JOHN A. VASQUEZ’DEN ‘SAVAŞ BULMACASI’

upa-admin 15 Mart 2020 3.210 Okunma 0
JOHN A. VASQUEZ’DEN ‘SAVAŞ BULMACASI’

Kitap Künyesi: John A. Vasquez (2015), Savaş Bulmacası, Çeviren: Haluk Özdemir, Uluslararası İlişkiler Kütüphanesi.

Savaş Bulmacası

Savaş, tek bir nedenler dizisinden kaynaklanmaması nedeniyle karmaşık bir konudur. Savaşı açıklayabilmek için, savaşa giden çeşitli süreçlerin belirlenmesi gerekir. Altta yatan nedenler, savaşla sonuçlanan bir dizi olayı (yakın nedenler) tetikleyen temel nedenlerdir. Komşular arasındaki toprak anlaşmazlıkları, savaşa giden olaylar zincirine yol açabilecek en temel çatışma nedenidir. Toprak anlaşmazlıkları, yazar John A. Vasquez tarafından temel savaş nedeni olarak görülmektedir. Bütün savaş türlerinin kökeni toprak uyuşmazlıkları olabilirken, farklı savaş türlerinin kendi yakın nedenleri vardır. Modern küresel sistemde toprak uyuşmazlıklarını çözmeye çalışırken güç politikası yöntemleri kullanılırsa, eşitler arasında savaşın mümkün olduğu sonucuna varılmıştır.

Güç politikası davranışları, savaşı önlemek yerine, aslında savaşın çıkma olasılığını arttırmaktadır. Bunun nedeni, güç politikasına dair temel uygulamaların -ittifaklar, askeri yığınaklar ve reelpolitik taktikler- tarafları daha katı tutum sergileme konusunda motive eden düşmanlık ve güvensizliği arttırmasıdır. Bazı toprak uyuşmazlıklarını ele alırken dış politikada başvurulan güç politikası uygulamaları savaş olasılığını arttırır, ancak güç politikalarının kullanılıp kullanılmayacağı kısmen mevcut küresel siyasal sistemin doğasına bağlıdır. Savaşın önlenmesi ve barışın sağlanması, silahlı kuvvetlerden ziyade diplomasi yoluyla sorunların çözümüne yönelik mekanizmalar sağlayan yapıların nasıl inşa edileceğinin öğrenilmesiyle ilgilidir. Modern devlet sisteminde, eşitler arasında savaşa neden olan temel unsurlardan biri de, özellikle komşular arasında toprak uyuşmazlıklarının çıkması ve küresel kurumsal ağların sorunun siyasal çözümündeki başarısızlığının, aktörleri güç politikasının sunduğu tek taraflı çözümlere başvurmaya yönlendirmesidir. Yazar, savaşı mekanik anlamda neden olunan birşey olarak değil, bir dizi eylemden taşan bir sonuç olarak görmektedir.

The War Puzzle

Yazar, bir terimin algılanması ve anlaşılması konusunda kavramsallaştırmaya önem vermiş, savaş kavramını açıklayarak devamında çeşitlerine yer vermiştir. Tanımın en önemli amacı, önemli bir kırılma yaratacak bir kavramsallaştırma ortaya koymaktır.  Savaşın farklı tanımları bulunmakla birlikte, yazar tarafından benimsenen, Hedley Bull’un yaptığı tanım olmuştur. Buna göre, savaş; “siyasal birimlerin birbirlerine karşı uyguladığı organize şiddettir“. Burada belirtilmek istenen, savaşın “kolektif” şiddet içerdiği ve basit bir çatışma olmadığıdır. Ayrıca “organize” denilmekle, üç şey anlatılmak istenmiştir. Birincisi, savaşın kural ve gelenekleri olan düzene dayalı bir eylem olduğudur. İkinci olarak, savaşın bir şiddet değil, odaklı ve yönlendirilmiş olmasıdır. Son olarak da, savaş bireysel değil, kolektif ve toplumsal olması anlamında organizedir.  Tanımdaki diğer önemli unsur ise, savaşın siyasal birimlerce yapıldığıdır. Bu da, yine savaşın kolektif yönünü vurgular. Yalnız her kolektif aktör arasında değil, siyasal örgütler arasındadır.

Savaş, değer verilen şeylerin şiddet yoluyla alınması olarak görülebilir. Savaşın belli bir amacı vardır; belirli bir temelde ve genellikle norm ve kurallara göre yapılır. Uluslararası toplum, devletlerin herhangi bir nedenle savaşa gitmelerine izin vermez; ya hukuk, ya da entelektüel tartışmalar yoluyla savaş nedeni ve savaş için meşru gerekçeleri belirler.

