MASADA EFSANESİNİN DETAYLI HİKAYESİ

upa-admin 06 Ağustos 2026 148 Okunma 0
MASADA EFSANESİNİN DETAYLI HİKAYESİ

Giriş

20. yüzyılın başlarına kadar neredeyse hiçbir Yahudi, Masada efsanesinden haberdar değildi. Ancak bugün, Masada, modern İsrail devletinin ulusal mitolojisinin, askeri ethosunun ve kimlik inşasının merkezinde yer alan devasa bir sembol haline gelmiştir. Peki, yüzyıllar boyunca Yahudi hafızasında neredeyse hiç yer bulmamış bu antik kale olayı, nasıl oldu da modern Siyonist kimliğin ve askeri geleneklerin ilham kaynağına dönüştü? Bu sorunun cevabı, yalnızca antik bir trajediye değil; modern Siyonizmin geleneksel Yahudiliği dönüştürme biçimine, “Yakup’un sesi” ile “Esav’ın elleri” arasındaki o derin fikri çatışmaya dayanmaktadır.

1. Antik Tarihin Sahnesinde Masada Trajedisi

Roma Ordusu, MS 70 yılında Kudüs’ü ve İkinci Tapınak’ı yerle bir ettikten sonra, direniş, henüz tamamen sona ermemişti. Eleazar ben Ya’ir liderliğindeki Sicarii (Zelotlar) adlı radikal Yahudi direnişçi grup, Yahudiye çölünün ortasında, Ölü Deniz’e bakan dik kayalıklar üzerindeki Masada Kalesi’ne sığındı.

Masada, aslında MÖ 30’lu yıllarda Kral Herod (Büyük Herodes) tarafından inşa ettirilmişti. Mimarisiyle bir mühendislik harikası olan bu kale; Herod’un olası halk ayaklanmalarından veya siyasi rakiplerinden kaçması için lüks bir sığınak ve devasa bir savunma kompleksi olarak planlanmıştı. Herod, çölün ortasındaki bu dağ kalesinde yağmur sularını depolayan muazzam bir sarnıç sistemi ve uzun süreli kuşatmalara dayanabilecek devasa yiyecek depoları kurmuştu. Bölgenin aşırı kuru çöl iklimi, 2000 yıl sonra yapılan arkeolojik kazılarda bu depolardaki organik kalıntıların bile günümüze kadar korunmasını sağlayacaktı.

MS 73 veya 74 yılına gelindiğinde, Roma Valisi Lucius Flavius Silva, yaklaşık 8.000 ila 10.000 kişilik 10. Fretensis Lejyonu ile Masada’yı kuşattı. Romalılar, kalenin etrafına 8 adet askeri kamp kurdular ve kale sakinlerinin kaçmasını önlemek için etrafı tamamen kuşatan bir duvar (circumvallation) inşa ettiler. Günümüzde bile Masada’nın zirvesinden bakıldığında bu 8 kampın ve sur çizgisinin izleri net bir şekilde görülebilmektedir.

Romalılar, dik kayalıklara doğrudan tırmanamayacaklarını anlayınca dağın batı tarafındaki doğal bir yükselti üzerine devasa bir toprak rampa (kuşatma rampası) inşa ettiler. Rampa tamamlanıp Roma koçbaşları surları delmeye başladığında, içindeki 960 Yahudi direnişçi (kadınlar ve çocuklar dahil) kaçınılmaz sonla yüzleşti: Teslim olmaları halinde köleleştirilecek, tecavüz edilecek ve işkenceyle öldürüleceklerdi.

Yahudi inancında intihar kesin olarak yasaklanmış (halakhik olarak haram kılınmış) olduğundan, Eleazar ben Ya’ir’in teşvikiyle trajik bir yöntem geliştirildi: Erkekler önce kendi eşlerini ve çocuklarını öldürdü. Ardından kalan erkek arasından kura ile 10 kişi seçildi; bu 10 kişi diğer tüm erkekleri öldürdü. Son kalan tek kişi ise kaledeki tüm yaşam alanlarını ve eşyaları ateşe verdi. Ancak Romalılar Yahudilerin açlıktan veya çaresizlikten değil, kendi iradeleriyle öldüklerini görsünler diye yiyecek depolarını yakmadılar. Son kişi, kendi kılıcının üzerine düşerek intihar etti.

1963-1965 yılları arasında ünlü arkeolog (ve eski İsrail Genelkurmay Başkanı) Yigael Yadin liderliğinde yürütülen kazılarda, üzerinde isimler yazılı küçük çömlek parçaları (ostraca) bulundu. Bu parçalardan birinin üzerinde direnişin lideri “Ben Ya’ir” yazıyordu. Bu çömlek parçalarının, o son 10 kişinin kura çekerken kullandığı taşlar olduğu değerlendirilmektedir.

