100. YILINDA AZERBAYCAN İSTİKLALİ VE İSTİKLAL BEYANNAMESİ

upa-admin 03 Nisan 2018 521 Okunma 0
100. YILINDA AZERBAYCAN İSTİKLALİ VE İSTİKLAL BEYANNAMESİ

1917 yılı, “Moskov vilayetlerinin, cümle Rus’un ve ona tâbi nice nice ülkelerin”[1] tarihini geri dönüşü olmayan bir biçimde değiştirdi. Azerbaycan da mezkûr “nice nice ülkelerden” biri olarak, 1917’den itibaren büyük ve tarihi dönüşümler yaşadı.

1917’ye, şüphesiz ki bir günde varılmadı. Puşkin’in ölümsüz eseri “Yüzbaşının Kızı” ile siyasi tarihte edindiği yeri edebiyat tarihinde de edinen 18. yy’ın Pugaçov Ayaklanması’na kadar geriye uzatılabilecek bir sürecin sonunda, Rusya, kendini modern dünyanın o güne kadar gördüğü en büyük kamplaşmanın ortasında buldu. Bir büyük harp kapıda iken, Çar II. Nikolay, ünlü mistik Rasputin dâhil olmak üzere savaşa girilmemesi gerektiği yönünde kendisini uyaranları, Arşidük Franz Ferdinand’ın öldürülmesiyle doğan krizde Sırbistan’ı korumamasını ihtar eden üçüncü dereceden kuzeni Kayzer II. Wilhelm’e kulak asmayarak göz ardı etti. Nihayet Almanya’nın 1 Ağustos 1914’teki savaş ilanı ile, I. Dünya Savaşı, Rusya’nın da kapısını çalmıştı.

Birinci Dünya Savaşı’na katılan en kalabalık ordu olan Rus Ordusu, 1812’de Napolyon’a karşı büyük ve kanlı bir direniş gösterdikten sonra Paris’e ayak basan (ve bu kez Tolstoy’un ve dünya edebiyatının en önemli romanlarından “Savaş ve Barış”a konu olarak yine edebiyat tarihine geçen) ordunun yerini ne kadar doldurabilecekti, bilinmez. Zira, ordunun savaştan çekilişi, bir mağlubiyetten çok, Rusya’nın iç dinamiklerine ve proletaryanın mücadelesine bağlı olarak gerçekleşecekti.

Dünya Savaşı’nı güçlükle yürüten ve bu arada gittikçe güçlenen sosyalist hareketlerle olduğu kadar, 1916 yılında Türkistan’da başlayan isyanlarla da boğuşmak zorunda kalan Çarlık, 1917’de II. Nikolay’ın tahttan çekilmek zorunda kalmasıyla görkemli ve dramatik tarihinin sonuna geldi. Şubat ve Ekim devrimlerinin yaşandığı 1917 yılı, Rus monarşisinin yıkılışına sahne olacaktı.

Rusya’nın Lenin önderliğindeki yeni sosyalist iktidarı, 1918 yılında Brest-Litovsk Antlaşması ile savaştan çekildi. Rus ordularının Transkafkasya’dan çekilmesi için ise, Brest-Litovsk Antlaşması’nın beklenmesi gerekmemişti. Rus birlikleri, 1917’den itibaren bölgeyi terk ederken Bakü’de Stepan Şaumyan önderliğinde Bakü Sovyeti, 1918’in Ocak ayından itibaren Güney Kafkasya bölgesinde Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’ı kapsayacak Transkafkasya Federasyonu teşekkül ediyordu.

Ne var ki, Transkafkasya Federasyonu, Rus Çarlarının yokluğundan doğan boşluğu doldurabilecek siyasi ağırlığa sahip değildi. Teşekkülünü 1918’in Nisan ayında tamamlayabilen Federasyon, yaklaşık bir ay sonra önce Gürcülerin, sonra Azerbaycanlıların bağımsızlık ilanı ile ortadan kalktı. 1918 yılının Mayıs ayında, Azerbaycan’da bağımsızlık şartlarının oluşmuş olduğunu düşünen ve memleket sathındaki anarşinin ancak bağımsızlık ile sona erebileceğine kanaat getiren Azerbaycan Milli Şurası, İstiklal Beyannamesi’ni deklare ederek, Transkafkasya Federasyonu’nun sonunu ve bağımsız Azerbaycan’ın doğuşunu dünyaya duyurdu.