Carl von Clausewitz, savaşa dair iki tür tanım yapmıştır. İlki şöyledir; “savaş, politikanın başka araçlarla devamından başka bir şey değildir“. Yani savaşın amacı politikayı başka bir boyutta devam ettirmektir. İkincisi, “savaş, rakibimizi bizim irademizi yerine getirmeye zorlama niyeti taşıyan bir şiddet eylemidir“. Yani kullanılan yöntemlerin mantığı, düşmanın istenileni yerine getirmesini sağlamaktır. Clausewitz, normal siyaset ve diplomasi başarısız olduğunda savaş olduğunu iddia eder. Taraflardan biri, savaşın maliyeti dikkate alındığında bir siyasal amaçtan vazgeçmek veya onu kaybetmek istemiyorsa, savaş olur.

Savaşla en çok ilişkilendirilen olgu düşmanlıktır. Pek çok savaş tanımı, düşmanlığı savaşın nedeni olarak değerlendirir. Thomas Hobbes’a göre, savaş, çatışma eyleminin bizatihi kendisi değil, bilinen niteliklerine ek olarak, aksine bir güvencenin olmadığı bütün zamanları kapsar. Bunun dışındaki bütün dönemler barıştır. Savaş, sürekli korku ve şiddet yoluyla ölüm tehlikesi içeren bir durumdur.

İnsanların diğer bütün etkinliklerinden daha çok ve sık siyasal etkinliklerle ilişkilendirilmesi anlamında savaş siyasaldır. Savaş girişiminde bulunanların belirli bir aşamada onu amaca yönelik hesaplanmış ve rasyonel bir araç olarak kullanması anlamında, savaş, bir araçtır. Rakipleri kendi istekleriyle yapmayacakları birşeye mecbur bırakma girişiminin bir aracı olması anlamında savaş zorlamadır. Savaşlar, genellikle bir ülkeyi savunmak veya genişletmek için veya ülke üzerinde yaşayan insanların refah ya da statüsünü daha da iyileştirmek için yapılır.

John A. Vasquez

Yazarın yaptığı kavramsallaştırmadan çıkardığı bir takım varsayımlar bulunmaktadır. Bunlardan ilki, savaşın öğrenilir olmasıdır. Gruplar, kullanabilecekleri genel bir uygulama olarak savaş yapmayı öğrenir ve daha sonrasında da diğerleriyle ilişkilerinde belirli durumlara uygun tepkinin savaş olduğunu öğrenirler.  İkincisi, savaşın uzun bir süreçten doğmasıdır. Savaş, genellikle anlık bir eylem sonucunda değil, bir dizi adım sonucunda gelişerek çıkar. Üçüncü varsayım, savaşın yalnızca sistemik koşulların bir sonucu değil, etkileşimlerin bir ürünü olduğudur. Son olarak ise, savaş, siyasal karar alma biçimidir. Savaşı anlamak için, önce siyasetin bir ölçüde anlaşılması gerekir.

Savaş tipolojisi oluşturulurken iki farklı yaklaşımdan yararlanılmaktadır. İlki, zaman ve mekandan bağımsız olarak savaşı açıklamaya çalışan davranışsal yaklaşım, diğeri ise, savaşın olduğu zaman ve mekanı savaşın açıklanması için en önemli unsur olarak gören yaklaşımdır. Savaşı sınıflandırmaya yönelik ilk teorik girişim, katılanların sayısına göre savaşları ayıran Lewis Richardson’un çabalarıdır. Richardson, savaşları “ikili” ve “çok taraflı” şeklinde ayırır. Davranışsal yaklaşımlarsa, genellikle tipolojilerini ülkelerin doğasına ve siyasi güçlerine dayandırırlar. Büyük ülkeler arasındaki savaşlar büyük ilgi konusu olmuş; buna ne isim verileceği yönünde çalışmalar yapılmış ve sonunda bunlara “Dünya Savaşı” denilmiştir. Dünya Savaşı, en azından bir döneminde, önde gelen devletleri ve küresel siyasal gündemdeki temel sorunları çözme mücadelesinde diğer başlıca devletlerin çoğunu içine katan, büyük devletler arasındaki geniş kapsamlı ciddi bir savaş olarak tanımlanmıştır. Bu tanım, savaşın kim tarafından nasıl ve ne için yapıldığını vurgular.