Ben Yair yazısı üzerinde bulunan taş

2. Unutuluştan Ulusal Mite: Siyonizm ve “Yeni Yahudi” İnşası

Masada trajedisi, antik dönem tarihçisi Flavius Josephus’un Yahudi Savaşı (Bellum Judaicum) adlı eseri dışında neredeyse hiçbir klasik Yahudi metninde (Talmud veya Midraşlarda) övgüyle anılmadı. Yahudi bilgeleri (Hazal), toplu intiharı ve fanatik direnişi geleneksel hukuka aykırı buldukları için, bu olayı yüzyıllar boyunca adeta hafızadan sildiler.

Üzerinde Masada yazılı madalya

Peki, nasıl oldu da modern Siyonizm bu olayı canlandırdı? Modern Siyonizm, sadece coğrafi bir dönüş değil; aynı zamanda “Yahudi Hadaş” (Yeni Yahudi) yaratma projesiydi. Yüzyıllardır Avrupa’da pasif, baskı gören, pogromlara uğrayan ve sürgün hayatı yaşayan “Eski Yahudi” tipolojisinin yerine; toprağını işleyen, elinde silah tutan, kendi kaderini tayin eden “savaşçı” bir Yahudi kimliği inşa edilmek istendi.

Masada Efsanesi hakkındaki bir roman

Bu yeni identitenin sembolleri hızla oluşturuldu: İnsanlar Doğu Avrupa isimlerini İbranice isimlerle değiştirdiler. Örneğin, David Green’in adını David Ben-Gurion —”Aslan Yavrusu“— yapması gibi. Tevrat okullarında Rambam (Maimonides) gibi soyut fıkıh alimlerinin fikirlerinden ziyade, Eleazar ben Ya’ir gibi eylem insanlarının ve savaşçı figürlerin hayatları öne çıkarıldı. Hagana, İrgun (Etzel), Lehi (Stern) ve Palmah gibi yeraltı örgütleriyle bu yeni güvenlik kültürü pekiştirildi. Yahudi toplumunda askeri hava kuvvetleri yüceltildi, askeri güç kahramanlığın odağına yerleştirildi.

Bu bağlamda, Masada, pasifliğe ve teslimiyete karşı direnişin sembolü haline getirildi. Uzun yıllar boyunca İsrail Zırhlı Birlikleri ve özel kuvvet askerleri, ant içme törenlerini Masada’nın zirvesinde, gün doğumunda gerçekleştirerek şunları -Şair Yitzhak Lamdan’ın 1927 tarihli meşhur şiirinden mülhem- haykırdılar: “Metzada lo tipol shenit!” (Masada bir daha düşmeyecek!)…

Askerler Masada’da tören yapıyorlar

3. Yakup’un Sesi, Esav’ın Elleri: Kutsal Metnin Yeniden Yorumlanması

Siyonist ideolojinin geleneksel Yahudi anlayışını nasıl dönüştürdüğünü anlamak için Tevrat’taki meşhur bir ayete ve yorumlanışına bakmak gerekir. “Yaratılış” (Bereşit) 27:22 ayetinde, yaşlı ve gözleri görmeyen İshak, babalık duasını almak için Esav kılığına giren oğlu Yakup’u dokunarak muayene ettiğinde şöyle der: “הַקֹּל קוֹל יַעֲקֹב וְהַיָּדַיִם יְדֵי עֵשָׂו” (“Ses Yakup’un sesi; ama eller Esav’ın elleri“).

Bunun klasik Yahudi yorumu şöyledir; Tevrat metninde, Esav, kılıcıyla yaşayan, avcı, sert ve fiziksel gücü temsil eden bir figürdür. Yakup ise çadırlarda oturan, daha sakin ve maneviyatı temsil eden kardeşidir. İshak, Esav’a verdiği berekette “Kılıcınla yaşayacaksın” (Yaratılış 27:40) demiştir. Klasik haham literatüründe (ve Orta Çağ Yahudi düşüncesinde) bu ikilik şu şekilde kavramsallaştırılmıştır:

Yakup’un Sesi: Dua, Tevrat eğitimi, maneviyat, hikmet ve söz.

Esav’ın Elleri: Savaş, kılıç, fiziksel güç, kaba kuvvet ve imparatorlukların zorbalığı (Esav, zamanla Edom, Roma ve Yahudilere baskı yapan seküler güçlerin sembolü hâline gelmiştir).

Meşhur haham yorumuna göre: “Yakup’un sesi sinagoglarda ve eğitim evlerinde gür çıktığı sürece, Esav’ın elleri Yahudilere egemen olamaz.” Yani geleneksel Yahudiliğe göre halkın asıl koruyucu zırhı askeri ordu değil, Tanrı’ya bağlılık ve ilimdir.

