BOLU ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ DR. İLHAN SAĞSEN İLE MÜLAKAT

upa-admin 23 Kasım 2019 237 Okunma 0
BOLU ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ DR. İLHAN SAĞSEN İLE MÜLAKAT

Serdar ÇUKUR: Değerli hocam, mülakat önerimi kabul etmenizden dolayı size teşekkürlerimi sunuyorum. Okurlarımızın sizi yakından tanıması manasında kendinizden bahseder misin?

Dr. Öğr. Üyesi İlhan SAĞSEN: Serdarcım benimle mülakat yapmak istediğin için öncelikle hem sana, hem de senin nezdinde bu fırsatı yaratan Uluslararası Politika Akademisi’ne ve Doç. Dr. Ozan Örmeci hocama çok teşekkür ederim. Şöyle tanıtayım kendimi; 1978 Ankara doğumluyum. 2001 tarihinde Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldum. Yüksek Lisans ve Doktora eğitimimi Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde Dr. Öğr. Üyesi olarak görev yapmaktayım. Yüksek Lisans çalışmamı Fırat-Dicle nehir havzası üzerine yazdım ve “Fayda Paylaşımı” kavramı çerçevesinde Güney Afrika Kalkınma Topluluğu ve “Nil Havzası İnisiyatifi işbirliği çabaları Fırat-Dicle Havzası özelinde bir örnek teşkil edebilir mi” sorusu üzerine eğildim. Doktora’da ise BM Uluslararası İklim Değişikliği müzakerelerine odaklandım ve Avrupa Birliği’nin müzakere sürecinde farklı davranan bir aktör olduğunu değerlendirdim. Doktora eğitimim sırasında Almanya’nın Bonn kentinde Bonn Üniversitesi’ne bağlı ZEI Avrupa Entegrasyonu Araştırmaları Merkezi’nde 1 yıl süre ile misafir araştırmacı olarak bulundum.

Serdar ÇUKUR: Akademik alanda ilgi duyduğunuz çalışma alanlarınız nelerdir?

Dr. Öğr. Üyesi İlhan SAĞSEN: Bölge olarak Avrupa çalışıyorum, temel ilgi ve çalışma alanlarımı ise küresel ve bölgesel enerji politikaları, enerji güvenliği, dış politika, Balkanlar ve Avrupa Birliği dış politikası oluşturmaktadır.

Serdar ÇUKUR: Akademik alanda ortaya koymuş olduğunuz çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Dr. Öğr. Üyesi İlhan SAĞSEN: Çalışmalarım da çevre ve enerji konuları ön plana çıkmakta, ancak bunun dışında ilgi alanlarımla bağlantılı güvenlik ve dış politika konularında da çeşitli yayınlarım var. Avrupa Birliği’nin çevre, enerji ve dış politikası ile alakalı yayınlarım var. Bunlar tabii ilk aklıma gelenler. Bunlar dışında, Anadolu Ajansı’na yazdığım enerji konularında analizlerle de fikirlerimi ifade etmeye çalışıyorum. Çok sayıda kongre ve konferans katılımıyla, hem Türkiye’de akademisyenlerin son çalışmalarını takip edebilirken, aynı zamanda da kendi çalışmalarımı duyurma imkanı bulmaktayım. Tüm bunların ötesinde, kuruculuğu yaptığım ve çalışma arkadaşlarım ile bir grup öğrencimiz ile oluşturduğumuz Uluslararası İlişkiler Analiz Portalı (UİAP) ile hem çeşitli analizleri yayınlayarak duyurabiliyoruz, hem de sitemizdeki “Öğrenci Analizleri” kısmı ile öğrencilerimize düşüncelerini ifade etme imkânı yaratmış oluyoruz.

Serdar ÇUKUR: Akademik alanda ilgi duyduğunuz çalışma alanları temelinde hangi bölge veya bölgeler üzerine analizler yapıyorsunuz? Bu bölgeleri tercih etmenizdeki nedenleri sıralayabilir misiniz?