Savaş tipolojisinin ardından savaş türleri konusunda da bir ayrım yapılmıştır. Üç farklı teorik boyutla tipoloji yapılmıştır. Birincisi, çatışan taraflar arasındaki güç dağılımı. Buna göre, eşitler arasında ve eşit olmayanlar arasında savaş meydana gelmektedir. Eşitler arasındaki savaşlar Rekabet Savaşları, diğeri ise Eşitsizlik Savaşları olarak adlandırılır. Uzun vadeli rekabetlerin sonrasında gerçekleşen Rekabet Savaşları güç dengesi mantığına yatkınken, Eşitsizlik Savaşları başlatanın kim olduğuna bağlı olarak güç veya fırsat üstünlüğüne ya da devrim mantığına daha yakındır. Ayrıca rasyonel hesaplara başvurulması, zayıfın öfkesi ve savaşın yürütülüş biçimi gibi etkenlerden eşitsizlik sorumludur. Güç farklılıklarının savaşın sonucu üzerinde büyük etki doğuracağının açık olması nedeniyle fayda-maliyet hesaplarına daha yatkındır. İkinci fark, hem savaşla ilgili amaç ve araçlardan, hem de Clausewitz’in savaşın mutlaklaştığı yönündeki uyarılarından türetilmiştir. Sınırlı ve Topyekün olarak ayrılan bu savaşlar arasındaki araçlara dayalı ayrıma göre; Sınırlı Savaşlar az sayıda kaynak ve personel ile gerçekleşirken, Topyekün Savaşlar toplumun üst düzeyde seferberliğini içermektedir. Sınırlı Savaşlar, kullandıkları araçlar ile nerede ve nasıl yürütülecekleri bakımından çok daha kontrol altındadır. Topyekün Savaşlarda ise durum daha farklıdır. Belirli türdeki silahlara dair yasaklamalar olsa da, savaşmak için pek kısıtlama olmaksızın bütün kaynak ve araçların mobilize edilmesi söz konusudur. Amaçlar açısından Sınırlı Savaşlar belirli ve somuttur, rakibin bağımsızlığına ve ülkenin büyük bir kısmına dokunulmaz. Topyekün Savaşlar ya koşulsuz teslim talebiyle, ya da total bir yıkım yoluyla karşı tarafın yönetici liderliğinin tamamen devrilmesini ister. Böylesi bir savaşın ardından gelen barış, rakibin diğerlerini ve kurumlarını yeniden inşa etme çabalarını içerir. Etki bakımından da farklı ve daha uzun süreli etkiye sahiptir. Sınırlı Savaşları Topyekün Savaşlardan ayıran farklardan biri de şudur; Sınırlı Savaşlarda, taraflar kendilerini pazarlık konusu olan amaçlarla sınırlandırır ve hayati sorunları gündeme getirmeme, ya da düşmanlığı söz konusu olan hayatta kalmakmış gibi savaşacak düzeye çıkarmamasıyla Topyekün Savaşlardan ayrılır.

Savaşların sınırlanma derecesini iki unsur belirler. Birincisi, çatışanların üzerinde kavga ettiği sorunlar ve çıkarların doğasıdır. Küçük sorunlarla ilgili savaşlar geniş kapsamlı olanlarla aynı değildir. İkincisi, savaştaki uygulamaların ve bununla ilişkili söylemlerin herhangi bir dönemde gelenekler çerçevesinde savaşta kullanılan amaç ve araçları kısıtlayıp kısıtlamadığıyla ilgilidir. Araçların ölçülmesinde Sınırlı-Topyekün savaş farkı dereceye dair farktır. İlk olarak; en iyi ölçüm, savaşları tasnif ederek yapılır. Savaşta kullanılan araçların sınırlı mı, yoksa sınırsız mı olduğu, toplumun nüfusunun veya ekonomisinin savaş için seferber edilme derecesine bakılarak ölçülür. İkincisi, kullanılan askeri taktiklerin, belirli silahların kullanımı konusundaki sınırlamalara veya belirli hedeflerden kaçınma konularına bakılarak yapılan incelemedir. Son olarak, her bir katılımcının savaş çabası ölçümlerini toplamak gündeme gelir.

Amaçların ölçülmesi bu kadar kolay değildir. Çünkü amaçlar, savaş ilerledikçe değişebilir. Kamuoyuna yapılan açıklamalar, resmi belgelerin incelenmesi tarafların amaçlarının sınırlı olup olmadığı konusunda bilgi verir.

Hızlı bir zaferle sonuçlanmayan bir savaşta arabuluculuk yapabilecek başka devletlerin olmaması, Rekabet Savaşlarının Topyekün Savaşlara dönüşme olasılığını artırır. Eşit olmayanlar arasındaki savaşların topyekün hale gelme olasılığı ise daha düşüktür.

Tipolojideki son boyut, savaşları İkili veya Bileşik olup olmamalarına bakarak savaşları sınırlandırır. Bu ayrım, Lewis Richardson’un çalışmalarından elde edilmiştir. Üçten fazla katılımcısı olan savaşlara, savaşın genişlemesi ve yayılmasına dair bir model oluşumuna yol açabileceği için Bileşik adı verilmiştir. İkili ve Bileşik savaşlar ayrımının yapılması, savaşların nasıl ve ne kadar genişlediğini ve ittifakların ve yayılmanın, savaş süreciyle savaşların ciddiyeti ve sürelerini nasıl etkileyebileceğini daha genel anlamda görebilmemiz için bir yol sunar.

Savaş tipolojilerinin ardından, yazar, savaşı anlama konusuna Rekabet Savaşları üzerinden yoğunlaşmıştır. Bunun için de, yine ilk adım olarak kavramsal boyuta değinmiştir. Rekabet, temelde sembolik ve aşkın çıkarlara odaklanan çekişmelerin çözümlenememe eğilimi nedeniyle doğar.  Rekabeti tanımlayan ayırıcı unsur, sorunların aktör boyutu temelinde tanımlanmasıdır. Rekabet kızıştıkça, bütün sorunlar tek büyük bir sorunla bağlantılandırılır ve bu sorun etrafında birleşir.