Bugün Bakü’de, tarihi İçerişeher’in surlarına paralel uzanan İstiklaliyet Caddesi’nde, Milli Bilimler Akademisi El Yazmaları Enstitüsü ile Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi binalarının arasında bir abide bulunur. 2007 yılında dikilen bu abideye, bugün artık 100. yıldönümünde anılacak olan Azerbaycan İstiklal Beyannamesi nakşedilmiştir.

Milli Şura tarafından deklare edilen beyanname, dönemin şartlarını kısaca özetledikten sonra şu maddeleri sıralar:

  • Bugünden itibaren Azerbaycan halkı hâkimiyet hakkına malik olduğu gibi, Güney-Doğu Transkafkasya’dan ibaret Azerbaycan da tam bağımsız bir devlettir.
  • Bağımsız Azerbaycan devletinin yönetim şekli Halk Cumhuriyeti olarak kararlaştırılmıştır.
  • Azerbaycan Halk Cumhuriyeti bütün milletler ve bilhassa komşu millet ve devletlerle iyi ilişkiler tesis etmeye azmeder.
  • Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, millet, mezhep, sınıf, tabaka ve cins farkı gözetmeden sınırları dâhilinde yaşayan bütün vatandaşlarına siyasi ve vatani haklar temin eder.
  • Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, arazisinde yaşayan bilcümle milletlere serbest gelişimleri için geniş alan bırakır.
  • Kurucular Meclisi toplanıncaya kadar Azerbaycan idaresinin başında genel oy ile seçilmiş Milli Şura ve Milli Şura’ya karşı sorumlu olan geçici hükümet bulunur.

Bu satırlar ile, yaklaşık bir asırdır Çarlık hâkimiyetinde bulunan Kafkas Azerbaycan’ı ilk kez bağımsız ve milli bir devlet ve Cumhuriyet hâline geliyordu. Bağımsızlık ilân edilmişti; ancak Bakü, hâlen Bakü Sovyeti’nin idaresi altındaydı. Bağımsız Azerbaycan’ın başkenti, bu nedenle, Gence şehriydi. Bu durum, Türkiye’nin doğrudan müdahalesi ile değişti. Enver Paşa’nın kurdurduğu ve Nuri Paşa’nın komuta ettiği Kafkas İslam Ordusu, 1918 yılında Bakü’yü ele geçirdiğinde, Bakü Sovyeti yıkılacak, Bakü şehri de Azerbaycan’ın başkenti hâline gelecekti.

Azerbaycan’da bağımsızlığı ilân eden Milli Şura, Müslüman Sosyalistler Bloku’ndan, sosyal demokrat Hümmet hareketinden ve sağ-muhafazakar İttihat Partisi’nden üyeler barındırıyor olsa da, ağırlıklı olarak liberal-milliyetçi Müsavat (Eşitlik) Partisi’nin etkisi altında idi. Bağımsızlığın ilânı, elbette, Azerbaycan içinde siyasi çekişmelerin sonunu getirmedi. Ülke, bilhassa, sosyalistler ile milliyetçiler arasında bir iktidar mücadelesinin sahnesiydi. Sovyet Rusya’nın baskısı ve yaşanan hükümet krizleri karşısında dağılan hükümet, nihayet bağımsızlıktan yaklaşık iki yıl sonra, 1920 yılının Nisan ayında yerini Neriman Nerimanov önderliğindeki Azerbaycan İnkılap Komitesi’ne bıraktı. Komite, yönetimi ele alarak Kızıl Ordu’yu Bakü’ye davet etti. Böylelikle Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin yerini, daha sonra Sovyetler Birliği’ne katılacak olan Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti aldı.

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin yıkılması ve Azerbaycan’ın SSCB’ye katılması fiilen Azerbaycan bağımsızlığının sona ermesi anlamına gelmişse de bu süreç, en azından Azerbaycan sosyalistleri için bir esaret süreci değil, kapitalistlerin ve feodallerin sömürüsüne ve emperyalizme karşı Azerbaycan halkının mazlum Doğu halkları ile birlikte mücadeleye girişmesinin başlangıcıydı.