Dr. Öğr. Üyesi İlhan SAĞSEN: Aslında enerji çalışmanın hem avantajını, hem de dezavantajını yaşıyorum. Çünkü enerji çalıştığınız zaman, tüm dünya sizin çalışma alanınız olabiliyor. Bu sebeple, enerji kaynaklarının bulunduğu her yer buradaki mücadele, hukuki boyutu, güvenlik boyutu ile sizin ilgi alanınıza giriyor. Tabii ki, bu konu sadece enerji bulunan yerlerdeki aktörler için değil, uluslararası sistemde bulunan tüm aktörlerin enerjiye ihtiyacı var. Dolayısıyla, hepsinin bir enerjiye yönelik dış politikası var. Bu nedenlerden dolayı, Venezuela’dan Doğu ve Güney Çin Denizi’ne, Arktik bölgesinden Doğu Akdeniz’e kadar farklı bölgeleri çalışma imkanı buluyorum ve açıkçası bundan da keyif alıyorum. Ama bunların ötesinde, kritik milli öneme sahip olarak gördüğüm ve yöneldiğim konuların başında Doğu Akdeniz geliyor. Bu konuda özellikle mümkün olduğu kadar çok konferansta sunum yaptım, Anadolu Ajansı analiz kısmına yazdım. Ülkemiz için Doğu Akdeniz meselesi, Kıbrıs, uluslararası hukuk ve enerji güvenliği açılarından dolayı çok önemli bir konudur.

Serdar ÇUKUR: Son dönemlerde Doğu Akdeniz’de sahip olunan enerji kaynaklarına sahip olmak adına devletlerin rekabete giriştikleri görülmüştür. Öncelikle, Doğu Akdeniz’de rekabet halinde bulunan veya sahada aktif olarak faaliyetlerde bulunan devletler hangileridir?

Dr. Öğr. Üyesi İlhan SAĞSEN: Kısaca değerlendirmek gerekirse, Doğu Akdeniz’de hidrokarbon aramalarına devam eden ülkeler Türkiye, İsrail, Mısır, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan olarak gösterilebilir. Tabii bölge ile ilgilenen devletler de, bölge ülkelerinin ötesine geçmiş durumda. Avrupa Birliği ve birliği oluşturan bazı ülkeler, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya gibi bölge dışı aktörlerinde gerek demeçlerle, gerek sahip oldukları enerji şirketleriyle varlık göstermeye çalıştığını görüyoruz.

Serdar ÇUKUR: Doğu Akdeniz’de bulunan enerjisinin potansiyeli (gaz ve petrol rezervi) hakkında rakamsal değerlerden bahsedir misiniz?

Dr. Öğr. Üyesi İlhan SAĞSEN: ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi verilerine göre, Doğu Akdeniz’in Levant olarak adlandırılan bölgesinde yaklaşık 9 trilyon metreküp doğalgaz ve 1,7 milyar varil civarında petrol rezervi bulunuyor.

Serdar ÇUKUR: Doğu Akdeniz meselesinin uluslararası hukuk açışında bakıldığı vakit tespitleriniz nelerdir?

Dr. Öğr. Üyesi İlhan SAĞSEN: Serdarcım bu son derece önemli sorunun değerlendirmesini Anadolu Ajansı’na yaptığım analizden detaylı şekilde vermek isterim. Uluslararası hukuk açısından konuya bakıldığında, Türkiye, GKRY’nin tek taraflı olarak ve KKTC’nin görüşü dahi alınmaksızın ilan ettiği “Münhasır Ekonomik Bölge” (MEB) alanında Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin de hakkı olduğunu savunuyor. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıslı Türklerin Londra ve Zürih anlaşmalarından doğan hukuki haklarının olduğunu ve GKRY’nin tek başına herhangi bir girişimde bulunamayacağını açık şekilde bildirmesine rağmen, GKRY 2003 yılından beri MEB sınırlandırma anlaşmaları yapmaktadır. GKRY’nin “Kıbrıs Cumhuriyeti” adına Mısır, Lübnan ve İsrail ile “Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Anlaşması” imzalaması da yine hukuksuz gerçekleştirilen eylemlerden biridir. Ayrıca, GKRY, 2007 yılında ilan ettiği MEB alanını 13 parsele bölerek enerji arama faaliyetlerine izin vermiştir. Bu durum, hem bölge jeopolitiğine, hem de Kıbrıs Sorunu’na yeni bir boyut eklemiştir.