Rekabet kavramı, önemli ölçüde güç siyasetiyle ilgilidir. Güç siyaseti teorisine bakarken, tarihin bir ürününe liderler ve diplomatların belirli sonuçlar doğurmuş olan uygulamaları hakkındaki çeşitli fikir ve düşünceler bütününe bakılır. Vasquez, güç siyaseti uygulamalarının barıştan çok savaşla ilgili olduğunu iddia etmektedir.

Modern küresel sistemde liderlerin kendi eşitleriyle ilişkilerini yönlendiren hakim entelektüel gelenek, güç siyaseti teorisi olmuştur. Güç siyaseti teorisi, amaç ve araçları tek bir gelenek olarak tanımlayan birbiriyle ilgili uygulamaları bir araya getirerek, politikalara bir mantık ve bağımsız birimlerin eylemlerine tutarlılık kazandırır. Bu nedenle, güç siyasetini dış politikanın bir türü olarak formüle edilebilir. Bu siyasetin önde gelen savunucuları Thucydides, Machiavelli, Clausewitz ve Hans Morgenthau’dur.  Yazara göre, dış politikanın ve özellikle güç siyasetinin savaşla bağlantısını anlamak için, somut politika, davranış ve uygulamaların daha dikkatli bir biçimde ayırt edilmesi ve ardından her birinin savaşın başlangıcında oynadığı olası rollerin betimlenmesi gerekir. Güç siyaseti politikaları, dünya politikasının merkezine tek taraflı çabaları ve kuvvet kullanımını koydukları için genellikle savaşla ilişkilendirilirler. Yazar, bunu söylerken, güç siyasetiyle bağlantılı uygulama ve davranışları kastettiğini belirtmiştir.

Vasquez, savaşa dair güç temelli teorileri eleştirmektedir. Bunlar; hegemonik savaş teorisinin Robert Gilpin tarafından yapılan neo-realist formülü, Organski’nin güç dengesine yönelik eleştirisi ve savaşın başlangıcına dair güç geçişi açıklaması ile George Modelski’nin uzun döngü teorisidir. Vasquez’in hegemonik teori ile ilgili eleştirisi, iki büyük devletin savaşabilecek olmasının neden savaştıklarını açıklamadığı yönündedir. Ayrıca hegemonik teorinin, savaşın yeterli koşullarının çerçevesini dahi çizmediğini belirtmiştir. Organski’nin bulguları ise, devletler arası savaşların çoğu açısından güç geçişinin uygun olmayan ve yetersiz bir açıklama olması bakımından eleştirilmiştir. Yapılan araştırmalarda, güç geçişinin her zaman savaşa yol açmadığı görülmüştür. Bununla birlikte, güç geçişi teorisinin savaşın başlangıcı gibi savaşın yeterli koşullarına dair bir açıklaması yoktur. Eleştirilen diğer teori olan Modelski’nin uzun döngü teorisine göre; küresel ticaret sistemine hakim olan devletin sistem üzerinde liderlik yaptığı uzun bir liderlik döngüsü vardır. Küresel savaşlar, sistemdeki liderin kim olacağı üzerine yürütülen savaşlardır. Vasquez, gücün analiz merkezine konulmasını eleştirirken, açıklamaların az sayıda savaşla sınırlı olduğunu ve önemli büyük savaşlara dair açıklamaların zayıf açıklamalara sahip olduğunu, belirsizlik içerdiğini ve yetersiz kaldığını belirtmiştir.

Yetenekler de, savaşın alacağı şeklin ve savaşı kimin kazanacağının belirlenmesinde önemli bir etkiye sahiptir.

Vasquez, genel itibariyle Realist yaklaşımları eleştirmektedir. Savaşı ve nedenlerini açıklamada ve anlamlandırmada eksik olduğunu, savaşın ya da ele alınan durumun nedeninden ve nasılından bahsetmediğini belirtmektedir. Bütün olguların ve durumların güç üzerinden açıklanamayacağı savunmaktadır. Realistler, (az sayıdaki) küresel büyük savaşları konu edinirken, Vasquez daha çok sayıda olan Rekabet Savaşlarından yola çıkmaktadır.

