkeyi yıpratan Suriye iç savaşı, Aralık 2024’te Beşar Esad rejiminin çöküşüyle yeni bir evreye girdi. Suriye halkı uzun bir diktatörlük döneminin ardından yeni bir dönemin eşiğine geldi; ancak bu kırılma, Batılı güçlerin ve Türkiye ile Ürdün gibi bölgesel aktörlerin desteği olmadan mümkün olmadı.
Şimdi asıl soru şudur: Bundan sonra ne olacak? Tarafsız bir denetim altında özgür seçimler yapılabilecek mi? Kürtler, Türkmenler, Dürziler ve Aleviler yeni siyasal düzende adil biçimde temsil edilebilecek mi? Yoksa dış destekle elde edilen bu kazanım, daha önce defalarca gördüğümüz gibi parçalanma ve istikrarsızlığa mı sürüklenecek? Bunu yalnızca zaman ve Suriye halkının siyasal uyanıklığı gösterecek.
Sonuç: Özgürlük İthal Edilemez
Tarih, bize basit ama sert bir gerçeği öğretir: Hiçbir ulus, özgürlüğünü dışarıdan gelen yardımla kalıcı biçimde kazanamaz. Yabancı müdahaleler kısa vadede kurtuluş gibi sunulabilir; ancak uzun vadede ülkeleri yeni bağımlılıklara, kırılganlıklara ve krizlere sürükler. Dışarıdan gelen güç, bir diktatörü devirebilir; ama yerine halkın iradesini koyamaz. Bazıları, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya ve Japonya’yı istisna olarak gösterebilir. Oysa bu örnekler sıradan rejim değişiklikleri değil, benzersiz tarihsel koşullarda, tam askerî yenilgi ve kapsamlı toplumsal yeniden inşa süreçleriyle şekillenmiş istisnai durumlardır. Bu nedenle başka coğrafyalara kopyalanmaları mümkün değildir. Gerçek özgürlük yalnızca içeriden doğar: bir halkın cesaretinden, siyasal bilincinden ve ortak iradesinden. Çünkü özgürlük, ithal edilecek bir meta değildir; bir ulusun kendi bedelini ödeyerek, kendi bilincinde döverek kazandığı bir değerdir.
Ali EKİNCİEL

























































