KUDÜS SORUNU: İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI TOPLANTISI VE PERDE ARKASINDAKİ ÜÇ BÖLÜM

upa-admin 04 Haziran 2018 377 Okunma 0
KUDÜS SORUNU: İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI TOPLANTISI VE PERDE ARKASINDAKİ ÜÇ BÖLÜM

İstanbul’da İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) olağanüstü bir zirvesi yapıldı. Etkinliğin teşebbüskarı Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmuştur. Toplantıya Ürdün Kralı, Katar Emiri ve İran Cumhurbaşkanı da katıldı. Katılımcılar, Amerikan Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması sonucunda bölgedeki jeopolitik durumu tartıştılar. İİT, zirve sonunda bir dizi kararlar aldı. Bunlar arasında İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı ortak eylemlere ilişkin hükümler de vardır. Ayrıca Kudüs meselesinde destek veren bu iki ülkeye karşı yaptırım uygulama olasılığını da konuştular. Uzmanlar, İslam dünyasında belli bir siyasi teşkilatlanmanın olduğunu söylüyor ve İslam ülkelerinin engelleri aşmak için ciddi adımlar atmaları gerektiğine inanıyorlar. Bu açıdan, ABD politikasını etkileyen üç grubun varlığına ilişkin medya yayınları da dikkat çekicidir. Onlara odaklanmaya gereksinim duyuluyor.

Olağanüstü Toplantı: Müslüman Ülkeleri Kudüs Birleştiriyor

ABD Büyükelçiliği’nin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınması, İslam dünyasında büyük bir politik tepkiye neden oldu. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İslam İşbirliği Teşkilatı’nı (İİT) hemen olağanüstü toplantıya çağırdı. Etkinlik İstanbul’da yapıldı. Tabii ki, onun ana konusu Kudüs meselesiydi. İİT, Washington’un adımını şiddetle kınayarak, diplomatik misyonun Kudüs’e taşınmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurguladı. Nitekim Amerika, Ortadoğu’da yeni bir savaş için olanak yarattı. Bunun ilk işareti Gazze’de 60’tan fazla Filistinlinin öldürülmesidir. Süreç büyük tehlikeler yaratabilir.

İİT, bu sebeplerden dolayı sadece sözde kınama ile yetinmemiştir. Konuşmacılar, belirli adımlar hakkında da konuştular. Ayrıca, ABD, İsrail ve onları destekleyen ülkeler üzerinde yaptırımlar uygulanması önerilmiştir. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında, “kınama, kızgınlık, bağırma, şu ana kadar işgali durduramamıştır ve bundan sonra da durdurmayacaktır. Müslümanlar kendi haklarını elde edene kadar bize hakkımızı altın tepside bize sunmayacak” şeklinde konuştu (bkz.: “Kudüs, bir terör devletinin insafına bırakılmayacak kadar mukaddes ve mübarek bir beldedir” / tccb.gov.tr, 18 Mayıs 2018). Erdoğan, ABD’nin Kudüs hakkındaki kararının İslam dünyasına karşı yeni operasyonların bir habercisi olduğunu söyledi ve “Gerekli adımlar atılmazsa, daha ciddi olaylar kaçınılmazdır” diye konuştu (önceki kaynağa bakınız).

Toplantıya katılan diğer Devlet Başkanları da, nihai beyannamede bulunan bu görüşü kabul ettiler. Buradaki hükümlere göre, İİT, Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve onları destekleyen devletlere karşı ekonomik, siyasi ve diplomatik önlemler alabilir. Büyük olasılıkla, ana yeri ekonomik-ticari yaptırımlar tutuyor. Zaman alınan kararın ne kadarın uygulanacağını gösterecektir. Ancak uzmanlar, son İİT toplantısında varılan anlaşmaların jeopolitik önemini vurgulamaktadır.

Gerçekten de, ilk kez, İslam ülkeleri bir örgüt olarak ABD’ye karşı herhangi adımlar atmaya karar verdiler. Sorun bunun Amerika’yı nasıl etkileyeceği ile alakalı değil. İşte iki önemli husus. Birincisi, İİT meseleyi BM’de gündeme getirmeye karar verdi. ABD’nin adımları uygun şekilde değerlendirilirse durum ciddileşebilir. Erdoğan, Rusya ve Almanya liderleri ile de konuyu ele aldığını belirtti. Angela Merkel ve Vladimir Putin, aslında İİT’yi desteklediler. Yani eğer konu BM’de tartışılırsa, Rusya bunu destekleyecektir. Diğer büyük güçlerin de Washington’un eylemlerini kınaması beklenebilir.

Basında çıkan haberlere göre, üç Avrupa ülkesi – Almanya, Fransa, Birleşik Krallık ve Rusya ve Çin, Amerikan katılımı olmadan İran ile nükleer anlaşmanın yeni bir versiyonu üzerinde çalışmak niyetindeler. Bu konuda Viyana’da buluşmayı planlıyorlar. Bu bilgi doğrulanırsa, Washington dünya politikasında bir bakıma dışlanmış olacak. Konunun bu tarafını daha da önemli kılan bir başka faktör daha var.