Bütün savaşlar sorunlarla başlar; fakat bütün sorunlar savaşla sonuçlanmamaktadır.  Burada güç değil, toprak hakkındaki kaygıların, savaşla sonuçlanan çatışmanın altta yatan ve temel kaynağı olduğu ileri sürülmektedir. Temel olarak güç elde etmek için yapılan savaşların sayısı azdır ve güç geçişleri veya yeteneklerdeki değişimlerin yarısı savaşla sonuçlanmıştır. Devletler arası savaşları anlamada kilit unsur, güç mücadelesinden ziyade, insanların toprağı işgal etme ve gerekirse savunma eğilimi, yani ülkeselliktir. Ülkesel uyuşmazlıklar daha fazla savaş eğilimlidir ve yazara göre, genellikle savaşa sebep olacak olaylar zincirini başlatmasıyla temel ve ülkeler arasında dostane bir ilişki varsa sonrasında sorun çıkmasının düşük olması bakımından sebep olması yönünden, bu sorunlar savaşın temel nedenidir.  Devletler arası savaşların başlangıç noktası olarak ülkesel bitişiklikle ilgilidir. Bundan meydana gelen uyuşmazlıklar, doğrudan savaştan sorumlu değillerdir; fakat kontrol edilmedikleri taktirde savaşla sonuçlanan bir dizi olayı tetiklerler. Bitişik devletlerin savaşması olasılığı, bitişik olmayanlara göre 35 kat daha fazladır. Savaşın kaynağı olarak karşılaşılan diğer sorunların da ülkesellikle ilgisi vardır.

Devletler arası savaşların çoğu, komşularla sınırlıdır. Ülkesel sorunlar çözülmediğinde, komşular arasındaki ilişkiler güç mücadelesine dönüşür. Ülkesel uyuşmazlıkları çözüme kavuşturmanın modern dönemdeki en etkili yöntemlerinden biri, tampon bölgeler kurulması olmuştur.  Tampon bölge oluşumları, savaşları sona erdiriyor ve bitişiklik savaşı teşvik ediyorsa, bu, toprağın savaşın nedeni olduğunu göstermektedir. Çünkü, nedenin belirli bir doğrultuya yönlendirilmesi barış sonucunu doğururken, başka bir doğrultuya yönlendirilmesi savaş sonucunu doğurmaktadır.

Ülkesel sorunları ele almak için seçilen yöntemler, savaş mı, barış mı olacağını belirler. Bu nedenle, devletlerin dış politika uygulamaları savaşın yakın nedenleri olarak görülmektedir. Eşitler arasında savaşa giden en kesin yol, toprak sorunlarını çözmek için güç siyaseti uygulamalarının kullanılmasıdır. Birbiri ardına atılan her adım, tarafları savaşa yaklaştıran başka bir adım daha atma konusunda sahneyi hazırlayan dış politika uygulamalarının benimsenmesini teşvik eden bir durum yaratır.

Realistler, ittifakları, anarşiye ve onun yarattığı güvensizliğe bir tepki olarak görür. Bunun aksine, yazar, ittifakların savaşla ilgisi olduğundan bahseder. Savaşın muhtemel nedeni olmasa da, ittifak oluşumu barış getirmemekte ve karşı ittifakları kışkırtmakta, peşinden de savaş getirmektedir. İttifakla savaşın patlak vermesi arasında genellikle bir zaman dilimi olduğunu göstermesi nedeniyle, ittifakların savaşa doğrudan doğruya neden olmadığı, ama savaş olasılığını arttıran durumun daha da kötüleşmesine neden olduğu gözlenmiştir. İttifaklar, devletleri savaşın içine çekme eğilimi taşır ve savaş yayıldıkça savaşın uzama ve yayılma olasılığını artırır. İttifakların çatışmacı etkilerinin en az olduğu dönem, Viyana sonrası Avrupa Uyumu düzenin olduğu dönemdir.

Güvensizlik sorunları beraberinde silahlanma yarışını getirmektedir. İki rakip arasında ne kadar çok kriz olursa, silahlanma yarışından kaçınmak o kadar zorlaşır. Ülke, silahlanma yarışı için içeride destek sağlamak amacıyla bu yarışı abartır. Bu durum, diğer tarafın korkularını arttırır ve karşılıklı silahlanma eyleminden doğan bir sarmal oluşur. Devletler arasındaki bu yarış, rakip devletler arasında geçerli olmaktadır; diğer savaş türlerinde silahlanma yarışı devreye girmeyebilir. Devletler arası krizi tırmandıran bir diğer unsur da, ülkelerin durumu algılayış biçimidir. Taraflardan birinin uzlaşının mümkün olmadığını düşünmesi, sorunun tırmanmasına neden olur.

Kilit unsur, atılan her adımın düşmanlığı yoğunlaştıran ve daha fazla adım atılma olasılığını arttırarak karşı konulması giderek zorlaşan gözle görülür etkiler doğurmaktadır. Ayrıca her adım, rakipleri savaşa daha iyi hazırlar ve bu yapılacak savaşın kapsamını ve süresini belirler. Güvenlik sorunları çıksa bile, ittifaklardan kaçınıldığında, veya ittifak imzalanmışsa bile askeri yığınaklardan kaçınıldığında ve silah yarışı olursa meydana gelen krizler atlatılabildiğinde, savaşın önlenmesi mümkündür.