Meşhur yılanlı yol

4. Siyonist Kırılma ve Yigael Yadin

Modern Siyonizm ve İsrail’in kurucu babaları, bu denklemi tersine çevirdiler. İsrail Genelkurmay Başkanı ve arkeolog Yigael Yadin, bu ayeti bilinçli bir meydan okumayla şöyle yorumlamıştır: “Ben artık ‘Yakup’un sesi’ ile ilgilenmiyorum; bugün önemli olan ‘Esav’ın elleridir’, yani ordunun süngüleri ve savaşan askerlerdir.”

Bu dönüşümün arka planındaki mantık şuydu: Yüzyıllarca sadece “Yakup’un sesi“ne güvenmek Yahudileri pogromlardan, sürgünlerden ve en nihayetinde Holokost’tan koruyamamıştı. Var olabilmek için artık “Esav’ın ellerine“, yani somut bir askeri güce sahip olunmalıydı.

5. Yahudi Düşünce Tarihinde Masada Tartışması: Rav Goren ve Rav Neria

Masada’nın bir ulusal mit haline getirilmesi Yahudi dini düşüncesinde oy birliğiyle karşılanmamış, aksine devasa bir fıkhi (Halakhik) ve felsefi tartışmayı beraberinde getirmiştir.

Rav Şlomo Goren’in Yaklaşımı (Masada’yı Meşrulaştırma): İsrail Ordusu’nun ilk Başhahamı olan Rav Şlomo Goren, Masada’daki eylemi dini-hukuki bir zeminde savunmaya çalışmıştır. Halaka’da intihar kesin olarak yasak olsa da, Rav Goren, referansını Kutsal Kitap’taki Kral Saul (Şaul) örneğinden alır. Kral Saul, Filistlilerin eline geçip işkence görmemek ve alay edilmemek için kendi kılıcının üzerine düşerek ölmüştür. Rav Goren’e göre, düşmanın elinde işkence görmek, tecavüze uğramak ve dini değerlerin ayaklar altına alınması riskine karşı ölümü seçmek (özellikle devlet/egemenlik savaşı bağlamında) Şaul’un eylemi gibi değerlendirilebilir. Goren, Tzahal (İsrail Ordusu) askerlerini Kral Şaul ve Masada direnişçilerinin modern ardılları olarak görmüş, teslim olmaktansa ölmeyi bir kahramanlık simgesi saymıştır.

Rav Moshe Zvi Neria’nın Yaklaşımı (Geleneksel Eleştiri): Buna karşılık, dini-siyonist kanadın önemli alimlerinden Rav Moshe Zvi Neria, Masada’nın bu şekilde kutsanmasına şiddetle karşı çıkmıştır. Rav Neria’ya göre: Rambam’ın (Maimonides) Babil Talmud’una (Sanhedrin 74a) dayanarak belirttiği üzere, bir Yahudi’nin ölümü pahasına dahi olsa işlememesi gereken yalnızca 3 günah vardır (Yehareg ve-al ya’avor): putperestlik, zina/cinsel iffetsizlik ve adam öldürme. Düşmana esir düşme korkusu tek başına intiharı helal kılmaz. Yahudi toplumunun tarihsel büyüklüğü ve kahramanlığı “ölmekte” veya toplu intihar etmekte değil; Holokost’ta ve yüzyıllık sürgünlerde görüldüğü üzere “her ne pahasına olursa olsun hayatta kalıp geleneği, yaşamı ve Tevrat’ı sürdürmektedir“. Rav Neria’ya göre, gerçek Yahudi kahramanlığı Masada’daki gibi toplu yok oluş değil, en zor şartlarda bile yaşama sarılmaktır.

6. Birkaç Tavsiye

Tarihi, kendisini yazanlar ve belgeleyenler yaşatır. Bu, İslam tarihi ve genel insanlık tarihi için de geçerlidir. Bugün Hz. Ebubekir kendi hayatını, hissettiklerini ve yaşadıklarını birinci ağızdan kaleme almış olsaydı, bu eser dünya tarihinin en çok okunan metinlerinden biri olurdu. Ne yazık ki, Doğulu ve Müslüman toplumlar, bireysel ve toplumsal hafızayı yazıya geçirme konusunda tarihsel olarak daha pasif kalmışlardır. Birçok büyük sahabenin veya alimin hayatına dair detaylı bilgilere sahip olamayışımızın sebebi, zamanında tutulmayan notlardır. Hafıza ve gelecek inşası için not tutmak, aile defterleri oluşturmak şarttır. Çocuğunuzun ilk dişinin çıktığı gün hissettiklerinizden, yaşadığınız dönemin baskılarına kadar yazılan her şey geleceğe bırakılan bir izdir.