Türkiye, bu tek taraflı eylemlere karşı çıkarak, yapılacak herhangi bir doğalgaz sondaj çalışmasının Türkiye’nin onayı olmadan gerçekleştirilemeyeceğini savunmaktadır. GKRY’nin gerçekleştirdiği bu tek taraflı eylemlere ek olarak, belirlenen sözde parsellerde arama yapılması için Noble Energy şirketine sondaj yetkisi verilmiştir. Türkiye de, buna karşılık olarak, 2011 yılında KKTC ile “Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması” imzalamıştır. Buna ek olarak, Türkiye, GKRY’nin tek taraflı belirlediği sözde parsellerden 1, 4, 5, 6 ve 7 numaralı olanların Türkiye’nin kıta sahanlığı ya da deniz yetki alanıyla çakıştığını ve bu bölgelerde Türkiye’den izinsiz hiçbir şekilde petrol ya da doğalgaz araması yapılamayacağını duyurmuştur. GKRY, üç defa ihaleye çıkarak, bu çakışma alanlarında arama yapılması için şirketlere yetki verse de, her defasında Türk donanması tarafından çakışma alanlarında gerçekleştirilmek istenen aramalara müdahale edilmiştir.

Konunun uluslararası hukuk boyutunun bir yanını parsellerin çakışması oluştururken, birbiriyle iç içe olan çok önemli bir diğer konu da Doğu Akdeniz deniz yetki alanlarının paylaşılmasıyla ilgilidir. Zaten parsellerin çakışması da bu konudan kaynaklanmaktadır. Uluslararası hukuka göre, taraflar ya MEB sınırlandırmasını bir anlaşmayla yapmalılar, ya da anlaşma yok ise “eşit uzaklık” ilkesini kullanmalılar. Fakat Yunanistan’ın ve GKRY’nin uluslararası hukuka aykırı nitelikte belirlediği MEB alanları, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de dar bir alana mahkum etmeyi amaçlamaktadır. Günümüzde geçerli olan (Türkiye’nin taraf olmadığı) 1982 Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 74. ve 83. maddelerine göre, deniz yetki alanlarındaki sınırlandırmalarda geçerli olan hüküm “hakkaniye”ttir. Dolayısıyla, Yunanistan’ın da GKRY’nin de MEB sınırlarını belirleme yöntemleri ve belirledikleri MEB sınırları hukuka aykırıdır ve hakkaniyet prensibini hiçe saymaktadır.

Buna karşılık, Türkiye’nin 18 Mart 2019 tarihinde BM’ye gönderdiği mektupta, Türkiye’nin Akdeniz’deki kıta sahanlığının sınırlarını 32 derece, 16 dakika, 18 saniye doğu meridyeni ile 28 derece batı meridyeni arasında kalan bölge olarak belirlendi. Ayrıca Mısır ile Türkiye deniz yetki alanının orta hattının Türkiye’nin kıta sahanlığının sınırı olduğu belirtildi.

Serdar ÇUKUR: Doğu Akdeniz meselesi sahada olan devletler üzerinden değerlendirdiğiniz vakit tespitleriniz nelerdir?

