RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI’NDA SON DURUM: ASKERİ YIPRATMA, DİPLOMATİK PAZARLIK VE BARIŞIN KOŞULLARI

upa-admin 30 Eylül 2026 78 Okunma 0
RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI’NDA SON DURUM: ASKERİ YIPRATMA, DİPLOMATİK PAZARLIK VE BARIŞIN KOŞULLARI

Rusya–Ukrayna Savaşı’nda mevcut tablo, askerî çatışmaların sürmesi ile diplomatik temasların yeniden hareketlenmesinin aynı anda yaşandığı bir döneme işaret ediyor. Ancak görüşme trafiğindeki artışı, kapsamlı bir barış anlaşmasının yakın olduğu şeklinde yorumlamak için yeterli dayanak yok. Temel sorun, tarafların görüşüp görüşmemesinden çok, savaşı hangi koşullarda sona erdirmeyi kabul edecekleri. Bu nedenle, son gelişmeleri değerlendirirken cephedeki durumu, sınırlı ateşkes girişimlerini ve kalıcı barışın siyasi koşullarını birlikte ele almak gerekir.

Doğu ve güney Ukrayna’daki cephe hattı büyük ölçüde kilitlenmişken uzun menzilli saldırılar sürüyor. Rusya’nın Kiev ve diğer kentlere yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarına karşılık Ukrayna, Rus askerî üretim tesislerini ve petrol rafinerilerini hedef alıyor. Associated Press’in 29 Eylül tarihli haberine göre, Ukrayna’nın hava savunma mühimmatı ihtiyacı da önemli bir baskı unsuru olmaya devam ediyor.

Bu gelişmelerden hareketle, savaşın mevcut aşamasını, toprak kontrolünün yanı sıra karşı tarafın savaşı sürdürme kapasitesini aşındırmaya yönelik bir mücadele olarak değerlendirmek mümkün. Askerî üretim, enerji arzı, lojistik hatlar ve hava savunması, cephedeki birliklerin hareket alanını doğrudan etkiler. Dolayısıyla, ilerleme yalnızca harita üzerindeki değişimlerle ölçülemez. Bir tarafın mühimmat tedarikini sürdürmesi, altyapısını onarabilmesi ve dış desteğini koruyabilmesi de stratejik dayanıklılığının bir parçasıdır. Bununla birlikte, karşılıklı yıpranma kendiliğinden uzlaşma doğurmaz; taraflar zamanın kendi lehlerine işlediğine inanıyorsa, savaşın maliyetine rağmen çatışmayı sürdürebilir.

Diplomatik alandaki son somut gelişmelerden biri, Putin’in temsilcisi Kirill Dmitriev’in Washington’da ABD’li yetkililerle yaptığı görüşmeler oldu. Reuters’ın 29 Eylül tarihli haberine göre, temaslarda savaşın sona erdirilmesi ve savaş sonrasında olası ABD–Rusya enerji girişimleri ele alındı. Bu görüşmeler, Donald Trump ile Volodimir Zelenskiy arasında enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurabilecek bir ateşkesin konuşulmasının ardından gerçekleşti.

Enerji altyapısına odaklanan sınırlı bir ateşkes, diplomasi açısından uygulanabilir bir başlangıç sağlayabilir. Böyle bir düzenleme, daha kapsamlı siyasi anlaşmazlıkların çözülmesini beklemeden sivillerin günlük yaşamını koruyabilir ve ekonomik zararı azaltabilir. Fakat başarısı, kapsamının açıkça belirlenmesine bağlıdır. Hangi tesislerin korunacağı, ihlallerin nasıl doğrulanacağı ve anlaşmaya uyulmadığında ne yapılacağı belirsiz kalırsa taraflar kısa sürede birbirlerini ateşkesi bozmakla suçlayabilir. Bu nedenle, bir anlaşmanın ilan edilmesi kadar denetlenebilir olması da önemlidir.

Müzakerelerin önündeki temel engellerden biri toprak meselesidir. Moskova’nın Ukrayna’dan toprak tavizleri talep eden yaklaşımı Kiev tarafından kabul edilmiyor. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da 21 Eylül’de müzakerelerde ilerleme sağlanmadığını açıklamıştı. Dolayısıyla, diplomatik temasların devam etmesi, tarafların temel talepleri arasında uzlaşma oluştuğunu göstermiyor.