Devletler arası rekabetlerin savaşla sonuçlanıp sonuçlanmayacağı, devletlerin birbirlerine yönelik davranışlarıyla ilgilidir. Bu konuda, devletlerin iç siyasi yapılarının ve uygulamalarının da etkisi vardır. İç siyasal ortam, savaş başlangıcını iki biçimde etkiler. Birincisinde, ulus devletlerin attığı savaşa giden adımlar yalnızca iki taraf arasındaki düşmanlıkları arttırmakla kalmaz, savaş olasılığını arttıran tepkiler de doğurur. Rakibe dair içerdeki düşmanca imajlar, gidişatı değiştirmek yerine, gittikçe savaşa daha da yakınlaştıran adımlar atarak savaş yolunda ilerleme konusunda liderleri cesaretlendirir. İkincisinde, iç siyasal ortam, Rekabet Savaşının zamanlamasını etkiler. Savaş çıkmadan önce en azından taraflardan biri mobilize olmalıdır. Halk, yalnızca kararı kabul etme konusunda değil, savaşı kazanması için devlete mümkün olan en fazla şansı vermek amacıyla istekli bir biçimde savaşma ve fedakarlık yapma konusunda da mobilize olmak zorundadır. Rekabet geliştikçe ve savaş olasılığı ortaya çıkınca, ülke içindeki danışmanlar, savaşa gelmek isteyenler ve savaştan kaçınmaya çalışanlar şeklinde iki gruba ayrılır. Bu iki grup, sert tutumlular ve yumuşak tutumlular olarak adlandırılmaktadır. Savaştan kaçınma olasılığı, uzlaşmacılar her iki tarafta da tam kontrol sağlamışsa, ya da potansiyel revizyonist devletlerde hakim konumdaysa yüksektir. İç siyasal ortamda devreye sokulan her yeni güç siyaseti uygulamasının (ittifak oluşumu, askeri yığınak ve kriz diplomasisi) karşı tarafta sert tutumlularının etkilerini arttıran ve başka tırmandırıcı eylemleri destekleyen içsel sonuçları vardır.

Dünya Savaşlarının, hem küresel, hem de ülke içi sistemler üzerindeki derin etkileri ve spesifik özellikleri diğer bütün savaş türlerinde olduğundan daha beklenmedik biçimlerde ortaya çıkar. Bunun nedeni, savaşla sonuçlanma olasılığı yüksek adımların yalnızca belirli biçimlerde ve belirli koşullar altında izlenirse Dünya Savaşına neden olmasıdır. Vasquez, Dünya Savaşını, devam etmekte olan bir savaş varsa buradan doğan bir savaş türü olarak ele almaktadır. Göreli eşitler arasında oldukları için, Dünya Savaşları Rekabet Savaşlarıdır. İkiden fazla devleti ilgilendirdiği için Bileşik Savaşlardır ve taraflar amaç ve araçlarını sınırlandırmadığı için de Topyekün Savaşlardır. Kapsam, ciddiyet ve süre açısından diğer savaşlarla karşılaştırılabilir. Savaşın kapsamı, katılımcıların sayısını, ciddiyeti muharebe kaynaklı ölü sayısını ve süresi de uzunluğunu ifade eder.

Dünya Savaşlarını farklı kılan şey, savaşın büyüklüğüdür. Bu savaşlar en başta Dünya Savaşı olarak başlamayıp, zamanla yayılarak dönüşmektedir. Dünya Savaşları iki şekilde başlamaktadır; az sayıdakiler, iki büyük devletin birbirlerine saldırması ve daha sonra diğer devletleri savaşın içine çekmesiyle başlar. Daha tipik haliyle de, büyük bir devletin küçük bir devleti kışkırtması veya ona saldırması ve büyük devletin rakibinin küçük devletin yardımına gelmesiyle başlar. Yayılan savaşların hepsinin başlangıç aşamalarında küçük devletler bulunmaktadır.

Savaşın yayılmasında 6 önemli unsur bulunmaktadır; çatışanlardan biriyle ittifak ilişkisinin varlığı, ülkesel bitişiklik, rekabetin varlığı, eklemlenme etkileri, siyasal düzenin çökmesi ve ekonomik bağımlılık. Bu unsurların var olmadığı durumlarda bir Dünya Savaşı gerçekleşmeyecektir. İttifakın etkisi şu şekilde görülmektedir; çatışmayanlarla ittifakı bulunan devletler arasında bir savaş ortaya çıktığında, bu, çatışmayan tarafların savaşın içine çekilme olasılığını da arttırmaktadır. Bu yolla savaş yayılmaktadır. Savaşı yayma kapasitesine sahip olan ittifaklar; katılan devletlerin küçük devletler olması, ittifakın bir savunma paktı olması gibi bazı özelliklere sahiptir. İttifakın yanında, savaşın yayılmasına sebep olan diğer unsur ise; ülkesel bitişiklik yani sınır paylaşımıdır. Savaşın içine çekilme olasılığı bitişik bölgeler için yüksek, arada su alanları varsa daha düşüktür. Diğer yandan, çatışan tarafla hem ittifak, hem de sınıra sahip olmak, savaşa girme olasılığını büyük oranda arttırır. Yapılan araştırmalar sonucunda, büyük devletlerin savaşın içine çekilmeye daha yatkın olduğu sonucuna varılmıştır. Fakat küçük devletler savunma paktlarından ve sınır bitişikliğinin etkisine direnmekte daha zayıftır. Bu durum, büyük devletlerin savaşa çekilmesinde başka unsurların da etkili olduğunu göstermektedir.  Savaşın yayılmasındaki kilit unsurların üçüncüsü rekabettir. Rekabet ortamında savaşların engellenmesinin yolu, büyük devletlerin küçük müttefiklerini kontrol edebilmesi ve dolayısıyla, bu küçük devletlerin onları savaşın içine çekmesine engel olmasıdır. Diğer yol ise, eğer patlak verirse, savaşın nasıl sınırlı tutulacağı konusunda rakiple ortak bir anlayış geliştirmektir. Eklemlenme etkileri ise, devletlerin devam etmekte olan bir savaşla karşı karşıya kalındığında büyük devletler ne yapıyorsa onların da aynısını yapması nedeniyle savaşların yayılmasıdır.

