21. YÜZYILIN LENİNGRAD’I DEYR EZ ZOR

upa-admin 13 Eylül 2017 529 Okunma 0
21. YÜZYILIN LENİNGRAD’I DEYR EZ ZOR

İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan en dramatik olaylardan bir tanesi, 8 Eylül 1941- 18 Ocak 1944 yılları arasında yaşanan Leningrad Kuşatması’dır. Alman Ordusu, Rus Ordusu’nun kentle olan kara bağlantısını kesmiş ve şehri yaklaşık iki buçuk yıl boyunca düşürmeye çalışmıştır. Fakat gerek iklim ve arazi koşulları, gerekse de Rus halkının fedakarlıkları sonucu şehir düşmemiş ve Kızıl Ordu tarafından yapılan bir yarma harekatıyla Alman Ordusu geri püskütülerek kuşatma kaldırılmıştır.

Leningrad Kuşatması’nın kaldırılmasından tam 73 yıl sonra, bir başka kuşatma daha kaldırıldı: Deyr ez Zor… Mayıs 2015’te Palmira’nın IŞİD tarafından ele geçirilmesi sonrası Deyr ez Zor üzerindeki ölümcül kuşatma da başlamış oldu.[1] Kent daha önce de birçok cihatçı grubun saldırı altındaydı; fakat IŞİD’in bölgede güçlenmesiyle diğer gruplar pasifize oldu ve bölgede Suriye Ordusu’na karşı savaşan tek örgüt olarak IŞİD kaldı. Kuşatma altındaki bölgede 100.000 sivilin bulunduğu tahmin edilmekteydi.[2] Geçen hafta Suriye Ordusu tarafından yapılan bir operasyonla Deyr ez Zor kuşatması kaldırıldı.

Suriye’de ve Orta Doğu’da bu noktaya nasıl gelindi? O kadar büyük bir bilgi zehirlnemesi yaşamaktayız ki, doğru veya yanlış hemen her gün yüzlerde haberle karşılaşıyoruz. Bu haber deryasında zaman zaman durup soluk almak ve geriye dönüp olduğumuz yere nasıl geldiğimize bakmakta büyük yararlar vardır. Maksist terminolojide ‘‘yabancılaşma’’ olarak geçen kavramı buna uyarlamakta herhangi bir sakınca bulunmuyor. Bilgi patlaması bizi olaylara yabancılaştırıyor. Artık neden savaşıldığını dahi hatırlamıyoruz ve sadece savaşıyoruz. Orta Doğu’da da aynen böyle oldu. 2010 yılında hayat şartlarından ve ekonomik sıkıntılardan bunalan Muhammed Bouazizi adlı bir işportacının kendini ateşe vermesiyle başlayan süreç önce Tunus, sonra Mısır, Libya ve derken yanı başımıza Suriye’ye uzandı.

Sorunun çıkış nedeni ekonomikti. Muhammed Bouazizi adlı genç, Selefilik’in ülkeye hakim olması ya da laik damarı her zaman kuvvetli olan Tunus’un Suud tipi bir şeriatla yönetilmesi için kendini ateşe vermemişti. İnsanca bir yaşam istiyordu sadece. Fakat her zaman olduğu gibi olaya yabancı istihbarat servisleri müdahil oldu. Geçtiğimiz hafta bültenlere düşen bir haber bu bağlamda oldukça ilginçti. Libya’nın Bingazi kentinde yakalanan Ebu Hafs adlı bir IŞİD mensubu teröristin Mossad için çalıştığı ortaya çıktı. Yine aynı haberde, Libya’da Mossad için çalışan ajan sayısının 2.000 civarında olduğunun tahmin edildiği ifade edilmektedir.[3]

Tunus’ta başlayan olaylar önce Mısır’a, ardından da Libya’ya ulaşmıştı. Hüsnü Mübarek ve Muammer Kaddafi iktidardan indirildi. O sırada Suriye’de yaşayan hiç kimse olayların kendilerine gelip uzanacağını tahmin etmiyordu. Fakat öyle olmadı ve iş Suriye’ye geldi çattı. Suriye konusunda Dışişleri’nin yaptığı yanlışlar her halde bir yazıdan çok kalın bir kitap olabilir. O yüzden bunu bir kenara bırakıp, Suriye’ye odaklanmakta fayda var.

Orta Doğu’da son derece ağırlığı ve karizması olan bir liderdi Hafız Esad. Cemal Abdül Nasır’la birlikte Orta Doğu’nun 20. yüzyıldaki en etkili kişisi denebilir. Hatta belki Nasır’dan da fazla. Çünkü 1973 Arap-İsrail Savaşı’nda ani bir baskınla Suriye ve Mısır birlikleri İsrail birliklerini vurmuş, paniğe kapılan İsrail birlikleri beklenmedik kayıplar vermiştir. Mısır ve Suriye 1967’de kaybettikleri toprakları geri alsa bile, kısa süre içinde İsrail’in toparlanmasıyla savaş denge durumuna gelmiştir. Netice itibariyle savaş literatüründe kazananı olmayan savaş olarak geçse de, bu savaşta İsrail’in yenilmez olmadığı ortaya çıkmıştır. Enver Sedat’ın daha sonra ABD ve İsrail’le anlaşması sonrası tarih bu başarıyı Hafız Esad’ın hanesine yazmıştır.[4]