Tarihte fikirler ve çabalar zamansızdır… Döneminde fikirleri baskılanan, ezilen bir alim ölebilir; ancak öğrencileri ve yazdığı notlar sayesinde fikirleri yüzyıllar sonra dünyayı değiştirebilir. Şeyh ül-Ekber İbn Arabi’nin Şam’daki mezarı uzun yıllar boyunca unutulmuş ve harabe halde kalmıştı. İbn Arabi’nin “Sin Şine girince mezarım ortaya çıkar” (yani Selim, Şam’a girince) dediği rivayet edilir. Nitekim Yavuz Sultan Selim Şam’ı fethettiğinde İbn Arabi’nin mezarını buldurmuş ve üzerine türbe inşa ettirmiştir. İbn Arabi’nin düşünceleri, Osmanlı entelektüel dünyasını derinden etkilemiştir. Mekke’nin fethini her Müslüman göremedi; pek çoğu fethten önce vefat etti. Ancak gösterdikleri çaba ve bıraktıkları miras Mekke’nin fethini hazırladı. İnsan planlarını sonsuzluk ufkuna göre yapmalı, çabasını ortaya koyup takdiri tecelliye bırakmalıdır. Mücadele etmek ve yazmak, geleceğe atılan en somut tohumdur.

7. Pragmatizm, Süper Güçler ve Theodor Herzl

Yahudilerin Masada trajedisinden ve Roma’ya karşı kaybedilen ağır savaşlardan çıkardığı bir diğer acı ders ise şuydu: Rasyonel bir strateji olmadan, dönemin süper güçlerine körü körüne kafa tutmak yıkım doğurur. Herzl, Yahudi devletinin kuru bir duygusallıkla değil, uluslararası diplomasi ve büyük güçlerin desteğiyle kurulabileceğini biliyordu. Bu yüzden, Herzl, dönemin küresel güçlerine pragmatik tekliflerle gitti:

Osmanlı İmparatorluğu: Sultan II. Abdülhamid’e, Filistin’de bir Yahudi otonomisi karşılığında Osmanlı’nın Düyûn-ı Umûmiye borçlarının ödenmesini teklif etti.

Alman (Prusya) İmparatorluğu: Kaiser II. Wilhelm ile görüşen Herzl, Doğu ve Orta Avrupa’dan Filistin’de kurulacak kolonilere göç edecek Yahudilerin çoğunlukla Almanca ve Yidiş (Almanca tabanlı İbrani alfabesiyle yazılan dil) konuştuğunu vurguladı. Herzl, bu yapının Doğu’da Alman kültürünün, ekonomisinin ve sanayisinin bir ileri karakolu işlevi göreceğini öne sürdü. Ayrıca bu göç sayesinde Almanya’daki Yahudi nüfusunun azalacağını ve anti-semitik gerilimlerin düşeceğini vadetti.

Herzl’in bu yaklaşımı, Masada’daki romantik ve intiharvari direnişin aksine; soğukkanlı, realist ve diplomasiye dayalı bir devlet aklının göstergesiydi.

Sonuç: Tarihi Şekillendiren Fikirler

Bugün Ortadoğu’yu ve İsrail devlet geleneğini anlamak için Ben-Gurion’un korkularına, kurucu babaların (Founding Fathers) zihin kodlarına ve Yigael Yadin’in “Esav’ın elleri” vurgusuna bakmak gerekir. Ben-Gurion’a vaktiyle söylenmiş olan “Cüceler de devlet kurabilir” (Gamadim yaholim lehakim medina) sözü, küçük bir azınlığın ideoloji, disiplin ve askeri güç birleşimiyle nasıl bir devlet aygıtı yarattığının özeti gibidir.

Bir ülkeyi ve toplumu gerçekten tanımak için onun dilini öğrenmek, kültürel etkinliklerine katılmak ve müze ve ören yerlerini gezmek gerekir. Bugün Ölü Deniz yakınlarındaki Yahudiye çölünde yükselen Masada Kalesi’ni veya Kral Herod’un Sezar’a nispetle inşa ettirdiği Kayserya (Caesarea) liman kentini ziyaret ettiğinizde, gördüğünüz şey yalnızca antik taşlar değildir. Orada gördüğünüz şey; anti-teziyle, trajedisiyle, dini tartışmalarıyla ve seküler ulus-devlet inşasıyla modern dünyayı şekillendiren tarihsel bir anlatının ta kendisidir.

Dünyayı nihayetinde fikirler ve ruhlar yönetir. Tıpkı Kristof Kolomb’un keşfetme ve sömürme anlayışının Batı’nın son 500 yılına damga vurması gibi; tarihe not düşen, hayatını yazan ve planlarını sonsuzluğa göre yapan toplumlar gelecekte de var olmaya devam edecektir.

Ozan DUR

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.