GAZZE’DE SİLAHLARIN GÖLGESİNDEN SİVİL YÖNETİME: TRUMP PLANININ ZOR SINAVI

upa-admin 31 Temmuz 2026 115 Okunma 0
GAZZE’DE SİLAHLARIN GÖLGESİNDEN SİVİL YÖNETİME: TRUMP PLANININ ZOR SINAVI

ABD Başkanı Donald Trump’ın 30 Temmuz 2026’da Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların tamamen silahsızlandırılmasına yönelik bir anlaşmaya varıldığını açıklaması, uzun süredir çıkmazda bulunan Gazze meselesinde önemli bir diplomatik eşiğe işaret ediyor. Açıklanan çerçeveye göre, silahsızlanma, aşamalı biçimde gerçekleştirilecek; süreç ilerledikçe İsrail Ordusu (IDF) Gazze’den çekilecek, güvenlik ise Uluslararası İstikrar Gücü ile yeniden yapılandırılacak olan Filistin polis teşkilatı tarafından sağlanacak. Trump, bu düzenlemeyi 20 maddelik Gazze planının hayata geçirilmesinde önemli bir dönüm noktası olarak sunuyor. Sürecin arabuluculuğunu ise Mısır, Katar ve Türkiye yürütüyor. Ancak sahadaki karşılıklı güvensizlik dikkate alındığında bunun tamamlanmış bir barıştan ziyade, uygulanması oldukça zor bir siyasal mutabakat olduğu görülüyor.

Ali Shaath

Planın en dikkat çekici yönü, Gazze’nin Hamas’ın askerî ve idari hâkimiyetinden çıkarılarak Filistinli teknokratlardan oluşan sivil bir yönetime devredilmesidir. Bu amaçla oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin başkanlığına, daha önce Filistin Yönetimi’nde görev yapmış Ali Shaath getirildi. 15 üyeden oluşan bu yapının insani yardımların dağıtılması, temel kamu hizmetlerinin yeniden kurulması, yerinden edilen insanların barınma ihtiyaçlarının karşılanması ve Gazze’nin yeniden imarının yönetilmesi gibi görevleri üstlenmesi bekleniyor. Hamas da, 6 Temmuz’da fiilî hükümet organını feshettiğini ve idari yetkileri bu teknokrat komiteye devretmeye hazır olduğunu açıklamıştı. Fakat yönetim binalarının devredilmesi ile gerçek iktidarın devredilmesi aynı şey değildir. Silahlı kapasite, güvenlik ağı ve mali kaynaklar Hamas’ın kontrolünde kaldığı sürece sivil komitenin bağımsız bir yönetim kurması mümkün olmayacaktır.

Bu nedenle, anlaşmanın merkezinde yönetim değişikliğinden çok, silahların kim tarafından ve hangi sırayla teslim alınacağı sorusu yer alıyor. Hamas yetkilileri, İsrail saldırılarını durdurmadan, askerlerini Ekim 2025’teki konumlarına çekmeden ve Gazze’ye insani yardım girişini artırmadan silahların teslim edilmeyeceğini belirtiyor. İsrail tarafı ise Hamas’ın silahsızlandırılmadan mevcut askerî hatların gerisine çekilmeyeceğini savunuyor. Başka bir ifadeyle Hamas “önce çekilme, sonra silahların devri”, İsrail ise “önce silahsızlanma, sonra çekilme” diyor. Hamas’ın silahları ancak İsrail’in yükümlülüklerini yerine getirmesinden sonra teknokrat komitenin muhafazasına bırakmayı kabul ettiğini ortaya koyuyor.

Tam da bu noktada Trump yönetiminin gerçek sınavı başlıyor. Barış planı, yalnızca Hamas üzerinde baskı kuran tek taraflı bir silahsızlandırma programına dönüşürse sürdürülebilir olamaz. İsrail’in çekilmesi, saldırıların sona ermesi, insani yardımların kesintisiz biçimde ulaştırılması ve Filistinli sivillerin korunması da aynı derecede açık ve denetlenebilir yükümlülüklere bağlanmalıdır. Güvenlik yalnızca İsrail vatandaşlarının güvenliği olarak tanımlanamaz. Gazze’de yaşayan sivillerin bombardımandan, zorunlu yerinden edilmeden, açlıktan ve keyfî şiddetten korunması da kurulacak güvenlik düzeninin temel unsuru olmalıdır. Taraflardan birinin yükümlülüklerinin kesin, diğerinin yükümlülüklerinin ise siyasi takdire bağlı olduğu bir düzenleme barış değil, geçici bir güç dengesi üretir.

