TRUMP’IN ORTADOĞU FANTEZİLERİNDEN: “NATO+ME”

upa-admin 27 Ocak 2020 10.979 Okunma 0
TRUMP’IN ORTADOĞU FANTEZİLERİNDEN: “NATO+ME”

2020 yılına İran Devrim Muhafızları’na bağlı seçkin Kudüs Gücü’nün “efsaneleşmiş” Generali Kasım Süleymani suikastiyle başlayan Donald Trump yönetimi, aynı zamanda “azil” süreciyle de baş etmeye çalışıyor. Aritmetik dengeler çerçevesinde süreç tamamlanamasa da, özellikle siyasal yıpranma riski, 2020 Kasım seçimlerine “yaralı girmek” gibi olasılıklarla karşı karşıya kalan Trump, kendi siyasalarında ayırt edici ataklar yapmaya gayret ediyor. Kimileri de, Trump’ın aykırı sözlerinin, “azil”deki yıpranma payını en aza indirgemek gibi bir çabayla ifade edildiğini iddia ediyor. Meseleyi ABD iç politikasıyla izah edebileceğimiz pek çok argüman bulabiliriz. Ne var ki, ABD dış politikasındaki tarihsel-güncel zemini yok sayarak, 2020 seçimlerine odaklanan analizlerde ciddi eksiklikler olabilir.

ABD’nin Ortadoğu politikası, Britanya’dan devralınan birtakım önceliklere sahiptir. Britanya kolonyalizmi sona ermeden, bölgede İsrail-Filistin sorunuyla atılan tohumlar ortadadır. Bu noktada, Britanya sonrası Ortadoğu’da İsrail devletinin varlığı, ABD açısından da yaşamsal bir zemine kavuşmuştur. “İsrail’in güvenliğini sağlama” başlığı, komplo teorilerinde izlenme oranı yüksek bir tabloyu dile getirebilir. Halbuki Britanya’dan ABD’ye geçen bir öncelik daha vardır: Suudi Arabistan. Suudi Arabistan’ın varlığı, bekası, tıpkı İsrail gibi vazgeçilmez bir konu olarak varlığını muhafaza etmektedir. Soğuk Savaş döneminde, 1973 Yom Kippur Savaşı’ndan sonra yönünü ABD’ye dönen, Camp David’le İsrail’i tanıyan ilk Arap ülkesi sıfatını kazanan Mısır da, bu vazgeçilemezlerin arasında önemli yer tutmaktadır.  Sözde Arap Baharı sürecinde, 2012-2013 arasında “İhvan”cı Mursi yönetiminde, Batılı kaynaklarca “Soğuk Barış”  olarak nitelendirilen Camp David Barışı ve dengesi sarsılınca ve İsrail’in Kahire Büyükelçiliği İslamcı göstericiler tarafından abluka altına alınınca, Sisi’nin başındaki cuntanın askeri darbe yapması, adeta Batı açısından beklenen ve normal bir hareket olarak kabul edildi. Tıpkı Irak’ta ABD Bağdat Büyükelçiliği’nin İran yanlısı göstericiler tarafından abluka altına alınması girişimi ve ardından Kasım Süleymani’nin öldürülmesinde olduğu gibi, “kırmızı çizgiler” zorlanınca, ya darbe ya da suikast seçenekleri gündeme geliveriyor.

Dünden ve bugünden olaylar dahilinde anlattığımız başlıklarda, Trump’ın Ortadoğu’su kolonyalist alışkanlıklar zemininde, yine Britanya döneminin mirasında Körfez ülkelerini de ihmal etmemekte, bu bütünün bir parçası olarak görmektedir. Başkanlığından sonraki Ortadoğu gezisinde, İsrail ve Suudi Arabistan’ı ön plana alan Trump, söz konusu mirasta kalıcı kurumsal hamleler yapmaya gayret ediyor. Aslında yakın tarihten bunun örneklerini biliyoruz. 1955’te Türkiye, İran, Pakistan, Irak ve Birleşik Krallık’ın içinde yer aldığı, bir önceki tasarımının ismi Ortadoğu Komutanlığı olan Bağdat Paktı, içinde iki NATO üyesinin olduğu, NATO ile doğrudan kurumsal ilişkisi olmasa da, NATO hedeflerini tamamlama çerçevesinde değerlendirilen bir pakt olmuştu. Nitekim Türkiye, İran, Pakistan; ABD-NATO’nun “SSCB’yi çevreleme” siyaseti zemininde,  “Kuzey Kuşağı” ya da “Yeşil Kuşak” ülkeleri olarak değerlendirildiler. 14 Temmuz 1958’de Irak’ta General Kasım darbesinden sonra, Irak Bağdat Paktı’ndan çekilince örgüt CENTO’ya dönüştü, ABD her iki yapıda da gözlemci üye olarak kalmayı tercih etti.  1979’da Pakistan ve İran’ın ayrılmasıyla işlevsiz hale gelen örgüt, 1950’lerde BAAS’çı ve Sovyet yanlısı Arap rejimleri tarafından şiddetle eleştirildi.