Büyük devletler arasında savaşın yayılması, savaşı çeşitli bakımlardan büyütebilecek şekilde düzenin çekilmesine neden olabilmektedir. Küçük devletlerin liderleri açısından büyük devletler arasındaki savaşlar bölgelerinde istedikleri değişiklikler konusunda bir fırsat oluşturur. İkinci olarak, liderler risk alma konusunda daha istekli hale gelirler. Son olarak, savaş, çatışanların ihtiyaçları, bu ihtiyaçları kendi rızalarıyla ya da istekleri dışında karşılayabilecek olanları savaşın içine çektiği için yayılır. Çatışanlarla veya savaşla temasın savaşa karışma olasılığını arttırması anlamında “savaş bulaşıcıdır” denilebilir.

Dünya Savaşları üç gerekli koşulla bağlantılıdır. Bunlar; sistemdeki yeteneklerin çok kutuplu dağılımı, bu çok kutupluluğu iki düşman bloğa indirgeyen bir ittifak sistemi ve birinin diğeri üzerinde net bir üstünlüğe sahip olmadığı iki bloğun oluşmasıdır.

Savaşın ciddiyetinin tam olarak açıklanması için, savaş çıktıktan sonra onu topyekün hale getiren temel unsurlar belirlenmelidir. İlk olarak, kutuplaşma her iki tarafın askeri yeteneklerini arttırarak ve olası savaş alanını genişleterek, algılanan tehdit düzeyini yükseltir. Bu durum, savaşın daha sonraki aşamada yayılması için temel oluşturur ve iki tarafın da askeri harcamalarını arttırmasına neden olur. Bu artış, silahlanma yarışını doğurur.

İkinci olarak, kutuplaşma her iki tarafın dikkatlerini onları ayrıştıran sorunlara odaklar ve tarafları birbirine bağlayan konuların görünürlüğünü artırır. Üçüncü olarak, tam kutuplaşma herhangi bir büyük devletin arabulucu olarak davranma olasılığını ortadan kaldırarak, hiç kimsenin uyuşmazlıkları çözme konusunda kural ve normlara bağlı kalmayıp, eldeki temel sorunların çözümünde şiddetin tek meşru yöntem olduğuna işaret edecek şekilde kendi başının çaresine bakma önlemlerine güvendiği gerçeğini yansıtır.

İttifakların savaşı önlemekten çok savaşa hazırlanma biçimi olduğu varsayımına dayanarak, ittifakların çoğu savaşın süresini etkiler. Süreyi etkileyen diğer unsur, ekonomik kapasitedir. Bir müttefikten gelen ekonomik destek, yalnız savaştığında çökebilecek bir devletin dayanmasını sağladığı için ve daha güçlü olan müttefikin bu ekonomik desteği özellikle siyasal baskıyla birleştirdiği zaman savaşlar uzar.

Dünya Savaşları, kapsam, ciddiyet ve süresi bakımından çok kutuplu güç dağılımı, blokların kutuplaşması ve taraflar arasındaki gücün göreli dağılımı gibi özgün niteliklere sahiptir. Bunlarla birlikte, Dünya Savaşlarının önlenmesi diğer savaşları ortadan kaldırmamaktadır.