Ne var ki, kendisine büyük umutlar bağlanan SSCB’nin zorlu II. Dünya Savaşı yıllarından sonra yaşanan Altın Çağı’nın -bilim, sanayileşme ve eğitim gibi sahalarda yarattığı kalıcı etkiler müstesna- siyasi ömrü uzun olmadı. 1985’te Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri olan Mihail Gorbaçov’un, Glasnost (şeffaflık) ve Perestroyka (yeniden yapılanma) politikaları SSCB’nin dağılma sürecine hız vermekten başka netice sağlamayınca, 1991 yılında SSCB tarih sahnesinden çekildi.

Azerbaycan’ın yarım kalmış bağımsızlık macerası da, bu süreçte, özellikle 1990’dan itibaren hareket kazanmıştı. Azerbaycan ve Ermenistan arasında Karabağ merkezli olarak yükselmekte olan gerilim çatışmalara, sürgünlere ve pogromlara varınca, SSCB ordusu huzuru sağlamak iddiası ile 20 Ocak 1990’da Bakü’ye girmiş, tarihe “Qara Yanvar” (Kara Ocak) olarak geçen olaylarda Sovyet ordusunun müdahalesi Bakü Pogromu’ndan daha fazla ölüme neden olarak yaklaşık 140 kişinin hayatını kaybetmesiyle neticelenmişti. Bu olaylar Azerbaycan halkının -bilhassa Ebulfez Elçibey önderliğindeki Azerbaycan Halk Cephesi’nin- bağımsızlık isteğini perçinledi. Nihayet 5 Şubat 1991’de alınan kararla Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adı, Azerbaycan Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Aynı yıl, 18 Ekim’de ilan olunan bağımsızlık, 30 Aralık tarihindeki referandumla pekiştirildi.

Azerbaycan’ın 1918 tarihli ilk bağımsızlık girişiminin başarısı kısa süreli olmuşsa da, Azerbaycan halkında büyük izler bıraktığı kabul edilmeli. Öyle ki, 1918’deki bağımsızlığın mimarlarından M. E. Resulzade ile özdeşleşen “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez.” söylemi, Soğuk Savaş sona ererken Elçibey’in ağzından tekrar gündeme gelecek, 1991’de başarıya ulaşan Azerbaycan’ın bağımsızlık hareketi, 1918’in bir devamı olarak görülecekti. Keza, Azerbaycan’ın üçüncü cumhurbaşkanı Haydar Aliyev, “Azerbaycan Cumhuriyeti’nin devlet bağımsızlığı 1918 yılında ilk Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin ananeleri esasında, çağdaş taleplere, dünyada gelişen süreçlere bağlı olarak temin olunmalıdır. Bu sahada ben daima çalışacağım ve kimsenin şüphesi olmasın ki ömrümün bundan sonraki kısmını, nerede olursa olsun, yalnız ve yalnız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olarak gelişmesine hasredeceğim.” demekle, yine bağımsızlık fikrinin temellerini 1918’e dayandıracaktı.

Bugün Azerbaycan, “üçüncü cumhuriyet” devrinde, tarihsel bütünlük içerisinde ilk milli bağımsızlığının 100. yılını kutlama hazırlığında. 2018 yılı, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev tarafından “Azerbaycan Halk Cumhuriyeti yılı” olarak ilân edildi. Gence olayları, Ermenistan’la yürütülen savaş, Karabağ’ın işgali gibi zorlu süreçlerden geçen Cumhuriyet, her şeye rağmen büyüyen bir ekonomi ve Türkiye’nin de, altyapısı iktisadi olduğu kadar güçlü kültürel bağlarla da kurulmuş bir müttefiki. Bu itibarla, 1918 İstiklal Beyannamesi, Azerbaycan’da olduğu kadar, Türkiye’de de hatırlanması gereken ölümsüz bir belge.

 

Uğur Sönmez ÖZLÜ

 

[1] Osmanlı Ahidname-i Hümayûnlarında “всея Руси” (All-Russias) ifadesinin karşılığını içerek biçimde Rus hâkimiyet sahası bu sözlerle anlatılmıştır.

 

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.