Silahsızlanma da yalnızca silahların bir depoya bırakılmasından ibaret değildir. Ağır silahların teslimi, tünellerin kullanılamaz hâle getirilmesi, mühimmat depolarının tespiti, silahlı birliklerin dağıtılması ve dış finansman kanallarının kapatılması bağımsız bir doğrulama mekanizması gerektirir. Bunun yanında, eski savaşçıların sivil hayata yeniden kazandırılması, suç işlememiş kişilere yönelik hukuki düzenlemeler yapılması ve yeni Filistin polis teşkilatına katılım şartlarının açıkça belirlenmesi gerekir. Aksi takdirde, bugün depoya kaldırılan silahların yeni bir kriz sırasında yeniden ortaya çıkması mümkündür. Gazze’nin silahsızlandırılması, ancak meşru sivil otoritenin güçlendirilmesiyle birlikte yürütülürse kalıcı sonuç doğurabilir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararıyla desteklenen geçiş mimarisi, uluslararası bir istikrar gücü ile Trump’ın başkanlığındaki “Barış Kurulu”na önemli yetkiler tanıyor. Ancak bu mekanizmaların geçici nitelikte olması ve Filistinlilerin kendi geleceklerini belirleme hakkını ortadan kaldırmaması gerekiyor. Teknokratik yönetim, savaş sonrasında temel hizmetleri yeniden kurmak bakımından işlevsel olabilir; fakat demokratik meşruiyetin yerini sonsuza kadar teknokratlar alamaz. Gazze’nin geleceği dışarıdan atanan yöneticiler tarafından değil, belirli bir geçiş döneminin ardından seçimlerle meşruiyet kazanmış Filistinli kurumlar tarafından belirlenmelidir. Uluslararası yönetim kalıcılaştığı takdirde Gazze, Hamas’ın vesayetinden çıkarılırken bu kez başka bir vesayet düzenine sokulmuş olacaktır.

Ayrıca Gazze’nin Batı Şeria’dan kurumsal ve siyasi olarak koparılması yeni bir devletleşme çıkmazı yaratabilir. Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin Filistin Yönetimi ile bağlantısının kurulması, “tek hukuk, tek yönetim ve tek meşru güvenlik gücü” ilkesinin hayata geçirilmesi önemlidir. Nihai amaç yalnızca çatışmasız bir Gazze oluşturmak değil, Gazze ile Batı Şeria’yı ortak ve meşru bir Filistin siyasi yapısı içinde birleştirecek zemini hazırlamak olmalıdır. Bu süreç, iki devletli çözüm yönünde somut bir siyasi takvimle desteklenmezse yeniden imar faaliyetleri sorunun nedenlerini değil, yalnızca savaşın meydana getirdiği fiziksel sonuçları giderecektir.

Trump planı, bütün eksikliklerine rağmen önemli bir fırsat sunuyor. Hamas’ın silahlı egemenliğinin sona ermesi, İsrail Ordusu’nun Gazze’den çekilmesi, Filistinli sivil yönetimin kurulması ve uluslararası güvenceler altında yeniden imarın başlaması aynı anda gerçekleştirilebilirse bölgedeki şiddet döngüsünün kırılması mümkün olabilir. Türkiye, Mısır ve Katar’ın arabuluculuk rolü de tarafların karşılıklı yükümlülüklerini yerine getirmesinde kritik önem taşıyacaktır. Özellikle Türkiye, Filistinli kurumların güçlendirilmesi ve Gazze’nin yeniden inşası konusunda hem diplomatik hem de insani kapasitesiyle etkili bir aktör olabilir.

Sonuçta, Gazze’de kalıcı barışın ölçüsü Trump’ın yaptığı açıklamaların büyüklüğü değil, sahada gerçekleşen dönüşüm olacaktır. Hamas’ın silah bırakması kadar İsrail’in askerî çekilmeyi tamamlaması; tünellerin kapatılması kadar sınır kapılarının insani yardımlara açılması; uluslararası güvenlik gücünün kurulması kadar Filistinlilerin kendi meşru yönetimlerine kavuşması önemlidir. Gazze’nin geleceği ne silahlı örgütlerin ne de süresiz bir dış vesayetin elinde olmalıdır. Gerçek başarı, Gazze’nin silahlardan arındırılmış, sivillerin korunduğu, Filistinliler tarafından yönetilen ve bağımsız bir Filistin devletinin parçası hâline gelebilecek bir bölgeye dönüşmesidir. Trump’ın anlaşması böyle bir geleceğin kapısını aralayabilir; fakat o kapının gerçekten açılması, bütün tarafların aynı anda ve denetlenebilir biçimde sorumluluk üstlenmesine bağlıdır.

Dr. Oğuzhan MANİOĞLU

İstanbul Kent Üniversitesi

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.