Bugün Trump’ın kendi deyimiyle NATOME değil ama NATO+ME adlı tasarım, (https://www.ft.com/content/9ebed986-33aa-11ea-a329-0bcf87a328f2) NATO’nun genişletilmiş bir hali olmaktan çok, NATO vesayetinde bir bölgesel pakt olarak ele alınabilir. ABD Başkanı’nın Kasım Süleymani sonrası ortamda biraz da gündem değiştirmekle bağlantılı olarak ifade edilen “zihni sinir projesi”, bir yandan da “yeni Ortadoğu tasarımı” hakkında ipuçları vermektedir. İran da bu oluşumun dikkat çeken bir “ötekisi” ya da “düşmanı” olmaya adaydır  (https://tr.euronews.com/2020/01/09/trump-nato-orta-dogu-ya-genislemeli-ad-da-nato-me-olmali-iran). ABD dışındaki NATO üyelerinin bölgede kalıcı askeri birlikler bulundurması, maddi anlamda yeterli derecede katkı vermemekle itham edildikleri ortamda bir hayli güç görünmektedir. Öte yandan İsrail-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)-Yunanistan arasında Eastmed isimli, İsrail doğal gazını 1900 km’lik bir boru hattıyla, Türkiye’nin Libya’yla anlaşma yaptığı, münhasır ekonomik bölge üzerinden geçirerek Yunanistan ve İtalya’ya ulaştırmayı hedefleyen proje, öncelikle finansal güçlükleri içinde barındırmaktadır. AB 2019 Türkiye İlerleme Raporu’nda da Türkiye’nin şiddetle kritize edildiği satırlar anımsanırsa, burada doğalgaz üzerinden bir başka birliktelik doğmaktadır. Bu bakış açısı, AB değildir, NATO değildir, ama Batı ekseninde yeni bir bölgesel işbirliğinin varlığını tasvir etmektedir. Yunanistan-GKRY-İsrail üçgeni aynı zamanda 2009 Davos krizi sonrasında askeri işbirliği boyutu da kazanmıştır; bu ortaklığa Mısır da eklenince, Arap yarımadasında vazgeçilemez ortak olan Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri de dediğimiz eksende değerlendirilmelidir. Eastmed+Mısır+Suudi Arabistan+Körfez Ülkeleri=NATO+ME olabilir mi? Bu, şimdilik spekülatif bir soru. Ancak Bağdat Paktı ve CENTO’da Birleşik Krallık (İngiltere) ile yer alan Türkiye, ittifaklardaki iki NATO üyesinden biri, bölgedeki tek NATO üyesi idi.

Bu yeni eksende, bölgedeki tek NATO üyesi Yunanistan, ABD’nin vazgeçilemezleri Suudi Arabistan ve İsrail öne çıkmaktadır. Kurumsal bir ittifak henüz yapılandırılmamış olsa da, dikkat edilecek olursa, NATO üyesi olmasına karşın Türkiye, yeni bölgesel Batı odaklı oluşum ya da işbirliklerinde çok fazla ismi geçen bir konumda değildir. Oysa Trump’ın dile getirdiği NATO’yla ilintili olası bölgesel askeri  işbirliklerinde Türkiye’nin de oyuna ihtiyaç bulunmaktadır. Yoksa Devlet Başkanları arasındaki zor ama bir biçimde uzlaşan ikili ilişkiler anımsanırsa, tüm bu inisiyatifler, Türkiye’yi zorlayan ama gittikçe içine dahil alan daha geniş ittifaklar için mi ele alınmalıdır? Türkiye-Rusya arasında sadece ekonomik değil aynı zamanda askeri işbirliğini de kapsayan ilişkiler ele alındığında, Brzezinski’nin Kazakistan’dan Afrika Boynuzu’na uzanan “kalpgah” haritasında, Türkiyesiz formüllerin bilgisayar fantezisi olmaktan öte bir anlam taşımadığı görülmektedir.

Proje isimleri iddialı ama yaşamın ve uluslararası siyasetin realist zemini çok daha karmaşık ve kompleks bir ilişkiler ağını resmetmektedir. Sonuç olarak, Ortadoğu, 2020’lerde de yine dikkat çeken bir bölge olarak ön plana çıkmaktadır.

 

Dr. Deniz TANSİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.