Gizli Destek: ABD Hükümetini Etkileyen Gruplar

İkincisi, Türk basını Amerikan yönetimindeki değişiklikler ile Kudüs olayları arasında perde arkası ilişkilerin varlığıyla ilgili makaleler yayınlamaktadır (bkz.: Serdar Turgut. Kudüs’ün arka planı / “Habertürk”, 16 Mayıs 2018). Washington’un çalışmalarında üç perdearkası hususun olduğu yazılıyor. Bunlardan birincisi Hıristiyan Siyonistler, ikincisi Evanjelistler (Evanjelikler), üçüncüsü ise yeni muhafazakarlardır (neo con). Bu üç grubun artık Amerikan dış politikası üzerinde ciddi bir etkisi var.

Onların ana amacı, Amerika’nın değerlerini dünyaya zorla kabul ettirmektir. Bu bağlamda, İsrail’in savunması ana yerlerden biridir. Her koşulda, İsrail desteklenmelidir. Bunun, Hıristiyan Siyonistlerin başlıca politik hedefi olduğu zaten bilinmektedir. Bu süreçte, yeni muhafazakârlar tarafından oluşturulan Demokrasilerin Savunması Vakfı (FDD) büyük bir rol oynamaktadır. Onlar, ABD yönetimine sistematik ve sürekli olarak adamlarını yerleştiriyorlar. Donald Trump’ın Başkan olmasında bu grubun rol oynadığı vurgulanıyor. Şu anda, Trump yönetimindeki personel değişiminde de temel rolü onların oynadıkları bildiriliyor (önceki kaynağa bakınız). Yeni personelin yönetime gelişini ilk kutlayanın FDD olması tesadüf değil.

Evanjeliklere gelince, onların ABD’deki büyük desteklerinden bahsediyorlar. Medyada, Amerikalı Evanjelistlerin 2008 yılında İsrail’in kuruluşunun 60. yıl dönümünde ciddi destekleri ile ilgili basında makaleler vardı (örneğin, Евангелисты непоколебимы в поддержке Израиля / “Голос Америки”, 8 Mayıs 2008). ABD’nin San Antonio kentinde bulunan “Köşe Taşı” klişesinin papazı John Haghi, bir Evanjelisttir. O, İsrail taraftarı bir politika yanlısıdır. J. Haghi, eğer 50 milyon Amerikan Evanjelistler 5 milyonda Amerikan Yahudileriyle anlaşmış olsaydı, “bu bir ilahi ittifak olurdu” demiştir (önceki kaynağa bakınız).

2006 yılında İsrail Hizbullah’a saldırırken, Hagia, Washington’da 3.000 Evanjelisti toplayarak İsrail’e destek vermişti ve  bu Tel Aviv’e şans tanımıştı. Bu nedenle, Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan bir belgeyi imzalaması ve Amerikan Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınmasının tesadüf olmadığını, Washington’da ciddi siyasi değişimler yaşandığını gösteriyor. Uzmanlar, ayrıca, Amerikalıların Suriye’deki Kürtleri desteklemesini ve genel olarak Türkiye karşıtı atmosferin varlığını yukarıda belirtilen hususlarla ilişkilendiriyorlar.

Böyle bir durum ortaya çıkarsa, D. Trump’ın Başkanlığı döneminde ABD’nin Ortadoğu politikasında olumlu bir değişiklik beklemek neredeyse imkansızdır. İsrail-Filistin çatışmasının azalmayacağı tahmin edilebilir. Böyle bir durum, Orta Doğu’daki jeopolitik durumu daha da kötüleştirebilir. İsrail ve ABD’nin İsrail karşıtı adımlarının yeni bir düzeye çıkacağını tahmin etmek de mümkündür.

Bunlar İİT tarafından alınan kararların İslam dünyasının geleceği üzerinde ciddi bir etkisi olabileceğini belirtiyor. Söz konusu geçici bir jeopolitik dalgayı engellemek değildir, Amerikan hükümetinin “şahinleri” güçlendirilmekte ve savaşa hazır hale getirilmektedir. “Şahinlerin” müttefikleri, yukarıda belirttiğimiz üç grup ve Ortadoğu’da somut bir devlettir. Böyle bir görüşle, dünya siyasetinin nereye varacağını zaman gösterecek. Ancak tarih, her zaman adaletsizliğin, taraf tutmanın ve haksızlığın sona kadar gidemediğini kanıtlamaktadır. Bir yerlerde kırılma noktası olur. Amerika için bunun nasıl sonuçlar vereceğini Amerikan halkı düşünmeli. Üç grubun çıkarları evrensel değildir.

Kaynak: Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.