Dr. Öğr. Üyesi İlhan SAĞSEN: Akdeniz, özellikle de Doğu Akdeniz, tarih boyunca kritik ve stratejik bir bölge olmuştur. Akdeniz ticareti, Kıbrıs gibi konular bu konumu ortaya çıkartan başlıca etmenler olarak gündemi oluşturmuştur. Ancak günümüzde bölge jeopolitiği çok daha karmaşıktır. Çünkü Doğu Akdeniz’de bulunan ve hesaplanan enerji kaynakları bölgeyi çok daha stratejik bir alan haline getirdi. Bu sebeple, bu bölge sadece bölge ülkeleri için değil, aynı zamanda uluslararası aktörlerin de ilgi alanı haline geldi. Öyle ki, enerji açısından bölgeye ilgisi olan ve kendi enerji güvenliği açısından da bölgeyi önemseyen aktörlerden birisi de Avrupa Birliği’dir. Aslında sadece Doğu Akdeniz değil, genel olarak bu coğrafyayı jeopolitik açıdan kritik hale getiren şeylerden bir tanesi Avrupa Birliği’nin yoğun enerjiye ihtiyaç duyması ve bunu dışarıdan temin etmek zorunda olmasıdır. Bu özelliğiyle, Avrupa Birliği, bölge unsurlarında Yunanistan ve GKRY yanında pozisyon alıyor; bence Yunanistan ve GKRY’nin bölgede tek aktör kendileri gibi davranıp bazı şeyleri oldu bittiye getirmeye çalışmasının sebebi arkasındaki bu destek olsa gerek. Zaman zaman Avrupa Birliği ve AB ülkeleriyle Türkiye’yi sahada karşı karşıya getirmeye çalışmaya kadar ileri gidebiliyor bu durum. Tabii bölgedeki en önemli aktörlerden bir tanesi de Türkiye’dir. Akdeniz’de en uzun kıyıya sahip ülke olarak Türkiye, hem kendi egemenlik haklarını korumaya çalışıyor, hem enerji güvenliğini sağlamaya çalışıyor, hem de yaptığı aramalarla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını korumaya çalışıyor.

Diğer aktörlerden İsrail ve Mısır, kendi egemenlik alanlarında buldukları doğalgazı batıya taşımak istemektedirler. Bunun yollarını ararken, onlar da çeşitli anlaşmalar yapıyorlar. Aslında Doğu Akdeniz’de temel meselelerden bir tanesi devletlerin beraber havza için görüşememesidir. 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi, kıyıdaş devletlere 200 mile kadar bir Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) belirleme hakkı vermiştir; ama yine aynı sözleşme hakkaniyet esasına uygun ve diğer kıyıdaşlarla beraber belirlenmesi gerektiğini de ortaya koymuştur. Fakat Yunanistan da, GKRY de, sanki Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yokmuşçasına davranmakta ve en uzun kıyıya sahip ülke olan Türkiye’nin egemenlik alanını iyice sınırlandırarak, sıkıştırmayı amaçlamaktadır. Bu, en basit ifadesiyle hakkaniyete uygun bir durum değildir. Bu nedenle, tüm bölge ülkelerinin belki de Doğu Akdeniz’i bir havza olarak değerlendirip, her ülkenin çıkarına uygun bir sınırlandırma yapmak üzere görüşmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, Doğu Akdeniz daha fazla gerilimlerin yaşanacağı bir bölge olmaya devam edecektir.

Serdar ÇUKUR: Yakın zamanda sizin öncülüğünüzde kurulan Uluslararası İlişkiler Analiz Portalı (UİAP) isimli yapılanmanın kurulmasına öncülük ettiğinizi görüyoruz? UİAP, kuruluş süreci nasıl gerçekleşti? UIAP hakkında bizlere bilgi verir misiniz?