Küresel siyasal aktörler, hükümetin yokluğunda, savaşa gitmeksizin sorunlara çözüm yolları bulmuştur. Buna göre, barış, savaş ve özellikle büyük devletler arasındaki savaş olasılığının azaldığı bir dünya sistemi olarak tanımlanabilir. Diğer yandan, siyasal aktörlerin amaçlarına ulaşmak için şiddete başvurma olasılıklarındaki azalma anlamına da gelmektedir. Barış, yalnızca savaşın yokluğu değildir ve uzlaşmazlıkların çözümünü kapsayan siyasi bir yönetimdir. Başarılı bir siyasal sistem, hükümetler gibi, karşılıklı bağımlı bir karar alma sürecini kurumsallaştırmalı, ama aynı zamanda savaş gibi, siyasal aktörlerin bu karşılıklı bağımlılıktan kaçarak açmazlardan çıkmasına izin veren bir dizi kural sunmalıdır. Dünya Savaşı gibi büyük bir savaştan sonraki barış anlaşmaları, tipik olarak devletler arasındaki ilişkilerin yürütülmesi ve gelecekteki sorunların çözümü konusunda bir sistem oluşturur. Bu, bazen resmi olarak bir anlaşmayla ve uluslararası örgütlerin kurulmasıyla yapılır. Sınırlı bir ikili savaştan sonraki barış anlaşması da benzer etkilere sahiptir; ama iki taraf arasındaki ilişki biçimini şekillendirmekle sınırlıdır. Barış, çıkarları paylaştırması ve hakim güç dengeleri tarafından uygulanacak bir statüko tesisine yönelik olarak sorunları çözmesi anlamında onu yaratanların çıkarlarını yansıtır.

Barış dönemlerini kapsamlı savaş dönemlerinden ayıran en önemli unsur, eylemlerin tek taraflı doğasıdır. Kurallar, siyasal aktörlerin sorunlar karşısında tek başlarına hareket edemeyecekleri bir yapı oluşturduğunda büyük devletler arasındaki gerilimler azalır. Barışçı dönemlerin özelliği, yalnızca  barışçı ilişkiler doğurmakla kalmayıp, çatışmanın varlığında bile savaş olasılığını azaltan bir etkileşim biçimini sürdüren ve bu şekilde ayırt edebilen eylemlerdir. Barışçıl dönemler, büyük devletleri birbirleriyle ortak sınırları olamayacak şekilde bilinçli olarak coğrafi anlamda birbirinden ayırma çabalarıyla bağlantılıdır. Bu, genellikle tampon bölgeler yaratarak yapılmıştır. Aynı öneme sahip bir başka konu da tazminat uygulamasıdır. Barışçıl dönemlerin ikinci özelliği, kurtarıcılık ve yayılmacı ideolojilerin yokluğudur. Barışçıl dönemlerde, farklılıkları hoş görme yönünde daha fazla isteklilik vardır. Devletler statüko ile temel olarak tatmin olmuştur ve değişim uçlarla sınırlıdır. Tampon devlet, tazminat ve sistem yönetimini sağlayan bir kurumsal  ağ oluşturmak için büyük devletleri bir araya getiren  güç uyumlarına dair örnekleri barışçıl sistemler sunar. Küresel kültürün pacta sunt servanda geleneğini norm olarak kabul ettiği dönemlerde, askeri uyuşmazlıkların ve uyuşmazlıklara karışan büyük devletlerin sayısının azaldığı sonucuna varmıştır.

Barışçıl dönemlerde sistem, sorunların çözümü için siyasetin dışında başka öneriler getirerek aktörler arasındaki çekişmeleri kısıtlar. Bu konuda özellikle devletlerin ülkesel sorunları ele alınmasına olanak sunan uygulamalar -tampon devletler, tazminat ve güç uyumları- kullanılmıştır.

İttifaklar ile barış anlaşmalarına adanmış konferans ve anlaşmalarla savaş arasında pozitif bir ilişki varken, ülkesel sorunların (özellikle sınır sorunları), ekonomik sorunların ve diğer sorunların şiddet içermeyecek şekilde çözümüne adanan konferans ve anlaşmalarla savaş arasında zıt bir ilişki vardır.

Sonuç olarak, iki devlet arasında ülkesel uzlaşmazlıkların varlığı, askeri uyuşmazlıklarla sonuçlanmaya eğilimlidir. Savaşa neden olan şey toprak olsa da asıl sebep; toprak sorunlarının kendisi değil, bunların ele alınış biçimidir. Aynı devlet çiftleri arasındaki uyuşmazlıkların tekrarlanması rekabete neden olmaktadır ve rekabet de toprak sorunlarıyla tetiklenmese dahi savaşa sebep olabilmektedir. Vasquez, savaş kavramını kuramsal olarak ele almış, ardından katılanların sayısına, savaşın büyüklüğüne ve sebebine göre yapılan ayrımlarla oluşturulan türlere değinmiş ve savaşın sebebini açıklamada, bulmacayı çözmede rekabet savaşları üzerinden yol almıştır. Ülkelerin arasında birçok sebep ve yan unsur nedeniyle çatışmalar çıkığını bunların içerisinde ise en büyük sebebin ve tetikleyicinin toprak uyuşmazlıkları olduğu kanaatine varmıştır. Savaş türlerinin incelenmesi sonrasında çatışmaların çıkması üzerine varsayım ve çıkarımlarda bulunmuştur. Bütün bunlardan hareketle, savaşlar; rekabet, toprak, ülkesel bitişiklik, ittifaklar, silahlanma yarışları, iç politika ve güç siyaseti arasında bağlar kurularak tartışmalar yapılmış ve savaşla ilişkisi açıklanmıştır.

 

Şeyma KIZILAY

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.