Suriye için böylesine anlamları olan bir lider olan Hafız Esad’ın 2000 yılında ölümünden sonra yerine oğlu Beşar Esad geçti. Bugün Beşar Esad, radikal terörle olan mücadelesi için ve Türkiye’nin de kendi toprak bütünlüğü için desteklemesi gereken bir liderdir. Bir diktatör olduğu iddiasıyla Esad karşıtlığı yapmak gülünçtür. Zira bu karşıtlık Orta Doğu’yu hiç tanımamak anlamına gelmektedir. Eğer Orta Doğu siyaseti biliniyorsa, o halde ortada daha farklı bir  durum vardır. Şimdilik Suriye’nin son teröristten temizlenmesi en elzem meseledir. Çünkü bugün Orta Doğu’da hiçbir ülke demokratik değildir. Mesele ABD ve İsrail karşıtılığı üzerinden anlaşılmalıdır. Bugün dünyanın en gerici rejimi olan Suud rejimi ABD’nin Orta Doğu’daki en kıymetli ortağı ise, bunu da sorgulamak ve sonra Beşar Esad’a gelmekte fayda var.

Suriye’de de 2012 yılında diğer ülkelerde çıkan ayaklanmalara benzer şekilde bazı protesto gösterileri başladı. Fakat bu protesto gösterileri Tunus’takilere benzer şekilde ekonomik temelliydi. Bir dış haberler gazetecisi olan ve Suriye’yi yakından takip eden Ali Örnek’e göre, Beşar Esad babasının ölümünden sonra Suriye’yi hızlı bir neo-liberalleşme sürecine soktu. Bu dönemde Suriye’de ilk borsa açılırken, diğer yandan tarımdaki devlet desteği de kaldırılmıştı. Tarımda devlet desteğinin kaldırılması çok kritik bir hata olmuştu; çünkü tarım sektöründe çalışan yaklaşık 1 milyon kişi çok kötü koşullar altına girmişti. Genç işsizliği de % 50 oranında artmıştı. İşsiz kalan tarım işçileri büyük şehirlerin varoşlarına doğru akmaya başladı. Bu dönemde BAAS Partisi’ne ve Beşar Esad’a yakın belli kişiler üzerinde yükselen bir sermaye sınıfı da ortaya çıkmıştı. Fakat bu sınıf hala devlet kontrolündeydi. Batı, Esad’tan tam bir ticaret serbestisi istiyordu ama Suriye’nin başına gelen felaketlerin tek nedeni bu değildi. ABD, Suriye’nin Filistin’e ve Lübnan’da Hizbullah’a desteklerini kesmesini istemekteydi.

2011’de Türkiye’nin arabulucu olduğu görüşmeler sırasında yaşanan Gazze saldırısı işi daha da çıkmaza soktu ve Beşar Esad İsrail ile anlaşmayı kabul etmedi. İşte bu dönemde ana akım medyada her zaman ‘‘barışçıl’’ olarak lanse edilen gösteriler başladı. Radikal terör örgütleri Cisr Eş Şuğur’da 120 Suriye askerini öldürdü.  Saldırılar sadece bununla sınırlı kalmadı; 2011 yılında Dera’da, Tartus’ta ve Humus’ta Suriye askerlerine saldırılar oldu.[5] Bu tarihlerde The Guardian’da çıkan absürd bir haber, ana akım medyanın ahvalini ortaya koyuyor. Habere göre, öldürülen Suriye askerlerini yine Suriye Ordusu halka ateş açmayı reddettikleri gerekçesiyle öldürmüştü.[6] Haberin yalan olduğu ile ilgili birçok kaynak bulunsa da, bu haber bugün ana akım medyada hala dolaşıyor.[7]

İşte bu şekilde bir şiddet dalgasıyla başlayan gösteriler bugüne kadar geldi. Erken konuşmak anlamsız fakat şunu söylemek gerekir ki, Orta Doğu’da çok büyük değişiklikler yolda. Laikliğin bir arada yaşamanın teminatı olduğunun daha iyi anlaşılacağı bir sürece girmiş bulunmaktayız. Çünkü bugün Türkiye’de ve Orta Doğu’da laikliğe hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyulan bir dönemdeyiz. Bundan sonra Suriye için görünen hedefin bir başka terör yuvası olan İdlib olması kuvvetle muhtemeldir. Türkiye için doğrudan toprak bütünlüğümüze tehdit olan güneyimizde kurulan koridordur. Fırat Kalkanı ile kesilen koridorun akıbetini ileride göreceğiz.

 

Onur BİGAÇ

 

[1] http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41147111.

[2] https://tr.sputniknews.com/ceyda_karan_eksen/201709051030027577-deyr-ez-zor-kusatmasinin-kirilmasi-abd-planlarini-zora-dusurdu/.

[3] https://www.aydinlik.com.tr/isid-mensubu-imam-mossad-ajani-cikti-dunya-eylul-2017-1.

[4] Tayyar Arı, Geçmişten Günümüze Orta Doğu Siyaset, Savaş ve Diplomasi, 4. Bs. Bursa, Ekim 2008, s. 364.

[5] https://twitter.com/ornekali/status/631582513543127040.

[6] https://www.theguardian.com/world/2011/apr/12/syrian-soldiers-shot-protest.

[7] http://www.joshualandis.com/blog/western-press-misled-who-shot-the-nine-soldiers-in-banyas-not-syrian-security-forces/.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.