Dr. Öğr. Üyesi İlhan SAĞSEN: Evet Serdarcım, Uluslararası İlişkiler Analiz Portalı’nı (UİAP) birkaç Araştırma Görevlisi arkadaşım ve yine birkaç öğrencimiz ile hayata geçirdik. Buradaki temel düşünceyi şu şekilde açıklayabilirim; Uluslararası İlişkiler temelde ulus-devletler arasındaki her türlü etkileşimi inceleyen bir disiplin olarak tanımlansa da, günümüzde sadece ulus-devletlerin değil özellikle Soğuk Savaş’tan sonra bir çok başka aktörün de sisteme dâhil olduğu son derece dinamik ve disiplinlerarası bir alan haline gelmiştir. Bu durum, aynı zamanda çalışma konularına tek bir alandan bakmanın yetersizliğini beraberinde getirmiştir. Böylece, bir uluslararası ilişkiler konusuna odaklanıldığı zaman, ekonomi, hukuk, siyaset ve hatta sosyoloji boyutları da irdelenerek analiz yapmak zorunlu hale gelmiştir. İşte bu amaçla, Uluslararası İlişkiler Analiz Portalı (UİAP) da günümüz uluslararası ilişkiler konularını multidisipliner yaklaşımla analiz etmeyi amaçlamaktadır. UİAP, aynı zamanda, uluslararası ilişkiler çalışanları, akademisyenleri, öğrencileri ve bürokratlarını da bir araya getirerek alanla alakalı çalışanlar arasında bir network kurmayı hedeflemektedir. Böylece, uluslararası ilişkiler alanında daha kolay bilgi aktarımı gerçekleştirilerek bir birikim oluşturulmuş olacaktır. Bu portal, uzmanların analizlerini ve düşüncelerini aktarabilecekleri bir platform olması yanında, uluslararası ilişkiler öğrencilerinin akademik yazılarını paylaşabilmelerine de imkân sağlamaktadır. Bu imkânla beraber, öğrencilerimiz de fikirlerini iletebilme fırsatı yakalamış olmaktadır. Bunun dışında, çeşitli konularda hazırladığımız videolarımızla uluslararası ilişkiler ve ülkemiz adına önemli konuları konuşma fırsatı bulabiliyoruz. Ayrıca, uluslararası ilişkilerle alakalı kongre ve konferans duyurularına da sitemizde yer veriyoruz. Böylece daha fazla kişinin akademiyle etkileşim içinde olmasını hedefliyoruz. Hazır böyle bir fırsatı bulmuşken, sosyal medya hesaplarımızdan da bahsedeyim. Uluslararası İlişkiler Analiz Portalı’nın Instagram, Twitter, Facebook ve Youtube hesapları mevcuttur. Hem öğrencilerimize, hem de ilgi duyan herkese takip etmelerini öneriyorum. Sadece yukarıda özetlemeye çalıştığım etkinlikleri yapmıyoruz, aynı zamanda UİAP olarak Bolu’da 6 Aralık 2019 tarihinde Uluslararası İlişkiler Öğrenci Kongresi düzenliyoruz. Her sene düzenli olarak bu kongreyi yapmayı planlıyoruz. Kongre tam metinlerini de ISBN’li kongre e-kitabında yayınlayacağız. Buradaki temel isteğimiz, öğrencilerimizin lisans, yüksek lisans ve doktora yaparlarken yayınlarının olması ve kongre deneyimi yaşamalarıdır. Bu yıl için başvuru süreci tamamlandı; ama dinleyici ve sunum yapmadan katılımcı olmak gibi opsiyonlar ile kongremizi takip etme şansları halen var.

Serdar ÇUKUR: 2015-2019 yılları arasında Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans programım sırasında gelişimime kıymetli katkılarını asla unutamayacağım sayın Dr. Öğr. Üyesi İlhan SAĞSEN’e bu röportaj sırasında naçizane sorularıma vermiş olduğu cevaplar için çok teşekkür ederim.

 

Röportaj: Serdar ÇUKUR

Tarih: 22.11.2019

 

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.