Burada analitik açıdan kritik ayrım, çatışmanın durdurulması ile toprakların nihai statüsünün belirlenmesi arasındadır. Silahların susmasını sağlayacak bir düzenleme, egemenlik uyuşmazlıklarının tamamını aynı anda çözmeyebilir. Ancak böyle bir ara düzenlemenin sürdürülebilmesi için tarafların bunu yeni bir saldırıya hazırlanma fırsatı olarak görmemesi gerekir. Barış görüşmelerinin en zor boyutu da budur: Bugünkü çatışmayı durdururken gelecekte yeniden savaş çıkmasını önleyecek güvenilir koşullar oluşturmak.

Avrupa Birliği’nin yaklaşımında güvenlik güvenceleri bu nedenle merkezi bir yer tutuyor. AB liderlerinin 18 Haziran 2026 tarihli kararları, Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygıyı, güçlü ve güvenilir güvenlik güvencelerini ve ülkenin uzun vadeli savunma kapasitesini vurguluyor. Aynı belgede Ukrayna’nın geleceğine Ukrayna olmadan karar verilemeyeceği ve Avrupa’nın kendi güvenliğini ilgilendiren konularda söz sahibi olacağı belirtiliyor.

Bu tutumun müzakere süreci bakımından anlamı, Washington ile Moskova arasındaki temasların tek başına yeterli olmayacağıdır. Ukrayna’nın kabul etmediği bir düzenlemenin uygulanabilirliği sınırlı kalacaktır. Avrupa ülkelerinden mali destek, savunma katkısı veya ateşkesin izlenmesi gibi sorumluluklar bekleniyorsa bu ülkelerin de anlaşmanın hazırlanmasına katılması gerekir. Dolayısıyla, kalıcı çözüm, büyük güçler arasındaki bir pazarlığın ötesinde, anlaşmayı uygulayacak aktörler arasında görev ve sorumlulukların paylaşılmasını gerektiriyor.

Savaşın jeoekonomik boyutu da bu pazarlığın önemli bir parçası. Enerji iş birliğinin ABD–Rusya görüşmelerinde yer alması, ekonomik beklentilerin diplomatik teşvik olarak kullanılabileceğini düşündürüyor. Ancak olası ekonomik açılımların hangi aşamada ve hangi karşılıklarla devreye sokulacağı belirleyici olacaktır. Analitik açıdan, teşviklerin doğrulanabilir adımlara bağlanması gerekir: Saldırıların durdurulması, denetim mekanizmalarının çalışması ve yükümlülüklere uyulması gibi ölçütler olmadan sağlanan avantajlar, uzlaşmayı teşvik etme amacına ulaşmayabilir.

Türkiye açısından öncelikli katkı alanı, doğrudan temasların sürdürülmesi ve sınırlı uzlaşmaların geliştirilmesidir. T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın 23 Eylül tarihli açıklamasına göre, 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Zelenskiy ile görüşmesinde kalıcı barış için Türkiye’nin katkı sunmaya hazır olduğunu ve doğrudan müzakerelerin yeniden canlandırılmasına yönelik çalışmaların süreceğini belirtti. Bu çerçevede Türkiye’nin diplomatik katkısı; deniz ulaşımının güvenliği, insani düzenlemeler ve teknik görüşmeler gibi somut başlıklarda değerlendirilebilir. Bunlar gerçekleşmiş anlaşmalar değil, mevcut diplomatik iradenin sonuç üretebileceği olası alanlardır.

Önümüzdeki dönem için üç ihtimal öne çıkıyor. İlki, geniş kapsamlı bir siyasi uzlaşma sağlanamasa da belirli hedeflere yönelik saldırıları sınırlayan bir düzenlemenin ortaya çıkmasıdır. İkincisi, görüşmelerin sürmesine rağmen askerî yıpratma mücadelesinin devam etmesidir. Üçüncüsü ise, tarafların güvenlik ve toprak konularındaki tutumlarında değişiklik olmasıyla daha kapsamlı bir müzakere sürecinin açılmasıdır. Mevcut bilgiler bu ihtimallerden herhangi birini kesinleştirmeye yetmiyor; özellikle diplomatik açıklamalar ile sahadaki uygulamalar arasındaki mesafeyi izlemek gerekiyor.

Barışa doğru gerçek ilerlemenin ölçütü, toplantı sayısından çok tarafların davranışlarındaki değişim olacaktır. Saldırıların doğrulanabilir biçimde azalması, sivillerin korunması ve verilen taahhütlerin uygulanması, diplomatik sürecin güvenilirliğini artırabilir. Rusya–Ukrayna Savaşı’nda kalıcı çözümün zorluğu, silahların susturulması ile güvenliğin yeniden kurulmasının aynı şey olmamasından kaynaklanıyor. Başarılı bir müzakere, bu iki ihtiyacı birlikte karşılayabildiği ölçüde sürdürülebilir olacaktır.

Dr. Oğuzhan MANİOĞLU

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.